|
|
| Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih. |
Sosyopatik efsaneler...Tarih içerisinde Sosyopatik efsaneler... konusu: TAHTA AT TRUVA SAVAŞI...
Şimdi traklar varmış çok önceleri…nerden baksan 5000 yıl falan önce…işte bu traklar nolmuşsa bigün boğazlara doğru açılmışlar..yav nere gitsek napsak falan bi bakmışlar şindiki Çanakkale civarındalar…e ...

08-03-2008, 11:39
|
 |
kızıl arıza Багэр
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2007
Nerden: stenbol
Yaş: 34
Mesajlar: 677
|
|
Sosyopatik efsaneler...
TAHTA AT TRUVA SAVAŞI...
Şimdi traklar varmış çok önceleri…nerden baksan 5000 yıl falan önce…işte bu traklar nolmuşsa bigün boğazlara doğru açılmışlar..yav nere gitsek napsak falan bi bakmışlar şindiki Çanakkale civarındalar…e çok yorulduk madem geldik buralara bari bi şehir kuralım dimişler,adına da kim uydurmuşsa artık truva dimişler… gerçi sonradan görme bazıları diyoki yok ağabeycim turvayı kral Tros mu Dardanosmu ne o kurmuş ama siz boşverin,biz gene traklar yapmış diyelim…çünkü bu ilk şehir daş devrinden falan kalma,haa en son Romalılar çekidüzen vermişler onca şey görmüş bu şehri ya neyse…hatta bi ara 6. düzenlemeyi o zaman ki kral Laomedon kendi tanrıları Poseidon bide Apollana yaptırmışta çok sağlam falan olmuş…
Neyse o demlerde bi dene kız varmış,emme öyle sıradan bir gız değilmiş bu,hem güzelliği hem tanrısallığı varmış bu kızın,adı da Helenmiş…babası meşhur Zeus,anasıda Leda’ymış…işte bizim bu Helen kız büyümüş serpilmiş,evlenme çağına gelmiş…kimler istememiş ki Helen’i,kimler,dur sayayım bi hele…Odysseus istemiş,Menestheus istemiş sonra Telemon var bu Telemonun iki tanede oğlu onlar bilem istemiş,adı neydi…hahh Aiax ve Teukros…hatta Patroklos,İdomeneus ve Agamemnon bile istemiş,belki ben o devirde yaşasam bende isteyecem…hatta ne belki düpedüz isterim be…bu Helen Spartalıymış ve o dönemki Sparta kralı olan Tyndareos o kadar çok hediye almışki konuya dair bunları koyacak yer bilem bulamamış…sadece Odysseus hediye almamış,cimri herif…aslında kral hem bu isteyen adayları kırmak istemiyormuş hem de kızı hiç kimseye vermek istemiyormuş…çünkü o kadar erkek isterse elbet savaş falan çıkarmış…bu Odysseus rakiplerin çokluğundan (aslıda züğürtlüğünden) dolayı vazgeçmiş bu işten ve kralın kardeşi olan İkariosun kızı Penelopeia yı istemiş ama krala da dimiş ki sayın kralım bence Helen kendisi karar versin damat adayına…öyle de yapmışlar hatta demişler ki Helena kimi seçerse diğerleri itiraz etmeyeceği gibi bağlılık yemini ederek kös kös evlerine dönecek…Heleneya gitmişler,demişler böle böle…Helenada güzel olan bütün kadınlar gibi iktidar hırsına sahipmiş...bakmış bakmış,kendi kendine demiş ki ben bu Agamemnon!un kardeşi Menelaos a gidersem bütün zpartanın kraliçesi olurum…ve öylede olmuş…diğer bütün zavallı talipliler Menelaos’a bağlılığını bildirerek köylerine başka kız bakmaya gitmişler…
Ve gene o dönemlerde Paris diye bi delikanlı varmış…yakışıklılığı aynı ben..neyse…bu Paris ida dağında çobanlık yapıyomuş…bir gün Zeus parisin yanına gelerek bir şey istemiş ondan…demiş ki yav Paris geçen bir şölen vermiştim şölene herkes davetliydi de sadece kavga ve nifak tanrıçası Eris’i çağırmamıştım oda gıcıklığına bir elmanın üzerine ‘’en güzel kadına’’ diye yazdı ve kalabalığın ortasına attı…sonra kadınlar arsında kavga başladı…ah şu kadınlar ah demiş…içlerinden en güzel olan üçü elmanın kendisine ait olduğunu iddaa ediyo…ben içinden çıkamadım,tarafsız biri olarak seni seçtim sen karar ver dimiş…Paris bu işlere bulaşmak istemediğinden tırsmış ilk başta ama zeus ikna etmş onu…neyse Paris demişki ben kulübeme gidiyom sen o üç hatunu bana bi yolla tek tek ben bi bakim hele hangisi güzelmiş…sözde o üç hatun sırayla çıplak bi vaziyette parisin kulübesine girecek ve vaadlerini söyleyecekmiş..bak sen bak fanteziye bak hele…neyse bu üç hatun Hera,Aphrodite ve Athenaymış…ilk Hera bacımız girmiş içeri ve demiş ki Paris’e beni seçersen seni Avrupa ile Asyanın tek kralı yaparım,her dediğin yasa gibi olacak dimiş…sonra Athena girmiş içeri o da demiş ki beni seçersen seni bilgin yaparım,hem gireceğin tüm savaşları kazanmanı sağlarım,şöhret verim yani demiş…olur demiş Paris sen hele bi çık ben Aphrodite’de dinliyeyim bakarız…son güzelimiz içeri girmiş ve o da demiş ki yaw Paris olum bırak bu krallığı bilgiyi falan ve seç ben sana dünyanın en güzel kadınıyla aşk yaşatacam,kızın adı da Helena,duymuşsundur mutlaka,atmıyom yani...öyle demiş yani…hatta demiş ki sana bi kemer verecem onu takınca bütün kadınlar senden etkilenecek…Paris demiş hele sende bi çık ben az düşünim…düşünmüş düşünmüş Paris ve dışarı çıkmış elmayıııı Aphrodit’e uzatmış…diğerleri bozulmuş tabi,hemde nasıl…hatta bu Athena ve Hera daha sonra Parisin başına neler ediyolar neler…neyse onları sonra anlatıcam…
