Türkiye vicdani retçileri ''ölüme'' mahkum ediyor
12-11-2007
A. CAN DEMİR -ANF
İZMİR (11.11.2007)- Türkiye’nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne 2007 yılının Ekim ayına kadar vicdani ret ile ilgili yasal düzenleme yapacağını taahhüt etmesine rağmen, AKP hükümetinin “yeni sivil anayasası” vicdani ret hakkını tanımazken Avrupa’dan yeni bir uyarı geldi. AKP’nin “sivil anayasası”nda 12 Eylül anayasasında varolan “askerlikten soğutma” maddesi de aynen korunurken, Türkiye’den yasal düzenleme yapılmasını beklemekte olan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kesinleşmiş kararların icra sürecini denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’ye vicdani retçiler üzerindeki baskılara son vererek vicdani redçilerin hakları için gerekli yasal düzenlemeleri yapma çağrısında bulundu.
Bakanlar Komitesi, vicdani retçi Osman Murat Ülke’nin AHİM’de kesinleşmiş olan davası hakkında verdiği kararında, vicdani veya dini gerekçelerle askere gitmeyi ret edenlere yönelik baskının acilen durdurulması ve vicdani retçilerin haklarının korunması için anayasal düzenleme çağrısı yapılıyor.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, kendisine AHİM’in kesinleşmiş kararların gereklerinin yerine getirilmesi için denetleme imkanı veren İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşmenin 46.maddesinin 2.paragrafı uyarınca Türkiye’yi derhal sözleşmenin gereklerini yerine getirmeye ve sözleşme ihlallerinin önlenmesi amacıyla gerekli yasal reformları yapmaya çağırıyor.
Bakanlar Komitesi’nin 17 Ekim 2007 tarihinde kabul ettiği kararda şu ifadeler yer alıyor: “Sözleşmenin ve Mahkeme kararlarının Türk Anayasası’nın 90’ıncı maddesi uyarınca Türk hukuk düzeninde doğrudan uygulanabilir olduğunu vurgulayarak; Türk Anayasasının 90’ıncı maddesine rağmen başvurucunun şu anda önceki mahkûmiyeti temelinde gerçek anlamda bir hapsedilme riski ile karşı karşıya bulunmasından üzüntü duyarak; İşbu davada acil bireysel tedbirler alınmasının ehemmiyetine vurgu yaparak; Türk yetkililerin, daha fazla gecikmeksizin başvurucunun, Sözleşme haklarının ihlaline son verilmesi ve benzer Sözleşme ihlallerinin önlenmesi amacıyla gerekli olan yasal reformun derhal kabulü için, tüm gerekli tedbirleri almalarını ısrarla tavsiye eder.”
Türk yetkilileri, özellikle söz konusu Mahkeme kararının gerektirdiği önlemlerin kabulü hususunda, Komiteye derhal bilgi vermeye davet eden kararda “Gerekli acil önlemler alınıncaya kadar her insan hakları toplantısında işbu Mahkeme kararı gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesine karar verir.”
Vicdani ve dini gerekçelerle askere gitmeyi ret eden insanlar için hayati derecede önem taşıyan Bakanlar Konseyi kararında Türkiye’deki baskıcı ve zorlayıcı uygulamaları durdurabilecek ibareler dikkat çekiyor.
“Bundan böyle askerlikle ilgili Sözleşme ihlallerinin önlenmesi amacıyla gerekli olan yasal reformun derhal kabulü için, tüm gerekli tedbirleri almalarını ısrarla tavsiye eder” denilen kararın devamında “Kararda, başvurucunun bir pasifist ve vicdani retçi olarak sahip olduğu inançlar nedeniyle zorunlu askerlik hizmetini yapmayı reddetmesi dolayısıyla tekrar tekrar mahkum edilmesi ve hapsedilmesi işlemlerinin Mahkeme tarafından Sözleşmenin 3.maddesi anlamında alçaltıcı bir muamele oluşturduğunun tespit edildiğini dikkate alarak;” Türkiye’ye gerekli tedbirleri alma çağrısı yapıldı.
