Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Tarih

Tarih Gerçekliğini herkesin kabul ettiği bir masaldır tarih.

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Çernobil ve Cinayetin Boyutları

Tarih içerisinde Çernobil ve Cinayetin Boyutları konusu: İstanbul’un Anadolu yakasında, Çengelköy’den yukarıya, Rasathane semtine doğru çıkmak isterseniz eğer, üç-beş yüz metre sonra, sağda büyükçe ve yeni bir yapı görürsünüz: Üsküdar Belediyesi Ahmed Yüksel Özemre Kültür Merkezi... Biçki-dikiş, ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 30-07-2008, 19:06
kaos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 23-10-2007
Yaş: 33
Mesajlar: 239
Standart Çernobil ve Cinayetin Boyutları

İstanbul’un Anadolu yakasında, Çengelköy’den yukarıya, Rasathane semtine doğru çıkmak isterseniz eğer, üç-beş yüz metre sonra, sağda büyükçe ve yeni bir yapı görürsünüz: Üsküdar Belediyesi Ahmed Yüksel Özemre Kültür Merkezi... Biçki-dikiş, bilgisayar kursları, tiyatro, konferans etkinlikleri, vs. vs... Yarıdan fazlası Karadenizli olan Talimhane ve Rasathane gibi semtlerin insanları, her sabah ve her akşam gerici Üsküdar Belediyesi’nin herhalde “vefa” olsun diye diktiği bu binanın önünden geçerler. Her sabah ve her akşam, doğmamış çocuklarının genlerine yayılan kanserle bir anlamda yeniden karşılaşırlar aslında. İnsanoğlu unutkandır denilir, yalan! İnsanoğlu unutturulmaya yatkındır daha çok...
Minibüsten ismini okuyup geçtikleri bu adamın bilim dünyasındaki tek şöhreti Nisan 1986’daki Çernobil faciasından sonra, uşaklık ettiği cunta artıklarının emriyle Karadeniz halkına düpedüz yalan söylemesi ve radyasyonlu çayların ve fındıkların piyasaya sürülmesini sağlamasıdır. “Yapılan 50 bini aşkın ölçüm sonuçları, Türkiye’de tüm gıdaların radyasyon bakımından tamamen güvenceli durumda olduğunu gösterdi” demişti o günlerde. (5 Eylül 1986, Milliyet) “Ne bulursanız yiyebilirsiniz” demişti gözümüzün içine baka baka ve hiç utanmadan. (15 Haziran 1986, Milliyet) “Mehmetçik” bir profesördü o! Milletin menfaatleri içi her şeyi yapabilirdi; milletin çocuklarının ölümü pahasına bile olsa!
Şimdilerde günah çıkarıyor... Yazdığı kitabında “aslında ‘Türkiye’de radyasyon yoktur’ demedim, yanlış anlaşıldım” diyor, yine gözümüzün içine baka baka... Hem de ne zaman? Tam şimdi işte, Volkan Konak’ın “Cerrahpaşa” şarkısının TRT tarafından yasaklandığı şu günlerde. Ne diyordu Volkan Konak kanserden ölen babası için yaptığı şarkıda: “Ey gidi Cerrahpaşa / İçmem suyundan içmem / Bir dahaki seneye / Yolci da gelip geçmem.”
“Doktorlar da ne bilir / Ciğerun yarasıni” diye devam ediyordu sonra Volkan Konak ve ortalık ayağa kalkıyordu. Devletin koskoca hastanesine kim nasıl kusur bulabilirdi!.. Hem de hangi hastane? Yarı-tanrı yarı-genelkurmay başkanı sayın rektörümüzün fakültesi! Devletin hastanesini korumak isteyenlerin aklına insanları korumak hiç gelmiyordu nedense.
Şimdilerde ise rezillik ayyuka çıkmış durumda. Kirli Düzenin İğrenç Yalanları
O günleri şöyle bir hatırlayalım... Yalnızca Özemre değil, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral da günde beş vakit televizyonlara çıkıp yemin billahlar ediyorlardı, üçü-beşi bir araya gelip cunta şefini de yanlarına alıp kameraların önünde çay içiyorlardı. “Çayda tehlike yok ki imha edelim” diyordu Aral. (23 Aralık 1986, Cumhuriyet) “Çaydaki radyasyon tehlikesiz” diyordu. (13 Aralık 1986, Cumhuriyet) “Dinine, imanına inanan ‘radyasyon var’ demez” diye tanrısal güvenceler de veriyordu. (24 Haziran 1986, Günaydın) Başyardakçısı olan Özemre de ekliyordu hemen: “Çayda tehlike yok ama dışsatımı yasaklıyoruz.” (10 Aralık 1986, Milliyet) “Rakamlar panik yaratırdı” diye açıklıyor üstelik bu yalancılığı. (7 Mayıs 1986 Cumhuriyet)
