Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Tartışmak İstiyorum

Tartışmak İstiyorum Düşünce ve kanıları değiştirmeye yönelik eylemleriniz için buraya..

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Türban yada Herhangi Bir İnanç Yasaklanmalı mı?

Tartışmak İstiyorum içerisinde Türban yada Herhangi Bir İnanç Yasaklanmalı mı? konusu: Alıntı: Charlie ´isimli arızadan alıntı ben gerçek bi sosyalistim..leninizmin ilkelerinden ödün vermiyorum..Leninizmde din özgürlüğü vardır..Tam olarak bi marxist değilim bunu kabul ediyorum,ancak leninistim ve müslümanım..bi diyeceğinmi var!!?? Sen leninist felan ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #101 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 02:24
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim *
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Nerden: Son
Yaş: 20
Mesajlar: 1,035
Alıntı:
Charlie´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ben gerçek bi sosyalistim..leninizmin ilkelerinden ödün vermiyorum..Leninizmde din özgürlüğü vardır..Tam olarak bi marxist değilim bunu kabul ediyorum,ancak leninistim ve müslümanım..bi diyeceğinmi var!!??
Sen leninist felan değilsin, seni kandırmışlar(!)


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *
Alıntı ile Cevapla
  #102 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 02:26
uykusuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hasta siempre comandante
 
Üyelik Tarihi: 29-05-2008
Nerden: ankara/polatlı
Yaş: 18
Mesajlar: 359
Alıntı:
Charlie´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ben gerçek bi sosyalistim..leninizmin ilkelerinden ödün vermiyorum..Leninizmde din özgürlüğü vardır..Tam olarak bi marxist değilim bunu kabul ediyorum,ancak leninistim ve müslümanım..bi diyeceğinmi var!!??

Hey bakın burda leninist, müslüman ve mahalle kabadayısı bir arkadaş var.


bugün trende bir dahiye rastladım
5-6 yaşlarında, yanıma oturdu
ve tren kıyı boyunca ilerlerken
okyanusa geldik sonra bana bakıp
hiç de güzel değilmiş, dedi.
bunu ilk defa o gün farkettim.
Alıntı ile Cevapla
  #103 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 03:46
Charlie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
biz hala Hrant Dink'iz..
 
Üyelik Tarihi: 26-08-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 19
Mesajlar: 188
11 Eylül saldırısından sonra dünyanın en büyük emperyalist gücü durumundaki ABD’nin çeşitli İslami hareketleri hedef tahtasına oturttuğu ve yürüttüğü emperyalist savaşı haklı gösterebilmek için kapitalist Batı dünyasında bir İslam öcüsü yaratmaya çalıştığı biliniyor. Batı’da işçi sınıfına benimsetilmeye çalışılan ve belli ölçülerde etkili olan İslamofobi, yalnızca Avrupa’daki göçmen Müslüman işçilerin sorunlarına karşı duyarsızlığı, ayrımcılığı ve hatta inkârı getirerek sınıf hareketinin zayıflayıp güçten düşmesi sonucunu doğurmakla kalmıyor; aynı zamanda her türlü anti-demokratik uygulamanın meşrulaştırılmasını da kolaylaştırıyor. İslamofobi Batı’da sendikal bürokrasiyi ve sosyalist sıfatlı burjuva “işçi” partilerini de etkisine almış durumda. Bu durum dini özgürlüklere ilişkin nasıl bir tutum takınılması gerektiği sorununun Batı işçi sınıfı açısından ne kadar yakıcı olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de bu sorun kendine has bir boyut da taşıyor. Burjuvazinin iki kesimi arasındaki güç ve iktidar kavgasının en popüler başlıklarından birini “laiklik” sorunu oluşturuyor. Burjuvazinin statükocu kanadı, geleneksel hegemon pozisyonunu korumak uğruna, tüm toplumu hastalıklı bir ruh haline sürüklemekten geri durmuyor. Tüm toplum şeriat geldi gelecek paranoyasına sevk edilmeye, laikçilik-şeriatçılık ekseninde bölünmeye çalışılıyor. İslami hareketlerin 90’lı yıllardan bu yana Türkiye’de de güç kazandığı bir gerçek olsa da, şeriatın güncel ya da acil bir tehdit olduğu düşüncesi tümüyle uydurmacadır. Ama dinî inançlarına göre yaşamak isteyenlere, farklı mezheplerden olanlara, gayrimüslimlere, misyonerlere ve kuşkusuz ateistlere uygulanan baskılar, sınırlamalar ve yasaklar hiç de uydurmaca değildir. Bu ucube laik düzen Kemalizmi din haline getirdiği gibi Sünni İslamı da resmileştirerek, bu resmi anlayışa sahip olmayan herkesi bir tehdit olarak algılamakta ve sürekli bir baskıya maruz bırakmaktadır.

