|
|
Ne yapmalı ?Serbest Kürsü içerisinde Ne yapmalı ? konusu: Alıntı:
fenasi ´isimli arızadan alıntı
Sn. erdoğan'ın sözcülüğünü yaptığı
Sitede Tenere ve sizin ısrarla bir «şey»in sözcüsü ilan ettiğiniz üyeye her forumda bir tür önyargıyla yanıt yazmanız konunun bütününü kaçırmanızda ...

31-01-2008, 16:55
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
|
|
Alıntı:
fenasi´isimli arızadan alıntı
Sn. erdoğan'ın sözcülüğünü yaptığı
|
Sitede Tenere ve sizin ısrarla bir «şey»in sözcüsü ilan ettiğiniz üyeye her forumda bir tür önyargıyla yanıt yazmanız konunun bütününü kaçırmanızda fevkâlade tesirli olmaktadır.
Kaldı ki, haydi Erdoğanvari (bknz. Başbakan olanına) söyleyeyim "velevki sözcülüğünü yapıyor, bunda sakınca nedir?" Hepimiz isteyerek istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek düşüncelerimizin sözcüsü değil miyiz zaten? Niyet okumacılığınız sıkıntı yaratmaktadır. Ûslup hakarete kaymadıkça, herkesin dilediği gibi kendini ifade etmesi gerektiğini düşünenlerdenim. (Kaldı ki Erdoğan'da böyle bir misyonerlik tadını hiç almadım, sakil bir propaganda sezer isem kendisine karşı ben de düşüncelerimi ifade ederim.) Bir üyeye yukarıda "densizlik yapma" jargonuyla hakaretamiz söylemler sarf ediliyor ama üyeye yine de kimi cenahların teşeronluğu yakıştırılıyor. Aradaki biçem farkını herkes görüyordur sanırım (en azından ben görebiliyorum.) Bunu hatırlatma sebebim ise kamusal bir amaç gütmüyor, tamamen kişisel, konularının bu şekilde bölünmesi ve benim de tüm bunları okuma zahmetine girmiş olmam, mesaim açısından fevkalade sıkıntı yaratıyor.
Konuya devam edecek olursak:
Erdoğan'a soracaklarım var, zahmet buyurur da yanıtlarsa, peşin peşin baştan teşekkürümü sunayım.
İlk iletimde de sordum yanıt alamadım; Ergenekon Terör Örgütü'nün bu hummalı dokunulmazlığının kaldırılmasının arka planında AKP hükümetinin yattığını mı düşünüyorsunuz? (Ben böyle düşünmüyorum da tastamam.)
Diğer bir sorum, Berk Taçyıldız'la, bir kadın araştırmacının (!) yazdığı makaleler üzerine buna benzer bir konuyu tartışmıştık yanlış anımsamıyorsam. (Tek Yol Devrim forumu olmalı, bulursam eklerim). Orada da araştırmacının Mustafa Kemal olarak ismi geçirdiğine, Atatürk demekten imtina ettiğine şahit olmuştum. Atatürk soyadı niçin sizi rahatsız etmektedir? Mağdem simgesel fetişizme karşısınız, bu tür bir simgeyi de hiçleştirerek, görmezden gelmek yani yeni anti-simgeler yaratmak ve o yeni yaratılmış jargonu simgeleştirmek de aynı tapınmacılığa tekabül etmiyor mu? (Aklımdakini tam ifade edemedim, anlatamadıysam sorunuz, yeniden deneyeyim şansımı, düşünmek haz, anlatmaksa bir büyük mücadele takdir edersiniz ki.)
Not 1: İmlanız hususunda en az sıkıntı çektiğim üyelerdensiniz velakin şu birlikte yazılması elzem olan -daki ekini ve ayrı yazılması zorunlu -de, -da bağlacını daha dikkatli kullanırsanız, metinlerinizi okurken dön başa yapmak durumunda kalmam. En pratik yöntem -de, -da ekini cümleden çıkarttığınızda anlam bozulmuyorsa ayrı yazılmasıdır. Aidiyet ve bulunma anlamları olan -daki eki her daim birlikte yazılır.
Konu duarden tarafından (01-02-2008 Saat 19:56 ) değiştirilmiştir..
