Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Tartışmak İstiyorum

Tartışmak İstiyorum Düşünce ve kanıları değiştirmeye yönelik eylemleriniz için buraya..


Ateist arkadaşlar...

Tartışmak İstiyorum içerisinde Ateist arkadaşlar... konusu: benim kişisel görüşüme göre her şey 2+2=4 kadar basit.karmaşıklaştırmak insanların işi...bir şeyin varlığına inanıyorsan vardır ama inanmıyorsan o yoktur.mesela masanın üstünde duran kalemin aslında masanın üstünde durmadığına ben körü körüne ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #61 (permalink)  
Alt 18-05-2008, 16:53
kafambozuk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-05-2008
Nerden: izmirin kavakları
Yaş: 17
Mesajlar: 365
benim kişisel görüşüme göre her şey 2+2=4 kadar basit.karmaşıklaştırmak insanların işi...bir şeyin varlığına inanıyorsan vardır ama inanmıyorsan o yoktur.mesela masanın üstünde duran kalemin aslında masanın üstünde durmadığına ben körü körüne inanmışsam kalemin masanın üstünde durduğuna beni nasıl ikna edebilirsiniz ki?tanrını varlığıda böyle bişeydir bana göre.madem göreceli bi durum bu madem ki yok olduğunuda kabul etmek mümkün yani madem ki tanrının varlığı inanama kavramıyla sınırlı öyleyse mantıklıca olan herhalde yokluğunu kabul etmek olucaktır
Alıntı ile Cevapla
  #62 (permalink)  
Alt 18-05-2008, 22:37
sakin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-05-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 204
varolmadığınız kanısına nerden varıyorsanız (ki varılamıyor)tam da o varılmayan noktada var olduğumuza inanıyorum ayrıca hacim kaplayan bir şeyi kabul ettiğimizden de yola çıkarsak yine varolduğumuz sonucuna varırız kendinizin aslında olmadığınnı nasıl düşünebilirki insan aslında düşünse bile olmadığımızı varlığımızla nasıl kanıtlayabiliriz ki olmasaydık olmadığımızı düşünebilirmiydik bardağın var olmasıyla aynı şekilde varolmuyordur insan çünkü bardağın varoluşunun sebebi direkt tanrı değil dolaylı yoldan belki ama insan sadece bir beden olarak dünyada bir yer tuttuğu için var olmuyor bedenimizin en sonunda bir toprak altında çürüyüp gitmeside insanların sadece kusursuzca çalışan bir bedenden ibret olmadığını onun sadece bir kılıf olduğunu o kılıfın içindeki ruhun ölümsüzlüğünü gösterir bedenin çürüyüp gitmesi o bedeni meydana getiren ayakta tutan ruhunda yok olacğı anlamına gelmez öyle olsaydı boşuna gelmiş olurduk hayata tam da bu yüzden hayattan zevk almaz yaşamak istemez gereksiz görürüdük hayatı bazen bu düşüncelere kapılmnamız da bu açmazdan olsa gerek sorularınızın sizde cevabı vardır zaten o yüzden yazılıda istenen bir cevbı yazar gibi yazmadım yani srularınıza cevaben yazmadım bunları bnm cevaplarım olarak yazdım istediğiniz cevaplar sizdedir zaten ama sorular üzerine düşünmediğimi göstermez bu cvplarımın sizinkinden farklı olmasıda yanlışlığını göstermez neyse zaten fazlaca yer işgal ettim başkasının forumunda
Alıntı ile Cevapla
  #63 (permalink)  
Alt 19-05-2008, 11:42
sakin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-05-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 204
Allahın varlığının kanıtları

--------------------------------------------------------------------------------


Varın ispatı yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddiâ eden kimse bütün yeryüzünü, hattâ kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkânsızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki, yok hiçbir zaman ispat edilemez...

İki ispat edici, binlerce inkâr ediciye tercih edilir. İki kişi aynı hakikatte ittifak etmişse, binlerce insanın kendi dar pencerelerinden şahsî bakışlarıyla onu inkârları hiçbir değer ifâde etmez.

Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkârcı, devamlı sûrette kapalı olan o bir tek kapıyı dikkate verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, onun ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyâlarına kapalıdır. Mü’min için kapalı kapı yoktur.Her şey Allah’ın varlığını haykırmaktadır. Yeter ki gözlerini yummasın!... Zaten 999’u herkese açıktır. Hem de ardına kadar... İşte o kapı ve o delîllerden bir kaçı:

1- Düzen,Uyum (İntizâm) Kanıtı ( TELEOLOJİK İSPAT)

I-Evrende bir DÜZEN (Armoni) görmekteyiz.Örneğin 23 27 dk. dünyanın elips şeklindeki eğikliği, dört mevsimi oluşturması;insan vücudundaki 150.000 km. civarı kılcal damarlar;milyarlarca yıldızın yörüngelerindeki muhteşem hareket;arının bal için en uygun şekil olan altıgen petek yapması v.b.

II-{Madde’nin (Atom), aklı olmadığına göre-} Hiçbir nesne KENDİ KENDİNE TESADÜFEN düzenli bir şeyi ortaya çıkaramaz.Muhakkak ki düzeni,programı,planı ortaya koyan bir akıllı varlık ÖZNE olması gerekir.Aklın ortaya koyduğu ”Her düzenli şeyin bir Düzenleyicisi bulunur.” ilkesi vardır.Örn:sıra düzenlidir ve bir planlayıcı öznesi olan marangozu vardır,binayı,uçağı yapan bir mühendis olduğu gibi..(Çünkü ağacın,çimentonun,demirin aklı olmadığına göre bu programı kendi kendine tesadüfen oluşturamaz.)

III- O halde bu evrene de bir düzen,uyum veren bir varlık olması gerekir ki –bu basit bir varlık olamaz örneğin 150.000 km. kılcal damarı 1.5 m.’ye insanoğlu sığdıramaz.- O da gözle görünmeyen her şeye gücü yeten yüce bir varlıktır ki O da Allah’tır.

2- Hudûs Kanıtı

Âlem değişkendir, durmadan değişiyor. Değişen her şey sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezelî olamaz. Evet, maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi olaylar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her varlığın bir yaratıcısı vardır; sebepsiz sonuç ve sanatkârsız sanat mümkün değildir. Sebepler ise zincirleme devam edip sonsuza kadar mantıken gidemez. Öyleyse durmadan değişen, ezelî olmayıp sonradan oluşan ve bir ilk sebebe muhtaç olan şu madde dünyasının da bir yaratıcısı olması gerekir O da Allah (cc)'dır.

3- İmkân Kanıtı

Şu Âlem, imkan dahilindedir.. Yani varlık ve yokluğu eşittir. Varolduğu gibi, olmayabilir de. Varolurken de, sonsuz oluş şekillerinden herhangi birinin olması imkân dahilindedir. Yani en az varolan kadar olmayan da varolma şansına sahiptir.İmkan dahilinde olan her varlık ise, kendi dışındaki bir sebebe bağlıdır. Öyleyse önce varolmayı, sonra da varolma şeklini tercih eden birisi vardır. O da Allah (cc)'dır.

4- Sanat Kanıtı

Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser, çok büyük sanat değerine sahiptir; Her sanat eserinin muhakkak onu yapan sanatçısı olması gerekir.O da Allah’tır.

5- Hikmet Ve Gâye Kanıtı

Her varlıkta kendine mahsus bir amaç, bir maksat, bir fayda ve bir netice takip edildiği göze çarpmakta ve bir atomda dahi gâyesizlik, ma'nâsızlık sayılacak herhangi bir durum görülmemektedir. Halbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanlar dünyasında, ne de eşya ve olaylarda şuur ve anlayış mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin.. Öyle ise, Kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gâyeleri ancak Allah (cc)'a dayandırmakla makul bir yol tutmuş olabiliriz.