Neyse,birgün o zamanalar da Turva kralı olan Priamos bi şenlik düzenlemiş şehrinde…demişki oyunlar var bu şenlikte,kazana kişiye sürülerimdeki ki en büyük boğayı hediye edecem…bizim Paris’te çobanya hemen bende gidecem demiş…yarışma günü Athena’nında yardımıyla Paris kazanmış,hemde abisi hektoru bilem yenmiş…tabi aslında abisi olduğunu bilmiyomuş hattaa Paris aslında kral Priamosun oğluymuş,onu da kızkardeşi kahin Kassandra anlamış (türk filmi gibi ama ööle)…babasına demiş Kassandra ve kral Priamos oğlunu herkese tanıtarak ona ida dağında kocaman gösterişli birde ev yaptırmış…
Bu kral Priamosun kız kardeşi Hesione zamanında truvayı işgal eden Herakles tarafından ganimet olarak Telemona verilmişmiş…oda Hesione’yi Spartaya götürerek evlenmiş kraliçe yapmışmış.,İşte Paris bir kız kardeşi olduğunu duyunca özlemiş onu demiş ki babasına ..baba sen bana bir donanma ver alimallah ben bacımı alır geri getirirm…bi yandan da Athena’nın desteğine güveniyo tabiki…babası inanmış inanmasına ya…bu Priamosun birde kahin oğlu varmış (zaten bunlar ailecek kahinler) adı da Helenos muş…Helenos demiş ki bak Paris kardeşim eğer o truvaya gittiğinde geri dönerken yanında bir kadın getir işte o zaman yandık…valla öyle bir şavaş çıkar ki 5000 yıl sonra sosoyopat abi yazar…demedi deme…Paris bırak bu işleri abi demiş…sosyo nerden duyacak yaw…inanmaış kazkafa tabi…
Neyse Paris toplamış orduyu,gidip bacısını kurtaracak…donanmasıyla denize açılmış hatta o sıralarda krallığını biricik karısı Helana’ya teslim edip Nestor şehrini almaya giden Menelaos la bilem karşılaşmışlarda,birbirlerini tanımadıkları için olay falan çıkmamış…Paris Kythera adası yakınlarına gelince düşünmüş.Donanmayı burada bırakıp savaş başlamadan önce şu Artemis tapınağına gidip adak falan sunayım…bu arada Helana duymuş şehre yakınlaşan donanmayı ve başındaki yakşıklıyı,yakışıklı çünkü Athena şimdiden etkilemeyi başarmış Helena’yı…kadın meraktan duramayacak hale gelmişte…bi gün atlamış tekneye. O Artemis tapınağına sözde adak falan dilemeye gitmiş…o sırada Pariste zati kesmekteymiş kendi adağını…işte orda karşılaşmış bizimkiler…Paris Helana gacısını gördüğü an dili mili tutulmuş öölece kalakalmış…Helena da beğenmiş Parisi…ama o gün bişi olmamış,sonuçta kutsal mekandaymışlar hem de daha ne olduki yav…geri dönmüş Helena ama aklı Pariste...Paris te bacısını falan unutmuş Helena ya takmış kafayı…
Sonra dönmüş Paris donanmanın başına sürmüş şehre doğru,haber salmış ben geldim diye..Helena Parisi davet emiş,nede olsa karşı köyün kralının oğlu…demiş ki Paris,sevgili Helena duydum ki bacım sizde onu almaya geldim…Helena da valla kocam evde yok,savaşa gitti gelsin ona söyle demiş…iyi demiş Paris ve Helena nın sunduğu odaya yerleşmiş Menelaous u beklemeye koyulmuş…ama işler değişmiş tabi..Menalaus gelene kadar Parisle Helena çok baş başa kalmışlar çok,neler olmuş neler…(kadınla erkek dost olmaz diyodu biri,tarih kanıtladı)…birgün Menelaos gelmiş geri,Helana onu tanştırmış Parisle,Parsin aklı Helena da olduğu için bacınsı neyim unutuş..hiiç öylesine uğradım demiş…Menelausta ee hoş geldin baba demiş ve keyfine bak demiş...sonra,fazla değil az sonra Menelausun büyükbabası ölmüş,dolayısıyla cenazesine 2 kutu kesme şeker alıp gitmek üzre ayrılmış ordan…Pariste fırsat bu fırsat diyerek Helen’aya yanaşmış,gel kız kaçak demiş…bizim oralar güzeldir,seviyorumda seni…Helana korkuyormuş ama aşk işte kör ediyo insanı…peki demiş…Paris bu planı yaparken adamlarına da vaadler de bulunmuş…Menelaousun her şeyini yağmalayın ganimet olarak sizde kalsın demiş…bunlar ortalığı talan ederek kızı alıp kaçmışlar…Menelaus geri döndüğünde bakmış ne karısı var ne malı falan…deli olmuş deli…hemen abisi Agamemnona koşmuş,demiş abi bele bele…ben savaşacam…abisi akıllı,demiş ki hatırla Helena seni seçtiğinde diğer talipliler nee yapmıştı,sana bağlılık bildirmişti dimi,ee demiş Menelaous…kazkafa demiş abisi Agamemnon,onlarıda yanımıza alırsak daha güçlü oluruz…heee demiş diğeri,anladııım…effferim demiş öteki…
Bu arada Parisle Helena son sürat kaçıyorlarmış,ilk önce Kranae adasına saklanmışlar ama Hera girmiş olayın içinde…bi fırtına çıkarmış ki bunlar Sidon’a (Fenikede bi yer) kadar sürüklenmişler…şehrin kralı bunlara iyi davranmış ama ne işse Paris kudurmuş ya şehri yağmalamış,sonradan Fenikeliler peşlerine düşmüş ama becerememişler yakalamayı Paris onları geri püskürtmüş,gelip Kıbrıs’a sığınmış…aradan zaman geçince Mısıra falanda uğramışlar…kral Proteus onlara iyi davranmış…ama işin aslını öğrenince bu kızkaçıran Parisi şehrinden kovmuş tabi…Helena’yı vermemiş ama…hemen Menelausa haber salmış gel la karın bende al git demiş…gerçi Helena kaçmış ordan limanda Parise rastlamış ve gene yola koyulmuşlar…Menelaos duymuş gene delirmiş…bütün yunanistanı savaşa çağırmış….sadece Akhilleus ve İthaca kralı kurnaz Odysseus gelmemiş…gerisi Spartaya akın etmiş…
