|
|
Sosyopatın Normalinsan MaskesiSosyoloji & Psikoloji içerisinde Sosyopatın Normalinsan Maskesi konusu: Sosyopatın Normalinsan Maskesi
Dün Hülya Avşar'la Fatih Altaylı'nın sosyopatolojisindeki benzerliklerden söz etmiştim. Daha önceki birkaç yazımda da Gülben Ergen'le Ertuğrul Özkök'ün kompozisyon ödevlerinin yakınlığından, yazı tonlarından ilginç ve zımni benzerlikler ...

01-08-2007, 19:56
|
|
...Dengesiz...
|
|
Üyelik Tarihi: 01-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 25
Mesajlar: 2,226
|
|
Sosyopatın Normalinsan Maskesi
Sosyopatın Normalinsan Maskesi
Dün Hülya Avşar'la Fatih Altaylı'nın sosyopatolojisindeki benzerliklerden söz etmiştim. Daha önceki birkaç yazımda da Gülben Ergen'le Ertuğrul Özkök'ün kompozisyon ödevlerinin yakınlığından, yazı tonlarından ilginç ve zımni benzerlikler taşıyan örnekler vermiştim, hatırlarsınız.
Yani sosyopat, pek çok model, şekil, desen ve kılıkta karşımıza çıkar. Postmodern topluma damgasını vurmuştur, yaygındır ve tehlikeli bir biçimde daha da artmaktadır toplumlardaki sosyopat oranı. Pek yakın bir gelecekte sosyopatlığın 'norm' halini alacağına dair, ciddi bir korkuyla yaşayan yazar, BU daha ziyade 'teknik' yazıyı kaleme almaktadır.
Diyelim seri katiller, sosyopatlar arasından çıkıyor. Zira seri katil olabilmek için yaptığın işte (nedenli ya da nedensizce insan öldürmek) 'başarılı' olman, bu 'işi' hatırı sayılır bir süre devam ettirebilmen gerekiyor ki, SERİ tanımını hak edebilesin.
Ne denli vahim rahatsızlıkların/kâbusların/yaraların pençesinde kıvranıyor olsa da Sosyopat, PSİKOZ sınırını bütünüyle ihlal etmez. Yani 'psikotik' değil; 'nevrotik'tir görünürde/algılanırda. NEVROZ'un sınırları içinde soluk alıp vermektedir. Çok kaba bir tanımla: Psikoz Sınırı'nın ötesinde kişinin gerçeklikle bağları tamamen kopmakta; halüsinasyonlar (varsanı), delüzyonlar (sanrılar) devreye girmektedir.
Oysa arada (çizgileri pek de o kadar keskin olamayan) bir sınır olduğunu varsayarsak Sınır Vakaları'ndan oluşan Sosyopat, sınırın öbür tarafına geçip dolaşıp dolanıp sonra NEVROZ'un topraklarında başarıyla GİBİ YAPABİLMEKTEDİR.
Bu konuda yazılmış 1 kitaptan 'The Mask of Sainty'den ('Akılsağlığı Maskesi'. Yazan: Hervey Cleckley) fevkalâde açıklayıcı olduğuna inandığım alıntılarla devam ediyorum:
"Akıl sağlığı olmayan kişilerin akıl yürütme mekanizmasında, az ya da çok bariz olan bir başkalaşma ya da gösterilebilir bir kişilik özelliği söz konusudur. Oysa sosyopatta, bu görülmez. Gözlemleyici, ikna edici bir AKILSAĞLIĞI MASKESİ ile yüz yüze kalır. Bu maskenin tüm dış özellikleri yerli yerindedir, bozulamaz ya da nüfuz edilemez."
"Burada, katti surette, TAM BİR İNSANLA uğraşmıyoruz; öyle bir şeyle uğraşıyoruz ki, çok incelikle imal edilmiş bir tepki makinesi diyebiliriz, insan karakterini başarıyla taklit edebilen bir refleks makinesi."
