Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Sosyoloji & Psikoloji


Din, Depresyon, İntihar...

Sosyoloji & Psikoloji içerisinde Din, Depresyon, İntihar... konusu: Prof. Dr. Steven Stack Çeviren : Dr. Talip Küçükcan Din ve İntihar Durkheim'ın İntihar (1966) isimli klasik eseri "intihar"ın sosyolojik araştırmasında bir başlangıç noktasıdır. Bireyin toplumu benimsemesi Durkheim'ın "entegrasyon ve ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 20-09-2007, 15:34
paradoX
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Din, Depresyon, İntihar...

Prof. Dr. Steven Stack
Çeviren : Dr. Talip Küçükcan

Din ve İntihar

Durkheim'ın İntihar (1966) isimli klasik eseri "intihar"ın sosyolojik araştırmasında bir başlangıç noktasıdır. Bireyin toplumu benimsemesi Durkheim'ın "entegrasyon ve intihar" teorisinin temelini teşkil eder. Buna göre bireyin topluma tabi olması (subordination) hayatı birey için anlamlı kılar. Toplumun ideolojilerine bağlanma yoluyla birey bir hedefe sahip olur ve kendisini intihara götürebilecek şahsî problemlerden uzaklaşır. Toplumla bütünleşmenin yolları arasında kişinin çocuklarına bağlanması, politik bir hedefe sahip olması ve dinî öğretilere tabi olması sayılabilir.
Tekrar din ve intihar hadisesine dönecek olursak, dinî bütünleşmenin iki önemli boyutu "inanç" ve "ibadetler"dir (Durkheim, 1966). Bu iki unsur ne kadar kuvvetli ise toplumla bütünleşme o kadar olumludur ve intihar ihtimali o kadar azdır. Durkheim dinî bağımlılığı dinî bütünleşme ölçüsü olarak gördü. Dolayısıyla Durkheim, Protestanları dinî bütünleşmeyi Katoliklerden daha az gerçekleştiren ve topluma tabi olmayan dinî bireycilik (religious individualism) sisteminin Hristiyanları olarak mütalaa etti. Bir Protestan, müşterek (collective) inanç ve ibadetlere tabi olmak zorunda değildir. Durkheim, Katoliklerin sahip olup Protestanların ihmal ettiği inanç ve ibadetlerin neler olduğuna fazlaca temas etmedi, fakat bunlardan bazıları aşağıdaki unsurları ihtiva eder: günah çıkartma, haftada en az bir defa kiliseye gitme, boşanma ve evlenme ile ilgili Hristiyanlığın kuralları. Durkheim teorisini ispatlamak için 5 Hristiyan ülkesindeki intihar oranlarını vermiştir ki, Protestanlar arasında intihar oranı Katoliklere göre yüzde 50 daha fazladır.

