Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Sinemasal > Yakın Çekim

Yakın Çekim Sinema ile ilgili gündem ve haberler...


Dosya : Dövüş Klübü

Yakın Çekim içerisinde Dosya : Dövüş Klübü konusu: KURALLAR Dövüş Kulübü'nün birinci kuralı... Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız. Dövüş Kulübü'nün ikinci kuralı... Dövüş Kulübü hakkında KONUŞMAYACAKSINIZ. Dövüş Kulübü'nün üçüncü kuralı... Birisi dur derse ya da sakatlanırsa kavga biter. Dövüş ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 11:05
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2007
Mesajlar: 38
Standart Dosya : Dövüş Klübü

KURALLAR


Dövüş Kulübü'nün birinci kuralı... Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız.
Dövüş Kulübü'nün ikinci kuralı... Dövüş Kulübü hakkında KONUŞMAYACAKSINIZ.
Dövüş Kulübü'nün üçüncü kuralı... Birisi dur derse ya da sakatlanırsa kavga biter.
Dövüş Kulübü'nün dördüncü kuralı... Sadece iki kişi dövüşür.
Dövüş Kulübü'nün beşinci kuralı... Her sefer sadece bir dövüş olur.
Dövüş Kulübü'nün altıncı kuralı... Tişört yok, ayakkabı yok.
Dövüş Kulübü'nün yedinci kuralı... Dövüş sürebildiğince uzun sürer.
Dövüş Kulübü'nün sekizinci kuralı... Eğer bu Dövüş Kulübü'nde ilk gecenizse, dövüşeceksiniz.
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 11:14
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2007
Mesajlar: 38
RESİMLERDE FİGHT CLUB
















Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 11:18
merve
Guest
 
Mesajlar: n/a
ben bi izleyemedim şu flm i yaa
nedense bi türlü denk gelmedi

çok şey kaçırmışım sanırım edwart norton ı görünce
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 11:28
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2007
Mesajlar: 38
UNUTULMAZ REPLİKLER



Tyler : "Senin bakmak istediğin şekilde bakar, senin düzmek istediğin gibi düzerim."


tyler- düve nedir ?
anlt- battaniye ...
tyler-peki toplayıcı, avcı insan manasında bir düveye ihtiyacımız varmı ? HAYIR... peki öyleyse biz neyiz ?
anlt - tüketiciyiz....
tyler- evvvettt.. bizler tüketiciyiz .. TUTKULU BİR YAŞAM TARZININ YAN ÜRÜNLERİYİZ...



__________________________________________________ ________________________


- bana cüzdanını ver..
- hımm demek ...... caddesi no b .... hoş bir bodrum katı

- bodrum katı olduğunu nasıl anladın...

- çünkü sadece bodrum katlar numara değilde harf olur...

- demek okuyorsun... ne okudun...

- (adam ağlıyarak) bilmiyorum bişiler bişiler...

-(tyler tabancayla kafasına vurur) lanet olsun sana ne okuduğunu sordum...

- biyoloji....

- peki ne olmak istiyorsun....

- .........

-(anlatıcı).. tanrım konuşsana seni vurcak....

- veteriner (ağlayarak) tanrım veteriner olmak istiyordum..

-pekela ehliyetine el koyuyorumm.. seni izliyicem.. eğer 1 hafta içinde veteriner olmak için çalışmaya başlamazsan seni öldürücem... hadi şimdi koş git burdan..

-(adam arkasına bile bakmadan kaçar)

- koş forrest koş........



__________________________________________________ ________________________


anltc - Vücut geliştirme salonlarında vücutlarını CALVIN KLEIN belirlediği ölçülere yetiştrimek için çalışan adamlara acıyordum

anltc - hey şuna bak (fotoğrafı tyler a gösterir)

tyler- Vücut geliştirmek bir mastürbasyondur...

Jack,

- aslında onları duyamıyacam 3. kata taşına bilirdim...
ama bunu yapmadım

dedikten sonra bodruma iniyor sigortayı kapatıyor... tekrar yukarı çıkarken kapı aralığından tyler ın odasına bakıyor ve tam o esnada tyler kapıyı açıyor...

- heyy sen ne yapıyorsun?

- şeyy hiç hiç bişy.....

