|
|
Ingeborg Bachmann...Şiirler içerisinde Ingeborg Bachmann... konusu: Alacakaranlıkta...
Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe,
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
...

26-02-2008, 12:17
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
Ingeborg Bachmann...
Alacakaranlıkta...
Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe,
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem de
yaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlığı kadar.
Yine kurşun dökmekte göz yaşlarının kazanında,
sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-
bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.
Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.
Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,
ve kimin sözünü unuttuğu. Sense
ne bilirsin, ne de istersin tanımayı,
kenardan içersin, serindir diye
ve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,
üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!
Bana gelince, bilincindeyim yaşadığım
aşk ânının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,
yine o eski kurşuna dönüşürken. Duran
benim merminin ardında, hayal gibi,
yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,
ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.
Ingeborg BACHMANN
Çeviren: Ahmet CEMAL
Konu Ebruli tarafından (26-02-2008 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir..
|

26-02-2008, 12:18
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Sürgün...
Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran
artık hiçbir yerde kaydım yok
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde
sayı fazlasıyım altın kentlerde
ve yeşeren taşra yörelerinde.
Vazgeçilmişim çoktan
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım.
Yalnızca rüzgârla ve zamanla ve sesle
ben insanlar arasında yaşayamayan
Ben Almanca diliyle
çevremde kendime mesken
edindiğim bu bulutla
bütün dillerde sürüklenmekteyim.
Nasıl da kararıyor bulut
yağmurun tonları da koyulaşmakta
çok azı yağıyor
O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor.
Ingeborg BACHMANN
Çeviren: Ahmet CEMAL
|

26-02-2008, 12:22
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Karanlık Şeyler Söylüyorum...
Orpheus gibi ölümü çalışıyorum
hayatın tellerinde
yeryüzünün güzelliğine karşı
ve göğü yöneten gözlerine
yalnızca karanlık şeylerdir söyleyebildiğim.
Unutma, o sabah
henüz ıslakken çiğden yattığın yer
ve karanfil uyurken yüreğinin üstünde
sen de birdenbire görmüştün
kara ırmağı
yanı başında akıp giden.
Suskunun telleri gerilmiş
kan dalgaları üstüne,
inleyen yüreğini kavradım ben;
gecenin gölge saçlarına
dönüştü saçların,
karanlığın kara kar taneleri
yağdılar yüzüne
Ve ben senin değilim
yakınmadayız ikimiz de.
Fakat Orpheus gibi biliyorum
ölümün yanında hayatı
senin her vakit için kapalı gözlerin
bende bakıyor mavi mavi.
Çev: Kundeyt Şurdum
|

26-02-2008, 12:23
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Elbet Anlamı Olabilirdi...
Elbet anlamı olabilirdi: geçip gitmekteyiz dünyadan,
sormamışlar gelirken, çekilmeliyiz şimdi yavaştan.
Ama konuşmamıza karşın, birbirimizi anlamadan
ve karşımızdakinin ellerine bir an bile ulaşamadan,
yıkım bu işte: Çıkamayacağız bu sınavdan.
Denemek bile kalkılmaz bir şey altından,
ve bir çarmıh dikilmiş, kendimizi tanıyamadan,
yalnızlığımızda, silinip gidelim diye dünyadan.
Ingeborg BACHMANN
Çeviren: Ahmet CEMAL
|

26-02-2008, 12:24
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Düş Yürek...
Düş yürek zaman ağacından, düşün yapraklar
bir vakitler güneşin kucakladığı
donmuş dallardan
düşün apaçık gözlerden dökülen yaşlar gibi.
Gün boyu uçuşsa da saçlar rüzgârda
yanık alnında yer tanrısının
bastırır yumruk gömleğin altında
Bulutlar ince sırtlarını sana
bir kez daha iğseler de yumuşama;
önemseme Hymettos senin için
bir kez daha doldursa da petekleri.
Azdır çünkü çiftçiye kurakta tek bir sap,
azdır bir yaz bizim yüce soyumuz için.
Ya nedir yüreğinin kanıtladığı?
Dün ile yarın arasında sallanır durur
sessiz ve yaban;
vuruşları
vuruşları
düşüşüdür zamandan.
Ingeborg BACHMANN
Çeviren: Kundeyt ŞURDUM
|