Öte yandan Agamemnon savaş hazırlığı yaparken bi yandan da Priamosa elçi göndermiş..demiş gelinmi verin allahıma başınıza yıkarmı orayı…Priamos ta sinirlenmiş tabi,demiş hem haberim yok olaydan hemde burada değiller gelirseler veririm ama önce efendi konuşmayı öğrenin…elçiler inanmış Priamosa ve geri dömüşler…bu arada bizim aşıklar truvaya doğru gelmekteymiş…ilk Parisin bacısı Kassandra görmüş demiş vay başımıza gelenler ben ve abim demiştik kadın madın getirme gördünmü noldu…ama Priamos çok soğukkanlı karşılamış onları bakmış gelin güzel ee demiş zaten benim surlarımda dayanıklı askerlerimde delikanlı nolacaksa olsun demiş…
Agamemnonun ordusu Aulis te,Euboia yarımadasının tam karşısındaki limada toplanmış ve ki yıl güçlerine güç katmışlar…Odyysseus karısı Penelope den ayrılamk istemediği için deli rolü yapmış ve savaşa girmek istememiş gene…ama Palamedes diye bi bilgin varmış onu denemiş ve yalan söylediğini ortaya çıkarmış,Odysseus ta mecburen savaşa katılmak zorunda kalmış,gerçi daha sonra o ispiyoncu Palamedesi de öldürmüş Odysseus…
Odysseus da katılınca iyice güçlenmişler bir tek Akhilleus almış,kahinleri Klkhas demiş ki eğer o katılmazsa savaşa işimiz çok zor.Akhilleus ta kendisine taa 9 yaşından beri öylenen kehanetten dolayı Skyros adasında saklanıyomuş..kehanete göre o savaşta öldürülecekmiş…Odysseus u görvlendirmişler git kandır şunu da savaşa başlayalım yaw geç oldu diye…o da gitmiş Akhilleus a demiş ki ya uzun bir hayat ve sıradan bir yaşam,ya kısa bir hayat ama sonsuza kadar sürecek bir şöhret…Akhilleus 2. seçeneği seçmiş,gerçi anasıyla babası yapma olum gitme demiş oda gitmemiş…onu kral Lykomedesin sarayına göndermişler oda orda kralın kızlarından biri olan Deidemea yla sevişmeye başlamış ve ondan oğlu Neoptolemos doğmuş sonradan…ama Odysseus onu ordada bulmuş kandırmş ve savaşmak için Aulise götürmüş…
Akhalı ve Aioslu yunan önderler Agamemnon komutasında denizden truvaya doğru binden fazla gemiyle yola çıkmışlar…ama yolda bi sürü bi sürü şey olmuş,fırtınalar çıkmış bunların donanmasını dağıtmış,bi ara Tenedos (Bozcaada) ya gelmişler de kral Tenes onları hoş karşılamamış onu öldürmüşler…Philoketesi ayağından yılan sokmuş onu bir adaya bırakmışlar…Telephos baş kaldırmış onu yaralamışlar…gene Aulise geri dönmüşler,rüzgar yokmuş çıkmasını beklemişler…sonra rüzgar çıkmış ve tekrar sefere çıkmışlar ve yaklaşık 1178 gemiyle Truva önüne gelmişleeer…her gemide yaklaşık 50-120 arası adam varmış…kahinler karaya ilk ayak basanlar ölecek dediği için kimse inmek istememiş gemilerden sonra ilk Odysseus atlamış ama ilk önce kalkanını atmış uyanık kendiside üstüne atlamış onu gören Protesilaus de atlamış ama ilk ayak basan o olmuş böylece…Poseidon ile Kalyke'nin oğlu olan savaşçı Kyknos Truvalılara yardım için ordusu ile kıyıya gelmiş ve karaya ilk çıkan kuvvetleri dağıtmışlar.Yunanlılardan ilk ölen, karaya gerçek anlamda ilk ayak basan Protesilaus olmuş.Hatta Hektor öldürmüş onu falan…bunlar epey bi savaştıktan sonra Yunanistan ın her yerinden toplanmış ordu karaya ayak basarak truva önlerine kadar yerleşmişler…kamp falan kurmuş kanat ızgara neyim yapmışlar…ilk başta biz burayı hemen alırız yav diye düşünmüşler sanırım…hatta canı sıkılan askerlerden bazıları civar kentleri yağmalamaya gitmişler antreman olsun diye…Midilli adsını,Kilikyadaki Thebe şehrini falan yağma etmiş alçak herifler…sonra birgün Zeus,İris isimli habercisini Truvaya yollayarak büyük saldırının yaklaştığını haber vermiş…Truva ordusu bu gelen haberle gece hazırlık yapmış,yunan ordusu gece geç saatte saldırıya geçtiğinde onlar bekliyormuş…böyle ce iki ordu surların dışında karşılaşmış dınınınnn…Parisle Menelaos karşı karşıya gelmişler…Menelaos Parisi karşısında görünce boynuzlanmanın öfkesiyle saldırmış,Paris tırsmış geriye doğru kaçmış…Hektor bunu görünce kızmış Parise,kaçma lan adi herif kızı kaçırıken iyiydi demiş,oda haber salmış Menelaosa demiş ki erkekse teke tek gelsin…oda kabul etmiş..kura çekmişler ilk saldırıyı Paris yapacakmış…Paris kargıyı atmış emme tutturamamış,Menelaos atmış Parisin kalkanını delip yeni aldığı gömleğini yırtmış…Paris zor kurtulmuş elinde ve gene kaçmış,Menelaps’ta geriye dönmüş adamlarını toplamış…iki ordu savaşmış,savaşmış bazen teke tek bazen grup yapmışlar epey bi hırpalamışlar birbirlerini…ölülerini gömmüşler tekrar savaşmışlar…
Yunan ordusu bi ara çekilmeye bile karar vermişler de sonrada dur yav demişler casus falan mı yollasak acaba içerden bilgi alabilirmi diye…ve bu işi yapması için Odysseus ve Diomedesi seçmişler…bu ikili istemeye istemeye yola koyulmuş ve içeriye en zayıf olduğunu düşündüklei Thrakkia dan girmeye karar vermişler…ve orada meşhur kahraman Rhesos la onun beyaz ve rüzgar gibi atlarını görmüşler…Rhesos u uykuda öldürüp atlarını alarak kaçmış hırsız herifler…ertesi gün gene birbirlerine girmişler…yüzlerce kişi ölmüş gene…ama sonuçta ağır hasar veren yunanlılar olmuş…nerdeyse yenilmiş ve geri çekilmek üzereyken Nestor bunlara nutuk çekmiş ve gene geri dönmüşler savaşmaya…çok uzun sürüyor savaş çook..heriki tarafta birçok önemli isimler tek tek ölüyor…yunan ordusu diğer bi yandanda başka kentleri yağmaladığı için…Anadoludaki kavimler nedir bu zalim yunandan çektiğmiz diyerek onları denize dökmek