Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Sosyoloji & Psikoloji

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

bilimce aşk

Sosyoloji & Psikoloji içerisinde bilimce aşk konusu: Bu yaziyi okuyanlar, buyuk olasilikla bir hoppalaa cekmistir saniyorum! Aski da mi bilimle acikliyacagiz diye soylenmeye basladiginizi da tahmin etmedigimi sanmayin. Ama durun, aski bilimin mekanik dunyasina dahil etmek degil ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 03:42
SaFinAzZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 26-10-2007
Nerden: Kuşadası
Mesajlar: 82
Standart bilimce aşk

Bu yaziyi okuyanlar, buyuk olasilikla bir hoppalaa cekmistir saniyorum! Aski da mi bilimle acikliyacagiz diye soylenmeye basladiginizi da tahmin etmedigimi sanmayin. Ama durun, aski bilimin mekanik dunyasina dahil etmek degil amacimiz, sadece onu gozardi edilen kisimlariyla birlikte aciklamak. Ve inanin bunlari bilmek, asik olmanin tadini ve hoslugunu, romantizmini oldurmeyecek, belki bazi durumlarda beraberlikleri kurtarici bir rol bile ustlenebilecek.

Ozellikle cocuk yaslarda bilincaltimiz mukemmel bir kadin/erkek imaji olusturur. Bu imaj anne/baba'ya, begenegeldigimiz bir tanisa, takdir ettigimiz bir insana benzeyebilir veya bizde iz birakmis bircok karakterin secmeci bilesiminden olusur. Yuzu, vucudu, endami, boyu posu, oturup kalkmasi ve yuruyusuyle bir mukemmel imaj bicimlenmistir bilincaltimizda, asik olacak yasa geldigimizde.

Vee, iste o muthis an gelir. Bilincaltimizdaki imaja cok yakin biriyle karsilasiveririz. Bir bakariz kalbimiz normalden hizli atiyor, agzimiz kuruyor, nefes alisveris ritmimiz siklasmis ve dizginlenemez bir heyecan duygusu kaplamis tum organlarimizi ve tek tek hucrelerimize yayilmis "euphoric" bir titreme. Mutluluktan nerelere uctugumuzun bile pek ayirdinda degiliz ve o "bizim mukemmelimiz"le beraber olma ongorusu (anticipation) cildirtmis, aklimizi basimizdan almis!

Insan, anfetamin veya kokain aldigi zaman da buna cok benzer endikasyonlarla karsilasir. Bu tur drug'lara "upper" yani "up: zevkten asiri heyecanlanmis, canli, hareketli, yerinde duramaz yapan" denir uyusturucu altkulturunde. Bu tesadufi degil tabii. Beyin de bu insani "up" yapan maddeleri uretebiliyor: otuzun uzerinde "neurotransmitter" denilen kimyasal madde salgilayabiliyor.

Dopamin ve neuropinefrin bunlardan ikisi. Iste beynin urettigi dogal kokain/anfetamin bunlar. Bilincaltinin yarattigi "mukemmel"le karsilastigimizda uyarilan beyinin salgiladigi ve kan dolasim sistemi ile tum vucudumuza yayilan ve de bizi bu hallere(!) dusuren(!) neurotransmitter'ler. ARTIK AA..SIKSINIZ!!

Bazan asiklar degisik bir romantizm yasarlar. Oyle duygular icerisine girerler ki zaman ve mekan kavramlari yok olur, varolmanin otesine gecilmistir (transcendence). Basimiza gelmediyse bile sahit olmusuzdur, deniz kenari bir kayanin ustune oturmus, elleri birbirine kenetlenmis, konusma geregi bile duyumsamadan, hareketsiz, ufka dalip gitmis, dakikalarca gunesin batisini seyreden sevgililer. Sanki ciftler LSD, mescalinveya PCB denilen "psychedelic" uyusturucu kullanmislar. Aslinda beyin seratonin salgilamaya baslamistir ve bu bizi alip cok ozel, pembe "psychedelic" dunyaya ucurmustur. Zevkin bu zirvesi tabi ki ilelebet suremez. Malum, beyin ayni "neurotransmitter"leri olene kadar salgiliyamaz. Ama, romantik asiklar, eger ayrilmamis da evlenmislerse, zaten aralarinda guclu bir bag gelistirmislerdir. Bundan sonra askin degisik bir yuzu ortaya cikiyor.

Simdiye kadar ask cazibe temeli ustune oturuyordu, artik dostluk ve bagliliga donusuyor cunku artik beyin endorfin denen "neurotransmitter"i salgilamaya basliyor. Bunun yarattigi duygular rahatlatici, sakin, daha durgun ve "anxiety"den, panik ve depresyondan kurtulmustur. Beynin urettigi bu narkotik "downer" sinifina giren eroin'in etkisine yakin bir etki gostermektedir.