Türk hukukunda, vicdani ve dini gerekçelerle askeri hizmeti yapmayı reddedenlere ilişkin yaptırımları düzenleyen hiçbir özel hükmün bulunmamasını eleştiren kararda: “görüldüğü kadarıyla da konuyla ilgili uygulanabilir kuralların sadece, bir üstün emirlerine itaat etmeyi her şekilde reddetmeyi suç olarak düzenleyen, Askeri Ceza Kanunu hükümleri olduğunu ve bu nedenle Mahkemenin mevcut yasal çerçevenin yetersiz olduğunu tespit ettiğini” dikkate aldığı vurgulandı.
Bu arada Türk devletinin, taahhütlerini yerine getirmeye zorlamak için bir kampanya yürüten Vicdani Ret Platformu, TCK’nın 318. maddesinin kaldırılmasını talep ediyor.
Aynı zamanda vicdani retçilerin süren davalarına kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçlayan Vicdani Ret Platformu’ndan Halil Savda, kendisini vicdani retçi olmaya götüren süreçten Türkiye’deki demokrasi güçlerinin vicdani ret hakkı için yürütülen mücadeleye ilgisine kadar bir çok konuda ANF’nin sorularını yanıtladı.
Bir süre önce cezaevinden tahliye olan ve askeri birliğe teslim olmadığı için hakkında “arama” kararı bulunan Savda AHİM’de alınan ve Türkiye’yi bağlayan kararlara rağmen Türkiye’nin vicdani retçileri “sivil ölüme” mahkûm ettiğini belirtiyor.
Türkiye’deki sivil toplum örgütleri ve demokrasi güçlerinin vicdani ret talebine ilgisinin de zayıf olduğunu belirten Savda, “Seyahat etme özgürlüğüm yok. Köyüme gidemiyorum. Annemi, babamı yaklaşık iki yıldır görmüyorum. Anneme sarılmayı, kucağında oturmayı, yemeklerini tatmayı onunla dertleşmeyi çok özledim. Bunların hiçbirini yapamıyorum” diyor.
‘318’İNCİ MADDE KALDIRILDI’
- Vicdani Ret Platformu olarak Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesine karşı bir kampanya başlattınız. Kampanyanın talepleri neler olacak?
- Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkeden vicdani ret hakkını tanımayan tek ülke Türkiye’dir. Türk hükümeti temel bütün uluslar arası sözleşmeleri imzalamış olmasına rağmen gereklerini yerine getirmiyor. AİHM kararları bu kararlara uyma taahhüdünde bulunan Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin kararları niteliğindedir.
AİHM, vicdani retçi arkadaşımız Osman Murat Ülke’nin başvurusu üzerine 24 Ocak 2006 tarihinde bir karara varmıştı. AHİM, kararında; Murat Ülke’nin yaşadıkları için “sivil medeni ölüm” diyerek, Türk hükümetini mahkûm etti ve Ülke’nin yaşadığı mağduriyetin giderilmesini istedi. Yine kararda vicdani redde dair bir düzenleme yapılması gerektiği belirtildi. Ancak Türk hükümeti kararın gereğini yerine getirmedi. Böylece mahkeme kararını uygulamamış oldu. Bunun üzerine Murat Ülke’nin avukatları mahkeme kararlarının takibinden sorumlu olan Bakanlar Komitesi’ne başvurdu. Komite, Türk hükümetine mahkeme kararının uygulamasına dair iki kere soru yöneltti. Türkiye, Haziran ayında verdiği yanıtta vicdani redde dair yasal bir düzenlemenin hazır olduğunu ve Ekim 2007 tarihine kadar bir düzenleme yapılacağı taahhüdünde bulundu. Ancak bu taahhüdünü de yerine getirmedi.