- Devam etmek istermisin

-oohh yoo saol teşekkür ederim..

marla
- oo bi sigara buldumm... kiminle konuşuyorsun sen

- kapa çeneni..

dediği sahnede jack,tyler ve marla kamera 3 ünü aynı anda çekiyor



__________________________________________________ ________________________


filmde tyler jackın eline ölü tozu döktüğü sahnede... jack....

-nasıl acıdığını bilmiyorsun? diyor
tyler da

- (elini göstererek) yanlızca herşeyini kaybettikten sonra özgür kalabilirsin diyor...

-(sonra suyu döküyor) tebrikler dibe vurmaya birazdaha yaklaştın...




__________________________________________________ ________________________

Konu dövüş_klübü tarafından (29-05-2007 Saat 11:32 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 11:31
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2007
Mesajlar: 38
Dövüş Klubü: Arenaya buyrun!



“Matrix’in ne olduğu anlatılamaz, kendin görmelisin” diyen “Matrix”ten sonra, “Dövüş Kulübü” de benzer bir yol tutup “Dövüş Kulübü’nün birinci kuralı: Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız” diyor...

Elbette pratikte amaçlanan şey, “sormayın, gidip izleyin”den ziyade, “fazla anlatmayın da keyfini kaçırmayın” türünden bir uyarı...
Doğrusu, haklı da bir uyarı. Çünkü “Dövüş Kulübü”, David Fincher’ın adet hâline getirdiği türden bir sürprizle bitiyor.
Yönetmenin “Yedi” ve “Oyun” gibi filmleri de finalde seyirciyi bütün öyküyü bir kez daha gözden geçirmeye davet eden sürprizlerle bitiyordu; yakında bu başdöndürücü final dönemeçleri ‘Fincher sürprizi’ olarak anılmaya başlarsa kimse şaşırmaz herhalde. Bu yüzden öncelikle, en azından öykü mekaniği açısından, Dövüş Kulübü’nün iki kez izlenmeye davetiye çıkardığını söylemek gerekiyor.

Ama bu, işin sadece öykü kurgusuyla ilgili kısmı...
Dövüş Kulübü’yse her açıdan dikkat çekmek, ve birinci kuralının tersine, üstüne konuşulmasını garantilemek için elinden geleni ardına koymayan bir film:
Örneğin, temalar. “Dövüş Kulübü”nün tüketim toplumunun boş vaatleri üzerine bir eleştiri olduğunu duymuşsunuzdur... ki öyle de zaten.
Komik bir şekilde Brad Pitt’e oynatılan Tyler Durden karakteri, doğumundan bu yana televizyonla yetişmiş olan ilk kuşağın nasıl bir illüzyonla (sinema ve rock yıldızları olma beklentisiyle) büyüdüğü üzerine nutuklar atıyor.

Konformizmin atıllaştırdığı insanlar üzerine bir yorum olduğunu da duymuş olabilirsiniz... ki öyle. Bu atalet ilk olarak, isimsiz anlatıcımızın (Edward Norton) Tyler Durden’la tanışmasından önce yaşadığı uyuyamama sorununda (insomnia) cisimleniyor.
“Insomnia’nız varsa, ne tam olarak uykudasınızdır, ne de tam olarak uyanıksınızdır” diyor Anlatıcı.
David Fincher’ın ışığın gözleri ısırdığı, mavi ve beyaz tonların baskın olduğu karelerle çok etkili bir şekilde verdiği bu ‘görme biçimi’, anlatıcının ne tam anlamıyla yaşadığına, ne de ölü olduğuna işaret ediyor adeta.
Daha sonra bu konunun iyice altının çizildiğini görüyoruz:
Anlatıcı, çok ciddi rahatsızlıkları bulunan ve çoğu ölümün eşiğinde olan hastaların katıldığı destek gruplarına bağımlı hâle geliyor.
Orada, ölmekte olan insanlar arasında, duygusal boşalımı buluyor.
Ağlıyor, ve o gece ‘bebekler gibi’ uyuyor: “Her gece ölüyor, her sabah yeniden doğuyordum”.