"Ama sonunda anlarız ya da anladığımızı hissederiz ki, GERÇEKLİK, hayatı bütünüyle, sağlıklı olarak hissetme hali, sosyopat için söz konusu değildir."
Araya giriyorum: Sosyopat GERÇEK ANLAMDA üzülmez, sevinmez, duygulanmaz, vicdan azabı çekmez. Gerçek insanların duygularını gözlemlediği kadarıyla, taklit eder. Ancak taklit etme esnasında o denli başarılıdır, kendini Gibi Yapma Seli'ne öylesine büyük bir azimle kaptırır ki; 1 de bakarsınız; ennn çok Sosyopat duygulanmış, en çok gözyaşını o döküyor, (elinde viski kadehi, işinden ayrılırken yaptığı gibi) en vicdanlı/şerefli/dürüst de O zaten. Durum neyi gerektiriyorsa O yani. Çabucak ve maharetle. 'Ruh Çabukluğu' diyebiliriz. Rahatça.
2 teyze çocuğu sosyopatın yalan/dolan/sahtekârlık ve cinayetler silsilesini anlattığı 'Bitter Blood' (Acı Kan) adlı kitabında Jerry Bledsoe şöyle yazar: "Bazen, dünyada tabiatları gereği kötü insanlar olduğunu düşünüyorum. Azıcık 'autism' sahibi gibiler: dünyanın gerisi umurlarında değil. O zihniyeti hiçbir zaman anlayamayacağım."
Scott Peck'in 'People Who Lie' (Yalan Söyleyen İnsanlar) kitabında ise, kötü insanın tarifi, "İçine bakmayı reddeden insan" olarak veriliyor. "Gözündeki boşluğu görmeyen, kendi (hakiki) analizini yapmayı reddeden ve daima BAŞKALARINI, YERLERİ ve ŞEYLERİ KENDİ DİLEMMALARI İÇİN GÜNAH KEÇİLEŞTİREN KİŞİ." Evet! Peck'in Yalan Söyleyen İnsan tanımı da, bu.
Sosyopatlığın en uç noktasında dolanan (sınırları ihlal edip geri çekilerek) Seri Katiller, bize bu yaygın ve tehlikeli biçimde yaygınlaşan hastalık konusunda en mühim ipuçlarını da sunuyorlar.
'True crime' janrının kraliçesi olan Ann Rule, 1 klasik sayılan (Amerikalı kült seri katil) Ted Bundy üstüne yazdığı 'The Stranger Beside Me'de (Yakınımdaki Yabancı) şöyle diyor: "Sapık olarak algılanmak istemiyordu. O denli kusurluydu ki; insan, zihnini kısmi de olsa nasıl bir arada tutabildiğini merak ediyordu. Kesinlikle bir canavar olarak görülmek istemiyordu. Dinlediğim onca sosyopat gibi, Ted de sıklıkla KLİŞELERLE konuşurdu. Onlardan kaçınırken bile."
"KLİŞE SOSYOPATA asılacak bir şey temin ediyor- üstünden iletişim kurabileceği sözel bir çapa, NORMAL İNSANLARIN dilinden konuşma imkânı."
Şimdi Türkiye'de mütemadiyen klişelerle konuşanları/yazanları düşünün. GİBİ YAPMALARI için klişelerin önemini. Hatta deyimlerin, atasözlerinin (benim takık olduğum 1 alan) fıkraların önemlerini.
Ben artık her olan bitenle ilgili repertuvarlarından birer fıkra dayayanların da, sosyopatik bir eğilim yansıttığı görüşündeyim.
Hakiki bir duygusu yok, düşüncesi yok, görüşü yok; dağarcığında ama hemen herrr konuyla alâkalı bir 'fıkrası' var. Çıkarttığı gibi heybesinden dayıyor önüne. Türkiye Cumhuriyeti'nde on yıllarca köşecilere 'fıkra yazarı' denirken çok daha objektif ve yerli yerinde bir tanım mı kullanılmaktaydı acaba?