6- Şefkat-Merhamet Ve Rızık Kanıtı

Bütün yaratıkların ve bilhassa insanın ihtiyacı sonsuz, iradesi ise bir hiç hükmündedir. Öyleyken, bütün ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları hiç ümit edilmeyen yerden ve hiç ümit edilmeyen bir tarzda, kimin neye ne kadar ihtiyacı varsa, o şekil ve miktarda karşılanmaktadır. Yardım gönderilmesi, gönderilen bu yardımın ihtiyaca tam cevap vermesi açıkça ispat ediyor ki, bütün bu ihtiyaçlara, her şeye kendisinden daha yakın bir şefkat eli cevap vermektedir. Kâinat çapında işleyen ve sonsuza kadar da işleyecek olan bu sistemli şefkat, merhamet ve rızıklandırma, bütün bu işleri yapabilme sıfatlarıyla var olan ve noksan sıfatlardan da uzak olan bir Yüce Varlığı anlatmakta ve ispat etmektedir.

7- Yardımlaşma Kanıtı

Birbirine en yakın olandan en uzak olana kadar, bütün yaratıklar birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç münasebet bulunmayan iki ayrı varlık cinsi, böyle bir yardımlaşmada âdetâ aynı bütünün parçaları haline gelip birbirini tamamlıyor. Düşünmeli ki, bakteriler, solucanlar ve toprak elbirliği içinde ve aynı gâye etrafında toplanıp bitkilerin imdâdına koşuyor ve bu imdâda koşuş tekrar edip duruyor. Akıl ve şuurdan mahrum bu varlıkların, aklı hayret ve şuuru hayranlık içinde bırakan bu faaliyetleri, perde arkasında ‘’Varlığı Zorunlu’’ bir Zâtın hikmet dolu faaliyetini gözler önüne sermektedir. Yani bütün kâinat, bu yardımlaşma diliyle “Allah” demektedir...

8- Sîmâlar Kanıtı

Esasen bütün mâhlûkata yaymak mümkün iken, meseleyi somutlaştırmak açısından, sadece insanı ve her insan ferdini diğerlerinden farklı kılan onun en bariz ayırıcı vasfı durumundaki sîmâsını ele alarak konuya yaklaşmış olalım: Herhangi bir insanın sîması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine katiyen benzememektedir. Bu kural, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir yönüyle birbirinin aynı, diğer yönüyle de birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenâb-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilândır. Evet, sîmâda yer alan organları başka sîmâlardaki organlardan ayrı yaratmak ve her gözü, mutlak surette diğer gözlerden ayırt edici bir özellikle donatmak, gözünde fer olmasa bile, sînesinde kalp bulunan her vicdân sahibine, bütün bunları yaratıp sonsuz hikmetlerle donatan Zât (cc)'ı gösterir ve tanıttırır..

9- Sevk-i İlâhî Kanıtı

Yavru ördek, yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar, hemen dehliz kazmaya başlıyorlar. Arı, çok kısa zamanda sanat hârikası olan peteği; örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir âlemde kendilerine öğretilen bilgilerle ve yaratılıştan gelen bir kâbiliyetle iş görüyorlar. Halbuki insan, her şeyi bu dünyada öğrenmek mecburiyetindedir; hem de varlıklar arasında kabiliyetçe en mükemmel yaratık olduğu halde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu özellikleri veren bizzat kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir Zât'tır ki, onlara böyle ihsanda bulunmuş...

Kilometrelerce ötede yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu İlâhî bir sevkten başka ne ile izah edebiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu hârikulâdelik, ancak ve ancak Allah (cc)'ın bir vergisi olarak açıklanırsa, işte o zaman buna aklî ve mantikî bir açıklamayla bakılabilir.

10- Rûh Ve Vicdân Kanıtı

Özelliklerini bilmemekle beraber, varlığından kimsenin şüphe etmediği rûhumuzun ve ona ait fonksiyonların bedenimize egemen olma özellikleri de, yine Cenâb-ı Hakk'ı bildiren kanıtlardandır.. Madde âlemiyle özellikleri noktasında hiçbir münâsebeti olmayan rûhun kendine mahsûs bir âlemden buraya gönderilişi, olgunlaştırılmaya tâbi tutuluşu ve bunun da belli bir programla yürütülüşü, şüphesiz Cenâb-ı Hakk'ı ilân eden en mühim delillerden biridir.

