Yeşil Çamın Devirdiği Çamlar
Bugün yaşadığımız pek çok sosyal sorunu anlayabilmek için, Türk film endüstrisine, yani yeşilçamın kurguladığı toplumsal bilinçaltına bakmak gerekiyor. Paranın, güzelliğin, gücün özne bir değer olarak kabul edildiği "sanal" bir hayat kurgulayan, dedemlerden babamlardan duyduğum; "Misafirin çayına atacak şeker bulamazdık" denilen dönemde istanbul burjuva sınıfının koket yaşamlarını insanların gözüne ulaşılması gerekli nihai bir hedef gibi sokan bu "çarpık" senaryo dili aslında bugün çok şikayet ettiğimiz sosyal buhranları üreten insan tipolojisini de meydana çıkarmıştır. Bugün Türk televizyonculuğu denen bulamacın özü, haberden, magazine, magazinden aktüaliteye işte bu yeşilçam sendromuna dayanır.
Yeşilçamın kurgusal yaklaşımının en tipik göstergelerinden biri de; engelliliğe bakışıdır. Sinemamızda 60lı yıllardan bu yana engellilik,acziyet, dışlanması gereken bir varlık, daha vahimi bizzat bu kavramı yaşayan bireyin gözünden kendi varlığını küçültücü bir yaklaşım olarak ele alınmıştır.
Yeşilçamın bir şişe rakı parasına senaryo yazan muhterem(!)
senaristlerinin kalemlerinden engelliler şöyle seslenmektedir toplumun bilinçaltına;
- Kızım bak o subay çocuk sana çiçek göndermiş
- Baba sakat bir kıza gönderilen çiçeğin şefkatten başka ne anlamı olabilir?
- Ama kızım!
- Babacığım rica ederim bu bahsi kapayın!
Ve bahis kapanır. Bize, sakat bir kızın sevilemeyeceği, böyle bir şeyin mucizelerde bile gerçekleşemeyeceği önyargısı kalmıştır. Başka bir filmde evlendikten sonra koltuk değneğiyle yaşamaya mahkum(!) Nejat, hanımına filmin sonuna kadar şöyle demektedir;
- Nesteren bırak beni. Ben bu sakat halimle seni mutlu edemem. Sen daha çok gençsin, hayatını kurtar....
- Nejat.......
Film bu diyaloglarla ve tuhaf trajedilerle sürüp giderken şunu öğreniriz yeşilçamdan; bir erkek koltuk değnekli yaşarsa bu hanımını bedbaht etmek için yeterli bir sebeptir. Hemen o kadın kocasından vebadan kaçar gibi kaçmalıdır.
Bu örnekler sayfalarca uzatılabilir. Ama bugünün haber dilini ve toplumsal önyargısını oluşturan ana fikir budur. Yeşilçam yıllarca en alakasız yaşamları bile birbirine cemetmiş, tuhaf ilişkilerden dramlar ve komediler çıkarabilmiş, ama sakat insanları bir türlü hayvan-insan
karışımı tuhaf bir yaratık mesabesinden çıkaramamıştır.
Zamanla bu önkabul bir önyargı olmuş, bu yaşamın seyrinde tabii olan süreç geri dönülmez, mutluluğa çevrilemez, yeniden yorumlanamaz adeta dünyada bir cehennem halini almıştır.
Tamam, yeşilçam yakışıklı jönleri ve güzel hanımları, orjinal(!) senaryolarıyla bir fenomendir ama, bugün kendisini dışardaki hayattan önce Nejat'laştıran engelli prototipinin ve Nejat'ları güzelliğin, yakışıklılığın ve zenginliğin dünyasında kurgulanmış trajedilerle ötekileştiren, haber bültenlerinde onları-bizleri acınmanın öznesi kılan bu filmler ve bu pervasız ifadeler değil midir?
Evet eski Türk filmleri çok güzel. Boğazı ve yeşilliği seyretmek, Hülya hanımla Ediz beyin aşklarına dalıp rüyalar görmek hoşta, yeşilçamın oluşturduğu bu önyargı canavarı hala sosyal hayatta en büyük engelimiz!
Pozitif bakmayı düşünürken Nejat'laştırılan algılamamızı da tahlil etmeliyiz bence. Ya sizce?
Emrullah Emin
|