Durkheim'ın Bütünleşme Modeli (Integration Model) Üzerine Araştırmalar

Durkheim'ın verilerini analiz eden araştırmacılar onun çıkarımlarının sorgulanması kanaatine varmışlardır (bk. Pope, 1976; Pope Danigelis, 1981; Stark v.dğr., 1983; Day, 1987). Onlara göre Katolikler arasında intiharın fazla, Protestanlar arasında az olduğu 3 coğrafi bölge Durkheim tarafından dikkate alınmamıştır. Bu Katolik bölgeler ekonomik açıdan Protestanlara göre daha az gelişmiş olmasına rağmen, dine bağlılık ve intihar arasında olası yüzeysel bir ilişki doğuran ekonomik gelişmeyi Durkheim incelememiştir (Pope, 1976). Ayrıca Durkheim'in tezi olan "İngiliz Kilise'si İngiltere'deki yüksek oranda seyreden intihar oranları için sorumludur" iddiası hatalıdır, çünkü Durkheim'ın zamanında İngilizlerin ancak küçük bir azınlığı kilise'ye üyeydi (Stark v.dğr, 1983).
Yeni verilerin tahlilleri dine bağlılığın dinî bütünleşmenin bir ölçüsü olup olmadığı hususunda karışık sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Katolik ve Protestanlar arasında intihar oranlarını karşılaştıran küçük çaplı araştırmalar fazla değildir. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar da farklı sonuçlar ortaya koymuşlardır (Maris, 1981; Stack, 1983b). Ayrıca bu araştırmalar ulusal (national) ölçekte dine bağlılığın bir faktörü olan ekonomik gelişme ve modernizasyonu incelemedikleri için bir sonuca ulaşamamışlardır.
Birkaç ülkeyi içine alan geniş çaplı araştırmalara gelince, modernizasyonu ya da boşanma oranını göz önünde bulunduran araştırmalar, Katolisizm ve intihar arasında iki değişkenli bir ilişkiyi yüzeysel buldular (Pope Danigelis; Stack, 1981). Yine aynı şekilde boşanma oranını dikkate alan ve Amerika'nın 50 bölgesini içeren bir çalışma da din ile intihar arasındaki iki değişkenli ilişkiyi yüzeysel buldu (Stack, 1980). Bunun da ötesinde, yirminci yüzyılın başından beri kırsal kesim dışında şehirlerden elde edilen verilerin analizleri, Durkheim'ın teorisini reddeder mahiyettedir. Louisiana'nın ilçelerini ele alan bir analiz, Katolisizm'in intihara karşı bir set oluşturması şöyle dursun aksine intiharı körüklediği neticesine varmıştır (Bankston Allen Cunningham, 1983).
Son olarak, yakın zamanlarda Amerika'nın küçük yerleşim birimlerinde yapılan araştırmalarda da Durkheim'in tezini destekleyen deliller bulunamamıştır. Bir bölgedeki araştırma Katolisizm ile intihar arasında bir ilişki bulurken (Faupel Kowalski Starr, 1987), aynı yazarlar tarafından yapılan bir başka yöredeki araştırma bu bulguyu desteklememektedir. Kowalski ve arkadaşları (1987) aynı istatistikleri 4 değişkenle (Protestan yüzdesi, cinsiyetlerin birbirine oranı, eğitim durumu ve nüfus büyüklüğü) uyguladıklarında Katolik yüzdesi ile intihar arasında bir ilişki olmadığını buldular. Berault (1988)'un çalışmasına göre Katolik yüzdesi az olan yerlerde intihar oranı da azdır. Protestan yüzdesi intiharla Katolik yüzdesine göre daha yakından ilgilidir. Buna ilaveten, Lutheran, Methodist ve Güney Baptistleri'nin bulundukları bölgelerde de intihar oranı düşüktür. Dolayısıyla eğer Protestanizm ve Bazı Protestan mezhepleri intihar oranını düşürüyorlar ise din ile intihar arasında bağlantı kuran yeni bir teoriye ihtiyaç var demektir.
1980'nin başlarından bu yana bulguların teorik yorumları şu tasarımı ihtiva ediyor: Durkheim’ın İntihar'ı yazdığından bu yana geçen 80 yıl zarfında Katoliklerin dinle bütünleşmeleri büyük oranda düşüş göstermiştir. Mesela, kiliseye gitme oranı neredeyse Protestanların seviyesine inmiştir. Dolayısıyla intihar oranlarında da 80 yıl öncesine göre farklılıklar, yani Katolik ve Protestanlar arasındaki intihar oranlarında birbirine yaklaşma gayet tabii olacaktır (bk. Stack, 1980; 1982).