Hem cazibe (attraction) hem de baglilik (attachment) insan cinsinin devami (survival) icin gerekli: cazibe, ciftlesme ve cocuk yapmaya yol aciyor, baglilik ise babanin ortaliktan toz olmasini onluyor ve aciz bebegin korunmasi icin ana ve babayi is birligi yapmaya yoneltiyor.

Askin bu ikinci evresi, ilk bastaki romantik heyecan kadar ciftleri mutlu edebilir ancak medya bu iki evreli askin sadece ilkinin arzu edilebilirligi devamli vurgulandigi icin, biz de ikinci evreyi yasamaya baslayinca, eyvah ask mask kalmadi sanisina kapiliyoruz. Bu kulturun urunleri(!) olan bizler de askin, ilk evrelerinde oldugu gibi heyecan verici romantizminin surmesini talep ediyoruz. Maalesef, askin bu iki evresinin degisik biyokimyasal temelli olmasi, insanlari hakli olarak bir kafa karisikligina surukluyor. Bu noktada ayriliklar ve bosanmalar gundeme gelebiliyor.

Yazimin ilk paragrafinda belirttigim gibi, askin bu dogal evrelerini bilirsek belki de bircok beraberliklerin sona ermesi kendiliginden onlenmis olur. Bilelim ki askin dogal surecinde, zirve hicbir zaman sonsuza dek surmuyor, sevgililer surec icerisinde birbirlerine hosgoru ve uyusma gelistiriyorlar ve heyecan kayboluyor. Ancak bundan sonrasi da mutlulugun bir baska yuzu. Endorfin (veya eroin)in yarattigi mutluluk duygusu hayata pozitif bakisla kuvvetlendirilirse, ilk baslarda yanip bittigimiz sevgililerimizi sonradan kaybetmenin yarattigi sefil bedbahtligi da bertaraf etmis oluruz.

Bitmeyen asklarla yasam surmeniz dilegiyle hoscakalin.

kaynak:sakıncalı dergisi
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 03:44
SaFinAzZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 26-10-2007
Nerden: Kuşadası
Mesajlar: 82
'tıbben mümkün'. Üstelik bunu sağlayan kimyasal karışım, uzun bir beraberliğin garantisi. İlk bakışta aşkın mistik bir yanı olmadığını iddia eden bilim adamlarına göre aşk ve cazibeyi yöneten duygular değil, moleküller.

İlk bakışta birbirinden etkilenen çiftleri inceleyen New Mexico Üniversitesi biyologları, simetrik kemik yapısının, beğenide etkili olduğunu ve bunun, doğacak çocukların genetik yapısını belirlediğini söylüyor. Araştırmaya göre, erkeklerin yüzde 60 ila 80'i kalça ölçülerini, doğurganlığın bir simgesi olarak algılıyor. Kadınlar ise feminen yüz çizgilerine sahip erkekleri daha yumuşak ve güvenilir bulup, etkileniyor.

"Yanıma Gel" Bakışı

Partide, bir erkekle gözgöze gelen kadının gülümsemesi ise bilimsel olarak şöyle açıklanıyor: Kadının beyninde, görsel ve işitsel algı merkezlerini kontrol eden bölüm, sinirlerin verdiği elektriği ileten dopaminleri harekete geçiriyor. Beynin, bu kimyasal reaksiyonu sonucunda, kadın erkeğe farkında olmadan "yanıma gel" bakışı gönderiyor.

Bu, motivasyonun etkisiyle yaklaşan erkeğin feromenleri, kadının hipotalamusuna ulaşarak, erkeğe "Evet, daha yaklaşabilirsin" bakışıyla geri dönüyor. Hipotalamusun yarattığı kimyasal reaksiyonlar sayesinde, bedenler birbirlerine 'seni çok çekici buluyorum'anlamına gelen sinyaller gönderiyor: Gözbebekleri büyüyor, kalp atışı hızlanıyor, yüz kızarıyor, cilt hafif hafif terlemeden dolayı parlaklaşıyor.

Gecenin sonunda ise telefon numaraları veriliyor. Ertesi gün kadının veya erkeğin bir önceki geceye ilişkin anıları dopamin hareketlerini hızlandırıyor ve telefona yöneltiyor. Konuşmada, seslerin de olumlu etkisiyle, ilk karşılaşma anındaki haz tekrar kendini hissettiriyor ve birbirlerini görmek istiyorlar.

Aşkın kimyasal yönünü inceleyen bilim adamlarına göre, insanları evlilik ve tek eşliliğe iten sadece sosyal gelenekler değil. Bu görüşü savunan uzmanlar, sadakatin temelinde, dışarıdan farkedilemeyen kimyasal ve hormonal bir karışımın yattığını iddia ediyor.