Sebep: not 2 yi çıkardım ...
|

31-01-2008, 19:40
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 186
|
|
|
Sn. maria,
Sualinize cevap verebilmem için yakın tarihimize bir göz atmak gerekiyor. Mustafa Kemâl'in vefatına kadar, Memlekette gerçekten tam bağımsız denebilecek bir tış politika tesis edildi. Fakat 1938 den sonra İNÖNÜ liderliğinde ülke İngiliz kontolüne girdi. Bu tarihten 1950 yılına kadar memleket İngiltere etkisinde kaldı. Daha sonra, İngilizler II. Dünya savaşının ortaya koyduğu ekononmik sıkıntıları gerekçe göstererek Türkiyeyi ABD ye havale etti. Demokrat Parti iktidarı döneminde ABD- Türkiye ilişkileri ABD lehine ve bizim zararımıza önemli mesafe kaydetti. O tarihlerden 21. yy başlarına kadar ABD ülkemizin yönetiminde etkili olan gerek asker, gerekse sivil bürokrasi tarafından "Dost ve Müttefik" olarak nitelenmiştir. Halka da özellikle ABD nin ne kadar önemli bir dost olduğu empoze edilmeye çalışıldı. Halbu ki 1950 de ABD ne ise, şimdi de aynı. Başka bir deyişle o zaman da kendi menfaatlerini düşünmekte idi, şimdi de.
O zaman ne oldu da, yıllarca hem de özellikle askeri bürokrasi tarafından "Dost ve müttefik" diye tanıtılmaya çalışılan ABD'nin birden bire esas yüzü, yani emperyalist oluşu bu çevrelerce dillendirilmeye başlandı ? Kanaatimce, -tam tarih verememekle birlikte- ABD uzun yılar bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde sürdürdüğü bağlantılarını askeri bürokrasiden sivil siyasetçilere yönlendirdi. Gördü ki askeri cenahla olan ilşkiler, sivil halk da rahatsızlık ve bir ABD düşmanlığı oluşturmakta. Tüketim ekonomisine sahip ABD nin sivil kesimleri kendisine cephe alır hale getirmesi, sömürü kaynakları açısından büyük risktir..
1950 den bu tarafa kendileri tarafından kullanılıp verilen modası/etkinliği geçmiş askeri techizat ABD nin menfaatlernin korunmasında çok etkili olmakta idi. Bu techizatın önemli bir kısmının da hibe olarak verildiğini düşünürsek mesele anlaşılacaktır. 1950 lerden günümüze özellikle sol anlamda memlekette görülen her ilerici hareketin arkasından ABD/Cunta işbirliği görülür. 6. Filo'nun devrimciler tarafından protesto edildiği günler de cuntacı generallerin saflarının nerede olduğunu araştırmaya gerek yoktur. O tarihlerde devrimciler bu Militaerist/Faşist generallerce "Allahsızlar" diye nitelenirken, kendilerine Milliyetçi denilen bir grup ta "yiğitler" olarak anılmıştır. DEMİREL'in, "Bana Ülkücüler cinayet işiliyor dedirtemezsiniz." sözünü orta yaşa sahip herkes hatırlayacaktır.
Şimdi sormak lazım değil mi ?
Askeri okullarda son 15-20 yılda bir zihniyet değişikliği olmadığına ve farklı anlayışlarda üst rütbeli subay yetişmediğine göre, ne oldu da, -Generallerin kendileri açıkça dillendirmemekle beraber- el altından ilişkide oldukları ÇYD/ADD gibi -Mısır'ın Yarı resmi el-ahram gazetesi kıvamında- yarı sivil/yarı askeri örgütlerle ABD aleyhinde söylemler geliştirildi.
ABD önceleri emperyalist değildi de birden bire mi oldu. Yoksa bazı generallerimiz bu ülkenin kendi menfaatlerinden başka bvir şey düşünmediiğini yeni mi anladılar ?
Cevabı basit. ABD yıllardır üçüncü dünya ülkelerinde askeri bürokrasi üzerinden yütüttüğü ilişkilerini sivil bürokrasiye kaydırdı. Önceleri ABD ile "Kuzu sarması" olan bazı güçlerin şimdiki figanları tamamen br "Konum kaybı" üzerinedir. Ergenekon örgütünün deşifre edilmesinde AKP nin rolü yoktur. Tıpkı PKK üzerine düzenlelen harekatların istihbarat bilgisinde olduğu gibi, "Ergenekon" teşkilatlanmasının deşifre olmasını sağlayan da ABD dir.