Şimdi ise “yanlış anlaşıldım” diyor cunta profesörü... Şöyle anlatıyor kitabında o günleri: “Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun tahmin ettiği gibi Edirne ve civarı, 3 Mayıs 1986 akşamı 20.20’de, gökgürültülü sağnak şeklinde yağan ve bir ara doluya çeviren bir yağmurun yere indirmiş olduğu radyoaktif serpintilerle radyasyonun etkisi altına girdi. Meraların bir bölümü kirlenince buralarda otlayan hayvanların sütleri radyasyonlu olmuştu. İstanbul’da da ibre yükseliyordu. İlk olarak 7.8 mikroröntgen / saatten 9.6’ya kadar yükseldi. Daha sonra havadaki radyasyon 30 düzeyine kadar yükselen bir artıştan sonra yine doğal düzeyine indi.”
Peki bunlardan halkın haberi var mı? “Mehmetçik” profesör için bunun ne önemi var ki! Onun bütün derdi bu işten ihracatın ve turizmin ne kadar etkileneceğidir. Hatta o hâlâ Çernobil sonrasında Türk vatanına karşı komplo kurulduğunu, her şeyin İngiliz oyunu olduğunu tekrarlıyor utanıp sıkılmadan. Arada ihracatçıların ahlaksızca “uyanıklık”larını da bir marifetmiş gibi anlatıyor “Kekikte de radyasyon vardı” diyor örneğin, “Bunun üzerine 600.000 Bq/kg’a kadar radyasyon içerebilen kekiğimizi Fransa’ya ithal ederek Fransız menşeli kekikmiş gibi ABD’ye yeniden ihraç etmek suretiyle bir çözüm buldular.”
Ahmaklık Yarışması: Yakalım Gitsin!
İşler bununla da kalmıyor. Aynı günlerde ancak kör cahillerin ya da uşak ruhlu “bilim” adamlarının yapabileceği bir şey yapılıyor ve İngiltere’nin almayıp geri gönderdiği tonlarca çay yakılıyor. Böylece radyasyonun duman halinde havaya karışıp yere inmesine yol açılıyor. Eski Çay-Kur Genel Müdürü Tuncer Ergüven, radyasyonlu çayları yakma emrini bizzat Özemre’nin verdiğini söylüyor: “O tarihte 64 - 65 bin ton çayı ‘Bunları kesinlikle kullanmayın’ diye ayırdılar. (...) Aynı TAEK, özel sektör fabrikalarının hiçbirine uğramadı. Onların çayını maalesef piyasaya sürdürdü. Ahmet Bey başkanlığında özel sektörden bir fabrikaya ait üç analiz raporu çıkarsınlar, adamın elini öperiz. Özel sektörün elindeki çay yaklaşık 30 bin tondu. (...) O sezonun sonunda TAEK ‘Bunları yavaş yavaş yakın’ dedi. Yaktığımız zaman vatandaş dedi ki, ‘Arkadaş sen bunu yaktın, baca gazı oldu, yukarı çıktı. Yağmur yağdı, yere indi.’ Bunun üzerine durdurdular.”
Ergüven’in açıklamaları bununla bitmiyor: “1993’te Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) bir sempozyum gerçekleşti. Küçükçekmece Nükleer Araştırma’dan bir arkadaş çıktı, ‘İlk defa açıklıyorum ama devlet biliyor’ diyerek elindeki belgeleri gösterdi. Biz kamu görevlisi olmamıza rağmen ilk defa orada öğrendik. Radyoaktif kirlilikte çok yüksek rakamlar vardı. Giresun - Tirebolu bölgesinde yüksek. Yükseklik Rize’de Derepazarı’ndan başlıyor. Rize’nin tümünde limitin üstünde. Bütün bu bölge, radyoaktif tehlike limitinin çok üstünde. Pazar’dan Hopa’ya kadar çok çok yüksek. Bütün Karadeniz kirli, ama bazı bölgelerde kirlilik çok üst seviyede. Dolayısıyla bu bölgedeki insanlar sadece içtiği çaydan değil lahanadan, sütten, yürürken çamurdan etkilendi. Ben ‘Niye açıklamadınız?’ dedim. Ahmet Bey, ‘Bakan açıklattırmadı’ dedi. Biz de ‘O zaman hükümet burada suçlu’ dedik. Neden? Aynı hükümet Edirne’de Trakya’da birtakım önlemler aldı, bazı hayvanları da itlaf etti. Edirne’de söylüyorsun, burada niye söylemiyorsun? Turizmde infial olurmuş, Karadeniz’e kaç turist geliyordu ki o zaman?”
İşte manzara böyle...
Ordu İl Sağlık Müdürü’nün açıklaması ise daha da vahim. Açıklamada, facianın yaşandığı 1986’da ilde sadece 16 kişi kanser hastasıyken, aradan geçen 18 yılda 1763 kişinin kansere yakalandığı ve bunlardan 1637’sinin öldüğü belirtiliyor.
Şimdi, aradan bunca yıl geçtikten sonra, Cerrahpaşa’mızın yöneticileri Volkan Konak’a çok kızıyorlar. Doktorlar “ciğerin yarasını” bilmez mi? Bilirler tabii. Ama iş bununla bitmiyor ki, “yaranın sebebini” de merak etmek gerekmez mi?
“Herkesun bir derdi var / Durur içerisinde” diyor şarkının sonunda Volkan Konak... Gerçekten de Çernobil, büyümekte olan bir kanser hücresi gibi “duruyor içerimizde”, bilim ahlakını beş kuruşa satmış olanların bize ne yedirip ne içirdiklerini hangimiz biliyoruz ki?

