|
|
Arzu AltınçicekŞiirler içerisinde Arzu Altınçicek konusu: Ateş altında çaresizlik
Bir bebek ağlıyor düşümde
Gözlerinden sıçrıyor adını bilmediği acısı
Çığlığında saplı bir kurşun
Kundağında kalacak ten kokusu
Büyümeyecek ama
Büyüyecek göğsümde yangını.
Sesimde tükenecek, kurşuna isyanım
Ölecek ...

22-05-2007, 00:30
|
|
|
Arzu Altınçicek
Ateş altında çaresizlik
Bir bebek ağlıyor düşümde
Gözlerinden sıçrıyor adını bilmediği acısı
Çığlığında saplı bir kurşun
Kundağında kalacak ten kokusu
Büyümeyecek ama
Büyüyecek göğsümde yangını.
Sesimde tükenecek, kurşuna isyanım
Ölecek bebek, yarını karanlık
Dört duvarı olacak toprak.
Toprak karanlık.
Bir bebek ağlıyor düşümde
Anasının memesinde
Ana bedeni soğuk
Gözleri açık, ruh yok.
Eteklerinden sızıyor kırmızı
Bacağı dizden yok
Tükenecek kopan bedenlere yumruk
Düşecek kolum halsiz,
Dört duvara gerilecek
Uykusuzluk denilen dikenli tel
Ve takılı üzerinde savaşın acı fotoğrafları
Sesim son tizde küfürde
Çınlıyor namluda hedef olan bedene
Kaç! lanet olası duymuyor…niye?
Bir kurşun daha saplanıyor
İsmini bilmeden hem de.
Gözlerimden doluyor güneş
Kan lekesi üstünde
Şimdi hatırladım
Bir bebek ağlıyordu düşümde.
Acaba hangi ülkedendi! ! !
Arzu Altınçiçek
|

22-05-2007, 00:33
|
|
|
|
Bana özel...sin
Sevgili ben;
Kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım. Yıldızlı gecelerde bile yönümü bulamazdım, çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık.
Oysa; sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de.
Akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi.
Kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim,
an gelir öfkem olurdu,
yeri gelir en büyük çığlığım...
her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi...
her şey susardı sanki, her şey donardı.
Renkler silinirdi, bilinirdi sebebi...
Siyah beyaz resimler, keşkeli cümlelerle süslenirdi.
Ne kadar saklasam da, ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini.
Uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme, bilirdim ama yapacak bir şey yok.
Erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı ve mavilerin buz kesikleri. Ne bedenim, ne ellerim...yüreğim titrerdi, yüreğim tir tir.
Herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?
Tek korkum y a l n ı z l ı k...
Kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum.
Sıcak, sadece bana özel Ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime yeter, bir “merhaba” için. Gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama gelişler önemliymiş asıl, biliyorum.
Turuncuların içinden kırmızıları çektim, mevsim sapsarı...
Tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe.
Temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun.
Batak gülleri süslerken yaz düşleri, lacivertler hep kıskançsa, kime n e!
Aşk; kaç yıldır suskunluğumsun, bir ben biliyorum bunu.
Sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa
benim suçum değil bakıp da görmeyişleri.
Aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde...renklerime sırdaş.
Oysa ne kadar da net ortada duruşum, ne kadar da kollarım savruk
hangi yana çekseler giderim zannedenler, ne kadar da haksız.
Kilitleri vurmuşum bir kez,
ne öncesi ne sonrası; hep o andayım...
sana tutsağım a ş k, sana niyetli...
ama sen y o k s u n.
Aşk;
Tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha.
Rengin kırmızı...
utanmak mı gerekir ki koynunda uyurken
Ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri.
Dar sokaklarda düşer yasaklı adın
Ya ihanettir gölgen,
Ya da gölgende ihanetler.
Her türlü yapış yapışsın.
Ama her türlü kapış kapış.
Sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum.
Ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin, git gide yamacıma geliyor ayrılık...
Ötesinde zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım.
Bir ben yakınım kendime, sonra...
Yine ben, yine ben.
En çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
Bu sabah yabancı olsam aynaya, hiçbir kıyafet olmasa üzerime, adımı unutmuş olsa çevremdekiler ve ben hatırlamasam düne aitleri.
Çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle,
günleri harcıyorum elim açık.
Avucumca o kadar çok bozuk günler var ki
Var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
Üstü sizde kalsın, nasılsa aşk herkese lazım
Yalnızlıktan başka korkum yok...
Aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.
Sevgiler
Sen.
Arzu Altınçiçek
|

22-05-2007, 00:34
|
|
|
|
Bu gece de
Bu gece de...
O gecelerden biri daha…
Tek kişilik uyku bekler beni
Oysa tüm şehir sen…
Şehirdeki tüm sesler
Seslerdeki tüm dudaklar,
yine sen
Anlayacağın ana baba günü ortalık.
Düşlerin çıplaklığında
Üşür parmak izlerin
Ben üşürüm…
Arzularım kan ter içinde
ayazım sen.
Anlayacağın, sana titrer gece.
Kirpiğimde intihar eder gülüşler
Gönül kıyılarıma vurur kendini
İhanetinde bir hançer çıkar kınından
Delik deşik aşk
Pişmanlığın ben.
Anlayacağın iç çekişlerimdesin.
Şişe dibi öfkelerim
Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden
Başımda döner, başım da döner
Birini üflesem sen soluğumla
Karanlığın ben.
Anlayacağın o gecelerden biri daha
Tek kişilik yağmurların efendisiyim
Gel gör ki gölgene kul köle.
Sensiz, ana baba günü yalnızlığım
Sen kaç kişilik uykudasın?
yine sen...yine...
Anlayacağın bu gece de
Kendimle sevişteyim.
Arzu Altınçiçek
|