İkide birde ağlayan İbo Şov'u düşünün. "Bizim oralarda bir söz vardır" diyerek, kendi (olmayan) sözleri yerine ORALARDAN/BURALARDAN duygu ve düşünce ikame ederek; duyguları/düşünceleri varmış GİBİ yapışını, düşünün.
Kendine gidip 20'li yaşlarda yeni 1 BoyToy almaktan imtina edemeyen Bülent Ersoy'un, aynaya baktığında, bizim gördüklerimizi değil, NE GÖRDÜĞÜNÜ, nasıl bir 'Ayna ayna! Söyle bana!' gerçeklikten kopuş halinden cüret alarak, yeni 'nişanlanma' olayına girişebildiğini filan..
Deniz Baykal'ı düşünün. Defne sabunuyla yıkanmış üfür üfül saçları botokslu yüzüne düşerken, habire 'ııııı' 'ıııııı'layarak hiçbir şey söylemeden uzun uzun konuşurken, sizde uyandırdığı intibaları düşünün.
Liste uzun, alıntıları İngilizce'den biraz tıkız/nakız çevirmiş olabilirim. Ama sözler canalıcı. Üşenmedim, etmedim ilettim işte.
Pazarpazar bu mevzuu ve 'içinizdeki' sosyopatı düşünün. Baş vermiş ise; hayatla, başarıcanlarla baş edebilmeniz için, koparın kellesini.
'Sosyopatlara geçit yok!' İçimizde bile. (Slogan, bu.)
Perihan Mağden
|

08-10-2007, 18:46
|
|
|
Sosyopat mılar?
Alıntı:
detays´isimli arızadan alıntı
Sosyopatın Normalinsan Maskesi
Dün Hülya Avşar'la Fatih Altaylı'nın sosyopatolojisindeki benzerliklerden söz etmiştim. Daha önceki birkaç yazımda da Gülben Ergen'le Ertuğrul Özkök'ün kompozisyon ödevlerinin yakınlığından, yazı tonlarından ilginç ve zımni benzerlikler taşıyan örnekler vermiştim, hatırlarsınız.
Yani sosyopat, pek çok model, şekil, desen ve kılıkta karşımıza çıkar. Postmodern topluma damgasını vurmuştur, yaygındır ve tehlikeli bir biçimde daha da artmaktadır toplumlardaki sosyopat oranı. Pek yakın bir gelecekte sosyopatlığın 'norm' halini alacağına dair, ciddi bir korkuyla yaşayan yazar, BU daha ziyade 'teknik' yazıyı kaleme almaktadır.
Diyelim seri katiller, sosyopatlar arasından çıkıyor. Zira seri katil olabilmek için yaptığın işte (nedenli ya da nedensizce insan öldürmek) 'başarılı' olman, bu 'işi' hatırı sayılır bir süre devam ettirebilmen gerekiyor ki, SERİ tanımını hak edebilesin.
Ne denli vahim rahatsızlıkların/kâbusların/yaraların pençesinde kıvranıyor olsa da Sosyopat, PSİKOZ sınırını bütünüyle ihlal etmez. Yani 'psikotik' değil; 'nevrotik'tir görünürde/algılanırda. NEVROZ'un sınırları içinde soluk alıp vermektedir. Çok kaba bir tanımla: Psikoz Sınırı'nın ötesinde kişinin gerçeklikle bağları tamamen kopmakta; halüsinasyonlar (varsanı), delüzyonlar (sanrılar) devreye girmektedir.
Oysa arada (çizgileri pek de o kadar keskin olamayan) bir sınır olduğunu varsayarsak Sınır Vakaları'ndan oluşan Sosyopat, sınırın öbür tarafına geçip dolaşıp dolanıp sonra NEVROZ'un topraklarında başarıyla GİBİ YAPABİLMEKTEDİR.
