|
|
Yılmaz ODABAŞIŞiirler içerisinde Yılmaz ODABAŞI konusu: Bir Nehrin Tükenişi
hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun
*
hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
*
...

03-02-2007, 15:43
|
|
firari
|
|
Üyelik Tarihi: 03-02-2007
Yaş: 20
Mesajlar: 260
|
|
Yılmaz ODABAŞI
Bir Nehrin Tükenişi
hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun
*
hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
*
tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin...
*
kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!
*
buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?
Bitme
bitme! bak, içtim, yürüdüm,kederlendim
denize girdim, üşüdüm, sana geldim
düş bitmeden sen bitme
bitmeden sevgi gitme
bitme! bak, koştum, savruldum, hep örselendim
cigara ziftlendim ille de seni sevdim
uzaklarda öyle çok kederlendim
günler bitmeden bitme
bitmeden hasret gitme
bu yangın geceler, bu intihar
gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar
bu dolunay gecenin göğsünü yarar
benim göğsümde de sana geniş bir yer var
düş bitmeden sen bitme
bitmeden sevgi gitme…
Hayat Gül Kokulu Sağnak
Gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
Ne varsa uçurumlar eşiğinde
Hüzünlerle yalpalayan ne varsa
Gözlerimin önünde
Ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
Bir şeyler anlatmak istiyor hayat
Ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
Gün batıyor
gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım
Unutuyorum sevgilim suretini
Durgunluğun "niçin"di unutuyorum
Gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
Umurumda değil ne yağmur ne ayaz
Ne de kerpiç kokusu havada
Unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
Sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
Geciken sabahlara koşuyor kuşlar
Gözlerimin önünde
Ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
|

02-12-2007, 17:04
|
 |
virtüöz
|
|
Üyelik Tarihi: 26-11-2007
Nerden: ....
Yaş: 23
Mesajlar: 482
|
|
|
DIŞARDA ÜŞÜYEN HAZİRAN KALBİMDE HAZAN
dünya sığmıyor insana havel
yüzlerdeki, yüreklerdeki maske
parada kir, suda klor, havada nem
yüksek borsa, alçak basınç
ve kanun hükmünde ihanetler, sahtekâr jestler
insan, sığmıyor insana havel!
ve her şey:
şey!
mesela o takvimler, o günler
her biri şimdi kim bilir neredeler
yalancıdır aynalara gülümseyen o muhteşem gençlikler
bir yaz yağmuru gibi çabucak geçecekler
bize kalan kurt kapanı sözleşmeler
ve iş akdi kıvamında morarmış evlilikler
oysa insanı büyüten yalnızlık mıdır havel?
biz bu kentlerde
bu ömürlerin gecelerinde çürüsek bile
şimdi eski dağlarda vakur bir şafak yırtılmaktadır
ve dışarıda üşüyen bir haziran
kalbimde yılların tufanından artık bir hazan
(kalbimde hazan
ve şairdir elbet
sözcüklere rus ruleti oynatıp yazan!)
dışarıda üşüyen bir haziran
kanımda nikotin cehennemi
kısa kibrit uzun duman
yaan!
yine yaan! yine yaaaan!
yan ki yangınlar bile yansın
haklıdır içindeki abdal bırak ağlasın...
bırak ağlasın artık gündüzlerin ışığında aşk
gecelerin sularında yakamozlar yok
ve kuşlar konsun diye gerilmiyor balkonlara
çamaşır ipleri
duyuyorsun işte şiir de yazıyorlarmış iğfal şebekeleri(!)
dışarıda üşüyen bir haziran
dışarıda aşksız aşk, aids, hepatit b
dışarıda hormonlu sevinçler, kokmayan güller
viagra cinsellikler, çıldırtan günler!
ve dışarıda dostluğun, puştluğun kolunda gülümsemesi
ama öğrendim karanlıklardan ışık destelemeyi
ve baka baka irkilmiş gözlerine hayatın
inatla!
inatla gülümsemeyi
öğrendim içimdeki abdalı hünerle gizlemeyi...
(herkes fanusuna asmış kendini
bu yüzden beklemiyorum farklı kıyametleri...)
dışarıda üşüyen bir haziran
dışarıda öldü insan
öldü insan
hiçbir kitaba yakışmadan!
ben de yaza yaza çürütüp dünlerimi
her gün bu cehennemden çalıyorum kendimi
bu yüzden her şey:
şey!
havada hava, günlerinde gün, evlerde sarmısak soğan;
hepsi bu işte basit, olağan
her şey şey�dir; inandıklarımızdır belki de yalan
abarttığımızdır,
küldür herkesin payına kalan...
Yilmaz ODABASI
pire için yorgansız yatarım
yorganı satar pire beslerim
beslediğim pireyi satar tekrar yorgan alırım
böylece pire sosyalleşmiş olur...
|

