|
|
Bir kişilik etiği var mı?...Sosyoloji & Psikoloji içerisinde Bir kişilik etiği var mı?... konusu: Ötekiler sorunsalınınn getirdiği noktadır bu... Yalnız bahsettiğim ötekiler dışarıdan gelen öteki sesler değildir... İçinizden gelen öteki sesler...
Öteki sesler içinizden seslenir... Herbiri farklı farklı seslenir... Kulak verin der... Kulak veririz ...

02-01-2008, 00:28
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
Bir kişilik etiği var mı?...
Ötekiler sorunsalınınn getirdiği noktadır bu... Yalnız bahsettiğim ötekiler dışarıdan gelen öteki sesler değildir... İçinizden gelen öteki sesler...
Öteki sesler içinizden seslenir... Herbiri farklı farklı seslenir... Kulak verin der... Kulak veririz vermesine de... Peki kaçımız öteki seslerin çağrılarına ve isteklerine cevap veririz... Hadi bazılarına verdik diyelim... O zaman öncelik hangi öteki sestedir... Neye göre cevap veriyoruz?... Neleri baz alıyoruz?...
Diğer yandan cevap veremediğimiz öteki seslere niye cevap veremeyiz?..
Kişilik etiği var mı?... Varsa bu ötekiler sorunsallığının neresinde durur?... Ne kadar etkindir, nelerdir bunlar vs. vs...
Konu Ebruli tarafından (02-01-2008 Saat 00:32 ) değiştirilmiştir..
|

02-01-2008, 04:49
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 28-12-2007
Mesajlar: 11
|
|
|
Çok kazık sormuşsun ama ben yine de cevap vermeye çalışayım. Sorduğun soruların cevabı "vicdan"dır. Bizi hem öteki olmayan başkalarının sesine kulak vermeye empati yapmaya zorlar hem de kendi yaptığımız hataları baskın çıkan egolarımıza rağmen kabul etme cesareti gösterebilmeye teşvik eder. Kişilik etiği zaten vicdandır ve toplumsal bir değerler sistemi olan etik'in bireyi kuşatan baskısından tamamen farklı olarak kendi içimizde kendimizi yargılamamızı sağlayan etkin bir unsurdur. Etik bizi kuşatıp baskılarken vicdan özgürleştirip yüreklendirir.

seni dinlemeğe hazırım çünkü benim de anlatacaklarım var.
|

02-01-2008, 11:28
|
 |
kızıl arıza Багэр
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2007
Nerden: stenbol
Yaş: 34
Mesajlar: 784
|
|
|
sn asi arkadaşa katılıyorum...bahsedilen kişilik etiğinin toplumsal tanımlaması vicdan denilen içsel denetleme mekanizmasıdır...bu mekanizma nasıl oluşur...birey bilincini ilk kazandığı andan beri yakın ve uzak çevresi tarfandan kendisine empoze edilen sosyal ve resmi normlarla veya inanç kriterleriyle belli bi şablon oluşur kişilikte...ve zamanla kendi genetik yapısındaki zaaf yada primitif egolarla dahada belirginleşir...ortaya bireye özgü bir kişilik ve onu çevreleyen bir etik meydana gelir...kişilik etikleri toplumsal normlarla yada evrensel değer yargılarıyla paralellik göstermeyebilir ama tamamen bağımsızda değildir...
imza dediğin nedir ki?...solumayı bilmiyosak yaşamı,iz bırakmaya değermi?....Кызыл Багэр
|

03-01-2008, 12:49
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
Cevaplar için teşekkürler... Konuyu daha önce hazırlamıştım... Sorun içkiliyken hazırladığım için, çok dallandırıp budaklandırmış, hatta örneklendirmelerim de vardı içinde... Niyeyse şeytan dürttü konuyu sadece sorular bırakarak buraya koydum... İyi ki şeytan dürtmüş
Açıkcası konuyu açtığıma pişman oldum ve kendi adıma bu konuyu irdelemek istemiyorum... Bunun için özür dilerim sizlerden... İrdelemek isteyen arkadaşlar için dursun...
Dipnot : Bu konu Agnes Heller in Bir Ahlak Kuramı adlı kitabında Kişilik Etiği, Sorumluk Sorunu, Boşluğa atlama sorunu ve diyaloglar halinde ders şeklinde irdelemeler diye gidiyor... Metin olarak sunmak isterdim... Fakat zincirleme birbirine bağlantılı olduğu ve çok uzun olduğu için konular, metin çıkarmak zor olacak ve kopukluklar olacak diye düşündüm... Yine de kafamda ki tasarıma göre ben metinler çıkarmaya çalışacağım... Sorular da kitabın içinden çıkmış sorulardır... Yaklaşık 830 sayfalık kalın bir kitapdır ama anlatım dili anlaşılır, yalın bir kitaptır... İlgilenen arkadaşlara tavsiye ederim...
Konu Ebruli tarafından (03-01-2008 Saat 12:55 ) değiştirilmiştir..
|

