Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Edebi Mevzular > Şiirler

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Yılmaz ODABAŞI

Şiirler içerisinde Yılmaz ODABAŞI konusu: Martılarla Randevu (Cezaevi Şiir Günlükleri) “bilmiyorum yasalar doğru, yerinde midir, tümü yanlış mıdır yoksa; bütün bildiğimiz bizi tuttukları zındanın, duvarı sağlamdır oysa; her günü yıl gibidir önünde yolumuzun öylesine bir ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 20-06-2008, 14:20
imgelem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 22-02-2008
Nerden: yollarda..
Mesajlar: 34
Martılarla Randevu

(Cezaevi Şiir Günlükleri)

“bilmiyorum yasalar doğru, yerinde midir,
tümü yanlış mıdır yoksa;
bütün bildiğimiz bizi tuttukları zındanın,
duvarı sağlamdır oysa;
her günü yıl gibidir önünde yolumuzun
öylesine bir yıl ki, günleri yıldan uzun...”
-O. Wilde-

I
demiştim şu durakta biraz daha kalalım
biraz daha....biraz daha ceplerimde
kelepçesiz ellerim...
demiştim, gidip geniş bir bulut alalım
çünkü yarın
gökyüzü üzerimde hep dikdörtgen kalacak...

II
bir izmarit gibi unutulsam
da düştüğüm yerde

öperim bulutumu
ölürüm ölümümü

ölürüm ölümümü
ey hayat, yine de yenerim zulümünü!

III

sen kederle mazlum, aşkla yamansın
yürürüm uçurumlara beni anlarsın
bir rüzgar silip geçse de çizdiğim mavileri
yıllar unuttursa da eski güzellikleri
boğamaz ayrılıklar en büyük sevgileri

daha her gece öksüz bir çocuk gibi iniyor
dışarıdan mektuplar sesler geliyor
şu mahsun avlularda günler ölüyor
kalbimacıyorkalbimacıyorkalbimacıyor...

IV

ayrılığın eline bir mendil verin
geride kalanlara şarkı söyleyin...

V

işte hasadımda boş günler, boş avlular
puştlar geçiyor protokolden
gözlerinde, düşlerinde namlular
birazdan
vuracaklar!
birazdan
vuracaklar!

ve bizim çocuklar,
hesabını acıların
rüzgarlara soracaklar...

VI
ömrümde nice sızı var
kışların önü, sonu var
kalbim kuşatmalarda dar
dağlarda ölmek isterim

ben ateşten, hınçtan doğdum
üç beş kuruşa kul oldum
yetmedi de mahpus oldum
dağlarda ölmek isterim

kaç mevsim ağladım kaldım
tutuşan özlemle yandım
kentler zalimdi dayandım
dağlarda ölmek isterim



VII
ak bulutlar katar katar
dedim, buralarda ne aranır?
dışarıda bir dünya aydınlanırken
içerde bir yılmaz kararır...

VIII
uzaklarda kara gözden bir selam vardı
saramadım soramadım ömrüm zarardı
artık bu ayrılıklardan kalbim usandı
bir gökyüzü bir duvar, bir resim kaldı

oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı
bıraksalar martılarla randevum vardı

çömeldiğim avlularda düşler sarardı
o muhteşem dostluklardan şimdi kim kaldı
hançerlendim akşamların alacasında
yaşamadım, ölemedim ömrüm talandı

oysa dünya ne geniş koğuşum dardı
bıraksalar martılarla randevum vardı...

IX

“ben haklıyım”dedim halka
dedi halk:
“ne hakla? ”

dedim
ışığa
yaz
sesini;
anlamı akla!

“aşıkınam”
dedim o aşka
gel beni
beyhude
atma!

İster
Öldür,
İster
Öp
Ve
Kalbinde
sakla...

iki
celse de
hükümlü kaldım;
çok
yorgunum
çok
bozgunum
ama
sen
bana
bakma
bakmaaa

bakmaaaaaaaaa!

X
kırdılar kalemimi parmaklarım yas içinde
yıkadım ellerimi söze sığındım

yıllarca tufanlarda kırıldı yelkenlerim
kaldığım gölgelerle size sığındım

kaç bahar kan damladı üstüne şu günlerin
utandım çiçeklerden güze sığındım

kovuldum yurdumdan duldasız kaldım
bir mahkum, bir mülteci küle sığındım




XI

ben içeride, sen uzak yollardasın
yollarda çamlarla, çınarlarlasın
yollarda uğuldayan rüzgarlardasın
gardiyanlar koğuşta sayım yaparken
efkarımla birlikte sayılmaktasın
ömrümde bir hazan yaprak dökerken
özlemin o esrik tadındasın
ben çürüsem ben ölsem de bu taş odalarda
bilirim önce sen asıl sen yanımdasın...

XII
bozkırlarda doğumum, voltalarda ölümüm
üryan!
artık atlar koşuştursun poyrazı yerime bozkırlardan

bak, saçların geçiyor benimle voltalardan
saçlarınla geçiyorum seninle acılardan
bir ilmek atıp zamana sevdam
geçirsin...
geçirsin kavlince hasreti bulutlardan...

XIII
yürünecek çok yol vardı
burnumun dikine kandım

isimler öyle çoktu
senin adını andım

yıllar geçti, kurtuldular
bir ben içerde kaldım...

XIV
kapanınca kapılar
ıssızlığa kimse kalmaz
içeride
yağmur yağmaz, toprak kokmaz duvarlar

kapanınca kapılar
kasvetlidir geceler, gardiyanlar

kapanınca kapılar
“hey! ” derim: kapılar heey!
Ben ne kederlerden geçtim
Hageçtimhageçtimhageçtim
Eksilmedi yüreğimden kibritim...

XV
geliyorum
köpekler gibi acı çekerek
geliyorum
hasretinin gözlerinden öperek! demiştim şu durakta biraz daha kalalım
biraz daha....biraz daha ceplerimde
kelepçesiz ellerim...

Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 09-07-2008, 13:48
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 30-06-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 38
''Gözlerini sil
ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime..
yok,gitme!
gitme,sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor,
özlmeyi yutkunuyorum,
sonra pencerene ürkek kuşlar konuyor
şu gök var ya şu gök
birden üstüme çöküyor..
yok,gitme!
gitme aç göğsünü ısınıp kalayım öyle..''
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
odabasi, yilmaz


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:13 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org