21.Sayı - Mayıs 200


fuck the system!
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 08-10-2008, 01:04
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 05-08-2008
Mesajlar: 125
Exclamation Çernobil Felaketi !

Aşağıdaki linkten E-Kitabı indirip okumanızı tavsiye ederim, Sovyetler Birliği'nin insan odaklı sosyalizm anlayışından nasıl uzaklaştığının ve çözülüşün, çöküşün tohumlarını kedin elleriyle ne şekilde hazırladığının bir vesikası gibi.



Çernobil Felaketi
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 08-10-2008, 02:27
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 27-06-2008
Nerden: kendimde
Mesajlar: 256
solplatform,
linki tıkladım,dowload onu da tıkladım ama ötesi gelmiyor.
ne yapmam gerekiyor başkaca,editöre selam teşekkür yazısı falan mı yazmalıyım.
Bir yol göstersen.


Gerçek;kendi kanatlarıyla sonsuza uçan Hürr'lerindir,başkalarının malzemesiyle baraka yapan asalakların değil.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 08-10-2008, 02:36
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kış Armudu
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Yaş: 41
Mesajlar: 780
Blog Başlıkları: 23
Hayır bunlara bakmama sanırım ki gerek yok...

Zaten içim de kaldırmıyor...

Uzvu eksik bebeklerle ve aileleriyle tanıştım ben çoktan hayat akışında.

Bir de kendi çocuğumda 13 ay süren ve hiçbir genetik ya da fiziksel nedeni olmayan kalça teşekkül sorunu yaşadım...

şimdi ben "fiyuuuu" deyip, cahit aralın kamera önünde lüpürdettiği çayları bizzat içen biri olarak, bu kasırga beni bu kadarcık yaladığı için şükür mü etmeliyim acaba...?

Yanlış meslek seçmişim sanırım... Ya sendika lideri olmalıymışım ya da bir siyasi parti kurup orada ne yapıyorsam yapmalıymışım mı demem gerek?

Çok daha basit ve bir o kadar da etkili olmalı, olabilmeli bu işin çözümü.

Çözüm bunlar değil...

Daha küçük ama daha gerçek adımlar diye düşünüyorum.


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 08-10-2008, 10:38
Lilith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gözüm apla...
 
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 3,592
çernobil faciası gerçekleştiğinde Rusya'nın "bölgeyi izole edip temizleyelim "teklifini geri çeviren bir memleketiz..Doğru ta türküz biz bize bişey olmaz..
hem zamanında diğer ülkelerden ihraç hastalıklı yiyeceklerden de yedirilmedi mi bize vakti zamanında..Hitler en azından gereksiz bularak direkt öldürmüştür insanları, bizim devletimiz ise sistemli bir kıyıma gidiyor kendi vatandaşına..

naçizane bir atasözü geldi aklıma..konuyla ilgili değil gerçi

ilim insanın aklını başından alır eşeklik payidar kalır efenim..


Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
boyutlari, cernobil, cinayetin


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
işte 21.yüzyılın ergenekonu sakin Güncel Mevzular 15 28-07-2008 21:33
Doris Lessing 'den 'Pek Sevimli Olmayan Bir Hikaye kaos Edebi Mevzular 0 13-07-2008 13:00
Öteki Kadınların Hareketi - Latin Amerika kurtulush Köşe Yazıları 0 12-07-2008 01:01
Klasik Yunan Filozoflarında Evren Tasarımı kaos Felsefe 0 10-07-2008 23:25
Siborg Manifestosu kurtulush Köşe Yazıları 2 06-07-2008 22:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:07 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org