Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Tartışmak İstiyorum

Tartışmak İstiyorum Düşünce ve kanıları değiştirmeye yönelik eylemleriniz için buraya..


Kendin için yaşamak mı? Yoksa toplum için yaşamak mı?

Tartışmak İstiyorum içerisinde Kendin için yaşamak mı? Yoksa toplum için yaşamak mı? konusu: Yaşamak tıpkı bir resim sanatı gibidir. Bize verilen hayat,yaşam içinde karşılaştığımız,güçlükler, kolaylıklar,sevinçler,sevgiler,acılar,aşklar,ihane tler, kurulan dostluklar ve bizim tüm bunlara verdiğimiz tepkiler yaşama sanatının malzemelerini oluştururlar. Yaşadığımız her duygu tıpkı fırçaya ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 10:50
fatih yavuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-11-2007
Nerden: KIRIKKALE
Mesajlar: 46
Standart Kendin için yaşamak mı? Yoksa toplum için yaşamak mı?

Yaşamak tıpkı bir resim sanatı gibidir.
Bize verilen hayat,yaşam içinde karşılaştığımız,güçlükler,
kolaylıklar,sevinçler,sevgiler,acılar,aşklar,ihane tler,
kurulan dostluklar ve bizim tüm bunlara verdiğimiz
tepkiler yaşama sanatının malzemelerini oluştururlar.

Yaşadığımız her duygu tıpkı fırçaya alınıp,tuvala aktarılan rengarenk
boyalar gibi bizim yaşadığımız hayatın resmini çizmeye başlar.

Bazen kendin için yaşarsın hayatını duygularını,sınırsız ve özgürce...
Bazen toplum için yaşarsın hayatını...duygularına set çekmek
zorunda kalırsın.Çünkü yaşadığın toplumun etik değerlerini
aşamazsın.Yüreğin burkulur ve nedenlere niçinlere cevap ararsın
ama bulamazsın bu kuralları tek başına değiştirmeye gücüyün yetmediğinin
farkına vardığında,kendinle başbaşasındır.

Ne kadar yürekli olmaya,cesur olmaya çalışsanda yapamazsın.Hayata ve
çevrendekilere karşı sorumlulukların,topluma karşı
sorumlulukların,yaradana karşı sorumluluklarını hatırlayıp kendin için
yaşamak istediklerinden feragat etmek zorunda kalırsın

Ömür Tuvalına vurduğumuz renkler bizim için değiştirilemez,geri
döndürülemez şekiller almıştır.Geri dönemezsin.Bunu anlatmak ister ama
anlatamazsın.Çünkü ay ışığında saklıdır.

Söylenecek daha çok şey var belki...

Emin olduğum bir şey var ömür insanın en önemli hayat
sermayesi ve bu sermayeyi en iyi şekilde kullanıp hayatın engüzel resmini
çizmek bizim elimizde sanıyorum.

Yaşanmış acılardan,terkedip gitmek zorunda kalanlardan, kaçışlardan, sevinçlerden,hüzünlerden,susmalardan ders almalı ve geleceğe öyle bakmalıyız.

Unutmayalım ki hergün batan güneş,her sabah bizim için yeniden doğuyor.


...kişinin hayali düşlerinin rengine boyanmıştır

Konu fatih yavuz tarafından (14-11-2007 Saat 10:52 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 10:54
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 08-10-2007
Nerden: Almanya
Yaş: 21
Mesajlar: 444
ben kendim icin yasarim acik egoist olabilurum
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 10:56
katre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bla bla
 
Üyelik Tarihi: 28-08-2007
Yaş: 20
Mesajlar: 1,267
egoistlik denmezki onaa..elbette insan kendi için yaşamalı..yoksa ne anlamı olurki...
tabi şimdi yokmu toplum için yaşayan var hemde çokk


İnsanın inanç perdesi ne kadar kalınsa
akıl güneşi o kadar geç doğarmış..

.
.

.
.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 10:58
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 08-10-2007
Nerden: Almanya
Yaş: 21
Mesajlar: 444
onlar aklini peynir ekmekle yemis bosver giiii onlariii kim takar bildigimiz dogrulardan samadikcaaa
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 11:06
AMA-Gİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 10-11-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 247
kesinlik kendim için yaşarım bu aslında egoizm değil sevgili ırmak tam anlamıyl özgürlük birileri için yaşarken ne kadar mutlu olabilriz ki
kendi istediklerimizi tam anlamıyla yaşamayadıkça yani toplumun sügeçinden geçirilerek yaşanmış bir hayat ne kadar bizim olur?


Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!


