arkadaşlar okurken kahkahalarımı tutamadım umarım beğenirsiniz(bir forum sitesinden alıntıdır)
Biraz uzun kusra bakmayın. Birde konuyu nereye açmam gerektiğini bilemedim..hatalıysam lütfen ara:%:
-mahkemede hakim soruyor:
sen bu adama neden hakaret ettin?
cy: hakim bey göte gotten başka ne denir?
hakim kahkahalara boğuluyor
-"peki kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz" sorusunu, "düşünmüyorum, skiyorum" diyerek cevapladığı söylenir.
-hamlet cevirisinde 'to be or not to be...' ile baslayan bolumu, 'bir ihtimal daha var, o da olmek mi dersin?' seklinde ceviren sair, cevirmen.
''memleketin hali benim halim,
öyle bir kabız olmuşum ki
boğazıma kadar bok içindeyim...''
gibi anlamini senelerdir yitirmemis dizeleri ve siirleri yazmis olan sair
-televizyon programında nazım hikmete kartpostal şairi diyen duygu asenaya kart sensin postal da sana girsin diyerek gönlümü birkere daha fethetmiş şair. güzel, ayyaş, baba şahsiyet
ıÜüeski milli eğitim bakanı hasan ali yücelin oğlu. bbc türkçe yayınlar bölümünde spikerlik yaptığı yıllarda nazım hikmet ölür. ve nazımın öldüğü gün hiçbir şey yapmaz görevlilere de ulan nazım öldü be diyerek cevap verir. tüm gün nazım okur çeviri yapmaz, o gün bbcde türkçe yayını yapılamaz ve can yücel boykot yaptı falan da denince istifa eder türkiyeye döner. adanada cezaevinde kaldığı yıllarda gelen üzümleri uzunca süre bekleterek şarap yapar ve tüm koğuş sayesinde sarhoş olur. deniz gezmişe yazdığı mare nostrum (bizim deniz) adlı şiiri unutulmayacak bir şiirdir. ayrıca kendi deyimiyle can yücel çeviri yapmaz türkçe söyler. en güzel örneği de sheakespearin 66. sonesidir.
vazgeçtim bu dünyadan
tek ölüm paklar beni
değmez bu yangın yeri
avuç açmaya değmez
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
değil mi ki ayaklar altında insan onuru
o kızoğlankız erdem dağlara kaldırılmış
ezilmiş, hor görülmüş elemeği, göznuru
ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemene
vazgeçtim bu dünyadan
dünyamdan geçtim ama
seni yalnız komak var ya o koyuyor adama!...
******************
-ayrıca leman dergisinde ilk yazdığı gün metin üstündağ kendisini derginin son sayfasına koyunca metüstü aramış ve "beni derginin kıçına koyanın gelir kıçına koyarım" diye duygularını en güzel şekliyle belirtebilmiş bir adamdırıÜüıÜü.
-1994 yılında hbb rock club programında mavi sakal elemanlarıyla sohbet etmişti...
önlerinde meyve suyu süsü verilmiş şarap vardı (e tabi sıkardı can babaya meyve suyu vermek)
************************
kızına yazdığı şiir:
guzel'e
dun gece senin kucucuk elinle yalniz yattik
yalniz senin kucucuk elinle yalnizlik
kandilli ilkokulu kadar kalabalik
zilleri caldiginda duslerinin
siniflarin kapilari ardina kadar acik
gokyuzunun, denizin, topragin, hayalle, emegin
hakli siniflari
belki de baskin korkusuyla vefasiz, akintiya atilan
kitaplar varya onlardan
ogrenmis marx'i, gumus baliklari
ve belki de onun icin o kadar,
o kadar aydinlik ortalik...
sen ki cicekleri toplamayan guzelim
cicekleri sulayan cocuk
ve ben ki buruk ve kavruk
bir ihtiyar adamim artik
oyle guzeldim ki senle, ciceklerden cok
ve anladim, anladim ki bir daha
dusunde bile goremez isler
duslerin gordugu isleri...
****************
-datçada bulunan mezarının tasarımı için yarışma yapılmış hakketen de güzel olmuş. mezar taşının üzerindeki cenin kabartmasının göbek bağı kımından döküyosunuz şarabı, dölyoluna benzeyen bi yoldan topraana karışıyo can babanın. ölüm yıldönümü zamanlarında mezarı sunak gibi bişey oluyo. her tarafta şarap şişeleri, günebakanlar
***************
''seke seke geldik..
sike sike gidiyoruz...''
sözlerinin sahibi büyük sair.