Din-İntihar İlişkisinin Yeniden Formülasyonu
Dinî İnanç ve İntihar

Durkheim'ın dinî entegrasyon teorisine karşılık bazı araştırmacılar dinin intihar üzerindeki (daha genel) etkisini ölçen yeni ölçüler ve teoriler geliştirdiler (bk. Stark Bainbridge, 1980; Stark v.dğr., 1983; Stack, 1983c). Yani araştırmalar hadiseye Protestan-Katolik dinî entegrasyonundan öte bir fenomen olarak bakmaya başladılar (bkz. Breault, Barkey, 1982; Breault, 1986).
Dinî inançların bir kaç temel unsuruna bağlanma belki intiharı önlemede bir kalkan vazifesi görebilir. Durkheim'ın teorisinin aksine dinî inançların yoğunluğu o kadar ehemmiyetli olmayabilir. Mesela, Hz. İsa'nın babasız doğumuna (Virgin Birth) inanmak kişiyi hayata bağlamak bakımından ahirete inanmak kadar ehemmiyet taşımayabilir.
Stack (1983b) dine bağlanma/dinî inanç ve intihar arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğu teorisinin temel önermelerini şu şekilde belirlemiştir. Birincisi, ahiret hayatı mutluluk vadettiği için, mesela işsizlik, boşanma, fakirlik vb. den dolayı strese giren insanlardaki zorlu sıkıntıyı pozitif yönde dengeleyebilir. Eğer insanlar bu stresi ahiret inancından kaynaklanan ebediyet mefhumuna bağlı olarak kısa süreli bir fenomen olarak görürlerse strese tahammül güçleri daha fazla olur. İkincisi, elem ve kederler bir mana içeriyor olabilirler; Tanrı'nın iradesi böyledir. Başa gelen kötülüklerin bir başka anlamı da, hüzün ve kederlere gösterilen sabır ve başa çıkmanın değerini göstermede yatmaktadır. Üçüncüsü, Tanrı'nın gözetlediğine ve insanların elemlerini bildiğine olan inanç insanları daha tahammüllü kılar. Dördüncüsü, din, toplumun materyalist anlayışa dayalı sınıflandırma sistemine alternatif olarak kutsal bir rütbe ya da sınıflandırma sistemi sunar. Dolayısıyla birey öz saygısını/haysiyetini (self-esteem), özellikle birey toplumun hiyerarşik düzeninde başarısız olmuşsa, ruhsal açıdan başarılı olma hedefiyle geliştirebilir. Beşincisi, duyan ve isteklere cevap veren bir Tanrı'ya olan inanç bazı insanların sıkıntılı hayat şartlarını başarıyla atlatmalarını sağlayabilir. Altıncısı, din genellikle fakirlikten övgüyle bahseder. Mesela, İncil'e göre devenin iğne deliğinden geçmesi zengin bir kimsenin cennete girmesinden daha kolaydır. Yedincisi, Şeytan'ın varlığına olan inanç kişiyi kötülüklere karşı mücadeleye sevkeder. Sekizinci ve son olarak, dinler ideal rol modelleri (ideal tip insan) takdim ederler. Mesela İncil’deki Eyüp Peygamber modeli bunlardan birisidir. Bu "model"deki insanlar, elem ve sıkıntılara göğüs germişler ve zorluklar karşısında intihara teşebbüs etmemişlerdir. Bu sekiz madde elbette hayat kurtaran inançlar listesi olarak görülmemeli, fakat bir kaç temel inanç unsurunun nasıl intihar riskini azalttığını gösteren örnekler manzumesi olarak değerlendirilmelidir.