02-12-2007, 18:04
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 20-06-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 28
Mesajlar: 898
|
|
|
çok melodramik geliyor bana bu adamın şiiri.
|

05-12-2007, 18:33
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 10-10-2007
Nerden: nefes alabildiğim her yer..
Mesajlar: 693
|
|
teğet
herkes kırılamaz
bazen ipince dal olmak gerekir
kırılmak için
Ama dünya kütüklerin...
ağlayamaz herkes
ağlayabilecek kadar büyümek gerekir
Dünya ise küçüklerin...
sevemez herkes
bir orman olmak gerekir sevmek için
Bak ki dünya çöllerin...
Ve vakur bir damla olmak
dalga için
katılmak okyanusa aşk için, isyan için!
Yılmaz Odabaşı
en beğendiğim şiirlerinden biri.
|

26-12-2007, 22:46
|
|
Lethe..
|
|
Üyelik Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 291
|
|
|
Yaşarken de söyledim kimse bilmeyebilir bunu,
Fatiha suresi kadar eski,
günlerin çarmıhında isa kadar yaslıyım
ve tanrılar kadar çok yaşadım
kimse bilmeyebilir...
Daha kırlangıçları yalancı bir dünyada yaşıyorum;
dağları yıkılan, dalları kırılan bir dünyada.
Kayıp suretler için fotoğraflara koşuyorum
kimse bilmeyebilir...
Günlerin çarmıhında
Küle savruldum, ayrılıkları saydım,
bir hançer sapladım nevrozlu bir sevgiye;
kan bile damlamadı, yürüyüp gittim.
Yüzüme yalancı bir sevinç iliştirdim...
Fal bakan çingeneler esmerdi, yalancıydı,
dönmeyecektin!
Belki kuruyacaktım,
belki çarpa çarpa akacaktım o denizlere;
İntiharlara aktığım gibi o denizlere,
bilmeyecektin!
Çıkıp sina dağına o denizlerle
İbranice konuşacak, İblis’i kovacaktım;
İblis’i
kovmak
belki,
yarısını dünyanın
kovmak demekti...
Bir gülün bir odayı,
bir leşin bir semti kokuttuğu kentlerde,
bir ömür,
çarpar,
akar
da nasıl eskitir yatağını
kimse bilmeyebilir...
Tanıktım,
yargıç
ve sanık;
Yürüyüp gittim…
Yüzüme yalan bir mutluluk iliştirdim:
Günlerin çarmıhında İsa gibiydim…
Günlerin çarmıhında
seni ağrıyan yanlarımla sevdim,
tutuklu kollarımla;
yokluğunda burada yıllar verdim.
Yokluğuna
burada!
Herkes bilecek bunu; tabancaya gerek yoktur…
Tabancaya gerek yoktur!
Sen haklı bir cinayetsin günlerin duvağında:
Her Ömür kendi gençliğinden vurulur..
Yılmaz Odabaşı..
|

24-02-2008, 21:23
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 22-02-2008
Nerden: yollarda..
Mesajlar: 34
|
|
|
AKŞAMDIR
I
suları
boğdu
dalgalar
...
ses hoyrat
sevinç yılgın
şakaklarım sonbahar
II
“muhbiri çoğalmış sevdanın”
yapışmış tenime ter
elime kir
sessizliğin ortasında bir deli rüzgar
akşamdır
avuçlarında marmara’nın
akşamdır
şiire karıştı sular
sularda çoğalır sevdalar
ellerim ah! ellerim
nasıl
anlatsam
gece
gece kokuyor çocuklar
Yılmaz ODABAŞI
|