Bu kampanya ile birinci olarak Türk hükümetinin verdiği taahhüdü yerine getirmesini istiyoruz. İkinci olarak, vicdani retçilerin yaşadığı işkence durumunun ve “sivil ölüm”ün sona ermesini talep ediyoruz. Üçüncü olarak, öldürmeyi ret etmeyi ve “öldürmeyin” demeyi suç sayan, ve bunu “halkı askerlikten soğutma” olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesinin kaldırılmasını talep ediyoruz. Dördüncü olarak da, TCK’nın 318. maddeden yargılanan demokrat, vicdan sahibi kişi ve basın mensuplarının yanında olduğumuzu eylem ve söylemlerini benimsediğimizi ve desteklediğimizi vurguluyoruz.
- Kampanya kapsamında neler yapılacak?
- Ankara Yüksel Caddesi’nde 20 Eylül de yaptığımız basın açıklaması ile bir imza kampanyası başlattık. Bu kampanyanın esas çalışması iyi bir imza sayısına ulaşmaktır. 4 Aralık tarihinde Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edilecek olan Serpil Köksal, Murat Düşen ve İbrahim Kızartıcı’nın duruşmasına toplu bir katılım sağlamaktır. Aynı şekilde 318. madde nedeni ile davaları süren arkadaşların duruşmalarına katılacağız. Bu davalara dikkatleri çekmek istiyoruz. Bu kampanyayı uluslar arası bir düzeye çıkarmayı da planlıyoruz. Milletvekilleri, partiler ve meclis nezdinde de bazı girişimleriz olacak.
- Kampanyanın kapsamlı yürütülmesi için diğer demokratik kurumlara öneriniz olacak mı?
- Öldürmeyi ret etmek suç değildir. “318’e hayır” kampanyasının hazırlanması ve örgütlenmesini Vicdani Ret Platformu yaptı. Ancak, kampanyanın yürütücüsü yeni oluşturduğumuz “318’e karşı çalışma grubu”dur. Kampanyanın çağrıcıları, İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De, Kaos GL, Pembe Hayat ve Vicdani Ret Platformu’dur. Çalışma grubunda kampanyanın çağrıcıları vardır. Kampanyanın yürütülmesinden çalışma grubu sorumludur.
‘TÜRKİYE MİLİTER YAPIYI DEĞİŞTİRMEK İSTEMİYOR’
- Türkiye, vicdani reddin bir hak olduğuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4/3-b maddesini imzaladı. Ancak Türkiye, Avrupa Konseyi'ne üye devletlerden vicdani ret hakkını tanımayan tek devlet... Neden hala Türkiye'de zorunlu askerlik var?
- Doğru. Uluslar arası bir dizi sözleşmenin altında Türkiye’nin imzası var. Uluslar arası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 18. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi açık bir şekilde vicdani ret hakkı ile ilgilidir. Türkiye imzalamasına rağmen, bu sözleşmelere uymuyor, ihlal ediyor. AİHM’nin ve Bakanlar Konseyi’nin kararlarına, Türkiye’nin gösterdiği tavır bunun en bariz göstergesidir. Türkiye bu sözleşmeleri uygulasa militer yapıda değişikliğe gitmiş olacak. Böylece sivilleşme gelişmiş olacak. Ancak bunu istemiyorlar. Militer yapı değiştirilmek istenmiyor.
- AKP ‘sivil anayasa’ adıyla yeni bir anayasa taslağı hazırladı. Bu anayasa taslağı kamuoyuna açıklanmadan önce, “sivil anayasa”da, vicdani ret hakkına ilişkin bir düzenleme olacağına dair bir beklentiniz var mıydı?
- Yeni anayasa da vicdani rette dair bir düzenleme yapılmadığı görülüyor. Şimdiden görülen 12 Eylül anayasasının özüne dair bir değişikliğin olmayacağı yönünde.
- Hükümet, vicdani ret hakkını tanıyacak mı?
- Hükümet, Avrupa Bakanlar Komitesi’ne Ekim ayına kadar bir düzenleme yapacağı sözünü vermişti. Ancak bütün karar ve uyarılara rağmen hükümetin programında vicdani redde dair bir vurgu bile yok.