Gerek Marx ve Engels gerekse de Lenin baskıcı, yasakçı ve dayatmacı politikalara her zaman karşı çıkmışlardı. Lenin dönemi Bolşevik tarzda, kitlelerin dini duygularına ve inançlarına karşı, duyarlı, hassas ve özenli bir yaklaşımı görürüz. Bolşeviklerin 1918’de kabul ettikleri parti programında, emekçilerin dinsel önyargılardan kurtarılması için mücadele ederken, “müminlerin duygularını incitmekten özenle kaçınmalıyız, çünkü böyle bir yöntem ancak dinsel fanatizmin güçlenmesine yol açabilir” deniliyordu. Aynı yıllarda kaleme alınan ve parti okullarında temel eğitim kitabı olarak kullanılan Komünizmin ABC’si adlı kitapta ise, bu mücadele “enerji ve kararlılığın yanı sıra, sabır ve anlayışla yürütülmelidir” denilmekteydi. “Saf kalabalıklar duygularını incitecek şeylere çok hassas” olduklarından, “kitlelere ateizmi zorla kabul ettirmeye çalışmak, dinsel uygulamalara zor kullanarak müdahale etmek, halkın saygı duyduğu şeyler ile alay etmek” bu mücadeleye “yardımcı olmayacak, aksine onu engelleyecek”ti. Ama Sovyet devleti içinde gitgide ilerleyerek Lenin’in ölümünden sonra hız kazanan bürokratik karşı-devrim, tüm diğer alanlarda olduğu gibi din alanında da Marksist politikaları terk etti. 1927’den itibaren özellikle kırsal kesimde camiler ve kiliseler kapatıldı, birçok geleneksel ve dinsel ibadetlerle birlikte dinsel basın yayın ve eğitim faaliyetleri de yasaklandı. Güya kadınların kurtuluşunu sağlamak adına, özellikle Müslüman halkların yaşadığı bölgelerde yoğunlaşacak şekilde, tesettür başta olmak üzere geleneksel ve dinsel değerlere karşı dayatmalarla, zorlamalarla, sürgünlerle Hücum adlı bürokratik ve despotik bir kampanya yürütüldü. Gerek Sovyet bürokrasisinin gerekse de emperyalist ideologların çabalarıyla bu politikalar Marksizme ve genel olarak sosyalist dünya görüşüne mal edildi. Sonuç, İslam dünyasında Marksizme ve komünizme karşı bir antipatinin gelişmesi oldu. Bu durum, komünist hareketlerin Müslüman ülkelerde zayıf kalmasının tarihsel nedenlerinden biri olarak rol oynamıştır.

Marksistler, devletin, dini insanların kişisel bir sorunu olarak görmesini talep ederler. Bunun anlamı, herkesin istediği dine inanmakta ya da hiçbir dine inanmamakta serbest olmasıdır. Dinsel inancı ya da inançsızlığı nedeniyle hiç kimse ayrımcılığa, baskıya, aşağılanmaya vb. tâbi tutulmamalıdır. Marksizm devletin din üzerindeki her türlü yasaklamasına karşıdır: Başkasının haklarını gasp etmek anlamına gelmediği sürece hiç kimse dinî inançlarının ya da inançsızlığının gereğini yerine getirmekten alıkonamaz. Herkes inançları gereği şu ya da bu şekilde giyinme hakkına sahip olmalı ve bu tercihinden ötürü kamusal haklarından hiçbir şekilde yoksun bırakılmamalıdır (Türban yasağı gibi yasaklamaların egemen sınıfın hem laik geçinen hem de dindar kesimlerince, gündem saptırmak ve emekçilerin dikkatini kendi acil sınıfsal çıkarlarından uzaklaştırmak için nasıl ikiyüzlüce kullanıldığı apaçık ortadadır). Aynı şekilde hiç kimse bir dine ya da onun bir mezhebine vs. inanmaya ve o inançların gereklerini yerine getirmeye de zorlanamaz.

