
(baştan söyliyeyim kalemim biraz eksantriktir yada ben öyle sanıyorum nese efem anlamaz beğenmezseniz felan arkamdan allah belasını versin top olasıca yok efendim evde kalasıca vs.. demeyin ağlarım

)
uzanışlar..
alçakgönüllülüğün simgesi olarak nitelendirdiğim, suyla öpüştüğünde etrafına
yaydığı kokusunun nedendir bilinmez çocukluğumu anımsattığı, sevdiğim adamın kokusu
dışında hiçbir kokuya değişemeyeceğim toprakta; insanı tebessüm etmeye iten,
bir ressamın tablosunda yer alıyormuşçasına zarif ve kusursuzca duran bir mor menekşe görme şansına
sahip oldum bugün..
gülümsediğim her vakit gibi güzelleşen çehremle, parıldayan gözlerimle hayranca süzmeye başladım
-mor renginin, neşeyle övünmesine gerekçe olabilecek- küçük menekşeyi..
fakat çok sürmedi farketmem; o güzelliğin masumca uzanışını, çıplak gözle bakamadığım altınımsı ışığa..
ve ölmek üzere olan bir insanın gözünün önünden geçtiği iddia edilen film şeridi gibi
geçti gözlerimden bilinçaltımda saklanmış tüm uzanışlar bir bir..
belkide hüzünlü bir ruh hali içersindeydim farkında olmadan, bende anlamadım nerden çıktığını
fikrime düşen bu karelerin..
dosta göz yaşlı kalp kırıkken teselli umarak yapılan uzanışlar..
hayatın bir bokluğuyla daha tanışıp dertlendiğinde, bedenin acı çektiğinde acizce kadehlere uzanışlar..
babasından işittiği azarlardan sonra çocuğun annesine uzanışları..
canı sevişmek istediğinde bir adamın, hayalinde veya gerçekte bir dişiye uzanışı..
terk edilen aşığın kalbini onarması için başka bir aşka uzanışı..
hatta çaresiz kalınca acılarına son verme düşüncesiyle ölüme uzanışlar..
Daha nice -davetsiz misafirler gibi- uzanışları buyur etti belleğim..
Ve düşünmekten alıkoyamadım kendimi..
dara düşüldüğünde, ihtiyaç duyulduğunda hep birşeylere sığınılıyor..
kimse kendi kendine yetemiyor..
güçlü olduklarını kimseye ihtiyaç duymnadığını bas bas bağırarak söyleyen insanların bile
uzanışları vardır muhakkak birşeylere..
bunu kimse bize öğretmedi, okulda ders olarak görmedik..bizzat yaşayarak varıldı bu kanıya..
tanrı yaratıp tüm vasıflarımızı bahşederken bizlere, acizliğide mi verdi?
hani insanlar en mükemmel varlıklardı? aslında bizler kendilerine
yetemeyen, tek başlarına yaşamla mücadele edemeyen aciz varlıklar mıyız?