amacıyla Truvaya yardıma falan geliyolar…savaş bir süre sonra nerdeyse Anadolu-Yunan savaşı oluyor…kimler yok ki…Dardanialılar, Zeleialılar, Adrasteialılar, Percotialılar, Pelasgialılar, Thracialılar, uzun mızraklarıyla Kikonyalılar, Paionialı okçular ordusu, Halizonlar, Mysialılar, Phrygialılar, Maeonialılar, Miletliler ve acımasızlıklarıyla ünlü Karialılar,Borisia Dortmund,Anderlecht,Barcelona hepsi ordalar da bu arada kimbilir onca hengame arasında bizim ikili Parisle Helen her gece umarsız sevişmeler yaşıyordur…sankim onlar yüzünden çıkmamış savaş...alla alla yav…öyle büyük bir savaş oluyor ki Ksanthos ve Smois çayları ölülerle doluyor…o gün Akhilleus Truva kapılarına kadar gelebiliyor yaptığı son büyük saldırıyla…işte o esnada Helen anın koynundan henüz çıkmış Paris görüyor onu ve yayına tüm gücüyle asılarak dikatle nişan alıyor Akhilleusa doğru…ok ta zehirli ama ha…neyse bu oku fırlatıyor ok gidip tamda Akhilleusun topundan vuruyor onu…en zayıf yerinden vurulan Akhileus ölüyor…
En önemli savaşçısını kaybeden yunan ordusu artık truvayı alamayacağını düşünmeye başlamıştır…Nestora akıl danışmaya giderler…Nestor, Philoktetes'i getrin diyor onun sağlam okları var…getiriyorlar Philoktetesi oda katılıyor savaşa…oldukçada başarılı oluyor herif..attığını vuruyor bisürü truvalıyı öldürüyor harbiden…Paris bunu görünce diyo ulen senide öldürmezem eğer…hemen bir ok atıyor ona ama değimiyor bu sfeer..alışmış tabi kazkafa…Philoktetes bi bakıyo Paris atmış oku yaktım ulen sen babür diyerek oda bir ok atıyor ve Paris vuruluyor…ölüyor…
Savaş bir sür daha devam ediyor ama iki tarafta birbirine üstünlük sağlayamıyor,nice gahramanla rda düşmüş oda ayrı konu…yunanlılar çok zayiyat veriyolar..sonra bir gece düşünüp yav asıl sorun kale kapısı orayı açarsak bu iş biter diyolar…(kazmalar niye baştan düşünmediyseler) oturup plan yapıyolar…Odysseus yapıyor planı…kocaman bi at yapacaz arkadaş diyolar hem de kocaman…sonra biz artık oynamıyoz diyerek gemilerimize doğru dönerken atı da Truvalılara hediye edecez kahramanlılarından ötürü…onlar atı içeri alırken bizim önceden içinde yerleştirdiğimiz sağlam savaşçılar gece Truvalılar uykudayken içinden çıkıp kapıyı açacaklar bize ve biz kazanacaz…nasılım demiş…heyoo heyyo demiş ötekiler…
Ertesi gün yüzlerce yunanlı asker ida dağına çıkarak koca koca çamları kesip atı yapmaya başlamışlar.Usta Epeos yapmış atı,önce ayaklarını sonra bacaklarını yapmış,boynuna yeleler,gözlerine ışık saçan iki tane de gıymetli taş yerleştirmiş.Athena da bizzat bulunmuş orda,hatta Epeos ata güzel bir de kuyruk eklemiş.atın yapımı bitmiş sonra iş gönüllüye gelmiş.Sinon demiş ben olurum...efferim demişler ona…
Sonra atın içine girmeye başlamış yiğit askerler;Neoptolemos (hani şu Akhilleus un savaşa girmemek için kaçarken seviştiği prensesten olma çocuk),Menelaos,Odysseus,Diomedes,Philoktetes,küçü k Aias ve daha birsürü yiğit asker,atın karnındaki kapıdan içeri süzülmüş,en sonda kapının nasıl açılıp kpanacağını bilen Epeos binmiş…herkes binice kapı kapanmış içerden,dışarıdakiler demiş ulaa kapı nerde helal sana Epeos hiç belli olmi yeri…
Sonra gece olmuş,yunanlılar kamp yerini ateşe vererek Agamemnon ve Nestor komutasında yelken açmışlar (sözde geri dönüyolar ya) ve Tenedos adasının dik yamacının arkasına yerleşmişler…Truvalılar gece boyu şaşkınlıkla izlemişler olayı,ulen kaçıyo bunlar vallah demiş biri,hadi be demiş öteki surlardan bakarken…istersen inanama kalıbımı basarımki sabah bi tane bile Spartalı kalmaz burada…görürüz demiş…neyse,sahiden de sabah olduğunda görmüşler ki kamplarda tek bir Spartalı bile kalmamış…çok sevinmişler sevinmesine ya surların tam önünde hatta kapının tam önünde kocaman bir at heykelini görünce bi an için tırsmışlar…bu da ne oli yav demiş biri,ne bilim ya demiş öteki sakın bu at Spartalıları yemiş olmasın,şimdide bizi yemeye gelmiştir,o sırada odan geçmekte olan daha akıllı biri salaklaşmayın olum adamları yendik saygılarını belirtmek adına bize bunu hediye etmişler…hımmm demiş diğer ikisi…sonra atın yanına giderken bi bakmışlar atın bacakları arasında saklanan biri var,kim? Tabii bizim gönüllü Sinon…gel bakalım buraya demişler ne iş bu,Sinon sözde susmuş cevap vermemiş kasten…öylemi demi askerin biri ben seni gonuşturmasını bilirim,alın bunu içeri demiş…Bu zavallı Sinon’un kulaklarını ve burnunu kesmişler bir sürü işkence yapmışlar ve sonunda Sinon sözde itirafa başlamış…burayı direkt alıntılıyorum,sonra kendim söylemiş gibi olmıyayım…
Alıntı:
|
‘’ Savaştan bıkıp geri dönmeye karar verdiler. Kalkhas'ın tavsiyesiyle Athena için bu atı yaptılar. Athena'ya kurban olarak beni seçtiler. Gece kaçtım ve saklandım. Yunanlılar bu dev atı kasten burada bıraktılar. Bu kadar büyük bir atı içeriye sokamayacağınızı düşünüyorlar. Böylece Athena'nın öfkesini çekeceksiniz. Hele bir de bu atı yakıp yoketmeye falan kalkasanız o zaman Athena gerçekten kızacakmış. Ama bu atı içeriye sokarsanız Athena sizi eskisi gibi koruyacaktır.’’