Bu konuda yazılmış 1 kitaptan 'The Mask of Sainty'den ('Akılsağlığı Maskesi'. Yazan: Hervey Cleckley) fevkalâde açıklayıcı olduğuna inandığım alıntılarla devam ediyorum:
"Akıl sağlığı olmayan kişilerin akıl yürütme mekanizmasında, az ya da çok bariz olan bir başkalaşma ya da gösterilebilir bir kişilik özelliği söz konusudur. Oysa sosyopatta, bu görülmez. Gözlemleyici, ikna edici bir AKILSAĞLIĞI MASKESİ ile yüz yüze kalır. Bu maskenin tüm dış özellikleri yerli yerindedir, bozulamaz ya da nüfuz edilemez."
"Burada, katti surette, TAM BİR İNSANLA uğraşmıyoruz; öyle bir şeyle uğraşıyoruz ki, çok incelikle imal edilmiş bir tepki makinesi diyebiliriz, insan karakterini başarıyla taklit edebilen bir refleks makinesi."
"Ama sonunda anlarız ya da anladığımızı hissederiz ki, GERÇEKLİK, hayatı bütünüyle, sağlıklı olarak hissetme hali, sosyopat için söz konusu değildir."
Araya giriyorum: Sosyopat GERÇEK ANLAMDA üzülmez, sevinmez, duygulanmaz, vicdan azabı çekmez. Gerçek insanların duygularını gözlemlediği kadarıyla, taklit eder. Ancak taklit etme esnasında o denli başarılıdır, kendini Gibi Yapma Seli'ne öylesine büyük bir azimle kaptırır ki; 1 de bakarsınız; ennn çok Sosyopat duygulanmış, en çok gözyaşını o döküyor, (elinde viski kadehi, işinden ayrılırken yaptığı gibi) en vicdanlı/şerefli/dürüst de O zaten. Durum neyi gerektiriyorsa O yani. Çabucak ve maharetle. 'Ruh Çabukluğu' diyebiliriz. Rahatça.
2 teyze çocuğu sosyopatın yalan/dolan/sahtekârlık ve cinayetler silsilesini anlattığı 'Bitter Blood' (Acı Kan) adlı kitabında Jerry Bledsoe şöyle yazar: "Bazen, dünyada tabiatları gereği kötü insanlar olduğunu düşünüyorum. Azıcık 'autism' sahibi gibiler: dünyanın gerisi umurlarında değil. O zihniyeti hiçbir zaman anlayamayacağım."
Scott Peck'in 'People Who Lie' (Yalan Söyleyen İnsanlar) kitabında ise, kötü insanın tarifi, "İçine bakmayı reddeden insan" olarak veriliyor. "Gözündeki boşluğu görmeyen, kendi (hakiki) analizini yapmayı reddeden ve daima BAŞKALARINI, YERLERİ ve ŞEYLERİ KENDİ DİLEMMALARI İÇİN GÜNAH KEÇİLEŞTİREN KİŞİ." Evet! Peck'in Yalan Söyleyen İnsan tanımı da, bu.
Sosyopatlığın en uç noktasında dolanan (sınırları ihlal edip geri çekilerek) Seri Katiller, bize bu yaygın ve tehlikeli biçimde yaygınlaşan hastalık konusunda en mühim ipuçlarını da sunuyorlar.
'True crime' janrının kraliçesi olan Ann Rule, 1 klasik sayılan (Amerikalı kült seri katil) Ted Bundy üstüne yazdığı 'The Stranger Beside Me'de (Yakınımdaki Yabancı) şöyle diyor: "Sapık olarak algılanmak istemiyordu. O denli kusurluydu ki; insan, zihnini kısmi de olsa nasıl bir arada tutabildiğini merak ediyordu. Kesinlikle bir canavar olarak görülmek istemiyordu. Dinlediğim onca sosyopat gibi, Ted de sıklıkla KLİŞELERLE konuşurdu. Onlardan kaçınırken bile."