Dine bağlılık ve intihar üzerine yapılan ilk araştırmalar bir kaç devleti içine alan geniş kapsamlı araştırmalardı ve dindarlık ölçüsü olarak da, dinî içerikli kitapların, dinî içerikli olmayan diğer kitaplara olan yayın oranını baz alıyorlardı. Wuthnow (1977) da araştırma yöntemini savunmuştur. Bu yöntem aynı zamanda dindarlığın ibadet, dinî kurumlara üye olma vb. gibi diğer boyutlarını ölçme için de kullanılmıştır. Stack'ın (1983b) 25 endüstrileşmiş ülkeyi içine alan çalışması dindarlık oranının yüksek olduğu yörelerde intihar oranının düşük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu bulgu özellikle kadınlar için geçerlidir. Breault ve Barkey (1982) 42 ülkeyi içine alan araştırmalarında dinî yayınların intihara etkisi olup olmadığını araştırdılar ve dinî yayınların yoğun olduğu bölgelerde intihar oranının az olduğunu buldular. Fakat bu araştırmalar bir ya da bir kaç yıl gibi kısa dönemleri kapsadığı için kuşkuyla karşılanmalıdır. Mesela yukarıdaki çalışmaların aksine 1950-1980 dönemine yönelik Danimarka ve Norveç'i içeren bir araştırmada, dinî yayınlarla intihar arasında önemli bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır (Stack, 1989, 1990).
Bazı araştırmalar, dindarlığın ölçüsü olarak kilise üye sayısını ölçü olarak kullandılar ve büyük şehirleri tahlil ettiler. Stark ve arkadaşları (1983) Amerika'nın büyük şehirlerinde yaptıkları araştırmalarda kilise üyeliği ile intihar arasında negatif bir ilişki buldular. Stark ve arkadaşlarının bu bulgusu yetersiz kontrol metodu kullanmalarının bir neticesi olabilir. Mesela Bainbridge'in (1989) Amerika'nın 75 büyük şehir bölgesini içeren araştırması, Stark ve arkadaşlarının bulgularıyla bağdaşmayan sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bainbridge, grup hayatına bağlılığı zayıflatan coğrafî değişkenliği kontrol eden bir metod uygulayınca kilise üyeliği ile intihar arasındaki kuvvetli ilişkinin ortadan kalktığı gözlenmiştir..
Bazı araştırmalar kilise ayinlerine katılımı dindarlığın ölçüsü olarak ele aldılar ki, bu hem Durkheim'in bakış açısından hem de dindarlık açısından yorumlanabilir. Bu çalışmalar kilise ayinlerine katılımı intihar oranlarını açıklamada hem önemli bir faktör, hem de bir değişken olarak tayin ettiler. Fakat (örneğin) boşanma oranını da dikkate alan bir kontrol metodu kullanmadıkları için bu araştırmalara temkinle bakmak gerekir (Stack, 1983a). Diğer bir çalışma da dine bağlılığın ve ailesel bütünleşmenin toplumsal davranışın (collectivism) daha genel bir göstergesi olduğuna işaret etmiştir. Din sosyolojisindeki yeni gelişmelerden (D'Antonio Aldous, 1983) esinlenerek Stack (1985a) Amerika'da dinî eğilimin aileyle yakın bağı olduğunu ileri sürmüştür.
Buraya kadar özetlemek gerekirse, dine bağlılık konusundaki araştırmaların birbirlerinden farklı neticeler ortaya koydukları söylenebilir. Fakat kuvvetli olmasa da ortak görüş, dinin intihar riskini azalttığı yönündedir.