Bizler tutarlı ve gerçek laikliği savunuruz. Bunun anlamı devletin din işleri ile hiçbir ilişkisi olmaması ve aynı şekilde dinî öğelerin de (dinî eğitim, dinî kurallar, törenler, ritüeller vb.) devletin işlerinde yeri olmaması demektir. Devlet tüm dinlere ve onların tüm mezheplerine eşit mesafede durmalıdır. Hiç kimse dinî inanışını açıklamak zorunda değildir, bu nedenle resmi belgelerden kişinin dinî inancını belirten tüm ibareler çıkarılmalıdır. TC gibi lafta laik bir devletten değil gerçekten laik bir devletten ve toplum düzeninden bahsediyorsak, en temel ilke, devletin hiçbir resmi ya da yarı-resmi dinsel kurumunun olamayacağıdır. Oysa bugün Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı, il müftülükleri vb. gibi devlet kurumları aracılığıyla resmi bir din yaratılmakta ve din devletin denetimi altına sokulmaktadır.

Devlet dinden ve dinsel hayattan tümüyle elini çekmeli, resmi, yarı-resmi ya da gayri resmi dinsel kurumlara bütçeden pay ayırma ve vergi indirimi uygulamalarına son verilmeli, dinsel kurumlara aktarılan bütün ödenekler kesilmeli ve din işlerinin örgütlenmesi ve finansmanı bütünüyle cemaate terk edilmelidir. Belli bir dine inananlar ibadethanelerini yapmakta da, dinsel işlerini yürütecek din adamlarını seçip görevlendirmekte de bütünüyle serbest olmalı ve bu tür işlerin giderlerini kendi gelirlerinden yapacakları bağışlarla sağlamalıdırlar. Devletin, herkese kendi anadilinde, bilimsel, demokratik ve laik içerikli parasız eğitim sağlama görevi vardır. Laik bir eğitim sisteminde devlet okullarında ister seçmeli ister zorunlu olsun din dersine yer verilemez; devlet imam-hatip liseleri gibi dini eğitim veren okullar açamaz. Çocuklarına dini eğitim aldırmak isteyen ebeveynler bunu kendi gelirlerinden yaptıkları bağışlarla organize ve finanse edecekleri özel eğitim kurumlarında diledikleri gibi yerine getirme hakkına sahip olmalıdırlar.

Bu yüzden komünistlerin asli görevi dine karşı savaş ilan etmek ya da abartılı ve ölçüsüz bir ateizm propagandasına girişmek değil, Lenin’in ifadesiyle, emekçi yığınların, “birleşmiş, örgütlü, planlı ve bilinçli bir yoldan dinin bu [toplumsal] köküne karşı savaşmayı, her türlü biçimleri içerisinde sermaye düzenine karşı savaşmayı öğrenmesi”ni sağlamaktır. Kitle çalışmasında dinî inançları küçümseme, alay ya da espri konusu yapma, hor görme, dayatma ve dışlama gibi tutumlar asla Bolşevik bir yaklaşımla bağdaşmaz. Lenin bu konuya özellikle vurgu yapıyor ve dinî inançlara sahip işçileri devrimci programın esaslarına göre eğitmek üzere mücadele saflarına kazanmanın öneminden söz ediyordu.

Bolşevikler bu anlayışla hareket ederek, ilk muzaffer proleter devrime önderlik ettiler. Kurulan işçi devletinde de bu anlayışla hareket ederek bakış açılarına sadık kaldılar. Böylelikle Avrupa’dan Çin’e kadar tüm emekçilerin olduğu gibi Anadolu köylüsünden Orta Asyalı göçebelere kadar yoksul Müslümanların büyük bir kesiminin de sempatisini kazandılar.