Louis Lingg
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 11:15
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 08-10-2007
Nerden: Almanya
Yaş: 21
Mesajlar: 444
haklisin gi artik ise gitmesemmi nasilsa istemiyorum okuluda birakayim istemiyorum kendim icin en iyisi fas a gidem ben oraya yerleseyim annem kalpten giderr yüregine iner yauww hihihihih
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 14-11-2007, 16:08
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 10-11-2007
Nerden: Westanbull
Yaş: 18
Mesajlar: 435
Blog Başlıkları: 2
Ben kendim için yaşarım... Toplum da benimle yaşamışımını sürdürür. Ben olmazsam toplum olmaz.. Ben topluma ters düşebilirim ama toplum ben ve biz olmadan anlamsız. Çünkü toplum biziz.. Çoğunlukla karıştırmayalım.. :)
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 15-11-2007, 05:01
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Birey ve toplum birbirine tezat değil, birbirlerini tamamlayıcı özelliklere haiz kavramlar olduğu için bu forum konusunda bir "seçenek" kıvamında sunulan ikilem, konuya başka bir yönden bakmam gerekliliğini imledi bana. Toplum "sayesinde" birey değil, topluma "rağmen" bireyi sorgulamayı hedeflemiş Fatih Yavuz.

Toplumun kişiyi bölüşüm adaletsizliği, etnik/dini kökenler adına ötekileştirme ve etik değerlerin zayıflaması vs. paralelinde sindirdiği, pasifize ettiği ve sahipsiz bıraktığı; birey olma hakkını tırpanladığı yaygın kanılardandır. Yalnız ben konunun tam da bu noktasında şuna da karşıyım; son dönemlerde çok moda bir düşünceyle toplumun bireyin tüm yaratısını kısıtlayan ve engelleyen bir yapı olarak görülmesi bireyin sıklıkla sığındığı kovuklardan olmaya başladı. Her nevi denetimsizliği/başıbozukluğu topluma yükleyen kişi dağınık ve kural tanımaz bir "özgürlüğü" savunmaktadır. Bu toplumsallaşan insanın "biz" olma bilincinden hızla uzaklaşıp, bencilleştiği/biricikleştiği normalleşmeye karşı ucube bir anormalleşmeyi de içinde barındıran tehlikeli bir yalnızlaşma/yabancılaşma ve nihayet fildişi kulelere kurulup toplumla bağının kopmasıyla sonuçlanan süreçtir. Toplumla ahenkli yaşamaya muhtaç birey bu ötekileşme sürecinde yapayalnız kalacaktır; gerçekçi yaşam tarzlarına sahip bireyler yakın çevreleriyle "uyum" esnekliği halindedirler. İdeal toplumlar her nevi bireyin renk cümbüşü halinde yansıtıldığı ortak "toplumsal kimlikleri" de şekillendirir.

Toplumsal belleğin birey belleğine etkilerini düşünmemiz gerekebilir. Örgütlenmeyi fevkalede önemsiyorum tam da burada; aklımızı kullanarak yasal örgütlenmeler bireyi de özgürleştirecek ve güçlendirecektir nihayetinde.

Toplumsal ve beşeri evrim biz farkına varsak da varmasak da mekanizmasını tıkır tıkır çalıştırmaktadır.

Bu manada ben toplumdan hayli uzak ve bağımsız bir beşer olunabileceğini düşünmüyorum. En kabiliyetlimiz toplumla ve bireyle aynı mesafede kalabilenimizdir, sanırım.
Ne tam tecriti ne de tam sisteme uyumu onaylıyorum elbette.
Ama ben kendim için yaşarım demek olsa olsa şiirsel bir kandırmacadır.
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 15-11-2007, 09:22
ches - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kişisel Rütbe
 
Üyelik Tarihi: 12-02-2007
Nerden: Oksijenli Bir Ortamda...
Yaş: 25
Mesajlar: 52
Toplum Bizlerden Oluşuyor...


"Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır: bu ise, şu ya da bu biçimde acılar içinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer(her evrede, istek ve korku bakımından bir önceki için erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun gibi(insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir) yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük diye yorumlamaya yer yoktur."
Franz KAFKA
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 15-11-2007, 10:26
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 09-11-2007
Mesajlar: 79
Standart YaŞamayi ÜslendİĞİmİz YaŞam Salt Bİze Mİ Aİt?

KENDİN İÇİN YAŞAMAK MI ? YOKSA TOPLUM İÇİN YAŞAMAK MI?