22-05-2007, 00:35
|
|
|
|
Çalıntı zamanlar sonrası
Saatler mi takıldı
Ya da gece mi çok uzun
Yalnızlığım katıksız
Yüzüm üstüne hüzün çöküyor.
Acelesi yok yıldızların
Kelimelerin de öyle
Boğazıma takılı onca şiir
Sesim üstüne hüzün düşüyor.
Ay önünde ağaç dalları
Çatlak bir gece duvar üstünde
Yönü muamma uzar gider…
Adaklar dizilir duvar dibinde
Sensiz yaşarım diye
Nisandan bir gece çaldım başucuma
En fazla birkaç saat daha dayanır
Sonrası yine güneşimde küfür küfür üstüne.
Şarkılar mı takıldı
Ya da öyküsü mü çok uzun başka aşkların
Yalnızlığım katıksız
Tenim üstüne özlem çöküyor
Acelesi yok öpüşlerin
Sevişmelerin de öyle
Bedenime takılı onca keşkeler
Dilim üstüne di’ ler düşüyor.
Ay önünde çıplaklığın gölgesi
Yırtılmış utangaçlık sesimde
Rengi muamma akar gider sevginin
Karalar bağlandı kirpiklerime
Seni sensiz yaşadığım
Çalıntı zamanlardan anılarlayım
Az değil, bir ömür yaşatırım
Sonrası yine ay üstünde sen…dilimde ayy ayy üstüne.
Arzu Altınçiçek
Mayıs-2007
Arzu Altınçiçek
|

22-05-2007, 00:37
|
|
|
|
Sevişiyordu
I
Deniz en çıplak halinde, düşlerim de...
Aya açılan yengeçler suya saldı kendini
Kırılırken karanlık, şehir hala uykuda.
Aynası geceye yaslı balıkçıya
Yıldıza bulanmış balıklar misafir.
Haylazca makaya takılan güneşin
Kızıl maskesini yırttı ördekler.
II
Uzak koyda kürekleri düştü yadigar kayığın
Nasırlı ayakları suya daldı / su ayaz
Güneşe döndü kayık / adam kayığa
Sırtı güneşte, yaşlı balıkçıya
Koynunu açtı mavi saçlı yosma
Kaypakça öpüşleri kaldı kıyıda
Yeşil sürmesini çekti tepeler.
III
Bulutlar arasında esnedi dağlar...
Nefesi sıyırdı dudaklarımı
Usulca sevişti kürekle deniz
Tuzu gözümde saklı...
IV
Deniz en çıplak halinde
Aya açılan yengeçler suya saldı kendini
Usulca sevişti kürekle deniz
Kırılırken karanlık, şehir hala uykuda.
Nefesi sıyırdı dudaklarımı
Aynası geceye yaslı balıkçıya
Bulutlar arasında esnedi dağlar...
Yıldıza bulanmış balıklar misafir.
Yeşil sürmesini çekti tepeler.
Haylazca makaya takılmış güneşin
Kaypakça öpüşleri kaldı kıyıda
Kızıl maskesini yırttı ördekler.
Koynunu açtı mavi saçlı yosma
Uzak koyda kürekleri düştü yadigar kayığın
Nasırlı ayakları suya daldı / su ayaz
Güneşe döndü kayık / adam kayığa
V
Bu zamansız yağmurda
Penceremde yıkandı şehir
Göremediğim balıkçı köyünde
Uyandı gözlerim.
__________
Cinsiyeti yok mavi saçlarının
herkese sarılıyor
ve herkese ellettiriyor kendini
ulu orta sevişiyor
ihtiraslı
adı m a v i m...
soyadı deniz.
Düşten öte değil hiçbir şey
Arzu Altınçiçek
|

22-05-2007, 00:38
|
|
|
|
Utandı şiir
Utandı şiir...
Altmış iki yıl önce...
Toprak kokardı dizlerim
Ellerim çamur
Koştuğum top kadardı dünya
Yorgunluğum, oyunlarım kadar.
Mızıkçılığı, köşe kapmacada öğrendim
İlk göz yaşım tele dolanan uçurtmada
En uzaklar, yorgun adımlar sonrası
Babamın omzunda biterdi
En yakın sevgi, kardeşimin avuçlarında
Anamın göğsü.
Ben boylarda dokuz kişiydik
Aynı gün batışında kulağı çekilen
Saklambaç oynasaydık
Bulunur muydu sokak suçlarımız;
Sadece bir cam kırmıştık....
Bağrış sonrası sustu kahkahalar
Bir saksı sardunyaya çarpmıştı körebe
Neden onca yaygaralar
Başka sokağın çocuklarıyla yedik dutları
Bahçeleri yıkmadık, ağaçları da çalmadık
Sanki hiç onlar çocuk olmadı.
Ağustos altı
Yıl bin dokuz yüz kırk beş
Sabah sekiz on üç
Annem çamaşırları sererken güneşe
Gerdanı akça pakçaydı
Babam taşocağı yolunda
Sırıtırdı mavi gözleri kuşlara
Sütten bıyıklarım saklamazdı buruşuk yüzümü
Kardeşim kundağında, rüyalardan habersiz.
Gök patladı...
Sonrası
Onca ağırlık kirpiklerimde
Karanlığımda çığlık üstü çığlık
Herkes kayıp, sol yanım dahil
Yıl iki bin yedi
Parçalarımız birleşti mi çocuk gülüşlerinde?
Burası mı çok derin
Sesiniz mi kısık?
Arzu Altınçiçek
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:53 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|