1918’de Sovyet anayasası, kilise ile devleti birbirinden, okulu da kiliseden kesin olarak ayırmıştı. Sovyet hükümetinin 1918’de yayınladığı bir kararname ile, Rus Ortodoks kilisesine Çarlık devleti tarafından ödenen 35 milyon rublelik bütçeye ve kilisenin mal varlıklarına el konuldu. Kilise binaları devletleştirildi ve dinî toplanma mekânları olmanın yanı sıra halkın ücretsiz toplantı yerleri olarak da kullanıma açıldı. Çarlık döneminde din adamlarına tanınan zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet hakkı kaldırıldı.

Kilise ile devleti birbirinden kesin olarak ayıran Bolşevik hükümet, bu kararnameyle dinsel özgürlüklerin de güvence altına alındığını açıklıyordu: “Her yurttaş istediği dine bağlı olabilir ya da dinsiz olabilir. Şu ya da bu dinî inanca bağlı olmak ya da hiçbirine bağlı olmamakla ilişkili olan tüm kanuni sınırlamalar kaldırılmıştır. … Toplumsal barışı bozmadığı ve Sovyet Cumhuriyeti yurttaşlarının haklarına tecavüz etmediği sürece dinsel geleneklerin yerine getirilmesi özgürlüğü güvence altına alınmıştır.”

Söz konusu olan ezilen Müslüman halklar olduğunda ise Bolşevikler din konusunda çok daha dikkatli davrandılar. Müslüman halklar, ki çoğunluğu Türk dilli halklardı, Sovyet hükümeti tarafından, Çarlık döneminde hem dinsel olarak hem de etnik olarak ezilen bir kategori olarak ele alındı. Bu sorun hem dinî boyutu hem de ulusal boyutu olan bir sorundu. Daha Şubat devriminin ardından Bolşevikler ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını öne çıkarmışlardı. Ekim Devrimiyle kurulan Sovyet hükümetinin ilk kararnamesinde de tüm uluslara özgürlükleri verildi, bağımsızlık hakkı tanındı. Bu durum Müslüman halklar arasında Bolşeviklere yönelik bir sempatinin oluşmasına da yol açmıştı. Müslüman halklar içerisinde öne çıkan reformcu hareketler (Cedidçiler) bu doğrultuda ayrışmaya başlamıştı ve bu hareketlerin en ileri unsurları Bolşeviklerin saflarına kaymaktaydı. Bunun sonucunda Müslüman halkların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde Komünist Partiler kurulmaya ve var olan komünist örgütler büyümeye başlamıştı.

Ekim Devriminden bir ay sonra 7 Aralık 1917’de “Rusya’nın ve Doğu’nun Bütün Müslüman Emekçilerine” başlıklı bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride, Rusya Müslümanlarına, inanç ve örflerinin, ulusal ve kültürel kurumlarının artık özgür kılınacağının ve Sovyet devletinin koruması altında olacağının teminatı veriliyordu: “Çarlar tarafından, Rusya’nın müstebitleri tarafından camileri, ibadethaneleri yerle bir edilmiş, inançları, töreleri ayaklar altına alınmış olan herkes! İnanç, örf ve adetleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız şu andan itibaren serbest ve dokunulmazdır. Kendi milli hayatınızı tam bir özgürlük içinde düzenleyin. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki sizin haklarınız, tıpkı tüm Rusya halklarınınki gibi, devrimin ve onun organları olan İşçi, Köylü ve Asker Sovyetlerinin güçlü koruması altındadır. Bu devrimi ve onun hükümetini destekleyin.” (ak: E. H. Carr, Bolşevik Devrimi, c.1, Metis Yay., s.292)


Müslüman halklar yıllar boyunca hem Rus olmamalarından kaynaklı olarak hem de dinlerinden ötürü baskı altında tutulmuşlardı ve çoğunluğu son derece geri bir iktisadi gelişme düzeyinde bulunuyordu. Bu halklar gerek kökenleri, dinleri, dilleri ve kültürleriyle gerekse de içinde bulundukları gelişmişlik düzeyiyle Rusya’nın kapitalistleşmiş diğer halklarıyla köklü bir farklılık gösteriyorlardı. 140 milyonluk Çarlık Rusya’sının 30 milyonunu oluşturan bu halklar içerisinde yaklaşık 10 milyon insan, bıraktık kapitalist uygarlığın bir parçasını oluşturmayı, halen göçebe durumunda ve aşiretler temelinde örgütlenmiş bir toplumsal yapıdaydılar. Bu bölgelerde yerleşmiş olan Rus nüfus ise, Çarlığın memurlarından, tüccarlardan ve demiryolu işçilerinden oluşuyordu. Bu Rus nüfus, yerli halkın gözünde olduğu kadar kendilerine biçtikleri rol açısından da ezen ulusu temsil ediyordu. Netice olarak, Lenin döneminde Bolşevikler ezen ulus milliyetçiliğine karşı amansızca mücadele ederken nasıl ezilen ulus milliyetçiliğine toleransla yaklaşmışlarsa, ezilen ulusların dinî inançlarına da diğerlerine gösterdiklerinden çok daha fazla tolerans göstermişler, onlara geniş bir dinî özgürlükler alanı yaratmışlardır.