- Avrupa Birliği, Türkiye'ye, uyum sürecinde zaman zaman çeşitli baskılar uyguluyor. Vicdani ret konusu, Türkiye AB ilişkilerinde hiç gündeme geldi mi? AB'nin, Türkiye'deki vicdani ret yasağına yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Evet, gündeme geldi. Kopenhag kriterleri denilen ve Türkiye’nin imzaladığı belgede vicdani ret hakkı da var. Ancak bugüne kadar vicdani ret öncelikli bir konu olarak gündeme gelmedi. Ancak Avrupa Birliği’nin vicdani reddin yakın bir dönemde yasallaşması yönünde gerçekten ciddi bir baskısı yok.
OTORİTENİN ÜRETİLDİĞİ BİR KURUMDA GÖREV ALMAM
- Siz neden vicdani retçi oldunuz? Bu kararınızda etnik ve mezhepsel kimliğiniz, yaşadığınız toplumsal-kültürel ortam etkili oldu mu?
- İlk olarak şiddetin her türlüsüne karşıyım ve antimilitarist görüşlerim var. İkinci olarak, hiyerarşik, otoriter yapıların aşılması gereğine inanıyorum. Üçüncü olarak, demokratikleşme ve barışın önündeki engel ordu ve ordunun öncülük ettiği militarizasyondur. Bu engeli güçlendirmeye katkı yapmam söz konusu olamazdı. Şiddetin ve otoritenin üretildiği ve öğretildiği bir kurumda görev almam yaşam tarzıma aykırıdır. İnsan öznesini edilgen kılan yaklaşımları yanlış buluyorum. Eğer ortama uysaydım, ben de büyük çoğunluk gibi asker olurdum ve ilişkilerimi şiddet üzerinden kurardım.
- Bu kararında, ülkede yürütülen savaşın etkisi var mı?
- Tabii ki var. Çatışmalarda binlerce insan öldü. Köyler yakıldı. Büyük göçler yaşatıldı. Doğa tahrip oldu. Siyaset ve toplum büyük bir sefalet içinde. Her yerde çeteler türedi. Bende büyük bedel ödedim; ağır işkencelerden geçtim. On yıl hapiste tutuldum. Çocukluğumla yeniden buluşmam için şiddeti nereden gelirse gelsin ret etmeliydim. Sürmekte olan çatışmalı ortamın barışa ve şiddetsizliğe evrilmesine katkı yapmam için de şiddetsizliği benimsemeliydim. İşte bunlar vicdani ret kararımın oluşumunda önemli rol oynadılar.
- Vicdani retçi olduğunuz için cezaevinde kaldınız. Şu anda hukuksal durumunuz nedir?
- 28 Temmuz tarihinde tahliye oldum. Tahliye olduğumda zorla askerlik şubesine götürüldüm. Orada bana 48 saat içinde askeri kışlaya telsim olmam gerektiği söylenerek serbest bırakıldım. Askeri kışlaya gidip teslim olmadığım için şu anda hakkımda “arama” kararı var. Çorlu Askeri Mahkemesi’nce 21 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldım. Askeri Yargıtay’da sürmekte olan iki davam var.
‘TÜRK DEVLETİ AHİM KARARINI UYGULAMALI’
- Herhangi bir vicdani retçinin kazandığı bir dava, başka bir vicdani retçi için emsal oluşturuyor mu, Bu konuda bir örnek var mı?
- Evet. AİHM’in Osman Murat Ülke kararı bütün vicdani ret davaları için bir içtihat niteliğindedir. Türk mahkemeleri bu kararı emsal kabul etmeliler. Çünkü AİHM artık anayasal bir kurum niteliğindedir ve ulusal mahkeme niteliğini kazanmıştır. Türkiye’de vicdani retçiler lehine karara bağlanmış bir dosya yok. Bu nedenle emsal örnek gösterilecek bir mahkeme kararı henüz yok. Ama olursa bu bütün vicdani retçileri etkiler.
- Cezaevinde kaldığınız sürece işkenceye maruz kaldınız, zor günler yaşadınız. Bu süre içinde cezaevi ve mahkeme günlerinde, sizi anladığını ya da anlayabildiğini düşündüğünüz biri ya da birileri (örneğin gardiyanlar ya da cezaevi müdürü gibi) oldu mu?
