Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Tartışmak İstiyorum

Tartışmak İstiyorum Düşünce ve kanıları değiştirmeye yönelik eylemleriniz için buraya..


Bir Öğretmen'den Mektup

Tartışmak İstiyorum içerisinde Bir Öğretmen'den Mektup konusu: " Merhaba! İstanbul’da bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Çalıştığım okul, çoğunluğu Anadolu'nun en ücra köylerinden gelip yerleşen (yerleşemeyen) insanların oturduğu bir çevrede. Etrafımız gecekondu mahalleri. Gecekondu olmayan yerlerde de derme çatma ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 27-03-2007, 20:10
patis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 04-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 706
Standart Bir Öğretmen'den Mektup

" Merhaba!

İstanbul’da bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Çalıştığım okul, çoğunluğu Anadolu'nun en ücra köylerinden gelip yerleşen (yerleşemeyen) insanların oturduğu bir çevrede. Etrafımız gecekondu mahalleri. Gecekondu olmayan yerlerde de derme çatma binalar var. İstanbul’un pek çok yerinde artık görmeye alıştığımız bir manzara var aslında burada! Sözünü ettiğim yerleşim yerinin 5 dakikalık mesafesinde modern bir alışveriş merkezi var! Atardamarın hemen üzerinde bu okul.

BUNLARIN HEPSİ GERÇEK:

Biliyor musunuz, bu yıl lise 1. sınıfta okuma yazma bilmeyen bir öğrenci var.

Biliyor musunuz, bir öğrenci okula "satır" getirmekten uzaklaştırma cezası aldı.

Biliyor musunuz, iki hafta önce okulun önünde çıkan bir kavgada bir öğrencimin boynu döner bıçağı ile kesildi; 28 dikiş atıldı. (Çok şükür şah damarına gelmedi)

Biliyor musunuz, bu çevrede kimse kışın akşam beşten sonra sokakta yalnız yürümüyor.

Biliyor musunuz, geçtiğimiz hafta, bebek bekleyen müdür yardımcımız bir öğrenci tarafından karnı tekmelenmekle tehdit edildi.

Biliyor musunuz, dışarıdan elini kolunu sallaya sallaya giren bir adam, kendisini dışarı çıkarmaya çalışan kat nöbetçisi bayan öğretmeni bıçakla tehdit etti.

Biliyor musunuz, derste sıkıntı yarattığı için öğretmeni tarafından cezalandırılan öğrencinin aşiret olan ailesi okulu bastı.

Biliyor musunuz, bir öğretmenimiz sınıfta bıraktığı öğrenciden tehdit telefonları aldı.

Biliyor musunuz, öğrencilerimizin %86'si sigara içiyor.

Biliyor musunuz, öğrencilerimizin %42'si hap kullanıyor.

Biliyor musunuz, okulun etrafında hap satanları, okulun içinde hap kullananları polis biliyor.

Biliyor musunuz, öğrencilerimizin %23'ü ensest ilişki mağduru.

Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl bir kız öğrencimizin babası çocuğundan (öğrencimizden) dayak yediği için okula sığındı.

Biliyor musunuz, yalnızca koridorda birbirlerine çarptıkları için kavgaya tutuşan iki kız öğrencinin aileleri okulun önünde birbirlerine yumruk yumruğa saldırdılar.

Biliyor musunuz, bazı kız öğrenciler 100 kontör karşılığında minibüs şoförlerine, halı saha sahiplerine kendilerini kullandırtıyorlar. (cinsel anlamda)

Biliyor musunuz, bu yıl bir erkek öğrenci, bir kız öğrencinin kendisine cinsel tacizde bulunduğunu söyleyerek şikâyette bulundu.

Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl bir anne, kızının saçının boyalı olması üzerine okula çağrıldığında, kızını okula koca bulmak için gönderdiğini bu nedenle de süslenmesi gerektiğini söyledi.

Biliyor musunuz, velilerin %42'si kayıttan sonra bir daha okula uğramıyor.

Biliyor musunuz, maddi yetersizlikten dolayı üç, dört aile bir oda-bir salon bir evi paylaşıyorlar. (Sayıları azımsanamayacak ölçüde.)

Biliyor musunuz, her ay öğretmenler aramızda para toplayıp bir öğrenciye bot, palto veya okul araç gereçleri alıyoruz.

Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl cuma okul kapanışı töreninde baygınlık geçiren bir öğrencinin iki gündür hiçbir şey yemediğini öğreniyoruz.

Biliyor musunuz, öğrencilerin çoğunun hayatında kan davası, intihar, boşanma, dayak, kaçma, kaçırılma, hapis gibi hikâyeler var. (Ailelerinde yaşanmış)

Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl iki gün boyunca evine gitmeyen bir öğrenciyi velisi gelip okulda arıyor. (Kızın biriyle kaçtığı anlaşılıyor daha sonra.)