Gerek ezilen uluslara gerekse de ezilen Müslüman halkların dinî inançlarına, geleneklerine ve yaşam tarzlarına gösterilen bu tolerans ve aksi yöndeki şovenist tutumlara karşı Bolşeviklerin gösterdikleri acımasızlık bugün de izlenmesi gereken yönteme ışık tutuyor. Dünya devriminin gerilemesiyle tek başına kalan Rus devrimi, Lenin’in ölümünün ardından hızlanan bir süreçte yükselen Stalinist bürokrasinin ellerinde boğuldu. 1928’e gelindiğinde artık karşı-devrim süreci sonuca ulaşmış ve Stalinist bürokrasi iktidarı tümüyle ele geçirmişti. O andan itibaren diğer tüm alanlarda olduğu gibi din konusunda da Marksist çizgi bir tarafa bırakılmış, şovenist, baskıcı, yasakçı bir despotik bürokratik diktatörlük işçi sınıfının ve emekçi halkların tepesine çöreklenmiştir. Lenin, iç savaşın sonlarına doğru 1921’de şu uyarıda bulunuyordu: “Herhangi bir milliyetin bizim halka dinî inançlarından dolayı baskı yaptığımızı düşünmesine ve düşmanlarımızın böyle söylemesine zemin hazırlayacak her türlü davranıştan kesinlikle kaçının.” Stalin döneminde tam tersi yapıldı. Ve bugün dünya burjuvazisi hâlâ kafamıza Sovyetler Birliği döneminde dine uygulanan baskıları kakıyorsa, bunun tek sorumlusu Stalinist bürokrasidir, asla ve asla Leninist-Bolşevikler değil!


Birbirimizin ötekisi olmadan farklılıklarımızla bir olabilsek...

I HAVE A DREAM... (Martin Luther King)
Alıntı ile Cevapla
  #104 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 04:03
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim *
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Nerden: Son
Yaş: 20
Mesajlar: 1,035
Yazının kaynağını eklemeyi unutmuşsun.

Din Sorunu, Laiklik ve Marksizm | Sınıf Mücadelesinde Marksist Tutum

Bu konu hakkında pek yazışmak istemiyorum doğrusu, fakat çok kısa yazmak gerekirse; Devrim isteyen kesim, emperyalistlerin en güçlü sömürü aracı olan dinin, mutlak suratle karşısında olmalıdır.. Aksi taktirde, o kesimin ne devrimciliğinden ne de başka bir şeyinden bahsedilebilir..

İkinci olarak; Lenin'de, diğer devlet başkanları gibi halkın komünizme gönül vermesi için, insanlık dışı(!) yöntemleri kullanmaktan geri kalmamıştır.. Ama siyasetin amacı olan bu durumu garipsemediğimi öncelikle belirtmek isterim.. Bu yüzdendir ki, komünizme gönül vermiş bir takım yöneticilerin din ile ilgili halkın tepkisini çekmeyen sözleri, sadece komünizm yolunda gerçekleştirebilecek bir hedefin yapı taşlarıdır.. Bu başkanların söyledikleri sözleri alıpta, bakın Leninizm veya Marxizm de, insanlar dindar olabilirler demek saçmalıktan öteye geçemez.. Atatürk'ün de bir sürü sözü vardır İslam taraftarı.. Ama gerçek hiç de bu yönde değildir.. Atatürk müslüman değil, deisttir ve ülkenin İslam yoluyla Araplaştırılmaması için elinden geleni yapmıştır.. Bu yüzden sen Charlie, Leninist olamayacak kadar Müslümansın.