'Karışımın' varlığı, hayatın en önemli kararlarından olan evlilik kararının alınmasını kolaylaştırıyor. Bu görüşe dayandırılarak, birbirine uymaz gibi görünen kişilerin, birbirini nasıl çekici bulduğu ve en kötü zamanlarında bile nasıl ayrılmadıkları açıklanıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 06-11-2007, 23:05
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730
ilginç
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 05-10-2008, 00:13
alchemy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kış Armudu
 
Üyelik Tarihi: 16-04-2008
Nerden: Hiçbir Yer
Yaş: 41
Mesajlar: 780
Blog Başlıkları: 23
Aşk kendiliğinden ve bencil bir durumdur, ancak nedense bunu karşımızdakine atfetmeye çalışırız. Oysa ki durum bu değildir. Aşk aslında bir isyan ve kendi kendini keşfe çıkma safarisidir. Bunu, yani kendi kendimizi keşfetmeyi, bir dereceye dek kendi kendimize yapabiliriz, ama aslına bakarsanız bu koca bir yalandır ve bu keşfi kendi kendimize aslında hiç yapamayız. Bu keşifte bize her zaman 3. kişiler gerekir. Bunun adı arkadaş, çevre, aile, sosyal ortam vs. vs olur... Tek başımıza kalsak zaten hiçbir durum olmaz. Ve hiçbir sorun da olmaz. Çağın hastalığı nevroz asla ortada olmaz örneğin

O nedenle, "ben sana aşığım" diyebilen ve hala buna inanan kişinin, aşkın MR'ını henüz çek(e)mediğini düşünürüm. Bende bunun tercümesi farklı: "sayende kendimle aşkımı yaşamaya başlayabildim"...

Aşk aslında son derece nesnel koşullarda oluşan bir dürtüdür. İçinde bulunduğu koşuldan memnun olmayan kişiler, memnun olanlara kıyasla çok daha fazla bir aşık olma potansiyeline sahiptir. Yaşamının oluş ve gidişatından memnun kişilerde aşık olmaya duyulan istek ve buna karşı hazır olma durumu daha azdır. Aşk aynı zamanda kayıp duygusuyla da beraber giden birşeydir ve bu anlamda yeni kayıplara yer verme özelliği ile de bir kısır döngü yaratıcı niteliktedir. Aslında aşk bu derece mazoşist bir şey de değildir. Aşk bir insanın kendi potansiyelini tanıma , anlama ve anlamlandırabilme sürecidir, ancak çoğu insan aşkı sadece başkasından gelebilecek bir durum olarak gördüğü için aşkı yaşadığını sanarak hayatını geçirir... Sonucunda yaşadıklarını da kendisine dışarıdan yönelmiş ve üzerinde hiçbir yaptırımı olmayan kontrol dışı durumlar olarak algılar. Oysa ki tüm reaksiyonu başlatan aslında kendisidir...

Dünyanın en hafif duygularından biri, sevebileceğinizi düşündüğünüz bir insanı bulduğunuzu düşündüğünüz ve bunun da sebeplerini röntgen misali çıplak gözle görebildiğiniz zamanlarda oluşan duygudur... Bir insanı ona ve kendinize rağmen sevebilmek... Aslında olan çok olağan (ve de mantık) dışı bir durumdur...

Aşkı bu şekilde rasyonel algılamak elbette bazan irrite edicidir ve kesinlikle şiir endüstrisinin ve yazın dünyasının önünde bir engeldir. Ancak aşk, tam da bu olduğu bilindiği halde dahi yaşanabilir bir duygudur... Hatta öyle iken yaşaması belki çok daha değişik deneyimlere insanı götürebilir...

Tüm bunlar psikolojik olarak aşk unsurunu bağlayan durumlardır, bir de aşkı bağlayan değişik fiziksel durumlar var, yukardaki yazının da söylediği gibi... Örneğin koku... Hipotalamusun o anda salgıladığı hormon ve enzim miktarı...

Birtakım araştırmalar, kadınların, cinsel ilişkide bulundukları erkeklere karşı bağımlılık geliştirici hormonlar ürettiklerini öne sürmekte. Bunun daha ötesi böyle bir erkekten hamile kalmak hatta onun çocuğunu doğurmaktır. Bu bilimsel gerçeklerle aşkı ne derece bağdaştırmalı bence orası tartışılır. Çünkü bunlar birer bağımlılık unsuru, ancak yine de insan bilinci bunu ayırt edebilecek kadar açık değildir normalde...

Tüm bunlardan sonra yine de, bunları bilmeyen, düşünmeyen birine, aşık olmadığını ama aşık olmayı seçtiğini ve sonucunda oluşan birtakım kimyasal olayların etkisinde olduğunu anlatmanın çok zor olacağını sanıyorum. Yine de bu o kadar kötü değil...

Aşk kadar ulvileştirilmiş bir duygu olmadan sahiden yaşam çok yavanlaşırdı... bence varsın insanlar bundan bihaber yaşasın da biz de tadına varalım... Ben gördüm nasılsa tünelin ucunu


Tökezlemişliğim 2. basamaktan geliyor
Alıntı ile Cevapla
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:58 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org