26-02-2008, 12:28
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Gecenin Nal Sesleri Arasında...
Gecenin büyük kapısı önündeki kara beygirin nal sesleri arasında,
hâlâ titriyor yüreğim bir zamanlarki gibi ve uzatıyor eyeri uçarcasına,
Diomedes'in ödünç verdiği yular gibi, kıpkırmızı.
Güçlü rüzgâr öncülüğümü yapmakta
karanlık yollarda ikiye bölerek uyuyan
ağaçların kapkara örgüsünü,
öyle ki, ay ışığıyla yıkanan meyveler
korkuyla sırtlara ve kılıçlara atlamaktalar,
ve ben indiriyorum kırbacımı
sırtına, çoktan sönmüş bir yıldızın.
Yalnızca bir kez yavaşlatıyorum adımlarımı, senin nankör dudaklarını
öpmek için, saçların dizginlere dolanmış
bile, ve pabuçların kumlarda sürükleniyor.
Hâlâ duymaktayım soluğunu
bir de hançer gibi sapladığın
o sözcüğü.
Ingeborg BACHMANN
Çeviren: Ahmet CEMAL
|

29-02-2008, 16:15
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Bir Kumandana…
Bir gün yaşlanmış ve körleşmiş halkların onuru adına,
Yeniden girişildiğinde o bilinen işe,
Sen, bir suç ortaklığıyla,
Bizden olanlara hizmet edeceksin,
Bildiğin için sınırlarımızı kanla çizmeyi…
Önderliği, kitaplara geçmiş adının
Gölgesi üstlenecek ve onun kanatlanmasıyla
Göverecek defneden zafer taçları…
Bizim anlayışımıza gelince :
Kimseyi ne kurban et kendinden önce, ne de Tanrıya yalvar.
(O hiç pay istedi mi ganimetlerinden?...
Hiç eşlik etti mi umutlarında sana?...)
Yalnızca şunu bilmelisin :
Ne zaman ki, senden öncekilerin aksine, kalkışmazsan kılıcınla,
Parçalanamaz gökyüzünü parçalamaya,
İşte o zaman,
Bir yaprak da sana düşer defne dalından…
Ne zaman ki, dev bir kuşkuyla,
Kendi talih kuşunu kovup atılırsın ortaya,
Zaferden emin olabilirsin…
Çünkü bir zamanlar ki galibiyetin
Yalnızca talihinin senin yerine kazandığıydı,
Gerçi eğilmişti düşmanın sancakları,
Ganimetin olmuştu silahlar
Ve bir başkasının bahçesinde
Yetişme meyvalar…
Ufkun hangi noktasında kesişirse,
Talihin ve talihsizliğin yolları,
Orada ver savaşını…
Nerede basarsa karanlık ve uyurlarsa askerler,
Nerede sana ilençler yağdırıp,
Uğrarlarsa senin ilençlerine,
İşte orada davetiye çıkar ölüme…
Düşüp yuvarlanacaksın
Dağlardan vadilere saçılacaksın,
Delicesine akan sularla bereketli diplere,
Toprağın tohumlarına, sonra altın madenlerine,
Büyüklerin heykellerini döktükleri eriyeklere,
Unutulmuşluğun derinliklerine,
Milyonlarca kulaç uzaklıktaki düş evrenlerine.
Ama en sonunda da ateşe…
O zaman,
Bir yaprakta sana düşer defne dalından…
Çeviri : Ahmet Cemal...
|