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *
Alıntı ile Cevapla
  #105 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 05:29
Charlie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
biz hala Hrant Dink'iz..
 
Üyelik Tarihi: 26-08-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 19
Mesajlar: 188
Sizde insancıl olamayacak kadar kemalist fikirlere sahipsiniz.Yada en azından kemalizmin kendi kendine yorumladığı laiklik ilkesine bağlısınız.
Din günümüzde siyasi araç olarak ve kapitalizmin halkı sömürmesine araç olarak kullanılmaktadır.Bunları hiç bir zaman inkar etmemişimdir ki türkiyede karşı olduğum en büyük oluşum fetullahçılardır.Fetullahçı örgütlenme aslında dindar değil "dinci" örgütlenmedir.Dini siyasi ve kapitalist çıkarlara alet etmektedirler.
Peki kimdir gerçek dindarlar.Filistinda savaşan halktır.THKO'nun eğitim görmek ve savaşmak için yanlarına gittiği insanlar.THKO militanlarından ve THKO'nun asıl lideri Hüseyin İnan "Filistinlilerle aynı dine mensubuz,din kardeşlerimizin yanında olmak için oraya gittik" demiştir.Gerçek müslümanlar afganistanda ve ırakta direnen halktır.Müslüman iranda emperyalizme başkaldıranlardır.Peki nasıl bir çelişkidir ki müslümanlar hem emperyalizme karşı savamakta hemde burdakilerin tabiriyle emperyalizme köle olmaktadırlar.En baştada dediğim gibi fetullahçı vb örgütlenmeleri ben "dinci" olarak niteliyorum "dindar" olarak değil.Bu arada sangre arkadaşıma teşekkür ederim kaynağı yazmayı unuttum sen eklemişsin.


Birbirimizin ötekisi olmadan farklılıklarımızla bir olabilsek...

I HAVE A DREAM... (Martin Luther King)
Alıntı ile Cevapla
  #106 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 08:03
by_bal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-09-2008
Nerden: istanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 7
HEY BE DÜRZÜ

Ne ararsın Allah ile aramda..
Sen kimsin ki orucumu sorasın.?
Hakikatden gözün yoksa haramda..
Başı açığa niye türban sorarsın.?

Rakı şarap içiyorsam sana ne..
Yoksa kimseye bir zararım içerim.
İkimizde gelsek kıldan köprüye.
Ben dürüstsem sarhoşkende geçerim..