Benim şahsi Kanaatim gerek sivil gerkse askeri bürokrasinin ABD ye bu kadar bağımlı olmasının memleketimiz için bir felâket olacağı şeklindedir. Özellikle düşünce ayrılıkları sebebiyle halkımız içinde meydana getirilen kutuplaşmaların el altından kışkırtıldığını düşünmekteyim. Bu nedenle, düşüncelerin açıklanması noktasında araya giren her türlü tahrik/aşağılama ve hakaretleri, bu "El" in uzantıları veya piyonları olarak değerlendirmekteyim. Siyasi ayrılıklar şeklinde de osa bu halkın kamplara bölünmesinden en çok kimlerin mefaatleri olabilir, düşünmek lâzım.
Yazılarımda "Atatürk" adını kullanmamış olmamın gerekçesini sn Tenere'ye verdiğim cevapta açıklamıştım. Sanırım gözünüzden kaçtı. Ancak, bazı arkadaşların "Sinek'ten yağ çıkarma" konusundaki maharetleri nedeniyle, biraz daha geniş bir izah yapmam gerekiyor.
Mustafa Kemâl'in hayatını iki bölüm de ele almaktayım.
1- İstiklâl harbindeki komutanlık dönemi. Bu dönem de memlekete verdiği hizmetler nedeniyle bırakın eleştirimeyi kendisine minnet borçluyuz.
2- Kültür devrimlerinde takipettiği yol. İşte benim itiraz ettiğim ve kabul edemediğim, eleştiridiğim taraf budur. Günümüz de herkes için en iyi olan yaşama biçiminin Demokrasi olduğunu defaatle arz ettim. Ama sanki başka bir dille yazmışım gibi bazı üyeler bu cümle ve açıklamalarımı görmezden gelmekte. Bunula berebar, Kültür devrimlerindeki nihai amacın İslâmı dışlayan bir asimilasyon olduğunu düşünmekteyim. Mustafa Kemâle Demokrasi nedeniyle karşı olduğum şeklinde bir idda ve itham gülünç olur. Ama İslamı dışarıda bırakan bir "Demokrasi"(!) plânlanmış ise ben bunu kabul edemiyeceğim gibi, hazırlayanı da "Ata" olarak görmem kendimle çelişmem anlamı taşır. Bu soyadı kendisine 1934yılında kabul edilen soyadı kanunun neticesinde verilmiş olup, siyasi bir tasarruftur.
Neden böyle bir düşünceye kapıldığım sorulur ise, Kültür devrimlerinin uygulandığı sıralarda Cumhuriyetin bütün kurumlarıyla yerleşebilmesi için, karşı devrim tehlikesine karşı son derece sert tedbirler alınmıştı. O zaman halk demokrasi nedir, özgürlük nedir bilmiyordu. Bu açıdan alınan tedbirler insani açıdan onaylanmasa da, sistemin yaşaması adına meşru kabul edilebilir. Fakat günümüz de Türkiye de şeriat isteyenlerin oranı % 7-8 civarındadır. Ayrıca bu oranı daha fazla kabul etsek bile önemli olan sayı değil niteliktir. Çağın bilimsel bilgisini/teknolojisini ve özellikle ekonomik gücünü elinde bulundurmayan hiç bir oluşum karşı devrim yapamaz. Bu gün AKP ye oy verenlerin % 90 da dahil demokrasiden geri dönüşü kabul etmez. Yani Cuhuriyetin ilk yıllarında sistemi kurup yaşatmak adına alınan sert tedbirler ve İslâmı dışlayan aşağılayan söylemlerin, günümüzde hala neden devam ettirildiğini sorgulamak gerekmez mi ?
Bütün mesele cumhuriyet ise kuruldu ve 84 yıldır yaşıyor. 1930 lu yıllara göre halkın hem eğitim seviyesi yükseldi, hem demokrasiye olan inanaç ve bağlılığı arttı.
Öyle ise hala devam etmekte olan bu islam karşıtlığı ve "gerici/yobaz" yaftası neden ?
Daha sistem yerine otırmadı mı ?
Hala karşı devrim endişesi var mı ?