- Onlarca tutuklu erle ve cezaevinin, askeri kışlanın askeri personeli ile konuşma şansım oldu. Aldığım tepkiler çoğunlukla olumluydu. Tavrıma gıpta ile bakanlar, beni kahraman sözcükleri ile karşılayanlar vardı. “Kö
prüyü geçinceye kadar ayıya dayı de” diyenler çoğunluktaydı elbette. Hemen hemen herkes “yap kurtul, uğraşmaya değmez” havasındaydı. Genel olarak saygılı ve ölçülü yaklaşıyorlardı.
- Bir vicdani retçinin yaşamı konusunda bize biraz bilgi verir misiniz?
- Bir vicdani retçiyi asker kaçağından ayıran en önemli özellik, aleni olması ve tavrının politik olmasıdır. Vicdani veya dini nedenlerini açıkca savunmasıdır. Hiçbir zaman gizlenmedim, gizlenmiyoruz.
‘KÖYÜME GİDEMİYORUM’
- Vicdani retçi olduğunuz için yapmayı isteyip de yapamadığınız bir şey var mı?
- Evet, birçok şey var. Cezaevinden tahliye olduktan iki gün sonra hakkımda “arama” kararı çıktı. Bu nedenle seyahat etme özgürlüğüm yok. Köyüme gidemiyorum. Annemi, babamı yaklaşık iki yıldır görmüyorum. Anneme sarılmayı, kucağında oturmayı, yemeklerini tatmayı onunla dertleşmeyi çok özledim. Bunların hiçbirini yapamıyorum. Her gün yeniden yakalanıp cezaevine alınma, işkence görme korkusu ile yaşıyorum. Her gün acaba polis beni alır mı korkusu ile yaşamak kadar kötü bir şey olamaz. Cezaevine girme korkusu ve ihtimali olmadan yaşama duygusunu unuttum. Bir işte çalışmak istiyorum ama çalışma şansım yok. Sigortalı olup sağlık güvencesine kavuşmak istiyorum ama buna imkân yok. Siyasi, sosyal ve hukuki hiçbir işlem yapamıyorum.
- Neden vicdani retçi olduğunuzu yakın çevrenize anlatabildiniz mi? Onlar sizi anlayabildiler mi?
- Arkadaşlarım beni anlıyorlar, destekliyorlar. Ancak akrabalarım, ailem tutumumu anlamakta zorlanıyor. Büyük çoğunluk gibi bu ülkede askerlik yapmadan yaşamanın imkânsız olduğunu söylüyorlar. Madem askerlik yapmıyorsun, ya gizlen ve ya yurt dışına çık diyorlar. Aleni yaşayıp askerlik yapmamayı algılama güçlüğü çekiyorlar.
‘DEMOKRASİ GÜÇLERİ VİCDANİ RET HAKKINA İLGİSİZ’
- Türkiye'deki demokrasi güçlerinin vicdani redde ilgisi yeterli mi sizce?
- Demokrasi güçlerinin vicdani redde ilgisi yetersiz. Demokratik kitle örgütleri, muhalif partiler vicdani reddi kendi sorunları olarak görmüyorlar. Türkiye’de vicdani ret, aynı şekilde anti militarizmin sözcülüğü biçiminde gelişti. Muhalif siyasi partiler, ya ordu ve devlet ile ilişkilerinin bozulmasından kaynaklı veya militer bir gelenekten geliyorlar ve bu nedenle vicdani redde mesafeli duruyorlar. Demokratik kitle örgütleri de benzer bir durumda. Vicdani reddin bu anti militarist özü nedeni ile birçok grup mesafeli yaklaşıyor.
Vicdani retçi arkadaşlarımızın önemli bir bölümü anarşist gelenekten geliyorlar. Bu sol, demokratik kitle örgütü ve siyasi partilerin vicdani retçiler ile ilişkilerinin önünü aldı. Benzer bir durum vicdani retçi arkadaşlarımız için de geçerli. Bu nedenlerle vicdani retçilerle dayanışma etkinlikleri önemli oranda ya anarşist olan gruplar veya kişiler tarafından yürütüldü. Yine kimliklerini özgürlük temelli oluşturma çabasında olan gruplar tarafından desteklenmektedirler.
