|
|
Saplantılarım; Varoluş Nedenlerim …Sosyoloji & Psikoloji içerisinde Saplantılarım; Varoluş Nedenlerim … konusu: Saplantılarım; Varoluş nedenlerim…
Yazmıyorum aslında; uzun zamandır söylemiyorum da. Kendi kendime konuşuyorum sadece…
“-Ah dünya senin derinine inmeye çalışmak, seni anlamaya ne kadar gün çürüttüm ben “dedi sessizice, sessizce söyledi ...

25-01-2008, 20:36
|
 |
house of duarden...
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,526
|
|
Saplantılarım; Varoluş Nedenlerim …
Saplantılarım; Varoluş nedenlerim…
Yazmıyorum aslında; uzun zamandır söylemiyorum da. Kendi kendime konuşuyorum sadece…
“-Ah dünya senin derinine inmeye çalışmak, seni anlamaya ne kadar gün çürüttüm ben “dedi sessizice, sessizce söyledi kimse duymasın diye.
Zor değildir bu dünyada yaşayıp gitmek; öğreneceğin temel hastalık saplantıdır. “Saplantım ah dünya seninle ne kadar anlaşılması kolay hale geldi.” dir bir sonraki cümlesi artık insanın.
Buda sebeb gibidir yani sebep değil! İnsan bir düşünceyi, bir anı ya da bir insanı saplantı haline getirmesin. Sonra ne kadar kolaydır artık her şeyi anlamak onun için görmek.
Çünkü saplantısını besler artık dünya ya da dünya bir şey yapmazda, saplantı evirip çevirir alır besinini. Artık gerçek odur onun için. Bırakın hayatını anlayabildiği kadar yaşasın. Nasıl olsa artık onun için bu kadardır her şey, çağda yaşamak için yanımıza aldığımız hastalıklardandır der ve uzaklaşırız.
(Dünyayı ve insanları saplantıları ile sınırlayanlara, çağıl hastalıkları serisi)
House of Duarden
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|

26-01-2008, 11:45
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 10-10-2007
Nerden: nefes alabildiğim her yer..
Mesajlar: 693
|
|
travma zamanlar yoksa tükeniş mi sayıklıyorum ya da
demincek daha demincek oldu
Bu koca, karanlık, kokuşmuş, izbe kentin bir köşesinde, gölgeler içinde kendi cinayetimi planlıyorum. Yüklemi olmayan yitik cümleler eşliğinde… Sinsice ilerliyor ölüm. Hazımsız duygular, körelmiş inançlar ve kapanmayan yaralar… Gönlümün darağacında birazdan asılacak, aşk ve sevdalara dair ne varsa geride kalan. Yağlı ilmek sırasını bekleyen özneler ve özentiler, geçiyorlar teker teker içimdeki darboğazdan…
Gecenin kirli, yağlı, acımasız kokusu sinerken üzerime, beyin kıvrımlarımda kelimeler raks etmeye başladı yine. Dilime acısı vurmasın diye nikotin bazlı hava çekiyorum ciğerlerime. Anlamsızlık yapışıp kalmışken ömrümün geri kalan kısmına, kapayamadım gözlerimi, diken diken batan anılara. Kanayan duvarlar yüreğime yıkılıyor artık. İçimin kavuran acısı parmak uçlarımdan süzülüyor kâğıtlar üzerine. Ve yine canım yağmaya başladı buğusuz camlaşmış göz bebeklerimden.
Şimdi ilk kez fısıldıyorum işte ”Yok sayabilirsin beni artık”… Ölmek yeni bir başlangıçsa eğer yâda ölmek kaçmaktır sözüne meyledenler. Ölmek mi kaçış yoksa kaçış mı ölüm yâda her yeni başlangıç mı bir ölümdür… Bilemezler…
Aşk ve sevdalara dair ne varsa geride kalan, donmuş yüreğimin bir köşesinde. Avuçlarımdaki geçmişin külleri ve göz çukurlarımdaki ihanetlerin hatırına… Zamansızlık kesiliyor ansızın düşlerimdeki mutluluğu. Soluk alamıyorum bu sisin içinde. Bu sis… Ne kadar çabuk etrafımı kaplar? Arkasındakini göstermez mi hiç?
Akşamın kangren olmuş kesik saatlerinde… O sessizliklerde… Sensiz anmadığım, sensiz yazamadığım kelimelerin çığlıkları kulaklarımı sağır ederken, kendimi hapsediyorum yaşanmamış an dilimlerine. Bilmek istemiyorum… Ama çaresiz biliyorum… İşte bu yüzden es veriyorum, kelimelerime can çekiştirirken kalem ucunda, bu yüzden tanıklık ediyorum sonu hüzünbaz olacak mutluluklara…
Birazdan yağmur başlayacak, kokuşmuşluğun içinden kokusu gelen damlalarla… Birazdan kalkıp asacağım… Sona eren yaşanmamışlıkları zamana. Parmak uçlarımın acısına aldırmadan elimi en çok kanayan yerime bastıracağım… Ve inanacağım tüm saflığımla. Beynimde rutubet kokusu sinmiş, aşk kırıntılarını kemirirken hüzün, gördüğüm düşleri şerre yoracağım tek seferde. Tek bir nefesle tiz bir çığlık yükselirken gırtlağımın derinliklerinden, unutacağım adımı. Adı olmayan bu koca, karanlık, kokuşmuş, izbe kentin bir yerlerinde…
plakton..........(bu da çağıl hastalıktan kaynaklıdır bir nevi belkide..)
|