Öte yandan “Dövüş Kulübü”nün birbirinin suratlarını dağıtırcasına döven erkeklerle resmedilmiş bir tür maço-porno olduğunu da duymuş olabilirsiniz... ki film bu işe de soyunuyor.
Ömürlerindeki ‘ilk dövüş’lerinin ardından Anlatıcı’yla Tyler Durden’ın yüzlerine katıksız bir memnuniyet yerleşiyor.
Birbirlerini döven ve bütün bu ‘keşif süreci’ boyunca kadınları ‘kulüp dışında’ bırakan erkeklerin görüntüleri, sinemadaki ‘erkek ikili”lerin arasındaki üstü kapalı eşcinsel çekimi adeta vitrine çıkarıyor (Eh, sonuçta dövüşmenin doğası gereği: kendi bedenini keşfeden erkekler, ister istemez karşısındaki erkeğin bedenini de keşfediyor). Bir tek kadının bütün dengeleri bozduğu “Alien 3”ü, kadınların erkekler arasındaki hesaplaşmada dışarıda kaldığı, nihayetinde de kurban edildiği “Yedi”yi hatırlayınca, David Finchersinemasında artık pek de şaşırtıcı olmayan bir vaziyet bu.

Ama her şeyin üstünde ve öncesinde, “Dövüş Kulübü” erkeklerin erkeklik organlarını yitirme korkusu üzerine bir film.
Anlatıcı’nın ilk katıldığı destek grubu; testis kanseri sebebiyle testislerinden olmuş erkeklerin toplandığı bir grup ve ‘birlikte, yeniden erkek olmayı öğreneceğiz’ türünden bir sloganları var.
Dahası, bu destek grubunda ilk tanıştığı karakter olan Bob, hormon dengesizliği sebebiyle aşırı derece gelişmiş, ‘dişileşmesi’ni tamamlayan göğüslere sahip. Bir ara Anlatıcı’nın kendi organını yitirme tehlikesiyle karşılaştığını bile görüyoruz.
Bu “hadım edilme” korkusu, Dövüş Kulübü’nde amaçsızca dolaşan bir süs değil: Filmdeki diğer bütün temalar bu ana temanın etrafında toplanıp, seyirciyi ‘erkeğin dişileştirilmesi’ konulu temel tartışma alanına çekmede kullanılıyor; filmin dişil özellikler atfettiği söylenebilecek olan konformizm ve alışveriş tutkusu da bu bağlamda farklı bir anlam kazanıyor.

“Dövüş Kulübü” zaten mükemmeliyetçiliğe iki tane patlatmak isteyen bir film olduğu için, anlatacaklarını anlatırken ağaç devirme kaygısı duymuyor.
Üstelik, söyleyeceklerinin önemli bir kısmını seyircinin gözüne sokarak söylüyor; ama insanların alttan almakla harap olduğuna dikkat çeken bir filmin başka türlü olması da düşünülemezdi zaten...
İşin ilginç yanı, ‘kulaklarda ve gözlerde patlayan’ bütün bu agresif tarza karşın, “Dövüş Kulübü”nün aslında ne söylemek istediği konusunda herkesin bambaşka fikirlere sahip olabilmesi.
“Dövüş Kulübü” saldırganlığın nedenlerini arayan bir çözümleme olarak da, saldırganlığa davetiye olarak da, modern ve ilkel sado-mazoşizmin üzerine bir karşılaştırma olarak da, feminist akımların çizdiği erkek tiplemesi üzerine bir taşlama olarak da görülebilir.

Ama etrafında adeta bile isteye oluşturduğu ahlaki ve felsefi mayın tarlası bir yana, “Dövüş Kulübü”, David Fincher’ın sinema tekniğiyle de çok dikkat çekici bir film. Fincher’ın video klip çıkışlı estetiğine, hızlı, gür sesli ve tabii ki karanlık tarzına en uygun düşen filmi bu olsa gerek.
Kısmen “Blade Runner”ın bilimkurgu/kara film dokusundan damıtılmış gibi görünen sürreal atmosferiyle öyküsünü ihya eden, diğer taraftan kendisinin de eleştirdiği bütünün parçası olduğunu saklamayan bir sinema bu.
Ve Fincher’ın bu unutulması zor sinema gösterisiyle, 90’lı yılların görsel hafızasındaki yerini sağlamlaştırdığı kesin.

kaynak
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 11:39
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2007
Mesajlar: 38
RÖPORTAJLARDA




Evet, şimdi insanlar Fight Club'ı izledikten sonra lobiye gidip birbirlerini yumruk atmaya mı başlamalı?