Yeni formülasyonlar: Toplumsal Şartlar ya da Çevrede Din ve İntihar

Bazı araştırmacılar din ve intihar modelinin özel sosyal şartlarda daha iyi anlaşılabileceği kanaatindedirler. Yani dinin yalnızca bazı durumlarda intihar üzerine bir etkisi söz konusu olabilir. Mesela, Amerika'da Katolisizm'in güçlü olduğu New England'da Katolisizm intihar oranını düşürebilir (Maris, 1981; Pescosolido, 1990). Fakat Louisiana'da Katolisizmin intihara karşı bir kalkan olabileceği iddia edilemez (Bankston v.dğr., 1983). Dinin intihar oranını düşüreceği ortamları anlamak için dinin güçlenmesini sağlayan tarihî faktörleri dikkate almak gerekebilir.
Yakın geçmişteki toplumsal şartlar hakkında yapılan araştırmalar, kentsel kesimin özellikleri veya dinî grupların üyeleri arasındaki bağları güçlendirerek organize olma özellikleri, ya da belli bir bölgede aynı dinden olanların nüfus yoğunluğu gibi bazı faktörlerin önemi üzerinde durmaktadır (Kowalski v.dğr., 1987; Faupel v.dğr., 1987; Pescosolido Georgianna, 1989). Toplumsal şartlarla ilgili bütün bu tartışmalar Durkheim'a reddiye değil, ona bir katkı ya da tashih tarzında anlaşılmalıdır (bk. Pescosolido, 1990).
Faupel (1987) Durkheim'in The Division of Labor in Society adlı eserine dayanarak kentsel çevrede dinin intihar üzerine etkisini belirleyen bir teori ortaya koydu. Durkheim'a göre kentsel kesim toplumsal bütünleşme için büyük bir potansiyele sahiptir. Fischer'in (1982) gözlemleri de bunu desteklemektedir. Kentsel kesimin sakinleri kırsal kesimdekilere göre arkadaşlık ve diğer sosyal yollarla intihar riskini azaltan yakın ilişki kurmaya daha yatkındırlar.
Din ve intihar arasındaki ilişkiyi izaha çalışan ve çevre şartlarını içeren diğer bir tartışma da toplumsal bağlar teorisidir. Pescosolido ve Georgianna (1989) üç toplumsal ve tarihsel eğilimin (evangelicalism, secularization ve ecumenicalism) Durkheim'dan beri din ve toplum arasındaki ilişkiyi değiştirdiğini vurgulayarak, Durkheim'ın teorisinin yeniden formüle edilmesi gerektiğini ileri sürdü. Bu araştırmacıların Amerika'daki 27 mezhebi içine alan ve 404 ilçeden (250.000 veya daha fazla nüfuslu) grupları kapsayan çalışmaları Katolisizm ve bazı Protestan mezheplerin intihara karşı koruyucu vazife gördüklerini ortaya çıkardı. Fakat diğer bazı Protestan mezheplerinin olduğu bölgelerde de intiharın yüksek olduğu gözlendi.

