|
|
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!
Ingeborg Bachmann...Şiirler içerisinde Ingeborg Bachmann... konusu: Curriculum Vitae…
Uzundur gece,
Uzundur ölemeyen
Adam için, uzun süre
Yalpa vurur çıplak bakışları
Sokak lambalarının altında
İçkili soluğuyla körleşen gözleri
Ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
Kokuları uyuşturmaz her zaman
...

29-02-2008, 23:19
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Curriculum Vitae…
Uzundur gece,
Uzundur ölemeyen
Adam için, uzun süre
Yalpa vurur çıplak bakışları
Sokak lambalarının altında
İçkili soluğuyla körleşen gözleri
Ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
Kokuları uyuşturmaz her zaman
Tanrım uzundur gece…
Beyazlaşmıyor saçlarım,
Çünkü ben makinelerin rahminden çıktım
Sürünerek çam katranı pembe bir çizgi
Çekmiş alnıma ve saç örgüsüne
Saçlarda kar beyazı boğulmuş.
Ama ben, büyük reis
Yürüdüm on çarpı yüzbin ruhluk kent boyunca
Ve ayaklarım on çarpı yüzbin soğumuş
Barış çubuğunun sarktığı
Deri kaplı gökyüzün altında
Kırkayaklar gibi kaynaşan ruhlara bastı.
Çoğu kez meleklerin huzurunu istedim kendime
Bir de dostlarımın çaresiz çığlıklarıyla
Dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış
Herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim
Kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
Uçularak varıldı
Kare köklerinin gizini saklayan gecelere
Şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde
Kurt sütü verin bana
Ve gırtlağıma benden öncekilerin kahkahalarını akıtın
Eğer sayfaların üstünde uyuyakalırsam
Ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
Düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
Saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
Erkeklerinin geleceğini
Pek etkileyiciydi gördükleri
Her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş
Ama bahçede, duanın ardından
Yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde
Aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle benim kederli babacığım,
Neden susmuştunuz o zamanlar,
Düşünmeyi sürdürecek yerde?..
Gecelerden birinde, yitip gittiğinde insan
Ateş etmeyen bir topun yanında
Ve ateş fıskiyelerinin ortasında
Kahredesiye uzundur gece;
Sarılık olmuş ayın atığının
Safra rengi bir ışığın altında
İktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
Fırtına gibi geçip gitti (engellemediğim) kızak
İçinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte
Uyuduğumdan değil :
Uyanıktım aslında
Buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu
Eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
Ve bacaklarıma
Güneşin kalıntılarının yardımıyla
Yıkıntıları aklaştırdım
Kutladım büyük bayramları
Ve ancak müjdelendikten sonra
Ekmeği ikiye ayırdım
Büyük izler bırakan bir zamanda
Çabuk gitmelidir insan
Bir ışıktan ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına
Gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte
Odak noktası alınan ise, gece alabildiğine açık
Dağlardan göller,
Göllerin içinde dağlar görünür
Ve bulutların arasında çalar
Birinin dünyasının çanları
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
Bana yasaklanmıştır…
Bir Cuma günü oldu
Oruçluydum yaşamım adına
Havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
Ve kılçıklar saplanmıştı damağıma
O sırada bir yüzük çıkardım
Açılan balığın içinden
Doğumumda gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim…
Ah!.. Keşke korkmasaydım ölümden!..
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım)
Dikenler olmasaydı yüreğimde
(güneşi vurabilseydim)
Olmasaydı ağzımda bu susamışlık
(vahşi suları içmeseydim)
Açmasaydım kirpiklerimi
(sicimi görmeseydim)
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?..
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
Çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
Çoktan yatardım
Gecenin olmamı istediği yerde
Daha kabartmadan burun deliklerini
Ve ayağını kaldırmadan
Yeni darbeler için, hep peşinde
Yeni darbelerin
Hep gece.
Ve gün, hiç yok…
|