Bu durumu aşmak için İstanbul’da Vicdani Ret Platformu kurduk. Platformu oluştururken katılımını geniş tutmak için vicdani reddin genel kabul gören tanımı üzerinde anlaşarak ve çalışmasını vicdani retle sınırlı tutarak oluşturduk. Platform içinde birçok demokratik kitle örgütü ve muhalif siyasi partiler var. Bu vicdani retçilere ve vicdani redde olan ilgisizliğin aşılması için önemli bir fırsattı. Ancak bu fırsat bugüne kadar değerlendirilemedi. Platformun, katılımcılarının varlığı imza düzeyinde ve kâğıt üzerinde kaldı. Platform bugüne değin hala işlevini oynamış değil. Platformda en aktif grup anarşistler ve kişiler oldular. Özellikle benim cezaevinde olduğum dönemde platformun hemen hemen bütün çalışma yükünü anarşist arkadaşlar aldılar. Tabi ki bunun nedeni anarşizmin fikri arka planı ile ilgilidir.
- HİÇBİR ASKERİ ORGANİZASYONDA GÖREV ALMAYIN
- Bunca yıl savaşın sürdüğü bir ülkede, vicdani ret hareketinin daha güçlü ve daha kitlesel olması gerekmez miydi? Bu hareketin zayıf geliştiği görülüyor. Neden böyle?
- Sivil itaatsizliğe dayalı şiddet karşıtı bir gelenek yok. İtaatsizliğin gücü bilinmiyor. Ordunun kutsallığı kadar, ona duyulan korku da onunla yüz yüze ve silahsız mücadelenin önünü alıyor. Bu birazda toplumda var olan devletin kutsallığı algılamasıyla da ilgilidir.
Bu topraklarda mücadele kültürü şiddet üzerinden yürüyor. Devlete ve orduya muhalif kesimler var oluşlarını şiddetle isimlendirdiler ve çalışmalarını bunun üzerinden yürüttüler. Bu şiddetsiz karşı koyuşların önünü aldı ve şiddetsizliğe önemsiz ve gereksizmiş gibi bir algıya yol açtı. İşte bunlar kanımca vicdani ret hareketinin marjinal kalmasını ve böyle sınırlı bir arkadaş grubu ile sınırlı kalmasını beraberinde getiren en önemli etkenlerdir. Doğal olan savaşın yoğun olarak sürdüğü ve ölüm kültürünün iktidar tarafından hâkim kılınmaya çalışıldığı bir ülkede savaş karşıtı ve yaşam kültürüne dayalı hareketin de güçlü olmasıydı. Ancak iktidara muhalif gelişen hareketler de iktidarın dilinden konuştukları için antimilitarist/vicdani ret hareketi böyle zayıf kalıyor. Elbette vicdani retçiler olarak kurumsal bir yapı oluşturmamamız da kanımca, vicdani ret hareketinin yaygınlaşmasını önlemektedir.
Bu nedenlere devletin vicdani retçileri mahkûm ettiği sivil ölüm ve işkenceli durumu da ekleyebiliriz. Daha başka nedenleri de var tabi.
- Son olarak gençlere bir mesajınız var mı?
Bütün savaş organizasyonları öldürmek ve ölmek öğretilerini geliştirirler. Yaşama kültürüne karşı halklarımızın karşısına çıkartılan “ölü sevici kültür” insanlığa karşı işlenmiş en büyük kötülüktür. Hiç bir güvenlik gerekçesi savaşın ve çatışmanın nedeni olarak gösterilemez. Yine hiç bir özgürlük davası savaşla yürütülemez ve şiddetle savunulamaz. Bütün gençlere şiddetten uzak durmalarını ve hiçbir askeri organizasyonda görev almamaları çağrısını yapıyorum.
ANF NEWS AGENCY