Din ve Depresyon

Dindarlık depresyonu en azından 3 yol veya şekilde etkileyebilir (Idler, 1987). Birincisi, "toplumsal bağlılık" (social cohesiveness) hipotezine göre din, dinî çevreden gelen toplumsal destek sağlar. Böyle bir destek hem duygusal, hem entellektüel, hem de depresyon riskini azaltan diğer bazı özellikleri bireye kazandırır. İkincisi, tutarlılık (coherence) hipotezine göre din kadere boyun eğme (fatalism) yerine ümit ve iyimserlik (optimism) duygusu vererek depresyonu azaltır. Üçüncüsü, theodicy hipotezidir ki, buna göre din elem ve ısdırapları negatif olarak algılama potansiyelini olumlu yönde değiştirir. Stack'ın (1983b) daha önce bahsedilen dine bağlanma teorisi bu prosesin örneklerini ortaya koyar. Aslında bu üç hipotez birbirinden tamamıyla ayrı şeyler degildir, üçü de bir anda meydana gelebilirler.
Amerika'da depresyon üzerine yapılan araştırmaların çoğu aslında öğrenciler (Brown Lowe, 1951; Mayo, v.dğr., 1969), yaşlılar (Idler, 1987), ve kırsal kesimdeki kadınlar (Hersgaard Light, 1984) gibi toplumun genelini temsil etmeyen denekler üzerinde yapılmaktadır. Bu çalışmalar arasında Stack'ın (1985a) ve Spendlove ve arkadaşlarının (1984) çalışmaları din ile depresyon arasında bir ilişki bulamamışlardır. Dinin depresyonu önlediğini bulgulayan araştırmalar ise Brown ve Lowe'un (1951), Hertsgaard ve Light'ın (1984), Mayo ve arkadaşlarının (1969), ve Hathaway ve Pargament'in (1990) çalışmalarıdır. McClure ve Loden'in (1982) araştırması dinî faaliyetlerin depresyon ihtimalini azalttığını ortaya çıkarmıştır, ama dinî faaliyetlerin bireyin hayat stresini yenmesine fazla bir katkısı olmadığı gene aynı araştırmanın bulguları arasında yer almıştır. Idler (1987) aynı zamanda deneklerinin sağlık durumlarını kontrol eden çalışmasında, bireysel veya toplumsal dinî yaşantının (erkeklerde) depresyonla bir ilişkisi olmadığı bulgusunu elde etti. Yani dinî yaşantısı düşük seviyede olanlar daha çok depresyon tecrübe ettiler, fakat bu dinî katılımın eksikliğinden dolayı değil fiziksel sağlıklarının yerinde olmamasından kaynaklanıyordu. Aynı çalışma kadınlarda toplumsal dinî yaşantının (mesela kiliseye gitme, dindar arkadaşlar edinme gibi) depresyonu düşürdüğü neticesine vardı. Bireysel dinî yaşantı kadınlarda aynı neticeyi, yani dinin depresyonu engellediği neticesini vermedi. Dolayısıyla, bu sınırlı ve yetersiz bulgular din ile depresyon arasında negatif bir ilişki bulunduğunu iddia eden teorilere destek vermektedirler.
Bu çalışmaların Amerikan toplumunun geneline teşmil edilip edilemeyeceği pek kesin değildir. Sistematik bir karşılaştırmanın yapılabileceği tek çalışma Stack'ın (1985b) Amerika'nın Midwest bölgesinde din ile depresyon arasında bir ilişki bulamadığı çalışmasıdır. Bunun yanında Martin ve Stack'ın (1983) ülke çapında örnekleme metoduyla yine aynı depresyon ölçeğini ve kontrol metodunu kullanarak yaptıkları araştırma da ise din ve depresyon arasında bir ilişki bulunmuştur. Fakat aynı araştırma, dinin, depresyonu engellemedeki rolünün çok az olduğunu da ortaya koymuştur. Yine aynı araştırmaya göre eğitim seviyesinin, kiliseye gitme ve ahirete inanma gibi dinî inanç ve ibadetlerden 5 kat daha fazla depresyonla alakası vardır.
Din ve depresyon arasındaki ilişkiyi ihtiyatla karşılamamızı gerektiren nedenler arasında, ruh sağlığını konu edinen araştırmaların ortaya çıkardığı bazı bulgular da mevcuttur. Bunlar depresyonun zıddı olan mutluluk veya depresyonun bir boyutu olan yalnızlık hissi olabilir. Genellikle dinin bu mefhumlarla münasebeti olduğu pek vurgulanmamıştır. Mesela, dinin 4 boyutundan (örneğin kiliseye gitme, ahirete inanma gibi) hiçbirisi mutlulukla münasebetlendirilmemiştir (Steinitz, 1980). Fakat bazı çalışmalar yalnızlık hissi ile din ve depresyon ilişkisini incelediler. Mesela, Schwab ve Petersen'in (1990) araştırmasında hiçbir sıfatı dikkate alınmadan bir Tanrıya inanma ile yalnızlık hissi arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fakat aynı çalışmaya göre gazaplı (wrathful) bir Tanrıya inanma yalnızlık hissini artırırken, yardımsever (helpful) bir Tanrıya inanma yalnızlık hissini azaltmaktadır. Yine de bu çalışmalar toplumun genelini temsil etmediği için kuşkuyla karşılanmalıdır.


Araştırma sonuçlarına göre Toplumda ki kurumlar zayıfladığında insanlar sıkıntılarını hafifletmek için dine yönelirlerse daha az depresyon ya sıfır depresyon duygudurumuna maruz kalır tabi araştırmalar bu konuda devam etmekteymiş etsin bakalım. Ve yine intihar eylemine karşı da insanları tecrid ettiği kanısına varılmış. Buraya kadar güzel gayet anlaşılır deneklerde uygun şartlarda incelenmiş sonuçta amerika işsizlik, boşanma, yoksulluk bakımından yüksey oranlara sahip. Benim bu faydalı araştırmalar için bir önerim olacak saygıdeğer araştırmacılar keşke bir de "din ve adam öldürme" arasındaki ilişkiyi araştırsalar çünkü kafamı karıştıran nokta inançlı insanların özellikle de dindar denilebilecek kadar dinle içiçe olan insanların intihar konusunda bu kadar duyarlı olmalarına rağmen adam öldürme konusunda neden aynı duyarlılığı göstermedikleri. Zira bakıyoruz da haberlere cinayetler hep inanan insanlar tarafından işleniyor savaşlar yine inananlar arasında oluyor ben şuana kadar bir ateistin cinayet işlediğini okumadım, görmedim ve yine çok sıradışı vahşice cinayetler de dini gruplar tarafından işleniyor bazen düşünüyorum onlara farklı bir Kutsal Kitap mı indi diye çünkü ne Kur'an ne İncil ne de bildiğim diğer kutsal kitaplar da ve inançlarda böyle bir eylem caiz değil. Kısacası bir de bu konuya el atsınlar zira ben araştırdım bi sonuç alamadım.
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 20-09-2007, 21:35
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Cool İyi, ciddi bir makale