Diğer taraftan, insandaki iç sezişler ve görünen hiçbir sebep yokken Rab'be dönüşler ve O’na yönelişler ve bu hâdiselerin milyonlara ulaşan adette tekrar edilişi açık bir delildir ki, insanda yaratılıştan var olan ve Hakk'ı bulmanın en mühim vesilelerinden biri durumunda bulunan vicdân, kendi Yaratıcısı’na tapma isteğinde , bütün varlığıyla O'nunla irtibat halindedir. İşte vicdân, bu şahitliğin hakkına uyma zarûret ve mecbûriyetinin yönlendirmesiyle “Allah” demektedir...

11- Fıtrat ve Tarih Kanıtı

Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi, buna mukabil kötü ve çirkine karşı da bir nefret hissinin varlığı, aksi hiç kimsenin hatırından bile geçmeyecek açıklıkta bir realitedir. Demek oluyor ki, bu duygular, ahlâklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki meyilleri ve ahlâksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip kaçınmayı temin eden yapıları itibâriyle işaret etmektedir ki, insana iyiyi, güzeli emreden ve onu kötülük ve çirkin davranışlardan yasaklayan sistemin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zât'tır. Bu Zat da, hiç şüphesiz Allah (cc)'dır.

Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Bâtıl, hattâ gülünç dahi olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir ma’nevî sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zarûrettir; zira o fıtratta vardır. İnsan fıtratına bu ihtiyacı yerleştiren Zât'la, bize inanmayı emreden Zât, aynı Zât'tır. Ve O da Allah (cc)'dır.

12- Duygular Kanıtı

İnsan, binlerce duyguyla donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir âlem özelliği taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki o, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ı tanıtır. Bu duygu, insanda varolan ebed ( sonsuzluk) duygusudur. Bu duygu sebebiyle insan, dâima sonsuzluk için çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, insanı hakiki ma'nâda tatmin edemez. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun tesiriyle verilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiç biri, bu sonsuzluğu sunamaz. Halbuki, bunun varlığı bir vâkıa'dır, inkârı da mümkün değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zât tarafından verilmiştir.. Ve, ebedî hayatı da yine O verecektir.

13- İttifak Kanıtı

On tane yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını söylese, bu adamların hayatta bir defa dahi doğru söylediklerini duymamış olmamıza rağmen, “ihtimal” der onlara inanırız. Zirâ ortada bir ittifak hâdisesi var. Halbuki, bahsini ettiğimiz ittifak, binlerce Peygamber, yüz binlerce evliya ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır. Çeşitli zamanlarda ve ayrı ayrı mekânlarda yaşamış bu insanların ittifak ettiği en birinci nokta, “Allah vardır” hakikatidir. On yalancının bir yalan üzerindeki ittifakına önem verildiği halde, milyonlarca, hem de hayatlarında bir kere dahi yalan söyledikleri duyulmamış Nebîler ve velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl olabilir?

Yalan belli bir zamana kadar sürer.Yalancının mumu yatsıya kadar yanacağı için Peygamber ve İnsanlık Tarihinin toplumlarının % 99’u Allah (Tanrı) var diyorsa binlerce yıldır yanlışlığı veya yalan olduğu niçin bir türlü ortaya çıkmamaktadır.Örneğin ortaçağda batı dünyasında Galile tek kişi olarak dünyanın döndüğü gerçeğini haykırdı.O zaman ki çoğunluk hayır d.yordu.Ama o bağnazların yalanları belli bir zaman sonra ortaya çıkmıştır.Yalan her zaman ayakta duramaz.İşte Tanrı’nın varlığı gerçeği binlerce yıldır çoğunluk tarafından dillendiriliyor ise Allah’ın var olduğu gerçeği ortadadır.


__________________
bu yazıyı okuyunca paylaşmak istedim çünkü buradaki birçok kişinin kafasındaki sorulara da cevap olacaktır diye düşündüm yanlış anlaşılmasın tamamını okumanızı ümit ederim birkaç cümle okuyup yanlış anlamalara neden olmaması için
Alıntı ile Cevapla
  #64 (permalink)  
Alt 04-06-2008, 21:19
Kumru - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 02-06-2008
Nerden: Bursa
Yaş: 17
Mesajlar: 93
Blog Başlıkları: 1
Eskiden kesin olarak Tanrı "yok" derdim.Artık Tanrı nın var olup olmadığı hakkında bişeylere inanmıyorum.Var olabilirde yok olabilirde.Kesin bişey söyleyemem.Belki istediğim şekilde inanıyorumdur.Kendimi de anlamış değilim...


