Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı
Son yıllarda -gençliğimin ilk dönemlerinin aksine- olabildiğince insanlardan kaçarak kendimi muhafaza etmeye çalışıyorum, "yazgımızın bir" olduğu tüm insanlıktansa, öfkemi kendime ve türümdekilere(dostlarıma) yansıtıp, çözüm arıyorum...
|
Dün akşam yolda, araba kullanırken, bize hakaret edildi ve arabayı kullanan arkadaşımız arabadan hırsla inip hakkını korumak istedi. Hepimiz çok korktuk ve arabada kalmaktan başka birşey gelmedi elimizden.
İlk anda, haksızlık duygusu ve öfke duygusu yaşadıysak da hepimiz, sonradan beni bir düşüncedir sardı. hepimizin hem melek, hem şeytan olduğumuzu hatırladım değişen oranlarda ve bu genç adamın iyilik yönüne seslenmek için büyük bir itilim duydum.
O kadar öfkeyi besleyen bir kültür var ki; sanatın çeşitli dalları bile adrenalin yükseltmek ve bu adrenalin de "yenme, yıkma ve yoketme" 'ye yönelterek nötralize etmeye özendiriliyor - aslında forse ediliyor! Bilinçüstümüz ve altımız bu sinyallerle işgal ediliyor.
Nasıl iyi yönüne ulaşacağız yarı melek, yarı şeytan olan insanın? Kendi yaşamımızdan başlayarak belki de...Öncelikle de kendimizi daha sakin bir insana dönüştürme çabası içine girerek! Eğer müzikse ruhumuzu bir halden diğerine taşıyan; dinlediğimiz müziğin tarzını değiştirmekle işe başlayabiliriz belki de...Belki sıkça dua ederek veya meditasyon yaparak... Herkesin buna farklı yöntemler bulacağına eminim!
Biz dönüştüğümüz ve daha sakin bir insan haline geldiğimizde, bunu bir görünmez hale şeklinde taşıyoruz sanki başımızın tepesinde ve nasıl öfke bulaşıcıysa, sukunet de bulaşıcı olabiliyor.
Kararlı olanın borusu ötecektir er geç! Kim daha dirayetli?
Melek mi, yoksa şeytan mı?