İnsan yaşamı yaşanışlarına bağlı olarak kimi uzun, kimi kısa. Kimi içerikli, dolu dolu; kimi bomboş, güdümlü. Kimi düşünsel gelişim içinde, kimi anlamsız düşlerle avunur. Kısa ya da uzun, yaşamın tanımı içeriğine de bağlı kuşkusuz. Birçok insan kısa ve ama dolu dolu yaşamış bu dünyada. İlkeleri, övünçleri, onurları ve yıkılmaz dostlukları olmuş ve yaşadıklarına mutlu olmuşlar. Birçok dünya büyüğü, ilim adamı, hemen içimizden, bizden biri, Mustafa Kemal Atatürk; yaşamını insanca dolduran, o kısa yaşam çizgisi içine; bir eşsiz kurtuluş kalkışması katan, bir ulus kuran; insanlara birliktelik, yurtseverlik ve çağdaşlık aşılayan, zorluklarla dolu bir yaşamı omuzlamış. Böylesi doluluktan da öte eşsiz bir yaşamdır ancak.

Süre olarak uzun yaşayıp da hiçbir işe yaramadan ömrünün tükenmesini bekleyenleri, sınırsız bir doyumsuzluk çekenleri ve çileli bir yaşam içre yaşayanları da unutmamak gerek. Kimileri de ilkesiz, amaçsız ve bitmez tükenmez beklentiler içinde yaşarlar, onların mutlu ve başarılı oldukları hiç görülmemiştir. Demek ki, yaşam süresi ve içeriği içsel, kişisel ve düşünsel değerlendirmeyle biçimleniyor.

Bir başka anlatımla; beklentilerine ulaşamayanlar için yaşam kısa. Çünkü ulaşılamayan, ulaşılamayacak bir hedefe kilitlenmiştir kişi. Bu yüzden de beklentiler gerçekleşmemiştir. Peki bu tür bireysel beklentiler ne kadar gerçekçi, ne kadar yaşamsaldır? Salt kendimiz için doğru olarak kabul ettiklerimiz, başkaları için ne kadar doğru olabilir? Ne kadar beklenendir? Ne kadar önceliklidir?

Öte yandan doğumumuzla birlikte yaşamayı üstlendiğimiz yaşam salt bize mi ait? İçinde bulunduğumuz çevre ve hatta evrende tek başımıza, başkalarıyla hiçbir ilişkimiz olmadan yaşayabilir miyiz? Beklentilerimize göre biçimlendirmeye çalıştığımız yaşamımız içinde başkalarının olmaması, yalnızlık ve mutsuzluk değil mi? Peki o başkalarının kendi yaşamsal beklentileri yok mu? Umutları, sevgileri, kederleri, yıkılmışlıkları, özlemleri, usanmışlıkları ve bizimle ilişkilerinde kırgınlıkları olamaz mı? Onların da kendilerine göre kendi yaşamsal değerlerinin olabileceğini nasıl yok sayabiliriz?

İnsan toplumsal bir varlık olduğuna göre, çevremizdeki öteki yaşamların içinde de bir yerimiz olmalı, değil mi? Ailemizden başlayarak tüm yakınlarımızın, arkadaşlarımızın, dostlarımızın, hatta düşman bellediklerimizin, yaşamlarının neresinde yer alıyoruz? Çevremizdekiler bizim yaşamımızın neresindeler? Yaşamlarını bize biçilen yaşamla birleştirirlerken, ikili ya da çoklu yaşam içinde hangi yaşamsal rolleri paylaşıyoruz? Bu roller onlara biçtiklerimizle uyuşuyor mu? Bunlar yaşamımızı biçimlendiren sorular olmalı sanırım.

Şimdi bir an kendimize dönüp bakalım. Siz çevrenizdekilere göre mi yoksa kişisel beklentileriniz doğrultusunda mı yaşamınızı biçimlendirmeye çalışıyorsunuz? Kendiniz için kurguladığınız yaşam, başkaları için ne kadar geçerli ve uyumlu, onlara ne kazandırıyor, yoksa kendilerinden bir şeyler mi yitiriyorlar? İlişki içinde olduğunuz kişilerin kendi yaşamlarından ve sizin dostluğunuzdan ya da sizinle ilişkisinden beklentileri olamaz mı? Onların yaşama bakış açıları sizinki ile ne kadar bağdaşıyor? Siz onlardan hangi beklenti içindesiniz, onlar sizden hangi beklenti içindeler, hiç tarttınız mı ve bu tür bir dostluk gerçek dostluk mu?

Tartışılmaz bir gerçek var; hiç birimiz bu dünyada tek başımıza yaşamıyoruz. Yakın ya da uzak; dost ya da düşman; sırdaş ya da geveze, bencil ya da toplumsal, arkadaş ya da rakip! Onlarca belki yüzlerce salt tanış olduğumuz, belki de sırdaşlığına erdiğimiz, ötesinde düşünsel boyutta birlikteliklerimiz var.