Pitt: Buna evet mi demem gerekiyor? Tabii ki hayır.

Norton: Bundan ne anladınız ki siz.

Bu bir terapi seansı değil.

Pitt: Film çok yoğun, bir çok fikir ve ideoloji ile yüklü. Ben insanların filmi kendilerinin yorumlamalarını isterim, kendi yorumlarımla onları etkilemek istemem.

Brad, senin hala parmaklarında yara izleri var.

Pitt: Onlar Edward ve benim vazgeçememizden dolayı kalanlar. Bugün sabah biraz kapıştık.

Bunlar David Fincher size senaryoyu verdikten sonra nasıl değişti? Kitap biraz daha değişik.

Pitt: Ben öyle hissetmiyorum. [Norton'a bakarak.] Sen öyle hissediyormusun?

Norton: Bence bu kitabın ruhuna göre çok doğru; filmde kitapla kelimesi kelimesine aynı olmayan çok az dialog var. Sonu ise, bence sinemaya uygun olarak ayarlandı ve bir çok yönden bu kurtarmaya yönelik. Filmde Tyler'ın yenilmesi ve Tyler'ın içinde bulunduğu durum açık.

Pitt: Kendi karakterinizi bulmanız.

Norton: Evet, benim [karakterim] filmde başardığı birşeyler var, aynen senin [karakterin] The Graduate'in sonunda yaptığın gibi. Fakat siz onun ne başardığını tam olarak bilmiyorsunuz. Fakat onun eski haliyle, yeni hali arasında bir yerlerde savaştığını biliyorsunuz.

Bu jenerasyonda kafası karışan insanlar hangileri?

Norton: [Öksürerek] Bütün bunlara basit bir etiket yapıştırmak istermiyim bilmem ama ben kendi Pitttepkilerimin - birçok kişinin tepkilerinin neden böyle olduğunu düşünürüm. Kitabı okuduğumda ilk dikkat ettiğim cümle "Benim jenerasyonumda hissettiğim enerji tepkisi bu." Bunu özüne inerek, komplike bir şekilde düşündüm. Reality Bites görüşlerinde olduğu gibi, bizi tembel, amaçsızlar olarak gördüğünden daha değişik algıladım. Ben Fight Club'ı hiçbir şeyin yapamayacağı şekilde hissettim, reklamların oluşturduğu sistemin dışındaki dünyada var olabilecek umutsuz insanları araştırdım.

Kitapta birçok sey var. Benim Brad ve Fincher'la karşılaşmam, kitabı okumamız ve "Bunu çok sevdim" dememiz. Bir çeşit, kitaptan atasözlerini okuyup bunu büyük bir pankarta yazıp asmanız gibi şeyler hissediyorsunuz. The Graduate'in o jenerasyona veya Rebel Without a Cause'un jenerasyonuna hissettirdikleri gibi olan okuduğum ilk şeydi. Sanki bu engeller arasında kök salmış birşey gibi.

Pitt: Bizim nasıl televizyonun yetiştirdiği ilk jenarasyon olduğumuzu, reklam bombardımanına tutulmanın nasıl birşey olduğunu konuştuk. Yön duygusu yoktu. İdeallerimiz, eğer arabanı sürebileceğin bir yere gidebilirsen, bu marka birayı içersen, böyle bir kadına sahip olursan o zaman ruhen mutlu sayılırsın idi.

Norton & PittFakat bunların hepsine sahipsin Brad! Sen ruhen mutlu değilmisin?

Pitt: İşte, kimse bunu benden duymak istemiyor. Para özgürlüktür, sorgulanamaz ve ben bu özgürlüğün herkesde olmasını dilerim çünkü bu bir eğlence. Fakat bu öğrendiğiniz ve sonradan niçin diye baktığınız, bir zamanlar başaran fakat devam ettirmeyen insanlar için geçerli. Daha sonra ne yapıyorsunuz? Kendinize saplanmışsınız ve farkediyorsunuz ki bütün bunlarla bir sonuca varılmıyor.

Hiç bu adamların hissettiği nefreti hissettiğiniz oldu mu? Çıkış yeri olmayan bu adamlar gibi yani.

Pitt: Bu gibi değil. Kitap bana göre, gereksiz saldırı veya başkasının saldırması ile ilgili değil.

