Zeynel ÇOK, «M M»
M M
Aynı çocuğu severiz düşer o yağmur
şemsiyemiz her mevsime eşit açılır
sabırda aynı diken kışları erken ölen
babadan üçüz, üçümüz ayrı anneden
Dalgın öykülere ne çok sevinciz
bir saat sarkacı narsist ikonlar
kızan akrepten sokmak öğrendiğimiz
boğulmuş denizlerde hırçın yüzeriz
yine de kuş seslerini süpürür rüzgâr
Paletlerin altında adalet ilahisi
kötü adamı kurşun dövmez her zaman
o aşklar kaçık yortulara şair defteri
içten açtık kapağı resimdi magdelena
Uhrevî dört kitaba yanıt maria
saçları ipek bağlı ayaklar parfümle yıkalı
sanki taşlanacak o değil, taşlayacak günahı
unutmuş isa’yı şeria’da vaftizci yahya
herkes sevdiğini öldürür aşkı adına
Zeynel ÇOK
Çalı dergisi (2004) ve İmgenet seçkisinde yayınlanmıştır...
Aslında çok karmaşık bir şiir, «Maria» adına pek meraklı olduğumdan mıdır ne yoksa tesadüflerden mi, Mariaları bilirim az çok, ama Magdelana hakkında bilgim yine de sığ, bu şiiri okurken çözemeyecek kadar, deneyelim...
"Aynı çocuk" ibaresi sanıyorum İsa olsa gerek, fakat Maria Magdelena ile İsa'nın evlenip bir «kız» çocuklarının olduğu da "aynı çocuğu severiz"de bir düşündürücülüğe itiyor, ve "üçümüz ayrı anneden"; Protestanlıkta Meryem'in annesini kutsallaştırılma gereği duyulmaz (hoş kadın bile uzun süre İncil'e dokunma ve ibadet yasağıyla protestanlıkta küçümsenmiştir ya) ,annesi Hannah'ın üç evlilik yaptığı ve Üç Meryem doğurduğu kabul edilir, fakat şairin babadan aynı üç kardeşten söz edişi farklı bir yere götürüyor okuyanı, Maria İsa'nın mezarında olmadığını mezarın boş olduğunu gören üç kişiden/havariden biridir, bir de üç gün sonra dönüş var karmaşıklaşıyor iş, bu "üçüz" ne anlama geliyor; üç ırtktan "sarı,siyah ve beyaz ırktan" mı söz ediliyor, işte şairin şifrelerinde saklı kalıyor, sığ sembol çözümlemeleriyle bunu başarabileceğimi sanmıyorum, derinliğiyse şairine aittir...
İkinci kıta yine çözümü zor olanlardan, anladığım şairin birebir kendi iç hesaplaşması, ağır ağır salınarak -ki sarkaçlarla belirtilmiş-, ve sevici resımlerle -ikonlarlarla-, boğucu denizlerde (gün ve beşerîlik olsa gerek) yine de "hırçınca yüzmek"; reddetmek/başkaldırmak, belki de maria'nın yaptığı gibi, belki de "feminist" klisenin resme iliştirdiği (da-vinci'ye) gibi, asilik ve asalet, bir kadının o resimde olmasının aykırılığı gibi, bilmıyorum sürüklediklerindeyin, tıpkı "rüzgarın süpürük" götürdüğü yerlerdeki gibi, biriktirdiklerindeyim..
Şeriada unutulan İsa/İsrail'de, İsa'yı vaftiz eden Yahya, öğreticisi, onu ilk yıkayan "Allah krallığına" taşıyan bu ilginçtir ki İslamıyette yoktur böyle bir şey, ama İsa vaftizle krallığa taşınmıştı, sonra dört kitaba verilen yanıt; bir kadın,ve final;
"Herkes sevdiğini öldürür", -hem de -, "aşkı adına": Sevgi ne kadar bencilce, işte sevgi kavramını sorgulayan ve aslında o hep söylediğim şeyle örtüşen yargı; sevgi sözlüklere kendimizi aklamak için iliştirdiğimiz çiçek resmi gibi, çiçeği hep sözde sevdiğimize/kınına kılıc yaptığımız, adına bedeller ödettiğimiz...Burada Oscar Wilde'ın 'Reading Zindanı Baladı'na'* da anıştırma yapıldığını düşünmek olası, nasıl ki Wilde'in zindanda ziyaret ettiği Charles, karısının taşkın davranışları sonucu karısını öldürmüş ve idama mahkum olmuşsa, Çok da şiirinde Magdelena'nın iffetsiz yaşamından ötürü İsa'ya ölümü biçmiştir, ama şair der ki Magdelena'nın günahı değildir bu, taşlanacak olan «günah»tır...
"...
Bu kadar içtenlikle böylesi daldığını
Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam
Ve şimdi buna karşılık verecekti canını.
Ama gene de herkes sevdiğini öldürür
Bu böylece biline
..."*
|