Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Tarih

Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih.

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Amerika'nın KARA SUÇU: Kölecilik

Tarih içerisinde Amerika'nın KARA SUÇU: Kölecilik konusu: Amerika'nın KARA SUÇU: Kölecilik ABD'nin Kara Suçu: Kölecilik Amerika, Avrupalılar'ın değişiyle "Yeni Dünya"ydı. Zengin ve bakir topraklarıyla sömürgeci Avrupalılar'ın iştahını kabartıyordu. Bu nedenle kıtanın keşfinin hemen ardından buraya yoğun göçler ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 15-07-2007, 17:34
...Dengesiz...
 
Üyelik Tarihi: 01-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 25
Mesajlar: 2,260
Standart Amerika'nın KARA SUÇU: Kölecilik

Amerika'nın KARA SUÇU: Kölecilik

ABD'nin Kara Suçu: Kölecilik Amerika, Avrupalılar'ın değişiyle "Yeni Dünya"ydı. Zengin ve bakir topraklarıyla sömürgeci Avrupalılar'ın iştahını kabartıyordu. Bu nedenle kıtanın keşfinin hemen ardından buraya yoğun göçler yaşanmaya başladı ve bu aşamadan itibaren kıtanın gerçek sahipleri olan yerlilerin elinden, tarihte eşine az rastlanır bir vahşet ile adım adım alındı. Burada ilk oluşturulan koloniler Avrupalı sömürgecilerin birer şubesi durumuna getirildiler. 17. yy'ın ikinci yarısına kadar Amerika'ya akın eden göçmenlerin büyük bir çoğunluğunu İngilizler oluşturuyordu. Hatta ilk koloniler oluşturulurken İngilizler, hapishanelerde yatan borçlu tutukluları "kurtarıp", Amerika'ya kolonileri geliştirmek için getirmişlerdi. Yine aynı dönemde Avrupa ülkeleri arasında yaşanan savaşlardan kurtulmak için de bu kıtaya göçler yaşanmaya başlamıştı. Fakat sömürgeci Avrupa devletleri, Avrupa'dan gelen yoğun göçlere rağmen işgücü yetersizliği çekiyorlardı. Toprağın çok ve zengin olması, bunu işleyecek oranda bir çalışan kitlesi ihtiyacını da ortaya çıkarıyordu. Bu ihtiyacın en önemli sonucu; köleleştirilen Afrikalı yerlilerin Amerika'ya çalıştırılmak üzere taşınmasıydı. Bu ise Amerika'da hala sürmekte olan ırkçılığın da ilk tohumlarını atacaktı. Köle tacirleri tarafından tutsak edilen Afrikalı esirler zincire vurularak kıtaya getiriliyor ve buralarda kurulan pazarlarda hayvanlar gibi açık artırmalarla satılıyordu. Köleler özellikle güneydeki kolonilerde, tarım işletmelerinde tütün, pirinç vb. işlerde kullanılıyordu. Kölelerin çalıştırdıkları işletmelerden kaçması sıkça rastlanan bir durumdu. Bu durumda, kaçan köleler en vahşi yöntemlerle cezalandırılıyordu. Kaçağın arkasına düşülüyor, yakalandığında ise kolları kesilerek bedeni kızgın zifte atılıyor, daha sonra da asılıyordu. Bu durum aynı zamanda kaçmayı düşünen diğer kölelere de bir gözdağı olarak düşünülüyordu. Kölecilik kısa süre içerisinde o kadar yaygınlaştı ki, neredeyse nüfusun yarısı kölelerden oluşuyordu. 1700'de Virginia'da 16.000 kadar köle kullanılırken, 1770'lerde bu sayı 187.000'e kadar yükseliyordu. Yine Güney Calorina'da kurulan tarım çiftliklerinde 1775'de 100.000 kişilik tarım nüfusunun sadece 25.000'i beyazdı. Ama bu çiftliklerin denetimi ve buralardan elde edilen gelirler beyazlarındı. Beyaz efendilerin çıkarlarını korumak ve siyahların efendilerine karşı herhangi bir girişimlerini önlemek için çeşitli önlemler alınıyor ve siyahların işledikleri "suçlar" en ağır yöntemlerle cezalandırılıyordu. Bu koşullarda oluşturulan tarım çiftliklerinde ve işletmelerinde çok sayıda kölenin beyazlar tarafından çalıştırılmasının bir sonucu olarak beyazların zenginlikleri hızla arttı.


