Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Tartışmak İstiyorum

Tartışmak İstiyorum Düşünce ve kanıları değiştirmeye yönelik eylemleriniz için buraya..


Din, otorite, itaat

Tartışmak İstiyorum içerisinde Din, otorite, itaat konusu: Din ve vicdan özgürlüğü: Din ve vicdan özgürlüğü üzerine biraz düşünecek olursak din'in ve vicdan özgürlüğünün ne olduğunu tanımlayarak işe başlamak tanrı kavramının içeriğinin herhangi bir dinde nasıl doldurulduğundan daha ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 05-01-2008, 03:45
asi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
asi asi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 28-12-2007
Mesajlar: 11
Standart Din, otorite, itaat

Din ve vicdan özgürlüğü:

Din ve vicdan özgürlüğü üzerine biraz düşünecek olursak din'in ve vicdan özgürlüğünün ne olduğunu tanımlayarak işe başlamak tanrı kavramının içeriğinin herhangi bir dinde nasıl doldurulduğundan daha doğru ve önceliklidir diye düşünüyorum.
Şöyle başlayalım; "kurumsal olmayan bir din kurumsallaşmamış din adamı olabilir mi?" Din tamamen kurumsallaşmış toplumsal hayat demek olan "toplum" içinde kurumsallaşmış inançlar ve ritüller bileşkesi olup toplumu vareden toplum içindeki hiyerarşiyi koruyup gözeten yada yeniden üreten kurumsal bir yapıdır. Din hakikatı kendi kelamına uygun olarak açıklayarak bir anlamda felsefeye rakiptir. Avrupada orta çağ boyunca filozofların engizisyon kılıcından çok çekmiş olmaları yada doğuda çeşitli dönemlerde islam sufilerinin bir tür engizisyon denebilecek şeriat hakimleri (kadılar) yüzünden uğramadıkları zulmün kalmaması neredeyse vakayı adiyeden idi.

Vicdan özgürlüğü ; insanın kendi algısı içinde doğru olduğuna inandığı şeyleri söyleyemekten önce düşünebilmesi, bunu düşünmekten düşüncesini kendi sonuçlarına vardırmakta bir beis görmemesi, bir düşüncesini ve eylemini kendi iç aklıyla onaylamaması yada bundan rahatsızlık duyması durumunda bunu kendi iç sesi ile kendisine söyleyebilmesi halidir.

Din'i din yapan en büyük etmen söyleminin buyurgan olması günah-sevap ikilemi içerisinde toplumsal hayatı düzenlemeye çalışması bunun sürekliliği için günlük hayatta kurumsallaşarak bir ruhban sınıfı aracılığıyla dinin hükümlerinin toplum tarafından çiğnenmesini engellemeye çalışmasıdır. Bir inancın din olabilmesi için toplumsal yaşamı düzenleme iddaası taşıması ve vicdan özgürlüğü yerine kutsalın kelamını (tanrının buyruklarını) koyarak kişiyi kendi aklına ve vicdanına yabancılaştırmasıdır. Özellikle tek tanrılı dinlerde insan günaha eğilimli ve tanrının buyrukları olmadan hata yapmaya çok açık olup yeterince olgunlaşamamış bir canlı türüdür. Onun olgunlaşması erginleşmesi için tanrının kutsal buyruklarına itaat etmesi gerekmektedir. İşte tam da burada yani tanrının buyurgan siuleti ile birlikte itaat kavramı ortaya çıkar. Ergin olmayan insan türü erginleşme ve olgunlaşma (tanrı zaten ergindir) için ki bu tanrıya yaklaşma anlamına da gelir, tanrının kutsal kelamına kulak asmalı onun buyruklarına itaat etmelidir. Hristiyanlıkta isa'nın felsefesi günahkar ve husursuz insanın inanca tam bir teslimiyet ile günahtan kurtulabileceği ve huzuru bulabileceği anlayışına dayanırken islamiyetin kendisi müslüman (teslim olan) ların allaha teslim olması ve onun kulluğunu kabul etmeleri üzerine bina edilmiştir. Yani islam inancı daha baştan tanrı (efendi) karşısında kulluk (kölelik) diyalektiğinin önkabulu üzerine inşa edilmiştir. Uygarlık dışı yabanıl hayatta bile inançlar ortak ritüellerle toplumsal yaşamın ortak paydası haline gelmeye başlarsa ve topluluk üyelerinin bu ritüellere katılması bir giderek zorunluluk haline gelirse burada kurumsallaşma artık başlıyor giderek kalkerleşen bir toplum formatı topluluğun diğer üyelerine dayatılıyor demektir. Oysa inanç toplulukta ortak arzu ve çoşku ile bir neşeye büründürüldüğü ve topluluk üyelerinin buna katılması bir zorunluluk teşkil etmediği sürece ortada kurumsallaşmadan ve bir dinden söz edilmez.

