Barbie Bebek; Kullan ve At Kültürünün En Güzel Provokatörü
Ruth ve Elliot Handler, küçük kızları Babara'nın bir oyun arkadaşına ihtiyacı olduğunu düşünüp, onu diğer oyuncaklardan daha fazla eğlendireceğini düşündükleri «bir genç kızın fizikî aslına çok yakın oyuncak bebek» yapmaya karar verdiler. Başardılar da...
Ruth ve Elliot Handler'ın terli uğraşlarından sonra ortaya çıkan oyuncak, o güne kadar benzeri görülmemiş güzellikteydi. Zira, boyu santimetre, göğüs çevresi 13.5 santimetre, bel kalınlığı 7.1 santimetre, kalça çevresi 13 santimetre olan ve sadece 135 gram ağırlığındaki bu sarı saçlı mavi gözlü bebek, gerçekten de tasarlandığı gibi bir genç kız görünümündeydi. Ama yarattıkları bebeğe kızları Barbara'nın seslendiği gibi Barbie ismini veren genç çift, Barbie'nin güzelliği karşısında büyülenince de, o toz pembesi masûmiyetlerini kaybederler: Barbie sayesinde yaşadıkları toprakların fırsatlar ülkesi olduğunu hatırlayıp, zaman geçirmeksizin Barbie'nin seri üretimine başlarlar ve 9 Mart 1959'da «doğan» balık burcundaki Barbie'nin tıpkılarını aynı yıl içerisinde New York'taki oyuncak fuarına yetiştirirler.
Oyuncakçıların «pin-up kızları»na alenen meydan okuyan dirilikteki göğüsleri ânında fark edilen Barbie'ye karşı gösterdikleri fundamentalist tepkileri imalatçıları açısından heves kırıcıydı ama, Ruth ve Elliot Handler, kendilerini yeşil renkli dolarların cennetine götürecek yolun, oyuncak satıcılarının fundamentalizminden değil de, standlarının önüne yeni gördükleri güzeller güzeli Barbie bebeğe sahip olabilmek için biriken kız çocuklarının çığlıklarından geçtiğini sezecek kadar zekiydiler de. 9 Mart 1959'un üzerine sonraki 9 Mart'ları devrildikçe, Barbie, dünyadaki bütün kız çocuklarının âdeta yegâne ilâhesi haline gelecekti. Bunun elbette çok sayıda nedeni vardı. Bahis konusu nedenlerden biri, imalatçı şirketin Barbie için sürekli yenilenen bir gardrop hazırlayıp, pazarlamasıdır. Mesela, 1959'da, tüketim tutkusunun ve "aptal sarışın" imajının aynası son moda daracık döpiyesiyle feministleri kızdırabilcek bir Marilyn Monroe'dur adeta. 1962'de, kırmızı pelerini, şapkası, eldivenleri ve topuklu ayakkabılarıyla hanım hanımcık bir genç kız olur. 1971'de, dağınık uzun saçları ve alnındaki bandıyla uyum içerisindeki gezginci çingene pembesi ile budizm oranjından dalgalı püsküllü kıyafetiyle Woodstock'dan gelen hippy'e benzer. 1985'de şeker pembesi ile süt beyazı renklerindeki kıyafetiyle high society'den hoş bir iş kadını olur. 1993'de Chirstian Dior ile Paco Rabanne tarafından dikilen haute couture kıyafetleriyle podyuma çıkar. Ayrıca, o yıl en fazla hangi meslek kitleleri cezbediyorsa, o mesleğin en üst seviyesindeki "kadın" hüviyetini kazanan Barbie'nin pahalı gardrobuna bir de meslekî kıyafetleri dahil edilmektedir. Rakkamlar, gardrobu akımlar ve modaya göre değişen Barbie bebeğin bugüne kadar
900 milyon kadar farklı kıyafete,
1 milyar çiftten fazla da ayakkabıya sahip olduğunu gösteriyor. 9 Mart 1959'dan günümüze kadar, barbie'nin gardrobu için harcanan
kumaş ise, takriben 100 milyon metre. Bu rakamlar kız çocuklarının nesnelerle ilişkilerinde tüyler ürpertici geçiciliğin son derece çarpıcı emareleridir. Kız çocuklarının nesnelerle ilişkilerindeki geçicilik, Barbie bebeklerin de, sadece kısa bir müddet kullanıldıktan sonra atılan ve günün modasına göre yenilenen kıyafetlerinde belirse iyi, asıl dehşet tek bir Barbie tiplemesinin bulunmamasından kaynaklanıyor. Zira, Barbie'nin her yıl yenilenen çok sayıda versiyonu bulunuyordu. Hatta, barbie'nin, 1990'larda "The Cosmetiv and Reconstructive Surgery Clinic of Atlanta'da geçirdiği bir dizi estetik operasyonlarla eskisinden daha farklılaşan bir versiyonu daha mevcut.