http://bedenusveruh.blogspot.com/2007/04/amerika-ve-klelik.html
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 15-07-2007, 19:21
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 12-07-2007
Nerden: Nasyonel Sosyalist Almanya
Yaş: 29
Mesajlar: 44
Alıntı:
"Tüm işçiler canlarını kurtarmak için sendikadan kaçmak zorunda kaldılar, sendika binası tamamen tahrip oldu. Paramiliterler iki ay boyunca fabrika girişlerinde nöbet tuttular. Coca-Cola yetkilileri hiçbir şikayette bulunmadı."

Bu sözler, Edgar Paez adlı bir işçiye ait. Paez, Kolombiya Carepa bölgesinde, Bebidas y Alinıientos şişeleme fabrikasında çalışıyordu. Anlattığı hikaye, 1996 yılına ait.

Paramiliterler tarafından basılan fabrikada, 5 Aralık günü sendika temsilcisi İsidro Segundo Gill öldürüldü. Bir sendika lideri kaçırıldı. Sendika büroları yakıldı. Bebidas y Alinıientos Coca Cola'nın fabrikası. Coca-Cola yetkilileri şişeleme fabrikalarının Coca-Cola'dan bağımsız olduğunu söylüyorlar. Oysa Coca-Cola'nın söz konusu şirketle 60 yıllık bir geçmişi var.

Israel Marquez, Guetamala'da sendika temsilcisi. Soğutucu tamircisi olarak çalışıyor. Şimdiye kadar üç kez hayatına kasteden teşebbüslerden kurtulmayı başarmış. "Guetamala'da cinayet Coca-Cola olarak adlandırılır" diyor.

1970'lerde Guetamala'da ölüm birliklerinin Coca-Cola çalışanları arasındaki sendikacılara işkence yapmakla görevlendirildikleri biliniyor. Güney Afrika'da çalışanları için HIV/AIDS tedavisi fonu ayırmayan Coca-Cola, işçiler tarafından "Coca-Cola işçileri ölüme terk ediyor" diye hedef alındı.

Sadece bu örnekler bile, Coca-Cola'nın sadece sofraları şenlendiren bir içecek olmadığını kanıtlıyor. Türkiye'de Coca-Cola'nın günlük yaşama tamamen girmesi aslında 90'lara denk geliyor. Yani 20. yüzyılın gizli formüllü olaylar yaratan içeceği, marka liginin bir numaralı ismi bize çok da fazla bir şeyler ifade etmiyor.

Coca-Cola, dünya üzerindeki en değerli marka, üstelik uzun yıllardır. Dünyanın her yerinde bulunması mümkün, balta girmemiş ormanlardan, Ortadoğu çöllerine kadar, televizyonun bile henüz uğramadığı coğrafyalarda Coca-Cola ile karşılaşmak şaşırtıcı değil.

90'ların başında, Arap ülkelerinden birinde çekilen bir fotoğraf hala hafızalarda... Eski model bir Coca-Cola dolabının önünde namaz kılan bir Arap... Fotoğraf olay yarattı, yaratmasına, hatta Coca-Cola'cılar özür bile dilediler, ama post-modern dünyada fotoğrafın anlamı büyüktü artık... Coca-Cola tapınılası bir içecek haline gelebilirdi günün birinde...

Coca-Cola, 1800'lerin sonunda, özel bir formülle üretilmiş, formülü asla açıklanmamış, kafein içerdiği için aslında çok da önerilmeyen, meyan kökü, şeker, asit ve ne olduğu bilinmeyen pek çok bileşeni olan bir içecek... Aslında içeriği tamamen bilinmeyen bir içeceğim dünya pazarına sunulması da ilginç... Zira, içerikte bir takım açıklamaların yanında Coca-Cola özütü yazıyor, ne menem bir şeydir bilinmez...