Norton: Katılıyorum.

Pitt:
Bizim nasıl seyirci haline geldiğimiz ile ilgili. Televizyon izliyorsunuz ve ordaki oyuncuların giydiği elbiseleri satın alıyorsunuz. Başkalarının yaşadıkları hayatı izliyorsunuz fakat yaşayamıyorsunuz, bu gerçekten biraz korkutucu.

Norton: Buna tamamen katılıyorum. Bunun büyük bir ayırım olduğunu düşünüyorum. İlk önce karakterlerin önerdiklerinin ne olduğunu ve filmin önerdiklerinin ne olduğunu ayırmak önemli. Çünkü Tyler'ın sundukları ve filmin sonunda karakterin içinde kaldığı durum, kucağınızda ayıklamanız için duran yapraklar gibi. Tyler'ın gösterdikleri ne olursa olsun filmin verdiği mesajlar ile karıştırılmamalı. Film onu sizin anlayabilmeniz için açık bırakıyor. Aynen benim karakterimin söylediği gibi "Bununla daha ne kadar devam etmek istiyorsun?"

Tyler her ne kadar başka insanlara karşı şiddet mesajı vermese de Fight Club'taki dövüş sahnelerine ne demeli?

Pitt: "Sana vurabildiğim kadar sıkı vurmak istiyorum" demiyor. Söylediği ilk şey "Bana vur".

Norton: Evet, "Bana vur". "Ben gerçek deneyimler yaşamak istiyorum, hayatımda gerçek bir şeyler yaşamadan ölmek istemiyorum."

Pitt: Ben oturup başkalarının bunu yapmalarını izlemeyeceğim. Ben bir izleyici olmayacağım. Ben de bu halkaya dahil olmak istiyorum.

Norton: Fight Club'taki çatışma ve radikallik daha içten. Bu daha mecazi. Bu sizin etrafta olanlara verdiğiniz tepkiyle olan kavganız. Aynen kavganın sonunda dövüşenlerin kalkıp birbirlerine sarılıp bu tecrübe için birbirlerine teşekkür etmeleri gibi. Bu onların kurtulmalarına yardımcı olan bir jest -

Pitt: Korkular �

Norton: Acının korkuları, ve kendilerine olan güvenlerini kazanmaları.

Siz kendinizi hapsolmuş hissederseniz ne yaparsınız ? Ne yapabilirsiniz ?

Norton: İnsanlar birçok değişik şey yapabilir.

Pitt: Evet, bunun bir tek şey olduğunu söyleyemem.

Sen kick-box veya dövüş sanatlarıyla ilgili misin?

Pitt: Hayır, ben değilim.

Norton & PittPeki kayar mısın?

Pitt: Tabii ki.

Arabayı hızlı sürer misin veya onun gibi şeyler?

Pitt: Ben trafiği severim. Bu engellerinizden kurtulmanız için - silah olmadığı sürece - iyi birşey. Birilerine bağırabilirsiniz, onlarda size bağırıp içini boşaltabilir. Veya yola girmeye çalışan birini görürsünüz, ona yolunuzu verirsiniz ve iyi bir insan gibi hissedersiniz.

Norton: Kendini iyi hissetmek için L.A.'in sıkışık trafiğinde takılan bir insan hiç görmedim.

Pitt: Burda bir şifre var ve gerçekten eğlenceli.

Gerçek hayatta böyle dövüşebilecek bir karakter olmanız ne kadar zamanınızı alır?

Pitt: Kavga sahneleri daha çok fiziksel, bizimde bir kavga koordinatörümüz var. Filmdeki ilk görülen sahnedeki gibi özgür ve basit değil.

Norton: Park sahnesi, biraz dağınıktı o.

Pitt: Biraz daha olayın içine girdiğimizde daha iyi oldu.

Zihinsel olarak ne kadar zamanınızı aldı?

Pitt: Ben hiçbir hazırlık bilmiyorum. İçine girdiğiniz gibi oldu.

Norton: Ateşli kavga sahneleri çok iyi düzenlenmeli. Sonuçta bu filmdeki en ilginç ironilerden biri de, bu filmde güçlü ve acımasız gibi görülen şiddetin gerçekte bir film oyunculuğunda görülebilecek en az duygusal sahne olması.