29-02-2008, 16:34
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Doğru Olan…
Doğru olan, kum atmaz gözlerine,
Uyku ve ölüm yalvarır sana onu almak için,
Çünkü senden bir parçadır ve her acının öğrencisi,
Doğru olan, taşını iter mezarın ötesine.
Alabildiğine derinlerde ve solgundur doğru olan,
Tohumda, yaprakta ve tembel bir dilin yuvasında,
Bir yıl, bir yıl daha ve bütün yıllar boyunca
Doğru olan, zamanı yaratmak yerine ödeşir onunla.
Doğru olan saçlarını ayırırcasına bir çizgi çeker yeryüzüne,
Tarayıp atar düşleri, çiçekleri ve ısmarlananları,
Giderek dolar tarağın dişleri, koparılmış yemişlerle dolu,
Saplanır sana ve içip bitirir bütün sende kalanları.
Doğru olan, hareketsiz kalmaz,
Belki de onca her şeyini ortaya koyduğun
Yağma seferine kadar.
Onun kurbanı olursun, yaraların açıldığında;
Aslında ele verir seni, başına gelenler.
Ay yükselir, beraberinde buruk içkilerin tadıyla.
İç kendi payını. Acıtan bir gece başlar.
Tek bir dal olsun, kurtarılamazsa,
Atıklar güvercinin tüylerini yolar.
Zincirlerin ağırlığıyla kenetlenmişsin dünyaya.
Gelgelelim doğru olan, çatlatır duvarları.
Uyanırsın ve yolunu bulmaya çalışırsın karanlıkta,
Yöneldiğin, kimsenin bilmediği bir çıkıştır…
Çv: Ahmet Cemal…
|

29-02-2008, 22:43
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Lezzetsiz…
Hiçbir şey hoşuma gitmiyor artık...
Yapmam gereken
Bir eğretilemeyi mi süslemek
Badem yapraklarıyla?..
Söz dizimini
Bir ışık huzmesinde çarmıha mı germek?..
Kim kafa patlatacak
Böylesine gereksiz şeyler üzerine
Bir anlayışa vardım
Var olan
Sözcükler aracılığıyla
(en alt sınıflar için)
Açlık
Utanç
Göz yaşları
Ve
Karanlık…
Temizlenmemiş hıçkırıklarla,
Çaresizlikle
(ve çaresizlikten önce bile umarsız)
Onca sefalet,
Hastalık ve pahalık yüzünden ,
İdare etmek zorundayım.
Yazıyı değil,
Kendimi ihmal etmekteyim.
Başkaları becerebiliyorlar,
Tanrı bilir ya
Sözcüklerden yardım almayı.
Ben, kendimin desteği değilim.
Yapmam gereken
Bir düşünceyi mi tutuklamak
Ve götürmek aydınlatılmamış bir cümlenin hücresine?..
Gözleri ve kulakları mı ihya etmek
Birinci sınıf sözcük lokmalarıyla?..
Bir halkın libidosunu araştırmak
Sessiz harflerimizin sevgi değerlerini mi saptamak?...
Yapmam gereken
Doluya tutulmuş bir kafayla,
Şu elin yazmaktan katılmışlığıyla,
Üç yüz gecenin basıncı altında,
Kağıdı mı yırtıp atmak,
Ve örgütlenmiş sözcük operalarını silip atmak
Bir çırpıda, yıkarak: ben sen o
Biz siz?..
(Öyle yapılsın. Öyle yapsınlar başkaları.)
Benim payıma gelince, yitip gitsin…
Çv : Ahmet Cemal
|

29-02-2008, 22:44
|
|
Yitikmavi
|
|
Üyelik Tarihi: 18-10-2007
Mesajlar: 1,744
|
|
|
Henüz Korkuyorum…
Henüz korkuyorum seni nefesimin incecik telleriyle bağlamaktan,
Düşlerin mavi bayraklarıyla süslemekten
Ve sisli kapılarında karanlık şatomun,
Beni bulasın diye meşaleler yakmaktan…
Henüz korkuyorum, seni alacalı günlerden
Ve güneş zamanının altın çavlanlarından çözmekten,
Ayın o korkunç çehresinde
Gümüş köpükler saçtığında yüreğim…
Bakışlarını kaldır ama bakma bana!..
İndirilmekte bayraklar, meşaleler sönmüş
Ve ay kapanmış kendi yörüngesine.
Gel, zamanıdır artık, gel ve sarıl bana,
Ey kutsal çılgınlık!..
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:16 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|