Coca-Cola içerdikleri ya da sağlık için zararları bir yana, Amerikalıların en güçlü kozlarından biri... Amerika A fganistan'a girmeden önce Coca-Cola girmişti oralara... O küçük kutu belki de emperyalizmin en güçlü kozlarından biri... İzlediğiniz Ortadoğu filmlerini, Hint yapımlarını ya da en basitinden ikinci dünya savaşını anlatan Avrupa sineması örneklerini düşünün, Coca-Cola hep Amerika'nın varlığını temsil etti yıllardır.

Irak savaşından sonra da farklı olmadı... Irak'a giden insani yardım kamyonlarında da, Amerikan askerlerinin kumanya paketlerinde de hep karşımıza Coca-Cola çıkıyor. Körfez savaşında, Iraklı mültecilere atılan yardım paketleri geliyor insanın aklına, hani uçaklardan atılan küçük sandıklar, içinde Amerikan sakızı ve muhtemelen Coca-Cola kutularıyla... Türkiye ile Irak savaşı sonrası imzalanan Bağdat demiryolu anlaşmasından sonra, Türkiye üzerinden Irak'a giden ilk vagonlar Coca-Cola yüklüydü...

Amerika Coca-Cola'yı hep çok iyi pazarladı, Coca-Cola hep kültür emperyalizminin inanılmaz bir ürünü oldu. Pazarlama piyasalarını çok iyi bilen şirket, hep nabza göre Co-la yapmayı başardı. Pazarlama stratejisi açısından hep bir Avrupa ülkesi muamelesi gören Türkiye, Avrupa ile aynı reklamları izledi

Coca-Cola'dan. Ama Ramazan ayına geldiğimizde, Coca-Cola hep Müslüman kimliğimizi dikkate aldı, iftar sofralarında geçen romantik ve ailevi filmler koydu önümüze. İmsakiye dağıttığı bile oldu iki litrelik Coca-Cola karşılığında. Saatli maarif takvimleri yaptı yılbaşlarında, belli ki sadece Türkiye için geliştirilmiş stratejilerdi bunlar. Kim bilir diğer Ortadoğu ya da Uzakdoğu için neler yapılıyor...

Stratejik ortağı Mc Donalds ile birlikte,-ki McDonald's The Coca-Cola Company (TM) ürünleri kullanıyor- kendi çaplarında sosyal sorumluluk kampanyaları yaptılar yıllar boyunca, göz boyamak uğruna. Lösemili çocuklar için hastanelerde özel odalar inşa ettiler, adlarını verdiler odaların kapılarına, ama Coca-Cola'nın ya da McDonald's'ın sunduğu hızlı yemek kültürünün insan sağlığına zararları üzerine hiç konuşmadılar.

Coca-Cola alanlar, çeşitli sosyal kurumlarda yaşayan çocuklara yardım ettiler, ama şirketin Afrika'da çalışanlarım HlV ilacının parasını ödemeyi reddettiğini bilmedik hiç.

Küresel markalar, marka güçlerini korumak için ellerinden geleni yapıyorlar elbette, ayakta kalmalarının yegane yolu bu. Etik falan da aramıyorlar aslında yaptıkları işte...

Coca-Cola'nın dünyadaki fabrikalarında yaşananlarla tanışmamız, ellerindeki kanı fark etmemiz ise, bizim için son derece yeni bir durum... Aslında Coca-Cola durduk yere, ortalığa bir festival hikayesi yaymasaydı, bir de Dünya Sosyal Forumunda Temmuz ayından başlayarak bir yıllık Coca-Cola boykotu kararı alınmasaydı, hala İnternet'te dolaşan "Coca-Cola'yı tuvalete dökün ve midenize neler yaptığını görün" mailleri ile vakit geçiriyor olacak, dünyaya neler yaptığına ise seyirci kalacaktık...

Tabi, asıl mevzuumuz, boykotlarda ve eylemlerde sicili bozuk bir halk olarak, Rock'n Coke festivali...