Öncelikle bu makaleyi değerli bulduğumu belirteyim. İlginç bir konuyu "din-intihar ilişkisi"ni bu makale ile gündeme getirmişsiniz. Sanırım, bu aşağıdaki paragraf da size ait. Dediğiniz gibi, gerçekten "din ve cinayet", "din ve şiddet" ilişkileri daha da değerli bir araştırma konusu olurdu.

Araştırma sonuçlarına göre Toplumda ki kurumlar zayıfladığında insanlar sıkıntılarını hafifletmek için dine yönelirlerse daha az depresyon ya sıfır depresyon duygudurumuna maruz kalır tabi araştırmalar bu konuda devam etmekteymiş etsin bakalım. Ve yine intihar eylemine karşı da insanları tecrid ettiği kanısına varılmış. Buraya kadar güzel gayet anlaşılır deneklerde uygun şartlarda incelenmiş sonuçta amerika işsizlik, boşanma, yoksulluk bakımından yüksey oranlara sahip. Benim bu faydalı araştırmalar için bir önerim olacak saygıdeğer araştırmacılar keşke bir de "din ve adam öldürme" arasındaki ilişkiyi araştırsalar çünkü kafamı karıştıran nokta inançlı insanların özellikle de dindar denilebilecek kadar dinle içiçe olan insanların intihar konusunda bu kadar duyarlı olmalarına rağmen adam öldürme konusunda neden aynı duyarlılığı göstermedikleri. Zira bakıyoruz da haberlere cinayetler hep inanan insanlar tarafından işleniyor savaşlar yine inananlar arasında oluyor ben şuana kadar bir ateistin cinayet işlediğini okumadım, görmedim ve yine çok sıradışı vahşice cinayetler de dini gruplar tarafından işleniyor bazen düşünüyorum onlara farklı bir Kutsal Kitap mı indi diye çünkü ne Kur'an ne İncil ne de bildiğim diğer kutsal kitaplar da ve inançlarda böyle bir eylem caiz değil. Kısacası bir de bu konuya el atsınlar zira ben araştırdım bi sonuç alamadım.[/quote]
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 20-09-2007, 22:21
paradoX
Guest
 
Mesajlar: n/a
Evet haklısınız en sondaki paragraf benim yorumumdur bir makaleyi , araştırmayı vs... paylaşırken bile çenemi tutamıyorum ama benimle aynı fikirleri paylaşan değerli insanları görünce de iyi ki tutmuyorum diyorum
Araştırmayı okuma inceliğini gösterdiğiniz için teşekkürler
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 20-09-2007, 23:02
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Bence ikisi "bir arada" en iyi çözüm

Bence iyi ki çenenizi tutamamışsınız. Ben yorumunuzu da beğendim. Şımartıyorum ki devam edin. Gayet önemli, ciddi bir konuydu. Devam!! bence
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
din, depresyon, intihar


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kurt Cobain İntihar Mektubu patis Müzikal Enfeksiyon 5 03-07-2008 09:27
Kurt Cobain Dosyası; İntihar mı, yoksa cinayet mi? Mental Müzikal Enfeksiyon 5 22-09-2007 13:43
Harfler İntihar Etti... patis Hayata Dair.. 0 30-05-2007 15:19


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:37 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org