Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Edebi Mevzular > Şiirler


Sema Şener

Şiirler içerisinde Sema Şener konusu: Çılgınlığın Sıfır Noktası İkiye bölünmüş ruhum.. Bir yarısı diğer yarısına ağlıyor... Öbür yarım ise diğerine isyan ediyor... Ve ikisi de yok olup gidiyorlar yarattığım girdapta... Bir keşmekeşlik yakamda.. Sergüzeştlik kapımda.. ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 20-07-2007, 02:50
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-02-2007
Mesajlar: 302
Post Sema Şener

Çılgınlığın Sıfır Noktası

İkiye bölünmüş ruhum..
Bir yarısı diğer yarısına ağlıyor...
Öbür yarım ise diğerine isyan ediyor...
Ve ikisi de yok olup gidiyorlar yarattığım girdapta...
Bir keşmekeşlik yakamda..
Sergüzeştlik kapımda..
Ve bir fenomeni yaşıyorum...
Nefes almak kadar doğal...
Güneşin kendi kızıllığında her akşam ölüp,
her sabah doğması kadar alışılagelmiş...

Denizin delisi ben...
Mavinin delisi ben..

Sonunda oldu...
Çılgınlığın sıfır noktasında,
gözlerimde garip bir ışık beklemekteyim...
gelmeyecek olan günleri..
gelmeyecek olanları..
İleriye bakamıyorum...
gözlerim acıyor...
çok uzak olduğundan mı,
yoksa çok yakında da bu yüzden mi bakamıyorum,
bilmiyorum..
ruhum kendi sürgününde,
gözlerim şahitlik etmiyor..
kalbim katilim olma yolunda...
körebe oynuyorum gelecek günlerle...
ebe benim...
bir türlü sobeleyemediğim kim?
Kör dalış yapıyorum henüz gelmeyen zamana.
Nefes almak için yukarılara çıkmak gerek...
Her çıkışta fark ediyorum ki en dipteyim..
Nefes almak doğal değil artık...
Soluğum ciğerlerimde esir...
ve güneş...
güneş öldü...

Delinin denizi ben..
Delinin mavisi ben...



Ankara Ağlıyor Yokluğuna

Dışarıda keskin bir ayaz
Kanımı donduran bir soğuk
Bulutlar yağmur yüklü
Ha ağladı ha ağlayacak
Hiçbiri umurumda değil inan
Bir ben değilim ki ağlayan ardından
Ankara ağlıyor yokluğuna gülüm

Geç kalmış bir aşk can çekişiyor bu şehrin ruhunda
Ne sen kurtarabilirsin onu ne de ben
gecikmişliğinin cezasını çekmekte ayaz tutmuş yüreklerde
Gökyüzü bir başka ağır bugün
Ben bir başkayım
Ellerimde geç kalmış bir aşk
Gözlerimde buğulu bir hüzün
Bir ben değilim ki ağlayan ardından
Ankara ağlıyor yokluğuna gülüm

Satır aralarına gizlenmiş bir özlem
Nereye gitsem nereye baksam hep sen
Ilık bir kan damlası yüreğimi ezen
Dayanmaz yürek dedikçe inadına seven
Sen sen sen..
Yokluğun bile varlığımken
De bana yar yetmez mi bu hasretlik
Dilimde ayrılığın acımasız ezgisi
Gözlerimde hala hüzün
Bir ben değilim ki ağlayan ardından
Ankara ağlıyor yokluğuna be gülüm..




Bıçak Çıktı Kınından

Umut canın yongası derler arkadaş
Eksiğiz bu yönde, isyanımız her sözümüzde
Ne yaptık biz ki, kefareti bu kadar ağır arkadaş
Aşk bize neden bu kadar acımasız,
Sevda neden bize bu kadar sabırsız
Ve hayat...
Hayat bize hiç şans tanımıyor arkadaş
Soğuk karlı kış akşamlarında
Yanından ayrılamadığın
Sıcacık kömür sobasını bilir misin arkadaş?
Sobanın içindeki kızıllığa bakıp
O korlardan biri olduğunu düşündün mü hiç?
Gözlerini iyice açıp
Ateşlerin içinde yüzünü aradın mı?
Öyle bir sevdaya düştük ki arkadaş
Kor kor yanıyoruz da
Yüreğimize dokunmak korkutmuyor bizi
Ne söylesek, ne konuşsak
Teselli etmiyor yaralı yüreğimizi
Sanki doğduğumuzdan beri seviyorduk da
Yüzünü sonradan bulduk aşkımızın
Bıçak kınından çok oldu çekileli
Bir daha da kınına girmez geri
Daha ne bedeller ödenecek belli mi?
Ellerim yine kanlı,
Kimin katili olduğumu artık bilmiyorum
Kendimin mi?
Yoksa yıllar öncesinde kalan bir sevdanın mı?
Sözü, özü bir arkadaş,
Söylesene biz nerde yanlış yaptık?