Pitt: Bir aşk sahnesine hazırlanmak daha zordur.

Norton: Ben daha çok duygu yoğunluğu aldım arabada kavga ederken veya Brad benim elimi yakarken, bunun gibi. Teknik olarak kavga sahnelerini küçük parçalar halinde hiç durmadan tekrar etmek zorundasınız.

Norton & PittNiye aşk sahnelerine hazırlanmak daha zor? Bunu senin ve Ed'in karakteri arasındaki duygulu sahnelere göre mi söylüyorsun?

Pitt: Sadece şaka yapıyordum.

Siz arkadaşsınız. Hiç filmde, artık ona vurmak istemiyorum diye hissettiğiniz oldu mu?

Pitt: Gerçekte ben birbirimizi sevdiğimiz sahneleri daha çok beğendim.

Norton: Ben de öyle hissettim.

Film sanki birbiriniz arasında birşeyler kopuyormuş gibi hissettiriyor. Siz bu konuda hiç aranızda konuştunuz mu?

Pitt: Hayır, konuşmadık.

Norton: Romantik olarak düşünürseniz konuşmadık ama diğer yönde konuştuk.

Pitt: Evet, seni gerçekten seviyorum.

Homoerotik içerik?

Pitt: Birçok kişi bunu söyledi. Ama ben hiç bu yönde görmedim. Benim yorumuma göre Tyler " Biz kadınlar terafından büyütülen bir erkek jenerasyonuyuz ve ben başka bir kadın cevap mı onu merak ediyorum" dediğinde, ben bunu şöyle anlıyorum "Biz bir karışıklığın içindeyiz ve kendimizi bulmalıyız", Bir başkası için veya bir aile için sorumluluk almadan önce. Bu benim Homoerotikten farklı yorumum.

Norton: Ve tabii ki bizi, kalıplaşmış hayatımızı yönlendiren sabit fikirlerden uzaklaştırmak için. Ben o sahnede hep bunu hissettim. Birisi şöyle diyor "Ben bunu yaptım çünkü babam yapmamı söyledi, daha sonra ne yapacağımı sordum ve bundan daha sonra da ne yapacağımı sordum" Bu gibi şeylerin benimle ilgisi olmadığını farkettim.

Pitt: Bu sanki, "Ben neyi yapmak için hazırlandım" demek gibi birşey.
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 14:11
tamirden geçmiş hali
 
Üyelik Tarihi: 31-01-2007
Mesajlar: 266
Kült film .kırıp geçirmiş kapitalizmi.konu için araştırman için sağol hocam.


''bir adım daha atsam çıkıcaktım. sadece insanlıktan değil, bütün dünyadan. insanın kendi imkanlarıyla bir uzay mekiği inşa etmesi böyle oluyor işte. önce deneme mahiyetinde fırlatılan maymunlar gibi birkaç duygu bindiriliyor mekiğe. sonra da bütün beden, bütün beyin hazırlanıyor, dünyanın dışına yollanmaya. tek amaç, ay'a benzeyen bir uydu olmak.
dünya güzel ama çok uzaktan diyebilmek...''


kinyas ve kayra
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 14:15
şarapmey
Guest
 
Mesajlar: n/a
sanal bir dövüş kulübü nasıl olurdu? bilmiyorum
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 29-05-2007, 14:35
HattoriHanzO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
O Bir Kılıç Ustası
 
Üyelik Tarihi: 03-02-2007
Nerden: Gezici Festival
Yaş: 28
Mesajlar: 1,478
tartışmasız son 10 yılın en iyi sinema örneği.

Ben şahsen SE/EN dan sonra fincher dan böyle bir tüketinm toplumu eleştiri beklemiyordum

adam aşmış burda bence SE/EN gibi bir baş yapıtı bile gölgede bırakmış hemde

bence burdaki replik ders olarak verilmeli üniversitelerde


.
.

"Bence birisi bu şehri alıp klozete atmalı ve üzerine sifonu çekmeli."
Travis Bickle - Taxi Driver
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 03-06-2007, 20:35
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2007
Mesajlar: 38
fırsat buldukça bu filmi bir kez daha izliyorum ve her seferinde büyük keyif alıyorum

ve yeni bir şeylerde keşfediyorum
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
dosya, dovus, klubu


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:28 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org