26-01-2008, 20:42
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 841
|
|
|
yukarıdan sarkıtılan iplerime uzatamadığım bir makas gibi varoluşum. herseferinde dönüp dolaşıp tosladığım bir duvar gibi sözcüklerim. bir apartmanın tepesinden kendimi bırakamamak gibi yaşamak (her türlü kirliliğine küfretmeme rağmen değiştiremediğim ve kul köle olduğum...) saplantım. elimde avucumda kalana sımsıkı sarılıp ayakta durabilmek tek direncim. ve elbet mutlaka bir gün'e sıkıştırdığım umudum... hepsi geçecek sık dişini diyerek elektrik verilen bedenimin kurtulamayacağını bile bile devam etmesi için yalvarışım hayatta kalabilmek. çelişki....
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
|

27-01-2008, 02:44
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Yaş: 20
Mesajlar: 130
|
|
|
varoluş nedenim bu dünyada çoğalabilmek ve hakkını verebilmek dünyaya gelebilmemin, bunu biliyorum. şu dünyada yaşayabilmek bana bahşedilmiş bir ayrıcalık bunu biliyorum. ben bu dünyaya bir görev için getirildim. görevim de ölesiye zevk almak yaşamdan, nefes aldığım her saniyenin hakkını vermek, acıyı da yaşamak zaman zaman. saplanmak da saplantılarıma gerekirse. ne özelliğim varsa hepsini kullanmak yaşamın muhtelif yerlerinde. sinirliysem sinirli, üzgünsem üzgün.
olanla yetinip, olmayanı yaratmaya uğraşmak olmalı varoluş nedenlerim.
yaşamayı seviyorum...
saplantılarım benim gerçeğimi yansıtıyor. eksik kalmış yanlarım saplantılarımda hayat buluyor. en sevdiğim şeyleri kaybettiğimde başlıyorum hayatın bir köşesine saplanmaya.
kırgınım...
saplı kaldım bir yere şu an. lanet olası bir kısır döngü bu. gel git...
hayallerimi yitirdim. saplantım oldu bu. hayal kuramaz oldum. elinden şekeri alınmış ve uzun süre buna ağlayıp razı olmak zorunda kalmış bir çocuk gibiyim şu anda...
korkmamalıyım.. cesaretli olmak işte zehirleyecek saplantılarımı.

kendini bulacaktı bir zaman ve hiç yok olmayacakmışçasına akacaktı sonsuzluğa...
|

09-02-2008, 04:49
|
 |
house of duarden...
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,526
|
|
|
Gizli bir eleştiri vardı çağıl hastalıklar yazısında ama başlığı okuyan başka şey düşünmüş olmalı...
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|

28-02-2008, 03:09
|
|
sui generis
|
|
Üyelik Tarihi: 17-10-2007
Nerden: ist
Mesajlar: 1,328
|
|
|
her gördüklerini kendilerince kurgulamak çok basittir artık onlar için bir bakışta tüm taşlar yerliyerine oturur... perdeler çekilir... kapılar kapanır... görülmez duyulmaz bu kurgunun aksi...
|

28-02-2008, 11:01
|
 |
kızıl arıza Багэр
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2007
Nerden: stenbol
Yaş: 34
Mesajlar: 677
|
|
|
orda kalmasını istemiyorsan saplamayacaksın...saplıyorsan dönüp arkanı gideceksin...sapladığın her harf,birgün adını yazar,saplanan sen olursun...
imza dediğin nedir ki?...solumayı bilmiyosak yaşamı,iz bırakmaya değermi?....Кызыл Багэр
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:02 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|