Aşkına Üşüyorum

Sıradışı bir yaşamdı seni sevmekle başlayan.
Gözleri acıyandık bakarken uzaklara..
Bir varmış bir yokmuşla başlayan bir masalın kahramanlarıydık..
Belki asırlar sonra Leyla ile Mecnun’un
yitik ruhlarıydı vücutlarımızda can bulan...
Duymadığımda seslenmediğinde kulaklarımdaki çığlıktı ölüm...
Ve biz sonunda sobeledik ölümü en tatlı haliyle..

Çengelli iğnenin ucuna asanlardık yüreklerimizi...
Ve kan damlarken sevdayı yudum yudum içenlerdik.
Boşverenlerdik herşeye, sevdanın yeni şekline bürünenlerdik.
Yasaktın bana, yasaktım sana..
Sona ermiş görünen ama asla son olduğu bilinemeyen
bir olguydu yaşayamadıklarımız.
Sen vardın ben ise yokluktum

Adımız aşktı bizim, adımız hüzündü..
Kimsenin anlayamayacağı, bir paranteze sıkışmış kalan
noktalama işaretlerinin artık hükümsüz olduğu bir sevdaydı adımız...
Şizofrenliğimin aykırılığı kadar aykırıydı sevdamız..

Oynadığımız körebe oyununda ebe olanlardık,
bir türlü sobeleyemediğimiz geleceğimizle..
Bakışlarla konuşanlardık, ukala ses dalgalarının inadına...
Yüreklerimizle görenlerdik, gören gözlerin aksine..
Ve biz kelimelerle sevişenlerdik tensel yakınlığı göz ardı ederek..

Ne çok sevdin beni...
ne çok sevdim seni..
ne olduğunu anlamadan açılan sevda parantezimiz,
yine ne olduğunu anlamadan kapandı..
Üç noktalarla devam etmek istedikçe,
inadına tek nokta oluyor artık cümlelerimizin sonları.

Devrik hayatlarımız gibiydi cümlelerimiz de...
düz bir hayattı oysa istediğimiz.
Belki de devrikliğiydi cümlelerimizin, hayatımızı anlamsızlaştıran.

Gittiğinde, kal diyemeyendim, iki damla gözyaşını saklayandım senin için gecelere...
Gittiğimde kal diyemeyendin yaptığın en zor seçimle...

Aşkına üşüyorum... sessizce...şizofrence..

'Seni sevmek sevgili, seni özgür bırakmaya razı olmaktı...'





Çare(Siz) Lik

Ne çok sensizim bu şehrin sessizliğinde
Sensizliğinle sarılmışım çepeçevre
Ve ben biraz daha çaresiz
Biraz daha kimsesiz
Biraz daha sensiz
Ben sensiz sen bensiz

Sensizlik kokuyor düşlerim..
Ve hasretin..
Gelip tam ortasında patlıyor yüreğimin
Gözlerin kime bakar
Ellerin kimi tutar
Bensiz misin sen de sensiz olduğum kadar

Yoksun ya hani
Gittin ya hani buralardan
Hergün biraz daha ölüyorum
Sonu gelmiyor sensizliğin
Ve ben yar..ben sana susuyorum

Kelimeler düğümlü boğazımda.
Yutkunsam.. geçer mi..

Kuşlar eşlik ediyor yasıma
Yer gök inliyor feryadıma
Bir çare yok mu...
Yok mu bir çare..


Ölüyorum bu şehirde sensizliğin gölgesinde

Ve ben avaz avaz kusuyorum içimde biriken kanı gökyüzüne
Kimbilir belki bundandır bu şehrin her akşam ölmesi kendi kızıllığında






Adını Sen Koy

Sonu gelmez akşamların
Aşifte nazlanmalarında demlenmekte acılar..
Ötelerden gelen seslerin yankılarını dinlemekte yürek..
Henüz doğmamış yarınlara gebe olan bugünde
Yaşanacak ne kaldıysa kederden öte,
Hepsi yaşanmakta gerçekliğe inat sanrılar,
Tüm çıplaklığıyla..

