Nihilizm, Anarşizm ve ikisinin karşılaştırılması
Ben kendi görüşlerimi sunacağım burada. Başlamadan şunu söyleyeyim ki, sadece "öznel" görüşler olmayacak bunlar, ayrıca çok genelgeçer görüşler olacak; çünkü her iki kavramın da hem mantıksal olarak hem de kavramsal olarak erimi çok geniş.
Nihilizm, Tarih'e yeni değildir. Tüm çağlarda görülür, insan aklının belli bir gelişime ulaşabildiği eski çağlara kadar uzanır. Sözcük anlamı bir tutarsızlığı, mantıksal bir uzlaşmaz çelişkiyi andırır: Hiççilik. İnsan varolanlara karşı yokolonları savunuyor gibidir -mantıksal imlemi. Ve elbette böyle değildir. Anlamı tüm Varlık'ta, Kainat'ta a priori (önsel) hiç bir değeri, hiç bir inancı, felsefeyi, görüşü doğru, gerçek olarak alamayacağımızı anlatır aslında. Dahası iş, a priori'yi de aşar. Örneğin, hiçbir yaşam felsefesi temellendirilemez denmektedir, bu dünyada; veya Akla, Bilime dayalı herhangi bir görüş de asla sağlam değildir... Tüm Varlığın tözü (kökü, ilk nedeni -cevheri) Hiçlik'tir, hiçbir şeydir; ve varolan herşey hiçbir şeyin üzerinde temellendirdiği için (gizil/potansiyel ya da örtük mutlak hiç olduğu için) anlamsızlığın ince duygulanımlarını yaşatan bir anlamsız felsefedir. Doğu dinselliğinde de, Budacılık da, Taoculukda da bulunur bence. Tao'yu bildiğini söyleyen de onu dinleyip anladığını söyleyen de yanılıyordur, taoculukta. Bu da Epistemolojik bir nihilist yandır. Nietzsche gibi nihilizm ile boğuşan derin nihilistler olduğu gibi, şarkıcı Candan Erçetin de "dünyada ölümden başkası yalan" diye höbürdediğinde onda da nihilistik bir yan tezahür eder ve diyebiliriz ki, bu şarkının sözlerinde olduğu gibi çeşitli algılayışların içinde nihilizmin ucuz yanları da vardır. Feurbach "Din, düşünceyi karanlık basınca başlar" der; pekala bu cümle Din yerine Nihilizm konarak da okunabilir.
Anarşizm'in taşıdığı anlamlar ise çok değişik farklılıklar gösterir. Her erktanımaz kişi, bir bağlamda kendini anarşist olarak tanımlayabilir... Ya da kendinde anarşist bir ruh da olduğunu söyleyebilir... Kökeni ise, benim bildiğim kadarıyla 19.yy'dan önceye gitmez. Stirner gibi bireyci anarşizm vardır. Devlet, insanlık, değerler... soyutttur Stirner'e göre. Bu soyutlukların içi herşeyle doldurulabilir. Ama somut ben, işte o gerçektir. Bireyciliğe yakınlığından daha çok Tekbenciliğe yakın bulduğumuz Stirner'in görüşünden daha çok sosyal imlemleri olan Anarşizm'in varyasyonları vardır. Bakunin, her otoriteden nefret eder. Devlet bu bağlamda insanla değil, insana rağmen oluşmuş bir kurumdur; ve yokedilmelidir. Marxist ya da (yorum farkına göre) Marxizm'e eklektik yaklaşan Anarşizm'de vardır: Kropotkin, marxist sosyalist bir ülkede oluşacak iktidarın, proleter dikatatörlüğün zor gücüne, zor gerekliliğine şüphe ile yaklaşır. Zor'a karşı olmak, Anarşizm'in -hangi varyasyonuyla olursa olsun- erk (sözgelimi devlet) tanımazlığının bir temel yanıdır. Keza Frankfurt ekolünün güçlü düşünürleri (Benjamin, Horkheimer, Adorno, Marcuse...) Marxist bir anarşizmi savunurlar. Ya da şöyle diyebiliriz: fikirlerindeki anarşist etmenlere daima vurgu yapan, anarşist yanlarını koruyan düşünürler.
Şimdi, gelelim asıl istediğinize. Yukarıya bakarsak Nihilizm'e daha yakın olan Anarşist fikirlerin Stirner veya Bakunin gibi anarşist görüşler olduğunu göreceğiz. Marxist varyantlar nihilizme yakın değildirler bence. Zira Marxizm Hegelci bir tarih felsefesine ve Hegelci diyalektiğe dayalı (sadece tarih anlayışlarında ve diyalektik de maddeyi töz alan -Hegel'den farklı olarak) ussal, bilimsel bir dizge olarak ele alınabileceği için nihilizm'den çok uzaktır -bence. Ama soyut olarak (bu bağlamda hiçbir şekilde aklı, bilimi ilke almayan) her erktanımazlık elbette sık sık nihilizm ile flört edecektir.
Not: Konunuz çok değerli ama çok kapsamlıydı; pek genel bir yazı oldu ama dediğim gibi konunun erimi çok geniş -hani 300 sayfalık bir kitap da yazılsaydı yeterli olmayacaktı.
Konu possible_outside tarafından (23-10-2007 Saat 17:21 ) değiştirilmiştir..
|