|
Tabi truvalılar hemen yememiş olayı bir kısmı demiş ki bırak numarayı bence bu atı denize atalım balım içi boşmu dolumu diye diğerleri gerek yok demiş ya bunun içinden insan çıkacak değil ya…ikiye bölünmüşler yani anlayacağınız…hatta Rahip Lakoon atın içeriye alınmasının büyük felaket getireceğini söylemiş,yunanlılar hileci adamlardır güvenmeyin ve atı yakın demiş…ama son kararı Priamos’a bırakmışlar…Primaso atın içeri alınmasını emretmiş…
Binbir güçlükle almışlar atı içeriye…surların ve girişin üst kısımlarından bazılarını yıkmışlar ki at rahat girsin içeriye diye…10 yıl süren kuşatma bitiği için bütün şehir zafer şarkıları söyleyerek atı getirip şehrin tam ortasındaki meydana bırakmışlar…kalenin kapılarını kapatıp,kurbanlar kesmişler şenikler düzenlemişler,yemişler,içmişler ,dans falan etmişler,zil zurna geç saate kadar eğlenip bir köşede sızmış yada kendilerini birilerinin koynuna atmışlar Truvalılar…
Daha sonra bir sessizlik çökmüş şehrin üstüne…
Helena uyuyamayıp atın yanına gelmiş gece,etrafında dolaşırken helal benim vatandaşlarıma,ne güzel bir eser yapmışlar demiş…ama azcıkta kuşkulanmış,yunan şeflerinin eşlerinin seslerini taklit ederek seslenmiş…Menelaos içeriden onun sesini duyunca etkilenmiş ama zor tutmuş kendini,Odysseus karısı Penelope nin sesini duyunca gözleri yaşarmış,Antiklos kendi eşinin sesini duyunca cevap vermek istemiş ama Odysseus hemen ağzını kapatmış eliyle,de kendini biraz fazla kaptırmış kendini dana,herifi boğmuş…Helena bakmış ses yok,arkasını dönmüş taze dulumuz yatağına gitmiş..ah ulan Paris keşke burada olsaydın demiş içinden,hatta bi ara yav nasılsa bu gitti bari Menelaos’a mı geri dönsem diye de geçirmiş olabilir (olmayabilirde şimdi durduk yerde iftira atmayalım)…
Derken b,zim zavallı gönüllü ve yaralı Sinon gelmiş,işaret vermiş (büyük ihtimalle guguuuk yapmıştır,Robin Hood da öyle yapıyordu).Epeos kapıyı içerden açmış,merdiveni sarkıtmış ve birer birer aşağı inmişler,en son inen Sinon’la gözgöze geline gülmüş burnuna noldu ula demiş hihi,Odysseus hemen şaplağı indirmiş bunun ensesine,kazkafa kes sesini milleti uyndıracan demiş…ama bu durum bence Sinon a çok koymuştur,tamam zaferi biz kazanacağız ama tarih beni kesik burunlu Sinon diye hatırlayacak diye düşünmüştür…bence yani…..neyse,bunlar önüne gelen uykudaki Truvalı nöbetçileri tek tek öldürmüşler…kapıları da sonuna kadar açmışlar…Sinonda surlara çıkmış uyarı ateşini yakmış…
Tenedos adasında saklanan ordunun gözcüsü sevinçle koşmuş haberi Agamamnon a yetiştirmiş,bütün ordu sessiz bir şekilde harekete geçmiş truvaya doğru…bu arada içerdekilerde hala önüne geleni kesip biçiyorlarmış,hatta yanlışlıkla birbirlerini öldürmesinler diye ellerinde meşaleler bilem taşıyorlarmış…Neoptolemos gitmiş Priamos un sarayına girmiş ve karşısına Priamos un genç oğlu Polites çıkmış…Politesin ödü kopmuş tabi kaçmaya çalışırken Neoptolemos mızrakla arkadan halletmiş onu ama ölmemiş Polites babasının odasına kadar kaçmayı başarmış ve orda onun önünde ölmüş…(hiç sevmedim bu durumu,bir baba oğlunu ölürken görmemeli bence,zalım Neoptolemus)…tabi Neoptolemus gelmiş onuda öldürmüş ve kafasını kesmiş…
Yunanlılar Truva önlerine geldiğinde gemilerin içindeki askerler büyük bir zafer çığlığı atarak karaya çıkmış ve sehre doğru saldırıya geçmişler,kapılar açık olduğu için içeri girer girmez yağma ve talan başlamış…bütün şehir yanıyormuş…kızgın Menelaus ise her yerde Helena’yı arıyormuş,herifin tek derdi kadın…sonunda bulmuş onu,nerdeymiş bilin bakalım,Deiphobosun odasında,ki kendisi Parisin kardeşidir,Paris ölünce Helena gitmiş kardeşiyle evlenmiş,eee artık Menelaos hayatta affetmez dimi,bir değil iki değil ne bu yav…Menelaos hemen Deiphobos u delik deşik etmiş,sıra gelmiş Helena’ya…saçlarından yakalamış onu ve başını kesmek için odanın ortasına sürüklemiş,ama kadın öyle güzelmiş ki bide öyle mahsun bakıyormuş ki Menelaos öfkesini kaybetmiş.yav nasılsa geriye kimse kalmadı şimdi bunu da öldürsem ne geçecek elime diye düşünmüş vazgeçmiş öldürmekten…
Truva düşmüş sonunda.Oileu su oğlu Aias o kargaşada Athena tapınağına sığınan bizim kahin Kassandra yı bulmuş,gitmiş tecavüz etmiş ona pis herif,gerçi aynı saatlerde daha birçok yerde bir çok tecavüz daha oluyormuş…(işin bu kısmını hiç erkekçe bulmam)…
Bütün tuva yakılıp yıkılmış,yunanlılar o kadar çok adam öldürmüşler ki yorulmuşlar artık…nerdeyse soykırım denebilir buna…değerli ne varsa alıp aralarında paylaşmışlar…bütün kadınlar esir olmuş,tecavüze uğramış ağlıyormuş,Helena hariç (sanki savaş onun yüzünden olmamış gibi kocasının arkasından yorgun yorgun yürüyormuş kötü kadın)…gerçi yunanlı askerler onu öyle görünce ilk başta taşlamak istemişler ama dedik ya kadın güzel,kimse kıyamamış…yol boyu bütün askerler nefretle bakmış ona ama kimse tek kelime etmemiş…Menelaos onu çadırına götürmüş ve Helena hemen sarılmış ona.eski günleri hatırlatarak ağlamış,yatıp uyumuşlar,tabi bolcana da sevişmişler…
Daha sonraki gün bir şenlik düzenlenmiş,kimin şerefine bilin bakalım…bizim Sinon : )) Sinon çok sevinmiş tabi,değdi be demiş,yaralarının acısını unutmuş…herkes sarhoş olup uyumuş…
Yunanlıların Sparta’ya geri dönüşleri de oldukça zor,zahmetli ve olaylı olmuş tam 8 yıl sürmüş…ama Truva savaşı burada sona ermiş…
Tutkulu bir aşk mı geriye kalmış,binlerce insanın yok yere hayatını kaybetmesi mi,yağmalar ve talanlar mı,tecavüzler mi…hiç biri…tarih sadece o atı dikkate almış,Truva Atı nı…
imza dediğin nedir ki?...solumayı bilmiyosak yaşamı,iz bırakmaya değermi?....Кызыл Багэр
Konu Sosyopat tarafından (18-04-2008 Saat 02:59 ) değiştirilmiştir..
|

08-03-2008, 13:30
|
 |
....!
|
|
Üyelik Tarihi: 22-09-2007
Mesajlar: 323
|
|
|
hay maşallah kalemine sağlık ...