01-03-2008, 01:36
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: Okyanus
Mesajlar: 114
|
|
|
Sorarım anneme akşamları
çan seslerinin ardından gizlice
günleri nasıl yorumlamalıyım
ve nasıl geceye hazırlanayım diye.
Derinlerde yatan tutkum hep
anlatmaktır olduğu gibi her şeyi
çevvremde dolanan onca ezgiyi
seçmektir akorların içinden.
Birlikte kulak veririz hafiften:
Annem yine düşlemektedir beni,
bulur, eski şarkılardaki gibi
ruhumdaki majörlerle minörleri.
(Çeviren: Ahmet Cemal)
Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran
artık hiçbir yerde kaydım yok
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde
sayı fazlasıyım altın kentlerde
ve yeşeren taşra yörelerinde
Vazgeçilmişim çoktan
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım
Yalnızca rüzgarla ve zamanla ve sesle
ben insanlar arasında yaşayamayan
Ben Almanca diliyle
çevremde kendime mesken
edindiğim bu bulutla
bütün dillerde sürüklenmekteyim.
Nasıl da kararıyor bulut
yağmurun tonları da koyulaşmakta
çok azı yağıyor
O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor
(Çeviren: Ahmet Cemal)
Rondo- sevgi bazen yok olur
sönüşünde gözlerin,
ve sönmüş gözlerine
bakarız sevginin.
Dokunur kirpiklerimize duman,
kraterden yükselen soğuk;
sadece bir defa tuttu
nefesini, korkunç boşluk.
Ölü gözleri
gördük ve unutmadık asla.
Sevgidir en uzun süren
ve tanımaz bizi bir daha.
(Çeviren: Ahmet Cemal)
Git, ey düşünce, uçmaya yetecek kadar açık bir sözcük
kanatların ise, seni havalandırıp götürebiliyorsa eğer,
hafif madenlerin sallandıkları,
yeni bir aklın müjdesiyle
havanın keskinleştiği,
kendine özgü silahların
konuştuğu yere.
Orada savun bizi!
Bir ağacı sürükledikten sonra batıyor dalga.
Ateş, önce kendine çekmişken, bırakıyor seni.
İnanç, yalnızca bir dağı yerinden oynatabildi.
ne varsa bırakıp git, ey düşünce!
acılarımızdan başka bir şey olmasın hamurunda.
Bütünüyle tercüman ol bize!
(Çeviren: Ahmet Cemal)
|

01-03-2008, 01:39
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: Okyanus
Mesajlar: 114
|
|
|
Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten
nicedir katılaşmış yüreklerimizle.
Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele,
sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış
inlemeleri duyup yakınamayacak kadar.
Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde.
Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış.
Yalnız arada bilenlere rastlanırmış:
Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye.
Duyuyoruz. Paydos artık ağırdan yürümeye.
İşin sonu da kalmayacak yoksa.
Ve çeviriyoruz gözlerimizi Tanrıya:
Alın terimizin karşılığıdır ayrılık!
(Çeviren: Ahmet Cemal)
Çok anlamlı olabilirdi: tükenmekteyiz,
gitmek zorundayız, çağrılmadan geliriz.
Ama konuşmak ve anlaşamamak,
ve bir an bile kavuşamayan ellerimiz,
yıkmakta bunca şeyi: kalıcı değiliz.
İlk adımlarımızı korkutur yabancı işaretler,
bir çarpı işareti parçalar bakışmaları,
istenen, yalnızlıklarda eriyip gitmemiz.
(Çeviren: Ahmet Cemal
Hans Werner Henzeye, Ariosi dönemi için -
Hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle.
bir daha ilkbahar olmayacak.
Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin.
Ama yaz, ve hani derler ya,
"yazdan kalma" diye, onlar da olmayacak-
artık hiçbir şey gelmeyecek.
asla ağlamamalısın,
dir bir şarkı.
Onun dışında
bir şey
diyen
kimse yok.
(Çeviren: Ahmet Cemal)
|

01-03-2008, 01:41
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 25-09-2007
Nerden: Okyanus
Mesajlar: 114
|
|
|
Kayın ağaçlarıyla uyanıyorum bugünlerde
ve buzdan bir aynanın önünde,
alnıma dökülmüş buğday saçları tarıyorum.
Soluğumla karışarak
köpürüyor süt.
erken saatte kolay köpürüyor.
Ve nede camı buğulatsam,
yine senin bir çocuk parmağıyla resmedilmiş
adın çıkıyor: Masumiyet.
onca uzun zamanın ardından.
Bugünlerde acı vermiyor
unutabilmem
ve anımsamak zorunda kalmam.
Seviyorum. Beyazbir kor gibi tutuşarak
seviyorum ve teşekkür ediyorum İngiliz selamlarıyla.
Bunu yapmayı uçarken öğrendim.
Bugünlerde martıları düşünüyorum,
onlara bir aşağı,
bir yukarı kanat açarak,
bembeyaz bir ülkeye uçtum.
Ufukta benim efsane kıtamın,
oralarda beni, üstümde
bir kefenle terk etmiş
kıtamın görkemli çöküşünü
algılıyorum.
Ben yaşıyorum,
uzaklardan onun kuğu şarkılarını dinliyorum!
(Çeviren: Ahmet Cemal)
|

01-03-2008, 16:02
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Akıntı...
Bunca yaşamda ve ölüme bunca yakın,
O yüzden hesaplaşamıyorum kimseyle,
Koparıp alıyorum yeryüzünden kendi payımı
Saplıyorum yeşil hanceri yüreğinin ortasına
Atlas Okyanusun, kendi sularımda boğuluyorum.
Tarçın kokusu yükseliyor çatılardaki kuşlarla!..
Katilim olan zamanla yalnız başımayım
Esriklere ve maviliklere sığınıyoruz birlikte.
|