****************
-izmir'de kıbrıs şehitleri caddesi'nde geçen bir öyküsünü duyduğum şair ve dobra adam.
hikaye şöyledir: can baba, bir takım hayranları ve arkadaşlarıyla bir yerlerde içer, sohbet eder. aynı grup, sabahın 5'i 6'sı gibi pek de kimsenin bulunmadığı kıbrıs şehitleri caddesinde yürürken, şair birden durur ve yere yatar. yanındakiler de aynı şeyi yaparlar. şair, gözlerini kırpmadan gökyüzüne bakmaktadır. hayranlardan birisi dayanamayıp sorar:
- baba, ne görüyorsun, bize de söyle...
üstad, gözlerini gökyüzünden hiç ayırmadan, ondan ulvi ya da şairane bir cevap bekleyen vatandaşa şöyle cevap verir:
- çok sarhoşum, .mına koyim...
**********************
yerin seni çektigi kadar agirsin
kanatlarin çirpindigi kadar hafif..
kalbinin attigi kadar canlisin
gözlerinin uzagi gördügü kadar genç...
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kasin gözün
karsindakinin gördügüdür rengin..
yasadiklarini kar sayma:
yasadigin kadar yakinsin sonuna; ne kadar yasarsan yasa,
sevdigin kadardir ömrün..
gülebildigin kadar mutlusun
üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin
sakin bitti sanma her seyi,
sevdigin kadar sevileceksin.
günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
ve karsindakine deger verdigin kadar insansin
bir gün yalan söyleyeceksen eger
birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.
ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin
unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin
günesin seni isittigi kadar sicak.
kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
ve güçlü hissettigin kadar güçlü.
kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..
iste budur hayat!
bunu hatirladigin kadar yasarsin
bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandigi kadar güzeldir
kuslar ötebildigi kadar sevimli
bebek agladigi kadar bebektir
ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren,
sevdigin
kadar
sevilirsin...
can yücel
********************
-küçük bir kız kuzguncukta ıhlamur içerken birileryile; içeri sakallı bi adam girip ''ulan denizin götü patlamı$ bugün'' demiş, sonra da sessiz sedasız ba$ka masalara doğru yönelmi$tir...küçük kız sakallı adamı bir daha datça'da tesadüfen görmü$, sonra bir sabah gazeteden veda etmeden gittiğini öğrenmi$tir
**********************
-hakkında bir hikaye de şudur:
can yücel eski dostlarıyla beraber eski galatada bir balık lokantasına gider.muhabbetin en güzel anında garson gelerek sipariş almak ister.
buna sinirlenen can baba garsonu tersler.fakat birkaç dakika sonra aynı şey tekrarlanır.
garson:efendim,ne yersiniz,ne getireyim size?
bu hoş sohbetinin devamlı bölünmesine siniirlenir can baba.
can yücel : sabir..sabır ver bana.
garson : onu benden değil allahtan istiyceksin.
can yücel : öyle mi? peki o zaman sen bana bir porsiyon allah getir.
**********************
-can babayla ilgili bir hikayeye de bendeniz sahit oldum, anlatayim. kendisi bir etkinlikte sahneye cikarak siir okumaya koyuldu. tabi her zamanki gibi cilaliydi. "oksurukler siire dahil degil" diye de uyardi. siirlerini okudu, alkisini aldi, indi inecek sahneden. biz de sasirdik, hayret kufur etmedi bu sefer diye. tabi yine bizi sasirtmasini bildi, kursuye tekrar dondu ve "kusura bakmayin aksam aksam kafanizi siktim" dedi.
*************************************************
-sanıldığı gibi küçük iskenderle masabaşında çok sık biraraya gelmemiştir,bu yüzden de "siksem büyük iskenderi sikerdim" lafı burada söylenmemiştir,can yücelle küçük iskender bir kez, cemal süreyyanın ölümünden hemen sonra can yücelin evinde buluşmuşlardır, söz konusu şiir ise daha önce basılmış olan `seke seke`kitabında yer almıştır ve şu şekildedir:
küçük iskender
kuşumla fazla oynama sen!
seni becereceğime, ayol,
büyük iskenderi beceririm!.
********************************
-televizyon izlerken bir gün ekranda turgut özalı görür tepesi atmıştır.ayağı ile televizyona girer .ayağı kanlar içinde gider oturur öylece her sabah evine kahve getiren kahveci bilmemne eve gelir can yüceli görünce dumur olur.illa hastaneye gidelim der can yücel oralı olmaz zor zalim mahalledekileri toplayarak anca ikna eder götürüler can yüceli nitekim arızali kişiliğyle yalnızlığı en güzel betimlemiş kişidir.