Ben Ben'im
|

08-03-2008, 18:04
|
|
sui generis
|
|
Üyelik Tarihi: 17-10-2007
Nerden: ist
Mesajlar: 1,328
|
|
harika bir anlatım... 
|

08-03-2008, 19:08
|
 |
Site katibesi
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 2,959
|
|
|
çok eğlenceli , pek güzel
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

11-03-2008, 05:25
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,076
|
|
Alıntı:
Sosyopat´isimli arızadan alıntı
kadınla erkek dost olmaz diyodu biri,tarih kanıtladı…
|
 Benden kaçmaz, gidi gidi gidi...
Hakikaten keyifli anlatmışsınız, mizahi ûslubunuzla yeni bir mitolojik yazarlık yönteminin önünü falan mı açacaksınız nedir :=)
|

30-03-2008, 02:14
|
 |
kızıl arıza Багэр
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2007
Nerden: stenbol
Yaş: 34
Mesajlar: 677
|
|
|
HANSEL VE GRETELCİK
Zaman kimsenin bilemediği bir zamanmış…koccaman ve karanlık bir orman varmış o zamanın tam ortasında…ormanın kenarında da yoksul bir kulübe de bir aile yaşarmış…adam oduncuymuş,gerçi hikaye sonunda görülecek ki adamın kendisi de odunmuş (kadınların her dediği yapılır mı hiç)…biri erkek diğer kız olmak üzre iki çocuğu varmış bu odun oduncunun…erkek çocuğun adı Hansel kız olansa Gretelmiş…üveymiş anneleri…bizim odunun karısı ölünce tekrar evlenmiş…odun modun ama oda erkek işte naparsın…kötü kadının biriymiş bu üvey anne,çok kötü çok…çocuklar gördüğü kötülüklerden dolayı köşelerde falan hep ağlarmış gizli gizli…bizim odunda çok fakirmiş harbiden,ekmek bile getiremezmiş eve,hangi kafayla tekrar evlendiyse artık…ama duygusalmış ta aynı zamanda…hep yav ben çocukları nasıl besleyecem,evi nasıl geçindirecem diye kara düşünürmüş…ve bir gün hayatının hatasını yaparak karısına fikrini sormuş…insan karısına da sorar,danışır tabi ama o gün o kadına en son sorulacak soruyu sormuş,gerçi sormazsa bu hikaye de oluşmayacakmış ve bende kös kös ne yazsam diye düşünecekmişim…neyse fm…demişki yaw taze bayan ben bu çocukları nasıl geçindirecem…kadın sanki dört gözle böyle salakça bir soruyu bekliyormuş gibi,ne düşünüyosun ay odunum,sabah erken götürür ormanın ortasında bırakır ve kurtuluruz,demiş…bizim odun çok büyük bir zeka örneği göstererek demiş ki…nein yapamam,yabani hayvanlar onları parçalar…kadın da budala demiş,yapmazsan burada hep beraber ölecez…kızmış bide herife…çocuklar duymuş tabi bu konuşmayı…Hansel ağabeycim gece herkes uyuyunca çıkmış dışarı ve ceplerine çakıl taşları doldurarak geri gelip yatağına girerek uyumuş…zavallı Gretelse üzgün üzgün uzanıyomuş yatağında…derken sabah olmuş..ve bizim taze bayan gelmiş çocukların kapısına dayanmış…kalkın ula beleşçiler hadin ormana,odun toplamaya dimiş…napsınlar çocuklar kalkıp yola düşmüşler babalarının ardından…Hansel abim arkada yürümeye çalışıyomuş çünkü cebindeki daşları tek tek geçtiği yere atıyomuş…ormanın orta yerlerinden bir yere gelince..çocuklar demiş,oturun şurda ben iki dakkaya odun kesip gelicem…oturmuş bunlar,hemde çok,gece olmuş,karanlık çökmüş ve bizim Gretelcik zırlamaya başlamış korkudan…yandık abey demiş,ne edecez…Hansel tırsma demiş kız kardeşine…ay yükselsin hele buluruz bi yolunu…ve beklediği olunca da tutmuş bacısının elini hadi demiş…sabah gelirken yola bıraktığı taşları takip ederek yürümeye başlamış…ay ışığında çakıl taşları parlıyomuş…zeki plan ama dimi…evet,bunlar gece boyu yürümüşler ve sonunda sabah evlerine varmışlar…çalmışlar kapıyı ve açmış kalleş taze bayan…sinir olmuş tabi,ama bizim odun çok sevinmiş…bir sürse daha beraber yaşamaya devam etmişler…sonra kıtlık falan çıkmış ülkede...bizim odun artık eve ekmek kırıntısı bilem getiremez olmuş…taze karısı her gün başının etini yemeye başlamış,açlıktan değil tabi,çocukları ormanın en uzağına götürüp bıraksın diye…oduncumuzun gönlü el vermiyomuş ama tazeye de gücü yetmiyomuş…ve istemeye istemeye kabul etmiş..bizim ufaklıklar gene duymuş konuşmayı...eee dedik ya yoksul ev…duvarlar bitişik…ahşap,ses gidiyo…Hansel abim gene kalkmış gece taş toplamak için ama kapı kilitli..taze bu sefer faka basmamak için kapıyı kilitlemiş…Hansel abim,yemedi bu sefer diyerek yatağa yollanmış kara kara düşünerek…sabah olduğunda bizim taze sahte bir anaçlık edasıyla az bişi ekmek getirerek hadin demiş gene ormana gidiyonuz…odun toplayacanız…gene yollara düşmüş bizim üçlü…odun en önde,Gretel ortada ve Hansel de en arkada…cebinden çıkardığı ekmek parçasından kırıntılar saçmış gene yola…en ıssız bir yere gelince bizim oduncu odun,çocuklar bi ateş yakın ben biraz dolanıp gelecem demiş gene…bizim çocuklar gene beklemeye başlamış babalarını,gelmeyeceğini bile bile…Hansel abim küçük Gretele cebinde kalan son ekmek parçasınıda yedirmiş ve uykuya dalmışlar gece olsun diye…ve gecenin bir vakti uyandırmış Gretelcik abisini..hadi abi eve gidelim üşüdüm demiş…peki davran demiş abisi…kalkmışlar ve yola koyulmuşlar…yürümeye başlaşmışlar ya ne ekmek kırıntısı varmış etrafta nede başka bişi,meğerse kalleş kargalar yemiş hepsini…Hansel abi ulen yandık demiş içinden ama belli etmemeye çalışmış Gretelciğe…zaten Gretel kızımız az sonra sıcak yatağıma uzanırım edasıyla kaygısız yürümekteymiş…dön dolan dur,bulamamış yolu ağabeymiz…o kadar çok dolanmışlar ki Gretelcik huylanmaya başlamış…eve dönebilecez dimi demiş…tabi demiş Hansel