01-03-2008, 16:12
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Siz Kelimeler...
Şair dost Nelly Sachs için saygıyla.
Siz kelimeler,
Kalkın izleyin beni!..
Biz ileri giderken
Çok gitmiş olsak bile
Daha vardır gidilecek yer
Çünkü yol varmaz bir sona.
Aydınlanmaz.
Kelime,
Nasılsa yalnız başka kelimeleri çağıracaktır.
Cümle de cümleyi.
Böylece dünya,
Kesin bir tutumla zorlar,
İster ki artık söylenmiş olsun.
Söylemeyin...
Kelimeler, beni izleyin
İzleyin ki, son bulmasın
Ne bu kelime tutkusu
Ne de çelişkilerin yanıtları!..
Şimdi bir süre
Konuşturmayın hiçbir duyguyu
Bırakın kalbin adalesi
Biraz farklı çalışsın
Bırakın diyorum, bırakın...
En yüce kulaklara bile diyorum
Bir şey fısıldanmasın
Ölüm için bulma söyleyecek bir şey
Bırak ve izle beni
Ne tatlı ama ne de acı
Avutmasız
Ama umarsız da olmayan
Ne belirleyici
Ne de belirtilerden yoksun...
Yalnızca şu olmasın :
Toz, toprak içinde imgeler, hece döküntüleri
Tek kelime söylemeler...
Tek kelime söylemeyin,
Siz kelimeler!...
|

03-03-2008, 13:55
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Söylev ve Son Söylev...
Bizim ağzımızdan çıkmasın
Ejder tohumu eken söz.
Hava bunaltıcı,
Doğru ışık ise
Bayat ve buruk bir köpük,
Ve bataklığın üzerinde
Kara bir sivrisinek ordusu.
Baldıran, sever çanaklanmayı
Bir kedi postu yayılmış,
Yılan tıslamakta üstünde,
Akrep ise dansına başlamış.
Kulağımıza ulaşmasın
Yabancı bir suçun söylentisi
Birikintinin kaynağı bataklıkta
Sen ey söz!... Boğulmalısın!...
Ey söz, ol yanımızda
Sevecen bir sabırla
Ve sabırsızlıkla.
Sonu gelmeli
Bütün bu ekilenlerin.
Hayvan sesini taklit eden, hayvanın üstesinden gelemez.
Bütün aşkları yitirmiş olur, yatağının sırlarını açan.
Sözün piçi, bir budalayı kurban etmek için mizaha hizmet eder.
Kim istiyor senden, bu yabancı için bir yargıya varmanı?..
Ve istenmeden yaparsan eğer bunu, o zaman her gece
Ayaklarında onun yaralarıyla dolaş git!..
Bir daha gelme…
Ey söz, bizden ol
Özgür, açık ve güzel
Elbet bir sonu gelmeli
Hesapçılığın.
(Yengeç geri çekiliyor
Köstebek aşırı uzun uyuyor,
Yumuşak su, taşları geren
Kireci çözüyor.)
Gel, sesten ve soluktan oluşma nimet,
Güçlü kıl bu ağzı
Zayıflığı bizi korkuttuğunda
Ve engellediğinde.
Gel ve sakın yenilme
Biz bunca kötülüklerle savaşırken
Ejder kanının münafığı korumasındansa
Bu el kendini ateşe tutar.
Gel sözüm, kurtar beni…
|

03-03-2008, 13:56
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Nasıl Adlandırmalıyım Kendimi?…
Ağaçtım bir zamanlar, yerimden ayrılamazdım,
Sonra bir kuş olup, kanat çırptım özgürlüğe
Bir hendekte bulunduğumda, bağlanmış her yanım
Kirli bir yumurta çatlayıp saldı beni enginlere.
Nelere dayanmıştım, unuttum epeydir
Nereden geldiğimi ve gittiğim yeri
Eski efendilerim acaba hangi bedenlerdir
Sert bir diken ya da kaçan bir ceylan belki.
İsfendiyar dallarının dostuyum şimdi
Oysa yarın bir günahı paylaşabilirim gövdeyle
Ne zaman başlamıştı suçluların valsi
Beni yüzdüren, bir tohumdan ötekine?..
Oysa hala bir şarkı sanki içimde, başlamak
-ya da tükenmek- ve kaçışımı engellemekte
İstediğim bu günahın okuna hedef olmamak
Saklanmışçasına vahşi ördeklerde ve kum tanelerinde
Belki tanıyabilirim günün birinde suretimi
Bir güvercinde, yuvarlanan bir taşta…
Bir kelime eksik!.. Nasıl adlandırmalıyım kendimi,
Mecbur kalmadan bir başka dile sığınmaya…
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:20 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|