24-02-2008, 21:59
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-01-2008
Yaş: 24
Mesajlar: 170
|
|
|
herkesin bir feride'si vardır ben bilmez miyim
herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim
bir de kimsesizliği....
|

18-03-2008, 22:27
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 18-03-2008
Mesajlar: 71
|
|
|
Aşkların YetimRengi
Yalnızlığımda seni büyüttükçe kalabalıklaşacağım;
Sen kendi kalabalığında hep yalnız olacaksın…
I
Kapattım ucu kıvrılı yerinden bir defteri
Bir defter adınla hükümlü şimdi...
Sen kendinin pası, kilidi.
Gençliğin kendine savurur seni,
Esmersin, cehennemin dibinde doğmuşsun,
baban iki karılı; evlerde, erkenlerde bekler seni.
Sen feodalizmin kara dilberi,
gündüzlerin gölgesindeydi sevgi.
Gölgesinden gündüzlerin iklimler geçti…
Sesin şimdi kanayan bir gül gibi:
Kangren...
II
Sen orda
kendi manastırının huysuz müridi.
Sen orda
bir korkuda,
bir şarkıda,
ölüm susan uğultuda…
Sen orda
düşlerine leş kargası tüneyen!
Elleri ayazlarda
sen orda,
esmerliğine rehin feodal şatolarda..
Uyurken sen hasretin avlusunda,
gündüzlerin gölgesinde oturuyordum.
Sonra boşuna çizdim karanlığa resmini.
Boşuna... Ezberleyip hasreti…
Oysa nasıl istersen öyle gebertebilirdin beni.
Nasıl istersen!
Artık sulara k(atalım) aşkların yetim rengini...
Yılmaz Odabaşı
|

22-03-2008, 18:57
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 02-12-2007
Mesajlar: 21
|
|
EY HAYAT
(Ey hayat,
sen şav kı sularda bir dolunaysın
Aslında yokum ben bu oyunda,
Ömrüm beni yok saysın…)
Yaşam bir ıstaka;
gelir vurur ömrünün coşkusuna.
Hani tutulur dilin,
konuşamazsın…
Tırmandıkça yücelir dağlar.
Sen mağlupsun sen ıssız
ve kalbinde kuşların gömütlüğü;
tutunamazsın!
Eloğlu sevdalardan dem tutar,
aşk büyütür yıldızlardan;
senin ise düşlerin yasak,
dokunamazsın.
Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…
Yolunda kö prüler çürür.
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
Savurur hayat kül eyler seni,
doğrulamazsın..
Yapayalnız bir ünlemsin
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.
Her şey çeker ve iter,
anlatamazsın...
Yaşam bir ıstaka,
gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.
Sesinde çığlıklar boğulur ama,
bağıramazsın…
Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın…
Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.
Aslında hiç olmadım ben bu oyunda.
Ömrüm beni yok saysın...
1999
|

20-05-2008, 17:25
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 22-02-2008
Nerden: yollarda..
Mesajlar: 34
|
|
|
Yaşam Hızla
İşte yaşam
da bizimle birlikte yeniliyor.
Gündüzlerin mezar taşları,
şafağın buğusu yeniliyor:
Hızla, hızla, hızla!
Artık sırrı dökülen aynalardan
herkes eskiyen kendini süpürmelidir…
Kaçak bir türkü gibi kendine söylemeli,
ıssız kumsallar gibi kendine çekilmeli
ve süpürmeden bizi şu yanlış kalabalık,
herkes kendi kalabalığını süpürmelidir...
İşte yaşam
da bizimle birlikte yeniliyor:
hızla, hızla, hızla!
/B u y a ş a m a k,
h i ç b i r a ş k a d e ğ m i y o r!
B u y a ş a m a k,
y a ş a m a y a d e ğ m i y o r …/
Yılmaz Odabaşı
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:07 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|