Onlar bize ABCyi öğretti biz ise CHEyi öğrendik
Alıntı ile Cevapla
  #65 (permalink)  
Alt 05-06-2008, 01:14
drunken lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 28-11-2007
Yaş: 19
Mesajlar: 122
tanrının varlığını anlayabilmemeiz için önce "tanrı" sözcüğünün bizim için ifade ettiği karşılığı bulmalıyız ki bu kişisel bir karşılık olacaktır yani tanrıyı tam anlamıyla dinsel ve dogmatik bir varlık olarak ele alabileceğimiz gibi tanrıyı evrenin kendisi,akışın kendisi,insanın kendisi gibi çeşitli kalıplara sokarak onu "gerçekleştirmeyi" becerebiliriz ancak tartışılan tanrı varlığı dinsel olan tanrı ki varlığının(en azından bizim şimdiye kadar görebildiğimiz kadarıyla)en önemli kanıtları peygamberler,kutsal kitaplar ve görüldüğü rivayet edilen mucizeler şimdi tanrının varlığının duyumsal ve yaşanan(bizler tarafından gerisini bilemiyoruz)bir kanıtı tarafımızdan görülmediği için insan onu anlama ve açıklama çabasına girişiyorki bu bize tanrının varlığına ilişkin felsefi kuramları ve bilimsel gerçekleri veriyor burada belirtilmesi gereken bir önemli nokta bilimin asıl amacının tanrıyı aramak değil gerçeği aramak olduğudur(felsefe de durum farklıdır) bilim sadece bize bu konuda fikir yürütmemiz için somut veriler,teoriler sunmakta ve onları maddesel düzeyde açıklamaktadır geriye kalan ise felsefenin bu sorun üzerine düşünerek cevaplar aramasıdır ve bu konu ilk çağ filozoflarından beri felsefenin gündeminde olan bir konudur tanrının varlığının insanın kendi aklı sayesinde yarattığı bir nevi mit olduğu görüşü ilgin bir görüştür daha önce hatırlamadığım bir yerde tanımadığım bir adam şöyle demişti:"insanlar ilk gece gökyüzüne baktılar ve yıldızları gördüler onlara dokunmaya çalıştılar ama başaramadılar ve onlara dokunabilen daha yüce bir varlık tasavvur ettiler ve ona tanrı adını verdiler" işte bu söz aslında tanrı kavramının insanların cevpalayamadıkları soruların yükünden kurtulmak için ortaya attıkları bir şey olduğu görüşüdür ki felsefi açıdan bakıldığında mantıklıdır.Felsefe de tanrının varlığını kanıtlayan veya kanıtlamaya çalışan veya tanrının var olmadığını söyleyen pek çok görüş vardır peki bilim bu konuda nerede durmaktadır ne tür bilgiler sunmuştur önümüze öncellikle belirtilmesi gerekn konu tanrının varlığının bilim adamlarınca bilim dışı bir alan olarak tanımlanmasıdır çünkü varolduğu kesin olmayan birşey maddesel olmayan birşey bilimin konusu olamaz ancak dediğim gibi bilim gelişerek tanrının varlığı üzerine yapılan tartışmalarda taraflara çeşitli ragümanlar sunar ancak bilimin amacı herzaman maddeyi dolayısıyla evreni açıklamaktır bu durumda tanrının varlığı konusunun tartışılması yeniden felsefeye ve düşünürlere kalır ki bu noktada bir kutuplaşma görürüz tanrı varlığını kabul edenler tanrının varlığını kabul etmeyenler(ve/veya karşı çıkanlar) bu noktada şu sorular sorulmuştur özellikle ikinci dünya savaşı sonrası avrupasının düşünsel yapısı doğal olarak çok büyük değişimlerden geçiyordu ve bu dönemde felsefeciler tanrının varlığını sorgulamaya ve şu soruları sormaya başladılar tanrı neden savaşlarda milyonlarca insanın ölmesine izin veriyor?Tanrı niye kendi yarattığı insanların kendisine inanmamasına izin veriyor?Tanrı neden bu kadar kudretliyken şeytanın(iblisin) insanları "baştan çıkarmasına" izin veriyor?