Biliyor musunuz, annesi babası ayrı veya boşanmış olan öğrencilerin çoğu uzak akrabaların yanında kalıyor. Anne ya da baba olmak istemiyorlar veya üvey anne babalar istemiyorlar.

Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl sorun çıkardığı için müdür tarafından tartaklanan bir öğrenci mahalleden topladığı tanıdıklarıyla müdürün odasını basıp tehditler savurdu.

Biliyor musunuz, veliler toplantılara "ocakta yemeklerini bırakarak", ayakkabılarının topuğuna basarak, mantolarını omuzlarına atarak geliyorlar.

Biliyor musunuz, velilerin büyük bir çoğunluğu öğretmene nasıl hitap edileceğini bilmiyor. (Güzelim, hanim kızım, sen, hocaaaaa, ablası!)

Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl 1000 öğrenci kapasitesi olan okulda kütüphaneye üye olanların şayisi 7(yedi)'di.

Biliyor musunuz, öğrenci tanıma formlarındaki "Çaldığınız müzik alet(ler)i" bölümüne radyo, teyp, walkman yazan azımsanamayacak sayıda öğrenci var.

Biliyor musunuz, öğrencilerin azımsanamayacak bir bölümü doğum tarihlerinin gün ve ay kısımlarını doğru yazıyorlar ancak yıl bölümüne 2004 yazıyorlar!

Biliyor musunuz, lise birinci sınıf öğrencilerim "Soru işareti nerede kullanılır?" soruma yanıt veremediler.

Biliyor musunuz, *10 lisesine kayıt yaptıran bu öğrenciler çarpım tablosunu bilmiyorlar; 10 ve katları ile çarpma ya da bölme işlemi yaparken bile hesap makinesi kullanıyorlar. (Geçtiğimiz ay sinirden gözlerine kan oturmuş bir halde sınıftan çıkan matematik öğretmenimiz koltuğa çökerken öğrencilere bir ders boyunca 300'ü 2'ye böldüremediğini anlattı.)

Biliyor musunuz, maddi durumu iyi olan sayılı öğrencilerden birinin velisi, geçtiğimiz yıl akan damımızı onardı. (Notlarının hemen hepsi zayıf olan öğrencinin sınıf geçmesi şartıyla!)

Biliyor musunuz, öğrencilerimizin %60'i sağlıksız beslenmeden dolayı hasta (aralarında dispanserlik olanlar var) ancak öğrencilerimizin %90'inda cep telefonu var. (Cep telefonları son model, bazıları kameralı)

Ben bu okulda 3 yıldır öğretmenlik yapmaya çalışıyorum. Bu olaylara alışmamak için, artık alışıp bunları neredeyse doğal karşılayan yılların öğretmenleri gibi olmamak için uğraşıyorum.

Biliyorum ki eğer alışırsam geleceğe dair hiçbir umudum kalmayacak. Her gün büyük bir çaresizlik ve endişeyle "Acaba bugün ne olacak?" diye başlıyorum işime. Olaysız geçen günler Allah’ın nimeti!

Biliyor musunuz, sınıfta gezinerek ders anlatırken Atatürk'ün gözleriyle karsılaşmamaya çalışıyorum, kafamı kaldırıp resmine bakamıyorum. Başımın üzerinden "Ey Türk Gençliği!" diye bağırdıkça utancımdan omuzlarıma gömülüyorum.

Biliyor musunuz, 10 Kasım’larda, 29 Ekim'lerde şiirler okunurken, marşımızı dinlerken ağladığımda herkes günün anlamına ağladığımı sanıyor; oysa çaresizliğe ağlıyorum.

Muhtaç olduğu kudretin dolaştığı asil kanı uyuşturucuyla zehirleyen öğrencilerimi kurtaramıyorum. Öğrenmeye direnen, kendini kapatan öğrencilerime İstiklal Marşı’nın anlamını bile öğretemiyorum.

Evet ne dersiniz? "


_ALINTI_

Ne denilebilir ki? Hangi sözlerle anlatılabilir ki şu içinde bulunduğumuz durum? Haberlerde her gün birbirlerini bıçaklayan öğrencilere, öğretmenlere yapılan haksızlıklara, ailelerin durumuna, okullardaki taciz olaylarına tanık oluyoruz... Sonumuz hayır ola...


Memleketin Hali Benim Halim, Öyle Bir Kabız Olmuşum ki Boğazıma Kadar B.k İçindeyim...!

04.07.2007... Biri Doğdu Biri Öldü...

AZİZ NESİN HAKLIYDI...!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 14-03-2008, 01:38
su damlası - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
mavi denizim
 
Üyelik Tarihi: 19-10-2007
Yaş: 25
Mesajlar: 572
evet eğitimin içler acısı hali...

bu ülkede hiç bir şey yolunda gitmiyor..
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 14-03-2008, 12:41
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 164
Bu şikâyet listesini daha da uzatmak mümkün. İşin ilginç olan yanı şikayetin, bütün bu olanları engellemesi beklenen ve insanların eğitimi ile vazifeli camianın bir üyesi tarafından yapılıyor olması.