"KLİŞE SOSYOPATA asılacak bir şey temin ediyor- üstünden iletişim kurabileceği sözel bir çapa, NORMAL İNSANLARIN dilinden konuşma imkânı."
Şimdi Türkiye'de mütemadiyen klişelerle konuşanları/yazanları düşünün. GİBİ YAPMALARI için klişelerin önemini. Hatta deyimlerin, atasözlerinin (benim takık olduğum 1 alan) fıkraların önemlerini.
Ben artık her olan bitenle ilgili repertuvarlarından birer fıkra dayayanların da, sosyopatik bir eğilim yansıttığı görüşündeyim.
Hakiki bir duygusu yok, düşüncesi yok, görüşü yok; dağarcığında ama hemen herrr konuyla alâkalı bir 'fıkrası' var. Çıkarttığı gibi heybesinden dayıyor önüne. Türkiye Cumhuriyeti'nde on yıllarca köşecilere 'fıkra yazarı' denirken çok daha objektif ve yerli yerinde bir tanım mı kullanılmaktaydı acaba?
İkide birde ağlayan İbo Şov'u düşünün. "Bizim oralarda bir söz vardır" diyerek, kendi (olmayan) sözleri yerine ORALARDAN/BURALARDAN duygu ve düşünce ikame ederek; duyguları/düşünceleri varmış GİBİ yapışını, düşünün.
Kendine gidip 20'li yaşlarda yeni 1 BoyToy almaktan imtina edemeyen Bülent Ersoy'un, aynaya baktığında, bizim gördüklerimizi değil, NE GÖRDÜĞÜNÜ, nasıl bir 'Ayna ayna! Söyle bana!' gerçeklikten kopuş halinden cüret alarak, yeni 'nişanlanma' olayına girişebildiğini filan..
Deniz Baykal'ı düşünün. Defne sabunuyla yıkanmış üfür üfül saçları botokslu yüzüne düşerken, habire 'ııııı' 'ıııııı'layarak hiçbir şey söylemeden uzun uzun konuşurken, sizde uyandırdığı intibaları düşünün.
Liste uzun, alıntıları İngilizce'den biraz tıkız/nakız çevirmiş olabilirim. Ama sözler canalıcı. Üşenmedim, etmedim ilettim işte.
Pazarpazar bu mevzuu ve 'içinizdeki' sosyopatı düşünün. Baş vermiş ise; hayatla, başarıcanlarla baş edebilmeniz için, koparın kellesini.
'Sosyopatlara geçit yok!' İçimizde bile. (Slogan, bu.)
Perihan Mağden
|
Yani sosyopat, pek çok model, şekil, desen ve kılıkta karşımıza çıkar.
Evet, çünkü bu ciddi bir rahatsızlıktır bence ve tek bir kategori altına toplanamaması gerekir -şeklinde değiştireyim Mağden'in yazısından bu alıntıyı.
Diyelim seri katiller, sosyopatlar arasından çıkıyor. Zira seri katil olabilmek için yaptığın işte (nedenli ya da nedensizce insan öldürmek) 'başarılı' olman, bu 'işi' hatırı sayılır bir süre devam ettirebilmen gerekiyor ki, SERİ tanımını hak edebilesin.
Ne denli vahim rahatsızlıkların/kâbusların/yaraların pençesinde kıvranıyor olsa da Sosyopat, PSİKOZ sınırını bütünüyle ihlal etmez. Yani 'psikotik' değil; 'nevrotik'tir görünürde/algılanırda. NEVROZ'un sınırları içinde soluk alıp vermektedir. Çok kaba bir tanımla: Psikoz Sınırı'nın ötesinde kişinin gerçeklikle bağları tamamen kopmakta; halüsinasyonlar (varsanı), delüzyonlar (sanrılar) devreye girmektedir.