ağabeymiz...içindende yalandan kim ölmüş ki demiş…yürüdükçe ormanın derinliklerine inmişler bilemeden…ve sonunda pes etmiş ağabeymiz…yok bacım dimiş..bizim ekmekleri yimiş kuşlar,kaldık burada…mızmız Gretel hemen zırlamaya başlamış tabi…sus kızım halledecem demeler işe yaramamış…derken bir kuş çıkmış karşılarına cik cik…bunlarda yapacak bişi yok,takip etmeye başlamışlar kuşu…uçmuş kuş bunlar peşinden yürümüüüş…sonunda bakmışlar ormanın ortalarında bir yerde bir alanda bir ev,kuş gitmiş o evin damına konmuş…bunlar yorgun bir heyecanla yaklaşmışlar ev…bide ne görsünler…ev pasta ve çörekten yapılmaymış…evin çatısı bisküvide,pencereleri şekerden...kapısı çikolatadan yapılmaymış….bunlar nasıl sevinmiş nasıl sevinmiş bir görseniz…Hansel abim boyu uzun ya çatıya dadanmış,Gretel bacımda pencereye yanaşmış…bunlar heç doymazcasına abur cubur yerken,evin kapısı açılmış birden…kim açmış kapıyı?? Tabiî ki hikayenin yaşlı,çirkin sesli ve kötü karakteri cadı…
-ay demiş,ne tatlı şeyler bunlar…nerden geldiniz siz bakayım..gelin gelin,içeriye buyurun..korkmayın zarar vermem size falan,dimiş yani…öle dimiş…bizimkiler de şefkat yoksunu tabi,dalmışlar içeriye…aslında bu yaşlı cadaloz çok kötü biriymiş,bu cici evi de küçük çocukları kandırmak ve tuzağa düşürmek için yapmışmış….bizim saflar içeri girince ellerini oluşturmuş cadaloz kadın,elime geçtiler artık,kurtulamazlar,tamda dişime göreler valla demiş içinden…onlara yemekler hazırlamış,çikolatalar,kurabiyeler vermiş…ballı sütler içirmiş…çocuklar o kadar yemişler ki yorgunluğun etkisiyle de hemen uykuya dalmışlar…bizim cadı sabahın erken saatinde girmiş odalarına çocukların ve incelemeye koyulmuş onları,Hansal ağabeyime bakmış çok zayıf öte yandan Gretel bacım inanılmaz tombik ve tatlı görünmüş gözüne…işte bu tam ağzıma layık demiş…hemen kapmış Hansel’i ve kümese kapatmış,kapıyı da sürgülemiş ardından…Hansel uyanmış,bakmış etrafına dimiş yandım ben yandım…bağırmış çağırmış ama kim duyar ki…Gretel'cik uyuyormuş hala…cadı gitmiş onun yanına basmış bir tekme,kalk kız zilli demiş,kalkta su taşı,kümesteki ağabeyine de yemek götür az kilo alsın da yiyeyim onu…ne diyo bu moruk diye içinden geçirmiş Gretel ama bakmış cadının suratı son derece vahşi ve gerçekçi duruyor…hemen zırlamaya başlamış…cadı bide tokat yapıştırmış buna ki zaten pembe yanağı iyice pembeleşmiş…akşama kadar çalışmış,su taşımış,yemek yapmış…Hansel kilo alsın diye bin bir güzel yemek pişirttiriyormuş yaşlı ve çirkin ve kötü kadın ona…akşamları kümese gidiyormuş ve ulen Hansel uzat bakim parmağını kilo almışmısın bakim diyormuş…gözleri pek iyi görmüyormuş cadının çünkü…Hansel abım zayıf mayın ama az buçuk ta zeki…parmağının yerine ince bir dal parçası uzatıyormuş her seferinde…yaşlı ve çirkin ve kötü kadında bunu Hansel’in parmağı sanarak yav buna her türlü zıkımı yedirdik hala kilo alamadı diye düşünüyormuş…fakat bir gün gözü dönmüş açlıktan ve sabırsızlıktan…Gretel'e bağırmış,kalk ve kazana su koy bunun adam olacağı yok,iyice elden gitmeden yiyeyim demiş…çaresiz kalkmış Gretel ve su koymaya başlamış kazana ,bir yandan da dua ediyormuş alladım kurtar bizi diye…zırlamayı kes demiş cadı,doldur kazanı…bir yandan da fırını yakmış kötü kadın…ekmek yapacaz demiş Gretel'e…fırın iyice alev alınca gir bakim fırına demiş,bak bakalım yanmış mı…Gretel fırına bakmış,alev alev ama çirkin kadının baskısıyla tırsa tırsa fırına doğru girmeye başlamış…aslında cadının amacı kızı içeri sokup kapağı kapatıp ve önce onu yemekmiş…Gretel ama ben bu fırına nasıl girilir bilemem ki demiş…cadının o kadar çok acıkmış ve iştahı açılmış ki sersem şey seni demiş,ne var bunda kapağı açacaksın ve kafanı içeri sokup bakacaksın demiş..bak işte böyle diyerek yapmış bu işlemi…emme bizim Gretel uyanıkmış,cadı kafasını fırına sokar sokmaz arkadan itmiş bunu ve içine düşünce de kapağı kapatmış…kötü ve çirkin ve yaşlı kadın nasıl ciyaklamaya başlamış bir duysanız,ama Gretel’cik kulak asmamış buna ve hemen Hanselin yanına koşmuş…açmış kümesin kapısını ve kurtulduk ağabeycim demiş,kurtulduk,cadıyı fırına ittim cayır cayır yanıyor…eve girmişler emin olmak için,ve yokmuş cadı ortalıkta,inanmışlar artık cadının öldüğüne,odasına bakmışlar cadının ve görmüşler ki,oda ağzına kadar altın ve değerli şeylerle dolu,ceplerini tıka basa doldurup koşarak uzaklaşmışlar evden…hep koşmuşlar koşmuşlar nereye gittiklerini bilemeden…sonra bakmışlar uzakta bir ev var,yanaşmışlar eve,bide ne görsünler kendi evleri…kapıyı çalmışlar tak tak heyecan ve sevinçle…babaları açmış kapıyı bunları görünce sarılmış tabi…kurtuldunuz çocuklar demiş hem bizim taze kadın da evden kaçtı artık özgürüz demiş..çocuklar yuppii diye sevinmişler,babalarına ceplerindeki altınları çıkarıp vermişler…babaları da sevinçte kalkmış horon tepmiş…hep birlikte halaya durmuşlar…ya çok mutluymuşlar çok…
Son olarak bir sözümüz var odun erkeklere…kadınları seviniz,okşayınız,anlayınız,dinleyiniz ama asla dediklerini yapmayınız…ve bunu söylediğim için bana kızmayınız
imza dediğin nedir ki?...solumayı bilmiyosak yaşamı,iz bırakmaya değermi?....Кызыл Багэр
|

18-04-2008, 02:59
|
 |
kızıl arıza Багэр
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2007
Nerden: stenbol
Yaş: 34
Mesajlar: 677
|
|
|
KADEŞ SAVAŞI ve ben...