Memleketin insanlarının bu hale gelmesinden birinci derecede sorumlu kişiler eğer oluşan manzaradan şikayetçi iseler, kimi kime şikâyet ediyorlar ?

Sınıfa girip, solucanın sindirim sistemini, Malazgirt savaşında Alparslanın üzerine ne giydiğini ve atının kuyruğunu nasıl bağladığını, matematik/fizik/kimya testlerinde öğrencilerin kaçar soru çözdüklerini anlatarak bu işler düzelmez.1962 den 1978 yılına kadar öğrencilk yaptım. 1978 den 2003 yılına kadar da öğretmenlik. Benim talebe olduğum dönemde eğitim zayıf, öğretim eğitime nisbetle daha ileride idi. Şimdi eğitim tümüyle gitti. Öğretim de imkânlar artmasına rağmen daha ziyade öğrencilerin üniversite kazanmalarına endeksli yapıldığından işin ahlâki boyutu hep ihmâl ediliyor. Sadece İlköğretim okulları 7. ve 8. sınıflarda okutulan "Vatandaşlık ve insan hakları eğitimi" dersi haftada bir saat. Her ne kadar mecburi olması tartışılsa da, Din kültürü ve Ahlâk bilgisi dersi de bir saat. İnsanlarımız hep dah çok kazanmaya ve daha çok harcamaya odaklanmış durumda. Öğrenci her ne kadar okul da bazı öğretmenlerinden doğru şeyler dinlese de, dışarıda gördükleri ile duydukları arasındaki farkı gözlemlediğinde, öğretmenin söylediklerinin bir inandırıcılığı olmuyor.

Ve daha da vahimi.!!!

Okullarda Müdürler haftada iki saat, yardımcıları da altı saat derse girmekle mükelleftir. Ama çoğu müdür ve yardımcısı "İş yoğunluğu" nu bahane ederek bu derslere dahi girmez. Öğretmen olarak görev yaparsanız, maaş karşılığı 15, mecburi ücretli ders olarak da 6, toplam haftada 21 saat ders verilir. Hatta kimi branşlardaki eksiklik nedeniyle öğretmene verilen ders hafta da 30 saati bulur.Çoğu öğretmen de, görev yaptığı okul dışında diğer okullara da ders vermek için gider. Bu kadar derse giren öğretmen, her akşam ertesi gün gireceği sınıflarda ki ders için hazırlanmak, plân yapmak ve yazılıları okumak zorundadır. Yani dışarıdan göründüğü gibi iki-üç saat derse girip, daha sonra "Yan gelip yatma" imkânı yoktur. Akşama kadar okulda, gece yarılrına kadar evde çalışmazsanız, aldığınız paranın karşılığını ödemiş sayılmazsınız.Tabi Müdür veya yardımcısı iseniz, ya da rahmetli mahzuni şerif'in tabiriyle "Angara'da dayı"nız varsa, sadece bulunduğunuz okulda "Çalışıyor" görünür, her gününüz de keyif sürersiniz.

Kimi Müdür veya yardımcıları, akşama kadar elleri ceplerinde,- boş boş durmanın verdiği sıkıntıdan- önündeki aleti ile oynaya oynaya gezer. Böyle rahat bir imkâna kavuşmak için de İktidar partisinin (Hangisi olursa olsun bunlar için farketmez) İl veya ilçe başkanlarını peşinde önleri ilikli yavşak yavşak dolaşırlar. Maksatları altlarına konulacak bir makam koltuğu ile öğretmenliğin ağır çalışma yükünden kurtulmaktır.

Sorumluluk mu ?

O da ne ola ki ?

Memleket insanlarının eğitiminden çok makam/mevki peşinde koşan, özel ders/dershane ilişkilerinin sağladığı "Kaymaklı" ortamda öğretmenliği ve eğitimi rant kapısına çeviren "Eğitimci"(!)lerin üzerlerine aldıkları vazifeleri layıkı ile yerine getirememeleri sebebiyle şikâyet etmeye hakları yoktur.

Bir memlektte Eğtimciler ile güvenliğin sağlanmasında sorumlu olanlar asayiş bozukluğundan, yargıçlar da adaletsizlikten şikâyet edemezler.

Ederler ise o zaman kendilerine, "Sizin göreviniz nedir?" sorusu sorulur. Demagoji yapmadan da verebilecekleri bir cevap yoktur.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois

Konu Erdoğan tarafından (14-03-2008 Saat 13:19 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
mektup, ogretmenden, bir


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kelimeleri Kirleten Bir Mektup Gibi duarden Hayata Dair.. 0 16-02-2007 22:04
Hadi Mektup Yazalım.... titania Geyik Mevzular 0 15-02-2007 02:06


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:40 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org