Haziran ayıydı, Coca-Cola Türkiye yetkilileri, bir basın toplantısıyla, Eylül ayında İstanbul Hezarfen havaalanında yapmayı planladıkları festivalin hazırlıklarını duyurdular. Festival, müzik takipçisi kitlenin gerçekten uzun zamandır beklediği isimleri içeriyordu ve ülkenin bu düzeydeki ilk festivali olacaktı. Coca-Cola ürün müdürü, bu iş için 4 milyon dolar ayırdıklarını söylüyordu övünerek...

Hezarfen havaalanı Coca-Cola müdürünün söylediğine göre, küçük bir kasaba haline getirilecekti, İstanbul'daki Atatürk Havaalanı haricindeki havaalanlarının kaderi de böylece belli oldu... Bu havaalanları yolcu taşımak için değil, Amerikan ordusuna ya da şirketlerine kiralanmak için inşa edilmişti...

Sabiha Gökçen havaalanı Amerikalılara çoktan kiralanmışken, bu kez de Coca-Cola Hezarfen'i kiraladı. Böylece ülkenin en büyük kentinin üç havaalanından ikisi bilfiil Amerikalıların kontrolüne geçti... Neyse, konu bu değil, ama ayrıntılar hayatı anlatır...

Coca-Cola akla, hayale gelmeyecek paralar harcayarak bu işe girişti. Program ancak Coca-Cola gibi çok uluslu bir şirketin sağlayabileceği kadar güçlüydü. 6-7 Eylül'deki festivalin programı ilk açıklandığında herkes bir "ah" etmişti.

Uzun zamandır sahnede izlemeyi hayal ettiğimiz pek çok isim aynı yerde, iki gün içinde karşımızda olacaktı. Son 4 yıldır başarısız organizasyonuna karşın tek dişe dokunur festival olan H2000, Rock'n Coke'un programının yanında çerez gibi kaldı. The Cardigans'tan Suede'e, Pet Shop Boys'tan Dead Kennedy's'e, MFÖ'den Duman'a kadar pek çok ismi iki gün içinde, üstelik alışık olmadığımız kadar iyi bir organizasyonda izlemek tabi ki iyi bir fikirdi.

Sonra proje ortaklarına geldi sıra, Rock'n Coke afişinde, kocaman bir Coca-Cola logosunun yanında bit kadar İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (IKSV) logosu gördük, bir de Pozitif... 1KSV film festivalinde hiç izleme şansımız olmayan filmleri bize izleten vakıftı, caz festivalinde ağzımızın suyunu akıtan isimleri karşımıza çıkaran oluşumdu, tiyatro festivalinde sanatı ve başkaldırıyı sokağa çıkarmayı başarandı...

Yaklaşık 30 yıllık maratonunu hep sponsorlarla yürütmüştü, kimsenin de ağzını açıp bir cümle kurmasını gerektirecek kadar gözümüze sokulan bir durum olmamıştı bugüne değin... Taa ki Rock'n Coke afişine kadar... IKSV sanki sponsordu da, Coca-Cola vakıf olmuştu bu sefer...

Pozitif ise bir prodüksiyon şirketi... Çatısı altında Babylon var, hani Mart ayında Barış Mitinginden sonra Barış partisinin yapıldığı mekan, bir de alternatif isimlere şans tanıyan bir müzik şirketi, Doublemoon. Laço Tayfa gibi bir grubu bize tanıtan, Brooklyn Funk Essential'i hayatımıza sokan bir şirket... Şimdilerde ise, Coca-Cola Vakfının festivaline sponsor olmuş gibi görünüyor.

Rock'n Coke ilk başta hepimizi sinirlendirdi. Ama itiraz noktasında dikkatli olmak gerekiyordu. Kişisel olarak kafama takılan, bugüne kadar bu kadar öne çıkmayan sponsorluk hadisesinin gözümüze sokulması oldu. Elbette konser gibi büyük meblağlara gereksinim olan bir organizasyonda sponsor şarttı, ama sponsor olması gereken şirketin, adı üzerinde şirket, konserin sahibi olması da ne menem bir şeydir ki?