Versiyonlardaki çeşitlilik, hiç şüphesiz, kız çocuklarının geliştirilmiş yeni modellere sahip olabilmek uğruna eski Barbie bebeklerini ellerinden çıkartmalarına yönelik bir kültürel teşebbüs. Geleceğin sosyolojisine meydan okuyan Alvin Toffler'ın ünlü eseri 'Gelecek Korkusu-Şok'da belirttiği gibi,
yeni geliştirilmiş modellee sahip olmak uğruna eski Barbie bebeklerini sevinçle ellerinden çıkaran yeni nesil kız çocukları ile, bir çocukluk boyunca tek bebeğe sevecenlikle sıkı sıkıya sarılıp parçalanıncaya kadar saklayan annenleri ve büyükanneleri arasındaki kalıcılık üzerine kurulu toplumlarda, geçicilik üzerine kurulu tüketim şiddeti toplumları arasındaki karşıtlığı keşfedebiliriz.
Lakin, değişen sadece eski Barbie'ler değillerdir; bunlar daha kısa müddet içerisinde kullanılıp atılanlar ve anında yerlerine yenileri ikame edilenler Barbie'nin arkadaşları ve hayvanları da olmuştur. Toffler, Barbie bebeğinin ve onun kıyafetlerini, arkadaşlarını, hayvanlarını, hatta versiyonları vasıtasıyla kendisini değiştiren kız çocukları için, «küçük kız doğduğu andan itibaren kullan at kültürü»nün bir parçasıdır der. Erich Fromm ise 'Sahip Olmak ya da Olmamak'da,
doğdukları andan itibaren kullan at kültürü'nün bir parçası olan bu çocukların oyuncaklarını çok kısa süre içerisinde değiştirmek eğilimindeki karekterlerini, pazar iktisadı karekteri olarak tanımlar: Pazar iktisadı karekteri, ne kendisine ne de başkalarına karşı bir yakınlık hissetmediğinden, hayatındaki değişimlere hep ilgisiz kalan "en canlı" tiptir. Bu «canlılık», onun egoist olmayışından değil, aksine, kendisi dahil hiç kimseyle, veya hiçbir nesneyle yakın ilişkide olmayışının tabîî neticesidir. Kısacası
pazar iktisadı karekteri, asla bir birey değil, hislerini kaybetmiş bir tüketici'dir. Tüketici'ler ise, birey olamadıklarından, hayatlarından rüzgar gibi geçen değişimlere kolaycı ve pratik gözle bakacaklardır. Dolayısıyla, vaktiyle sahip olabilmek için ısrarcı çığlıklar attıkları Barbie bebekler dahil, nesnelerin ön kapısından girip de anında arka kapısından çıktıkları "yeşil panjurlu" evlerini kuşatan acımasız kültürde, kendisine karşı derin bir yakınlık hissedilmediği için rahatça çöpe atılıp, yerine yenisi ikame edilebilecek bir "
prestij kazandırıcı satın alınanlar" haline geleceklerdir.
Taner Ay
Mayıs 1995 Düşler Dergisi Sayı: 11 Syf; 30-31