Ne kalmış ki duygulardan yoksun kalmış zavallı bedenlerde..
Tüm ruhlar gönül depremleriyle sarsılmakta
Sevdadan arta kalan hayal kırıntılarında..
Acılara ev sahipliği yapan yürekte oluşan kan pıhtılarını
Aspire edemiyor hiçbir şairin çığlıklarla bağıran dizeleri..

Pes mi etti gönüller hayata karşı koyma mücadelesinde..
Gelişigüzel yaşanan olağan hayatlar dışında,
Yaşamak istediğimiz hayat mı yaşanmak zorunda kalınan..
Beyinlerin kıvrımları arasına yerleşen
Sinsi kederler daha kaç uykusuz gecelere sebep olacak?
Nihayeti olmayan duygusal intiharlar bir yerde bitmeli artık..
Bitmeli depremlerle yok olan bu canın yangınları..
Sonlanmalı küller üzerinde yapılan slow parçalar eşliğindeki tangolar..
Kelimelerin canı yanmamalı artık..
Kelimelerim susmalı..
Dilimden düşürmediğim nihavent ezgiler eşliğinde
İzin veriyorum kendime dinlenmek adına..
Kırk parçaya bölünmelere son verdim..
Gözlerim uykuya hasret..
Kirpiklerim birleşme heyecanıyla yanarken
Son veriyorum yazmalarıma...

“Bu bir veda mı.. Kaçış mı gerçeklerden...
Koyamadım ben adını...
Bir iyilik yap bana ve...
Hadi şimdi sen koy bunun adını”






Depresif Anlar (Yok Say Artık Beni)

Yine ıssız bir sabah...
Ezan sesi yankılanıyor bu soğuk,
Umursamaz sokaklarda...
Uykuya hasret gözlerim yeni bir güne merhaba diyor zoraki..
Bir ölünün gözlerinden bakıyorum,
Daha dün kendi kızıllığında ölen
Ve şimdi yine aynı kızıllıkta doğan güneşe...
Bu şehir beni boğuyor...
Yeni gelen günü, doğan güneşin azametini,
Eskisi gibi karşılamaktan aciz bedenimi
Sürükleyerek çıkarıyorum serin bir kış sabahına...
Yaşadığım hayatın sanallığını yalanlarcasına
Sabahın ayazı kesiyor yüzümü...
Bir rüzgarın acımasızlığını işte o an hissediyorum..
Okula giden çocuklara biraz da imrenerek bakıyorum,
Keşke diyorum keşke...
Bir gün de geçmiyor ki farklı olsun.
Bir gün de geçmiyor ki içim coşkuyla dolsun.
İçim yine bozguna uğramış savaş kalıntılarıyla dolu..
Gözlerime hükmüm geçmiyor..
Böyle olmayı ben istemedim ki.. ben istemedim.
Belki de istedim de, kendimi aklamaya çalışıyorum...
Kime karşı, kendime mi,
Yiten ve hatta küllenmenin de ötesinde savrulup giden
Parçalarını bir araya getiremediğim bir sevdaya mı?
Gün geçmiyor ki lanet okumayayım sevdaya,
Aşka ve dahil olan tüm duygulara.
Bu nasıl bir şeydir ki, nefret ettiğim halde atamıyorum içimden
Hayatımdan beynimden.
Ne yüzsüzlük ne arsızlıktır ki
Git dedikçe daha çok yüreğime yerleşen..
GİT ARTIK GİT İSTEMİYORUM SENİ...GİT ARTIK...
Yıllardır ev sahipliği yaptı bu beden...
Şimdi belki de ilk kez isyan ediyor ve çığlık çığlığa bağırıyor.
Çek git artık, yetmedi mi ödediğim diyetler...
Rahat bırak beni, rahat bırak...
Şimdi de ilk kez fısıldıyorum kalbime,
YOK SAY ARTIK BENİ...
Beni bana bırak...
Çıldırıyorum, haykırıyorum, ağlıyorum, bağırıyorum.
Gidin artık gidin benden, işiniz bitti benimle, ben bittim...
Kalmadı yokedeceğiniz bir parçam.
Lime lime oldu hayatım, bedenim ruhum.
Bırakın ölümüm bomboş olsun...
Bomboş...


Sema Şener
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
sema, sener


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
En İyi Yavuz TURGUL-Şener ŞEN filmi hangisi ? HattoriHanzO Sinemasal Anketler 23 04-08-2008 16:25
Şener Şen "Kabadayı" ile dönüyor! HattoriHanzO Yakın Çekim 2 13-06-2007 20:51
Şener Şen (1941 - ....) HattoriHanzO Biyografiler 0 03-02-2007 19:04


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:28 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org