Herkes kendi kafasında tarttı festivali. Coca-Cola ile Rock'un ne kadar aynı cümlede kullanılabilecek olduğunu düşünmeye başladı insanlar. Küreselleşme ve düzen karşıtı olduğu bilinen grupların, dünyanın en büyük sermaye gruplarından birinin düzenlediği, üstelik de markasını festival ismine eklediği bir etkinlikte ne işleri olduğunu sorduk kendimize...

Herkes kendi kendine sorgularken, bir haber geldi, birileri sorgulamayı kesmiş, harekete geçmişti. Bir evde yapılan benzer bir sohbet sonrası Barışarock fikri çıktı ortaya... Fikir sahipleri, aynı günlerde, 6-7 Eylül'de bir başka etkinlik yapmaya karar verdiler, rock müzik dinleyicisine sunacakları 4 milyon dolarlık kasabaları ya da dünyaca ünlü starları yoktu elbette, her konuşmalarında üstüne basa basa alternatif olmadıklarını, zaten imkan olarak bunun mümkün olmadığım, ama Coca-Cola'ya karşı ses çıkardıklarını üstüne basa basa söylediler.

"Yapabilir miyiz, yapamaz mıyız" tartışmaları, yerini afiş asmak için desteğe ihtiyaç var cümlelerine bıraktı. Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu Barışarock'un altına imzasını attı, onları başka vakıflar, örgütler ve en önemlisi sanatçılar izledi. Banşarock, "ne yapabiliriz"den başlayıp, 30'a yakın müzisyen ve grubun katılacağı bir festivale dönüştü.

Düzenleme komitesi, yurtdışıyla bağlantı kurdu, Gürcistan'dan Lübnan'a, İngiltere'ye kadar katılım sağlandı. Ama en önemli kazanım kuşkusuz, Rock'n Coke afişinde yer alan Mor ve Ötesi'nin Barışarock'a katılmak için Rock'n Coke'tan ayrıldığına açıklaması oldu. Sadece afişleri değiştirmek için Coca-Cola'nın harcadığı parayı düşünmek bile insana haz veriyor...

Barışarock, "Rock Şişede Durmaz" sloganı ile çıktı, 6-7 Eylül'de 10 milyon liraya satılacak biletler karşılığında girilen Sarıyer Baharsuyu Piknik alanında 30'a yakın farklı sesi bir araya getirdi. İstanbul'un bütün duvarları gece 12.00'denj sonra gönüllüler tarafından asılan Barışarock afişleriyle doldu o günlerde...

Parayla kiralanan billboardlar ve İstiklal Caddesi'ndeki elektrik direkleri ise Rock'n Coke afişlerinden para kazandı. Hezarfen havaalanı bir kasaba haline geldi, restoranları, marketleri, bilmem ne modeli tuvaletleriyle, Baharsuyu piknik alanında ise herkes kendi çıkınını açtı, en fazla seyyar köfteciler vardı ortalıkta, belki de kokoreççiler...

Rock'n Coke'ta binlerce arabalık otopark var, Banşarock'ta ise Sarıyer'e giden belediye otobüslerinin hat numaraları... Barışarock, Rock'n Coke'a alternatif değil, sadece 6-7 Eylül günlerini bir sanal kasabada geçirmek yerine, çimler üzerinde köfte ekmek yiyip, müzik dinlemek isteyenler için bir öneriydi...

Son olarak... Barışarock'in metninden bir alıntı... "Biz rock dinleyenler, sevenler, yapanlar... Coca-Cola'nın 6-7 Eylül'de (tarihe dikkat - mahsus mu yapıyon lan cola?) Hazerfen havaalanında 4 milyon $ döküp yapacağı Rock'n Coke festivalini protesto ediyoruz! Gitmiyoruz!

Dinlemeyeceğiz, çalmayacağız... Hatta cola'yı bahçemizden çıkmaya davet ediyoruz! Rock gücünü samimiyetinden alır! Şizofreniyi reddediyoruz!" Sanal kasabalar yerine, piknik alanlarına ihtiyaç var... Temiz hava, bol gıda, iyi müzik... Hem kumanya getirmek de serbest... Baharsuyu'nda sadece Cola yoktu.