Kral Mutavalli ve II Ramses…bir gün satranç oynamaya karar vermişler…Sevgili İsa nın doğmasına 1299 yıl kala…satranç tahtası olarak Kadeş’i seçmiş bizimkiler…Mutavalli o zaman ki Anadolu kaplanı Hititlerin Kralıymış…II Ramses’te şimdi ki mısırla hele de popcorn’la hiç alakası olmayan Kuzey Afrika’nın ve hatta dünyanın o dönemlerde ki en güçlü devleti olan Mısır’ın firavunuymuş…bütün yeryüzünde ki en güçlü devlet ve kralları…güç dengesi işte…adamlar dünyanın yarısına sahipler ama illa geri kalanı da alınacak…ah şu açgözlülük…neyse fm oyun/savaş başlamış ve bu Kral Mutavalli bütün taşlarını kadeş yakınında ki tepelerin etrafına dizer…ve bir dizi ajanpiyonu da kendisine doğru hamle içerisinde ki Ramses tarafına yollar…Ramses ise bütün taşlarını dört parçaya ayırmış ve her bir parçaya kutsal tanrılarının adlarını vererek Mutavalli’nin üzerine doğru salmaktadır…Rakale Grubu,Ptahfil grubu,Sethat grubu ve kendisinin başında olduğu Amonvezir grubu…bizim koca Ramses kendine ve bi sürü bi sürü olan tanrılarına güvenerek ve geçtiği asi nehrinden bol bol balık avlayıp şarap içerek ilerlemektedir…Kral Mutavallinin ajanları ilersinde ki bir köye gelirler ve köy meydanında bulunan kayfede çay içerken etrafa bir dedikodu yayarlar…biliyonuzmu ahali bu Hitit ordusunu gördük gelirkene,Halepteydiler ne güçlü bir orduları var yav demişler…üşenmedik saydık tam 3000 savaş arabası ve 17,000 asker…hepside Anadolu kaplanı…vay anam vay demişler…karşı kaavede kulaklarını dikmiş onları dinlemekte olan Ramses’in kazkafalı ajanpiyonları not almaktaymış tüm bunları papirüslere…neyse onlar çayları içmiş kıs kıs gülerek çıkarken bunlarda kös kös koşturmaya başlamışlar Firavunlarına…içlerinden de hesap yapıyorlarmış bizimde 2000 arabamız ve 20,000 askerimiz var diye…hemen hemen eşitiz eh artık kim daha erkekse demişler…koşmuşlar yada atlarını koşturmuşlar...orda değildim o an bilemiyorum ben diğerlerinin Hititlerin peşindeydim…Ramses’e yetiştirmişler konuyu…Ramses’te demek eleee demiş…yürüyün Ravezir grubu diye direkt veziri sürmüş ortaya…diğer gruplar arkada kalmış…öte yandan Mutavalli planın işlediğini görünce ajanpiyonlarına bir aylık ücretsiz izin ve ekstra prim vererek doğruca fil,at ve piyonlardan oluşan grubunu yan taraftan Ramses’in Rakale grubuna saldırmış…grup çok şaşkınmış tabi…beklemiyormuş…ön taraftaki Amonvezir grubuna komuta eden firavunları Ramses nerdeymiş acaba…paniklemiş bu grup Mutavallinin ani ve beklenmedik yoğun saldırısından dolayı bozguna uğramış birçok taşı kaybetmiş Ramses…ve Mutavalli kendisine doğru geri dönüp ataktaki Amonvezir grubunu arkadan vurunca tahtada ki taşları gittikçe azalmış Ramses’in…bir durum değerlendirmesi yapmış…demiş oyunu kaybediyoz bari pata götürelim...bütün gücüyle saldırıya geçmiş,hatta geçen tapınaklarda ki duvar yazılarında okudum diyor ki orda Ramses kendisinde olan güneşin gücüyle parlayarak Mutavallinin ordusunu püskürtmüş falan ama yok öyle bişi,…Mutavalli ve taşları saldırı varyasyonunun sağlam olmasına güvenerek rehavete kapıldıkları ve ganimet derdine düştükleri için tahtadaki savunmasız taşları desteklememişler…Ramses Amonvezir grubuyla arkadan gelen Ptahfil grubunun desteğiyle durumu eşitlemeye çalışmış ve başarmış…Mutavalli bu varyant sonrası geri çekilmiş…aslında o kadar da çok taş kaybetmemesine rağmen bütün taşları bi araya yığmış…dağınık durumdaki Ramses grupları çevrelemiş bunları…uzun bir süre bu şekilde taktiksel vur kaçlar yaşanmış ve her iki tarafta çok yıpranmışlar…sonra her iki oyuncu kendi durumlarını gözden geçirmiş…Kral Mutavalli bakmış tahtaya fazla bir kaybı yok ama durumu kritik…Firavun Ramses’te bakmış çok kaybı var ama elde edebileceği fazla bir şey yok kurduğu baskıdan…kalkmış ikisi de ayağa el sıkışmışlar…dimişler arkadaş anlaşalım…berabereyiz ok mi…ve herkes kendi bölgesinde kalsın bi daha savaşmayalım…işte bende tam o esnada ordaydım…kaptım ordan birkaç tomar papirüs ve didim arkadaşlar bu böyle olmaz…siz gene rahat durmazsını iyisimi yazalım bunları...kabul ettiler ve bende yazdım…ve tarihe ilk yazılı antlaşma sağlanmış savaş olarak kayıtları ben tuttum…gerçi bazıları diyo ki yok bütün bunlar Ramses’in yaptırdığı tapınakların duvarların da yazıyo yok Hititlerin kil tabletlerinde falan ama...aslında onlara kayıtları veren benim…sonra her iki arkadaş tahtada kalan taşları toplayıp gerisin geri dönmüşler evlerine…ve her ikisi de daha sonra millete ve sağa sola ben kazandım ben kazandım diye anlatıp yazsada aslında olay tamda benim dediğim şekilde olmuştur…valla bak…sonra mı onlar yoluna giderken bense kendimi Nil nehrine bıraktım…yanımda mısırlı güzel kızlar,hurmalar ve şarap testileriyle birlikte…
Hırs bazen kötüdür..odaklanırsanız bir şeye yaklaşmakta olanı göremezsiniz…Hitiler o kadar yoğunlaşmıştı ki Mısırlılara,hemen diplerinde güçlenmekte olan Asurluları göremeyip kendi sonlarını hazırladılar…ve aynı şekilde Mısırlılarda o zamanlar da ki kudretlerine o kadar güveniyorlardı ki o sıralar kimsenin dikkatini çekmeyen Hz Musa akrabalarını toplayarak orda bir yapılanmaya gitmiş ve onların sonunu getirmiştir…
imza dediğin nedir ki?...solumayı bilmiyosak yaşamı,iz bırakmaya değermi?....Кызыл Багэр
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:06 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|