Bu gibi sorulara tanrının varlığını savunan felsefeciler ise "özgür irade" savıyla karşılık veriyorlar buna göre tanrı insanlara şeçme özgürlüğü sunuyor ve onlara sadece "gerçekleri" anlatarak kararı onların vermesini sağlıyor.Aynı zamanda evrendeki "şey"lerin yaratıcısız var olamayacağı,tanrının kudretinin inbsan anlayışını aştığını ve evrende var olan mutlak düzen gerekliliği gibi savlar sunuyorlar tabii bu konuda başka görüşlerde var dallanıp budaklanıyorlar örneğin agnostizm var tanrının varlığından şüphe duymak ama onu reddetmemek,varoluşçulukta ise sartre der ki:tanrının varlığına inanmıyorum ama eğer varsa bile onun kurallarını reddediyorum!" yine rönesans döneminde ortaya atılan düalizm gibi pek çok düşünce de vardır


peki buradan bir sonuca varabiliyormuyuz hayır?Peki varabilecek miyiz?Bilim tüm maddeci yapısıyla herşeyi gözlerimizin önüne serene kadar değil hayır!?Ancak felsefi olarak kişisel yargılarımızla sonuca ulaşabiliriz tabii yine felsefi olarak tanrı da evren de hayat ta insan da beynimizin hayalgücümüzün bir yaratısı olabilir yani ben şu an bu yazıyı kendi kafamda yarattığım bir siteye kendi yarattığım hayali kişilere kendi yarattığım hayali bir alfabeyle yazıyor olabilirim yani varlık ile herhangi bir şeyi derinlemesine incelersek ve bir çıkış yolu bulamıyorsak bunun öznel bir yargı olduğu sonucuna götürür ki bu soru bizi kendi benliğimizle yüzleşmeye götürür ancak eğlenceli bir yol daha vardır bekler görürüz zaten tanrı varsan ben ve benim gibi birkaç adamın cehennemde yeri hazırdır ha ama tam tersiyse atomlarımız başka gezegenlere güneşlere yakıt olur bu yazdıklarımızı da birdaha hatırlamayız
Alıntı ile Cevapla
  #66 (permalink)  
Alt 05-06-2008, 02:19
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 19
Mesajlar: 954
Sakin@

Motorcu harun yahyanın zırvalarını yapıştırmışsın foruma. Bunların hiçbiri kantı değil. Eğer kendi fikirlerinle ve seçtiğin tek konu hakkında tartışmak istiyosan ben burdayım. Ama yukarıda kanıt diye gösterdiğin saçmalıklara yanıt vermemi bekleme benden. İstiyorsan neden düzen var diye bi başlık aç, orda tartışalım gerçekten düzen var mı yok mu diye. Veyahut neden iyiyiz diye bi başlıkta olabilir. Elimden geldiği sürece fikirlerimi anlatmaya çalışırım.

Ama lütfen bu safsatalara cevap vermemi bekleme benden.


DeKadaN EtKi_!!

/gölge'li_
Alıntı ile Cevapla
  #67 (permalink)  
Alt 05-06-2008, 23:47
sakin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-05-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 204
Standart slm sangre

sn sangre öncelikle tavsiyeleriniz için sağolun.bu arada ben bu yazıyı araştırmalarım sonucunda bulmuştum tabi bunun gibi başka şeyler de vardı derli toplu halde olduğu için ve ben okuduğumdan tatmin olduğum için paylaşmak istedim.doğrusu o bahsettiğiniz kişiye ait olduğunu da bilmiyodum.gerçi yalnışlıkla iki defa yazılmış durumda kusura bakılmasın.tavsilerinizi düşüneceğim bu konudaki düşüncelerinizi bilmek isterim.saygılar


Gerçek,hayatın anlamı olmasaydı ve ben anlamsızı seçmek zorunda kalsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
ateist, arkadaslar


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Ateist olmak suç mudur? High Hopes Serbest Kürsü 217 05-08-2008 17:48


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:00 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org