Esir iken mümkün müdür ibadet..?
Yatıp kalkıp Atatürk' e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden..
Dinindende soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma..
Atatürk' e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan gene çıkardın amma..
Baban kimdi bilemezdin Şerefsiz...
---NEYZEN TEVFİK---
Alıntı ile Cevapla
  #107 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 13:10
Enfeksiyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hakkaten Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-06-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 44
Mesajlar: 370
Alıntı:
Charlie´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
ben gerçek bi sosyalistim..leninizmin ilkelerinden ödün vermiyorum..Leninizmde din özgürlüğü vardır..Tam olarak bi marxist değilim bunu kabul ediyorum,ancak leninistim ve müslümanım..bi diyeceğinmi var!!??
Kör topal ideolojik arayış çorbası (bir kişilik)... Azıcık Marksizm, birazcık Leninizm, dilediğiniz kadar islam, büyük bir internet tenceresinde iyice kaynatıldıktan sonra(devamlı karıştırın dibi tutar), bolca antikemalist söylemin içine atılır... Marksizm ve Leninizm yemekteki aşırı şeriat yağını absorbe edeceğinden birer tutam katılması kafidir. Yemeğe lezzetini veren dindir, bolca kullanılır, abartılınca da içine bir tutam daha marksizm veya leninizm atılır. Bu yemek için tek kişilikten başka servis açılmasına gerek yoktur, çünkü bunu yapandan başkası yemez...
Alıntı ile Cevapla
  #108 (permalink)  
Alt 02-09-2008, 13:19
Enfeksiyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hakkaten Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-06-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 44
Mesajlar: 370
Alıntı:
Charlie´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Sizde insancıl olamayacak kadar kemalist fikirlere sahipsiniz.Yada en azından kemalizmin kendi kendine yorumladığı laiklik ilkesine bağlısınız.
Din günümüzde siyasi araç olarak ve kapitalizmin halkı sömürmesine araç olarak kullanılmaktadır.Bunları hiç bir zaman inkar etmemişimdir ki türkiyede karşı olduğum en büyük oluşum fetullahçılardır.Fetullahçı örgütlenme aslında dindar değil "dinci" örgütlenmedir.Dini siyasi ve kapitalist çıkarlara alet etmektedirler.
Peki kimdir gerçek dindarlar.Filistinda savaşan halktır.THKO'nun eğitim görmek ve savaşmak için yanlarına gittiği insanlar.THKO militanlarından ve THKO'nun asıl lideri Hüseyin İnan "Filistinlilerle aynı dine mensubuz,din kardeşlerimizin yanında olmak için oraya gittik" demiştir.Gerçek müslümanlar afganistanda ve ırakta direnen halktır.Müslüman iranda emperyalizme başkaldıranlardır.Peki nasıl bir çelişkidir ki müslümanlar hem emperyalizme karşı savamakta hemde burdakilerin tabiriyle emperyalizme köle olmaktadırlar.En baştada dediğim gibi fetullahçı vb örgütlenmeleri ben "dinci" olarak niteliyorum "dindar" olarak değil.Bu arada sangre arkadaşıma teşekkür ederim kaynağı yazmayı unuttum sen eklemişsin.
Bende unuttuğun bir şeyler ekleyeyimde, boş bir zamanında bana da teşekkür et... Hani şu antiemperyalist müslüman kardeşlerine bir kaç ekleme de ben yapayım diyorum..Hani Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Mısır,Türkiye, Pakistan, Ürdün vs, vs, vs...Sen kısaca İran ve Suriyeyi çıkar, geri kalan bütün islam alemini kat bu listeye, en çok da şeriatla yönetilen ülkeleri ve şeriat özlemi içinde olup da Amerikadan mamalananları... Eeee ne de olsa doların rengi yeşil, çekiyor canım müslümanları...
Alıntı ile Cevapla
  #109 (permalink)  
Alt 03-09-2008, 03:02
Charlie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
biz hala Hrant Dink'iz..
 
Üyelik Tarihi: 26-08-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 19
Mesajlar: 188
kemalist lafları kullanıyosun farkında değilsin yoksa sendemi bir kemalistsin din düşmanlığını sadece onlar yaparlar,sosyalistlerin çoğu ateist olur ancak onlar böyle ahlaksızca ve gülünç yazılarla eleştiri yapmazlar.Yazılarımı bi daha oku,anlamadıysan bi daha oku,yine anlamadıysan bi daha oku,bundan sonrada anlamadıysan anlama zaten boşver kapat sayfayı zorlama boşuna


Birbirimizin ötekisi olmadan farklılıklarımızla bir olabilsek...

I HAVE A DREAM... (Martin Luther King)
Alıntı ile Cevapla
  #110 (permalink)  
Alt 03-09-2008, 08:42
Enfeksiyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hakkaten Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-06-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 44
Mesajlar: 370
A benim canım... Kemalist olsaydım merak etme söyler, senin gibi başka ideolojilerin ardına saklanmazdım... Dikkat ettiysen site deki herkes içine düştüğün ebleh psikolojiyi tebessümle eleştiriyor. Bu site de 17 yaşında cin gibi insanlar gördüm ama sen harbiden cahil olduğunu bile bilmeyecek kadar cahil, savunduğu ideolojiden habersiz, kafası dogmalarla tıka basa dolu şımarık bir veletsin... Çıkıp desen ki " Ben anne,babamın ve mahallede ki kuran kursu hocamın dediklerini sosyalizmin içine katmaya çalışıyorum ama bunu yaparken fena çarşafa dolandım" o zaman anlayış göstereceğiz sana... Ama senin azcık Marksist(!), birazcık Leninist(!), bolca da şeriatçı sosyalist anlayışın ağzımızla gülmemizi bile engelliyor... Bence sen git biraz araştır ve buraya ya gerçek sosyalizm ile ya da dürüstçe şeriatçılıkla gel...Ya da git kumda oyna....
Alıntı ile Cevapla
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:22 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org