-adana'da hapisteyken ali özgentürk'ün babasından görüş günlerinde üzüm istermiş,sonra o üzümleri şarap yaptığı ortaya çıkmış diye okudum geçen gün gazetede....gülmekten yarıldım.zeka bu işte.
-şiir yazmak göt ister sözüyle mahkemeye verilmiştir.
ince zekası ve espri yeteneğiyle insanı şaşırtan çok değerli insan.
tanışmayı çok isterdim.
-iki liseli arkadaş, liseyi bitirdiklerinde yurt dışında eğitimlerine
devam etmek üzere yıllardır harçlıklarını biriktirmişler. bu
birikimlerini yıllarca her şeyden mahrum kalarak, fedakârlıklar
göstererek yapmışlar.
liseyi beraber bitirdiklerinde milli eğitim bakanını ziyarete gidip,
yurtdışında okumaya gönderilmelerini talep etmişler. ancak, bakan
gençlerden birini dışarı çıkartmış ve içerdekine,
- seni gönderebilirim, ama arkadaşını gönderirsem dedikodu olur "oğlunu
gönderdi derler" onun için onu gönderemem der.
bu durum dışarıdaki öğrenciye de söylendiğinde, durumu algılamasının
ardından arkadaşına,
- madem öyle benim biriktirdiğim parayı da sen al, hiç olmazsa
biriktirme amacımı kısmen gerçekleştireyim, der ve yıllardır
fedakârlıklarla biriktirdiği tüm parayı arkadaşına verir.
evet, bu milli eğitim bakanı hasan ali yüceldir. dedikodu olmasın diye
göndermediği oğlu ise, bugünün ünlü şairi can yücel dir.
arkadaşı, isviçre'ye gider ve burada tıp eğitimi alır. o kadar başarılı
olur, o kadar başarılı olur ki, dünyada o'nun adını duymayan bir tıp
adamı kalmamıştır.
bu profesör türk olduğunu her fırsatta haykırmış, kendi icat ettiği,
tasarladığı ameliyat aletlerine; ayşe, ceylan, leyla, eşek semeri gibi
türkçe isimler vermiş ve konusunda ki her tıp adamı bu isimleri
kullanmaya başlamıştır.
tahmin edeceğiniz üzere bu kişi türkiye de bir hastane açmak istemiş ama
türk bürokrasi duvarını aşamamış ve halen bunu gerçekleştirememiştir.
oysa isviçre; ülkede 60 yaşını aşan doktorlara ameliyat izni
verilmemesine karşılık iki sene üst üste yasalarını değiştirerek ona bu
hakkı tanımıştır.
bu ünlü cerrah sonunda türkiye de tüm üniversitelerimizden takdir
edildi ve cumhuriyet tarihinde ilk kez, tbmm tarafından "onur madalyası" aldı.
bu kişi; profesör gazi yaşargildi.
şair can yücel'in oğlu, yeni can yücel doktor olarak mezun oldu
ve babası onu can arkadaşı gazi yaşargil'e gönderdi. o da onu beyin
cerrahı olarak yetiştiriyor. şu an doç. dr. yeni can yücel...
*****************************************
-cemal süreya ile aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir. bir meyhanede içilmektedir, can baba ekibe sonradan katılır ve cemal süreya'yı görür
c.y: oo darphane müdürü de burdaymış.
c.s: evet darphane müdürlüğü yaptım ama istifa ettiğimde üstümü iyice silkeledimki hiç altın tozu kalmasın üstümde, hem sen de bakan oğlusun.
c.y: evet bakan oğluyum ama benim şiirimden başka hiçbirşeyim yok.
c.s: şiirin varda sanki ele gelir birşey mi yazdın.
can baba iyiden iyiye sinirlenerek cemal süreya'ya şöyle karşılık verir:
c.y: bende senin eline gelecek başka birşey var, veriyim mi? ister misin?
uzunca bir sessizlikten sonra ortamı yine cemal süreya yumuşatır. cemal süreya elini ileri doğru uzatarak şöyle der:
c.s: ver ulan.
bunun üstüne can yücel ayağa kalkar, meyhanedeki kalabalığı hiç umursamadan pantolonun önünü açar ve malafatı çıkarır. cemal süraya bir süre baktıktan sonra şöyle der:
c.s: hiç değişmemiş ulan. hala aynı.
can baba gür bir kahkaha atar ve karşılık verir:
c.y: değişmez tabii. niye değişsinki.
bu gerçekten yaşanmış bir diyalogmuş, kaçak yayın dergisinin ağustos sayısında vardı yanlış hatırlamıyorsam