Evet, korkunç tehlikeli bu tipler, sosyopat kategorisi altında toplanabilir; ama bu yazıda şu unutulmuş: sosyopatlar düzenli bir yaşam, bir çevreye uyum, iyi dostluk-aşk ilişkilerinde zorlanırlar. Benim bu bilgime göre de Albert Fish ve Ted Bundy gibi seri katiller sosyopat terimi altında incelenemezler. "Akıl sağlığı olmayan kişilerin akıl yürütme mekanizmasında, az ya da çok bariz olan bir başkalaşma ya da gösterilebilir bir kişilik özelliği söz konusudur. Oysa sosyopatta, bu görülmez. Gözlemleyici, ikna edici bir AKILSAĞLIĞI MASKESİ ile yüz yüze kalır. Bu maskenin tüm dış özellikleri yerli yerindedir, bozulamaz ya da nüfuz edilemez."
"Burada, katti surette, TAM BİR İNSANLA uğraşmıyoruz; öyle bir şeyle uğraşıyoruz ki, çok incelikle imal edilmiş bir tepki makinesi diyebiliriz, insan karakterini başarıyla taklit edebilen bir refleks makinesi." İşte bu karakter Hülya Avşar'a veya Fatih Altaylı'ya ne kadar uyar, bilmiyorum. Bu daha çok benim bildiğim yakalanırsa cezaevine girip çıkan, bir türlü bir yerde çalışmak istemeyen, aslında bunu yapamayacağı için (hasta olduğu) için istemeyen, aile kuramayacağı için (dikkat edin, seçimi bu olduğu için değil) aile yaşamı kurmayan -daima tepkili; örneğin, üzerine çakı, bıçak alarak yaşayan; sürekli insanların ahlaki yetersizliğine gönderme yapıp kendi 'yüksek' ahlakıyla onları yenmeye, kendince cezalandırmaya çalışan, ancak kendi gibilerle sosyalleşebilen, kalıcı sosyal ilişkiler yaşayabilen, görünürde çoğu kez sağlıklı bulunabilecek tipler. Ama Hülya Avşar'da ve Fatih Altaylı'da var mı? Eh, vardır yani. Biri ayrıntılı olarak bir hastalığı tarif etsin, herkes kendinde bir yakınlık bulur yani.
Buralarda sayılan insanlarda ne var bence, buna değinmek istiyorum. Bende Adler'in "sosyal ilgi" yetersizliği var. Ve bu vahim bir durumdur, kendileri için de: İnsanları, farklı kültürleri, düşünüşleri, bir toplumsal olayın kendi-özgül nedenlerini... anlamak, kavramak istemezler mi? Mutlaka isterler ama bu bir tür hastalık durumunu alır (Yani kişi kendinde bir yan bulur, az bir şey farkındalığıyla: Bu yan onun en basit bilgilere, fikirlere erişmesine direnç gösterir. Bu direnç hem çok üzer onu, hem sarılır bir daha bir daha direncine. Hayatın içinde, hayatın pek çok alanında çevreye uyum sağlayamaz çok istese de; komik duruma düştüğünü düşünür ve çoğu kez komik duruma da düşer/ Durumu kendini yiyip bitirir, ama durumuna uyarak yaşar, düzelemez de).
Bu kişiler bana sosyopat hakkında bildiklerimi değil de, sosyal ilgi ve onun eksikliği hakkındaki bildiklerimi çağrıştırdı daha çok. Şunu da ekleyeyim, yorum herkes yapar, yapmalıdır da. Ama teşhis falan da değildir bu, en çok tespittir. O bizi çok aşar, ötemizdedir; tümüyle değilse de çok kez akademik bir disiplinin kendine özgü bilgisini, hatta uzmanlığını gerektirir.
|

10-01-2008, 12:28
|
 |
kızıl arıza Багэр
|
|
Üyelik Tarihi: 05-12-2007
Nerden: stenbol
Yaş: 34
Mesajlar: 758
|
|
|
ne istiyorsunuz benden anlamadımki : ((
imza dediğin nedir ki?...solumayı bilmiyosak yaşamı,iz bırakmaya değermi?....Кызыл Багэр
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:43 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|