Din ve İdeoloji:

Din de tıpkı devlet gibi kendini varettikten sonra yitip gitme refleksine bağlı olarak kendini tehdit eden yada etmemişse bile tehdit edebilecek her türlü etkene karşı savunma yada saldırı durumunda olan kendisini vareden din adamlarının üstünde ve onlara yabancı olup hakikatı kendi tekeline alma çabasında olan bir kurum bir aygıttır. Dinsel ideoloji, teoloji (din felsefesi) tarafından din kurumunun varlığı ve ebediliği saiki ile kutsal emir formatında yeniden üretilerek insanlara bu emirlere itaat etmeleri önerilir. Devletçi ideolojiler ise devletin varlığını, bölünmezliği ve ebediyetini belirterek bunu her alanda yeniden üretirler. Burada da amaç yurttaşlara yada tebaaya devlete ve onun emirleri olan kanunlarına bağlı kalınmasını (itaatı) önermektir.

İnanç, vicdan, düşünce metodolojisi, özgür ve doğrudan eylem anarşiye içkin kavramlar iken din, ahlak, ideoloji ve devlet anarşiye yabancı kabul edilemez reddedilesi olgulardır.

Din'de tasavvuf ve heterodoksi;

Buraya kadar söylediklerimde din konusunda kurumlaşmanın asıl temeli oluşturduğu çok açık. Bu bağlamda örnek olarak ele alacağımız bir Zen düşüncesini bir dinden çok bir hakikat felsefesi ve insanın kendisi olması kendi yolunu aramasına dair bir olumlu yöntem olarak değerlendirmekte yarar var. Genel olarak islamda tasavvuf din içinde bir yönelim olarak değerlendirilmekle birlikte bana göre islamda olsun hristiyanlıkta olsun tasavvuf yine bir hakikat yolu, inananların hakikat felsefesi olarak dinin kurumlaşmış kalıplarından çıkmanın (böylece merkezci anlayışa göre; dinden de çıkmanın, ortodoks islamın yada hristiyanlığın tabiriyle bir sapkınlık olduğu) kendi yolunu kendi hakikatini bulmanın bir yöntemidir. Kaldı ki, din felsefeye yaklaştığı oranda kendi içinde sarsılır din olmaktan uzaklaşır. Bu durum ise bireyin kendi hakikatini bulmasının yolunun önünün açılması demektir. Zen felsefesinin özü kişinin kendi yolunu arayarak olgunlaşması erginleşmesidir. Böyle bir duruşa zaten özgürlükçü bir felsefe açısından itiraz edilemez. İslam ve hristiyanlık gibi tek tanrılı dinler zen düşüncesine göre merkezdeki buyurgan tanrı figürü yüzünden tasavvufi açılımlara daha az müsaittirler. Ancak bu bile tasavvufun ve heterodoksinin gerek islamda gerekse hristiyanlıkta kendisine etki alanları bulmasını hiçbir zaman engelleyememiştir ama ne pahasına..? Diye sormak da gerekir. Tarihte merkezi ruhani otoritelere karşı çıkarak din ile felsefeyi birleştirmeye çalışan sufilerin sık sık büyük saldırı ve katliamlara uğraması pahasına... Din de tıpkı ahlak gibi toplumu düzenleme hale yola sokma iddaasını otoriter bir söylemi benimsemeden yapamaz. Ahlak bu işi akla vicdana ve geleneğe sığınarak yaparken/ yapmaya çalışırken din akıldışına, metafiziğe dayanarak yapmaya çalışır. Ahlakın yetersiz kaldığı noktada din, dinin yetersiz kaldığı noktada ahlak ve gelenekler devreye girer.

Tüm bunların ışığında, dini özgürleştirmeye çalışmak yerine dini olamayan bir inanç felsefesi ortaya koymak daha tutarlı bir çabadır diye düşünüyorum.

Son olarak, ideoloji ile teolojinin ilişkisini doğru anlayabilmek için ideoloji ile teoloji (din felsefesi) arasında kesişme noktalarını doğru tesbit etmek gerekir. Kesişme dinin felsefeyi ideoloji olmaya zorlamasından kalıplaşmış çözümlerle hayatı dine göre düzenleme çabasından kaynaklanır. Kavramsal olarak ideoloji ile teoloji birbirinden farklı olmakla birlikte skolastik felsefe de düşüncenin ideolojiye yaklaştığı kadar teolojide de dinin otoriter etkileriyle teoloji ideolojiye yaklaşır.


seni dinlemeğe hazırım çünkü benim de anlatacaklarım var.
Alıntı ile Cevapla
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:40 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org