Coca-Cola'nın suç dosyası

( Resim altı ) Coca-Cola'nın Kolombiya'daki sendika karşıtı uygulamalarını yargılayan işçi mahkemesi bütün Latin Amerika emekçilerinin vicdanında yankılandı

Coca Cola ilk olarak ABD'nin Georgia eyaletindeki Atlanta kentinde üretilmeye başlandı. Georgia çocuk işçi kullanımını yasaklayan yasayı en son imzalayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) eyaletidir. Coca Cola'nın ilk patronu, Asa Chandler çocukları köle gibi kullanmayı savunuyordu; "Çocuk emeği dünya üzerindeki bütün ülkelerde başarının ölçüsü olarak görülüyor" diyor ve ekliyordu: "çocuk ne kadar erken çalışmaya başlarsa; hayatı o kadar güzel, o kadar yararlı olur.

* Coca Cola sadece çocuk emeğini sömürmedi. 1969'da Coca Cola 6000 göçmen işçiyi en kötü koşullarda neredeyse köle gibi çalıştırdı.

* 1970'de Güney Afrika'da Coca Cola ırkçı rejimin hapse attığı siyah mahkumları ayda 7.5 dolara çalıştırıyordu.

* ikinci Dünya Savaşı'nda, Amerikan askerleri Avrupa'ya savaşmaya giderken yanlarında Pazar genişletme amacı ile Coca-Cola temsilcileri de gidiyorlardı. Coke temsilcileri resmi üniforma giyiyorlardı ve "teknik gözlemci" sıfatına sahiptiler. Bu arada Alman ve Japon savaş esirleri Coca Cola fabrikalarında çalıştırılıyorlardı. Bu yurtsever şirket Nazi Almanya'sında da iş yapıyordu. Gamalı haç ile Coca Cola arması yan yana asılıyordu.

* 1930'larda Coca Cola kamyonları Hitler Gençliği örgütü üyelerini Nazi mitinglerine taşıyorlardı.

* Nisan 1939'da Coca Cola'nın Almanya'daki patronu şirketin 10. yılını kutlarken "büyük önderimiz Hitler'e hayranlığımızı ifade etmek için" yığınsal bir "heil Hitler" gösterisi düzenledi.

* 1954'de Coca Cola'nın yerel şişeleme şirketi United Fruit Company Guatemala'da askeri darbeyi destekledi. Diğer taraftan Başkanlar Dwight D. Eisenhower, John F. Kennedy, Lyndon Johnson, Jimmy Carter ve Bill Clinton'ın seçim kampanyalarına para yardımı yaptı. George W. Bush'un 2000 kampanyasına ise 1 milyon dolar verdi.

* 1998'de Coca Cola "Eğitimde Coke" kampanyası başlattı ve satışlarının artması için en önerileri getiren okullara para yardımı yaptı.

* Cola'nın kampanyasına katılan bir okulda bir öğrenci üzerinde Pepsi yazılı bir T-shirt giydiği için okuldan atıldı. (ÇM)
Evet bu basit bir Amerika indirgemesi.Ne kadar humanist insanlar olduğunu kanıtlayabilmek adına ufak bir örnek.Zamanın afrikalılarını ayda 5 dolara nasıl denediklerini anlamak babında!

Ne tesadüfki coca cola'nın arkasında da yahudilerin olduğu başka bir gerçek.

Bunun yanı sıra humanist Amerikan'ın birde Kızılderililere ve zencilere yaptıkları var!

Onların hepsi deneme.Bakalım ırkçılık nasıl birşey diye deneme yaptılar!!

Bunlar zaten Somali'de bakalım Afrikalılar kolay ölüyomu diye deneme yapmışlardı.

Onlar basit geldi şimdi Iraklıları deniyolar.

Sıra bize de gelecek.Heleki Atatürk'ün yoketmek için çok uğraştığı Amerikan mandacıları bu ülkenin ekmeğini yemeye devam ettiği sürece Allah yardımcımız olsun!


National Sozialistische Deutsche Arbeiter Partei
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
amerikanin, kara, sucu, kolecilik


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kısa filmin suçu ne? non serviam Yakın Çekim 21 03-09-2008 01:56
Kara Film Yönetmenlerİ detays Yakın Çekim 0 23-06-2007 21:10


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:15 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org