24-01-2008, 14:56
|
|
Baykuş
|
|
Üyelik Tarihi: 24-01-2008
Mesajlar: 9
|
|
|
Ahlakın nasıl temellendirilebileceği konusunda felsefeciler üç farklı yoldan söz etmektedirler.
Birincisi insanın iç dünyasıyla temellendirmeye çalışmaktadır. Sokrates, Aziz Augutinus gibi düşünürler için ahlak kendi kendisiyle başbaşa kalan vicdanından kaynaklanmaktadır. Bu ele alışın en çok üzerinde konuşalan örneği Aristoteles'in ahlak felsefesidir. İnsan için ereğin mutluluk olmasından yola çıkar. Mutluluk üzerinde dış olayların, eylemlerin etkisi söz konusu olsa bile, temelde insanın özüyle yüce bir erektir. Yani "iyi"ye ulaşması gerekit. Mutluluğu kendi içinde arar. Kişiyi mutlu edecek "iyi"ye ulaştıracak olan ise ancak erdemdir. Bu yaklaşımda ahlakın konusu bireyi erdeme kavuşturmaktır.
Ahlakın ikinci temellendirme yolu akıla dayanmaktadır. Descartes'e göre aklın başlıca görevi iyi ve kötüyü değerlendirmektir. Bu nedenle akıl bize davranış kurallarını verecektir. Ahlakı temellendiren davranışlar daha çok evrensel geçerliliği olan ilkeler geliştirmeye yönelmiştir. Ahlakın iç güdülerle, doğal edinimlerle ilişkisi yoktur. Ahlak akılda bulunan bir yasaya, kesin bir buyruğa dayanır. Bu kesin buyruk önseldir. Bu buyruğun özünü "iyi istenç" oluşturur. Bu iyi istenç yalnız insanı ilgilendiren bir ödevdir. Bu ödev sadece aklın sesidir. Bunun içinde duyguya yer olmadığından, ahlak yasaları tümeldir, başka bir deyişle göreli değildir, evrensel olarak geçerlidir. Bu nedenle insan genel bir yasa olmadığı sürece isteyebileceği bir ilkeye göre davranışta bulunmalıdır.
Üçüncüsü ise ahlakın dayanaklarını toplumda bulmaktır. İnsanları karşılıklı ilişkiler içinde yaşarken birbiriyleriyle ilişkilerini sürdürebilmeleri ve topluluk oluşturabilmeleri için insanların birbirlerine karşı sorumluluk yüklemesi gerekir. Ahlak bu işlevi yerine getirir, toplumdaki bireylerin ilişkilerini düzenleyen kuralları oluştururken bunu bireyin diğerine karşı ödevlerinin ne olduğuna açıklık kazandırarak yapar.
Sanırım sorunun cevabını fazlasıyla verebilmişimdir. Şimdiki zamanda görülen ahlak türü 3. türdür. 3. açıklamada sadece ahlakın değil dünyadaki genel düzeni de açıklamaktadır. Hepsini birden toparlayıp genel bir sonuç çıkaramadığım için de özür dilerim. Sorunun cevabını direk veremedim ama senin bu yazılanlardan genel bir sonuç çıkaracağını umuyorum.
|

13-02-2008, 05:53
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,075
|
|
|
Katmanlar derinleştikçe "kişilik etiği" denen kavramın da özüne inilebileceğine inanıyorum; değişebilirler ve değişemezler. Değişebilirler daha çok içsel ve dışsal «ıstırap» şeklinde deneyimlenen ve/veya öğretilenler şeklindedir. Yeterli derin izler bırakamayanlar kişilikte "ahlaki", bırakanlar da "ahlaksızlık" olarak tasnif edilir. Bu katmanların yaprakları soymak da, öz'e varış serüvenidir. Öz nasıl oluşur, nelerden etkilenir?
Vicdana karşıt gibi sunulan (ama bence tamamlayıcısı) nefse inanıyorum, maddeci bir açıdan değilse de, kişinin zevk/haz ve konforu için her nevî ahlakî norma kafa tutabilecek bir "öz"e sahip olduğuna da. Vicdan'ın ve nefs'in "öz"de savaşım halinde olduğuna da, bu çatışmadan ortaya çıkan beşer de iyiliğin de kötülüğün de tanımlanarak istiflendiği bir «öznel bilinç» oluşturuyor. Vicdan'ın metafizk mi (doğuştan), diyalektik mi (sonradan edim) olduğuna dair felsefî görüşlerden de öte «vicdan gerçekliği»ni irdelemeyi uygun buluyorum.
Kişilik etiği de vicdan/irade maliyetlerini iyi hesaplayabilen öznel bilinçtir. Bir vazife mantalitesiyle tesis edilen vicdan, nihayetinde gösterişten öteye geçemeyecektir v bir yerde mutlaka düğümlenir.
Ben basit bir soru sormak istiyorum, deniz kenarında boğulmakta olan 10 insan gördünüz ama bir yandan da eşiniz yanıbaşınızda kâlp krizi geçiriyor ve ne o 10 insana, ne de eşinize yardım edecek bir başka kişi yok olay yerinde. (farz-ı misal dedik ya:=)) Ya da organ nakli hususunda düşünün örneği, on tanımadığınız kişinin yaşamı mı, yoksa bir tek yakınınızın yaşamı mı?
Hangisini tercih edersiniz?
Sorduğum sorudan varmak istediğim şu, elbette hemen herkes tanımadığı insanların yaşamındansa ona "fayda" sağlayan kişinin yaşamını kurtaracaktır. Kişinin öz'ündeki etik böylesi "trajik" örneklerde yeknesak oluyor, şükür ki yaşamımız basit ve sıradan.
Tam da burada yaşamlarını onlar-yüzler-binler için feda edenler gelecek akla; özgür istençleriyle seçim yaptıkları kendi yaşamlarından vaz geçerek başkalarının yaşam haklarını savunmaksa, yine de olayın özünde "yolculuğun" ulvî bir sebebe dayandıralarak yapılmış olması tahminimce bahsettiğim kişilerin "tatmin"lerini sağlayan tek yollarıydı.
Not: Ortak bir yazgımız olduğuna da inancım var, üst insan tasviri de düşsel/şiirsel bir benzetmeden öteye değil nazarımda.
Yazgı'dan bahsederken mukadderattan bahsetmediğimi defaatle belirttim.
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:09 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|