Öncelikle, insanın yeri geldiğinde kendisi olup, ilkeleri uğruna direnmesi ve ilkesel, ülküsel, ülkesel birliktelik içinde olması gerekiyor. Bu tür direnişlerin, ne büyük toplumsal birlikteliklere katkıda bulunduğuna, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve onun önderliğinde tüm Anadolu’nun 19 Mayıs 1919’dan başlayarak yaşadıkları ve sonunda ortaya çıkan Cumhuriyet ve bir bayrak altında bütünleşmiş ulus en canlı örnek!

Günümüze baktığımızda, “yanlış yaşamlara” direnecek birliktelikleri kuramadığımızı görünce, geçen sürede bu birlik ve bütünlüğün ne kadar sakatlandığını da anlıyoruz. Bu noktadan hareketle, yukarıda sorgulamaya çalıştığımız dostlukların anlamını yitirdiğini de açıkça görüyoruz. Komşuluk, mahallelilik, kentlilik ilişkilerinden başlayarak, ulusal kimliğin, düşüncenin zayıfladığının en açık örneğini yaşıyoruz. Öylesine ki; günümüzde eski kentler kadar büyüklükteki sitelerde, hatta apartmanlarda, komşusunu tanımayan, bir kez bile selam vermemiş insanların varlığı, ülküler ve ilkeler doğrultusunda dirençlerin nasıl yittiğini gösteriyor. Bir parçalanmanın ve dağılmanın başlangıcı sanki.

Oysa Anadolu’yu Anadolu yapan, o büyük kurtuluş kalkışmasına yönlendiren, yakın komşuluk ilişkileriydi. Köylülük birlikteliklerinin, kasaba bütünleşmeleriyle ve kentsel çoğalımlarla bir büyük ulusal kalkışmaya yönelmesiydi.
Rengin BİNGÖL; “Bir Martının Dilinden İnsan Ve Yaşam” adlı yazısında “... güneşi tutsak edemezsiniz, ama güneş sizi her gün yeniden var edebilir..” diyor ve sonra martı kuşunun dilinden ekliyor: “... Bizler, düşünmekten, düşüncelerden uzak, bir uçuşun peşinden
gideriz. Bütün uçuşlarımız o ilk uçuşun peşinden gelen tek bir uçuştur. Görünmez bir rota vardır ve onu izleriz. Siz insanlar ise, yüzlerce kapıdan geçebileceğiniz için zengin bir dünyanın içinde kaybolabilirsiniz bile…”

Ataol Behramoğlu’nun şiirinde belirttiği gibi, yaşamını iyileştirmek, güzelleştirmek ve dayanılır kılmak isteyen her insanın, önce olumlu düşünmeyi öğrenmesi gerekiyor sanırım. Çünkü, düşünceler inançları, inançlar davranışları, davranışlar da çevre ile etkileşimi belirliyor. Öyleyse; “olumlu düşünce yaşamın kalitesini ve süresini de artırıyor” diyebiliriz.

“Yaşam ulaşılan sonuçlar değil, istenilene ulaşmak için yürüttüğümüz süreçtir” diyor kimi düşünürler. Bu süreçte bilinçli çaba göstermek, tutarlı olmak, çevremize güven vermek, ulaşılan sonuçlardan çok daha büyük bir mutluluk olmalı.

Öyleyse, yaşamdan zevk almak için; önce kendinizi tanımak, yanlışlarımızı, sevgimizi, bilgimizi çoğaltmak ve karşılıksız paylaşmak durumundayız. O zaman yaşamdan tat alabileceğiz, insanca ilişkileri geliştirebileceğiz, çoğalacağız ve mutluluğa ulaşacağız.

Evet, kimin söylediğini/yazdığını bilmiyorum ama çok sevdiğim bir sözle bitirmek istiyorum bu söyleşiyi: “Siz yaşama gülümserseniz, o da size gülümser.”

Kendinizle, insanlarla ve tüm canlılarla nice dostluklara!

Akın Önen
Anafilya, YAŞAM ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER

Konu non serviam tarafından (19-11-2007 Saat 22:31 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Kaynak eklendi
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
kendin, icin, yasamak, yoksa, toplum


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Türkiye için ABD, müttefik'midir yoksa tehditmidir? fenasi Anketler 33 31-03-2008 21:04
bugünü yaşamak mı önemlidir yoksa gelecek için bu günden hazırlanmak mı? tatlı yaratık Tartışmak İstiyorum 1 27-10-2007 13:03
Yaşamak ve İcat Etmek... Ebruli Felsefe 2 27-10-2007 12:37
Yavuz Çetin YAŞAMAK İSTEMEM aristo Video Klipler 1 29-09-2007 21:51


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:05 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org