Ben böyle bir "Tehlike" göremiyorum. Ama birileri kendi menfaatleri açısından bunu "tehlike" olarak gösterip canlı tutmaya çalışıyorlar. "Kurt dumanlı havayı sever" misâli, kuşkular ve güvensizlik üzerinden nemalanıyorlar. Özgürlükle bir derdi olmayanın Demokrasi ile de derdi olmaz.
Ben gerçek demokrasiden yanayım. İnsanların inandıkları gibi yaşayabildikleri ve inançları nedeniyle aşağılanıp dışlanmadıkları bir demokrasiden. Ama bu düşüncenm dahi ya kabul görmüyor, ya da dikkate alınmıyorsa o zaman be de şöyle düşünürüm.
Demek ki benim kültür kimliğim üzerimde durduğu müddetçe 2x2=4 desem, birileri "Hayır sen yanlış söylüyorsun " diyecektir. Bu durum da kendilerini Mustafa Kemâl'ın fikir mirasçısı olarak görenlere karşı kendimi ifade etmekte zorlanıyorsam, kültür devrimlerinin nihai amacının islâmı dışarıda bırakan bir asimilasyon olduğu sonucuna ulaşmam zor olmayacaktır.
Zaten bunu açıkça dillendiren arkadaşlar da bir hayli çok.
Saygılarımla.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (31-01-2008 Saat 19:50 ) değiştirilmiştir..
|

01-02-2008, 02:35
|
|
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
|
|
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı
Sitede Tenere ve sizin ısrarla bir «şey»in sözcüsü ilan ettiğiniz üyeye her forumda bir tür önyargıyla yanıt yazmanız konunun bütününü kaçırmanızda fevkâlade tesirli olmaktadır.
Not 2: Gece kapatmadan evvel bana yanıtınız bu şekilde değildi Tenere, iki saat sonra gelip değiştirme ihtiyacı duymuşsunuz, ben de yanıt verme ihtiyacı duyuyorum. Müsade ediniz ki muhatabımın bana nasıl hitap etmesi hususunda kendi sınırlarımı tayin etme hakkım olsun. Tanımadığımız insanlarla senli-benli konuşmayız reel hayatımızda da, sanal da reelin form değiştirmiş bir hali iletişim hususunda, mevcut mesafemizi koruyalım derken bundan bahsediyordum, ne bir hürmet ne de bir büyük içtenlik diliyorum buralarda, ama insanlara "siz" diye hitap ediyorsam, aynı hassasiyeti ortak iletişimin sürdürülebilirliği açısından karşı taraftan da bekliyorum. Kolaylıklar.
|
Bölüm-bölüm cevap yazmışım, sadece önyargıyla yazı yazdığım söylenmiş.Konunun bütününü kaçırmamda da fevkalade tesirliymiş...Neresini kaçırmışım konunun müdürüm afedersin?Neymiş benim kaçırdığım konunun bütünü?Ne sanıyorsunuz siz beni?chp yada bilmem ne partisi şakşakçılığı mı yapıyorum ben burda, yok yere körlemesine akp düşmanı mı sandınız beni?Hiç mi haberim yok sanıyorsunuz cumhuriyetten,demokrasiden,şeriattan,dinden,Türkiy e Cumhuriyeti'nin kuruluşundan,İsmet İnönü'nün, etrafındakilerin,gizli(!) cemiyetlerin üyelerinin,menderes'in,yöneticilerin alayının,kısmen askerlerin,kapitallerin köleleştirdikleri emperyalist oyuncaklarının neler yaptığından haberim yok mu sanıyorsunuz?Erdoğan'ın söylediklerinden bu kısma kadar olanla genel hatlarıyla(özel hatlarıyla çok değişir) bir sorunum yok zaten.Ülkenin geçmişi belli, gittiği yol da apaçık ortada.Dünya'nın da geçmişi ve gidişatı aynı istikamette.Benim itirazımın hangi noktalara olduğunu görebilmek, anlayabilmek bu kadar mı zor; çok mu ışıltı,okuma-süzme-anlama becerisi gerektiren bir husus?
Not 2'ye cevaben:Bana siz diye hitap edip de Tenere demek de ayrı bir çelişki olsa gerek.Örneğin sayın okuyucular karşınızda bir insan var hitap etmek üzere olduğunuz.İsmi Kültigin, soyadı Yurttaş.Şimdi diyelim ki ondan birşey isteyeceksiniz mesela kağıt.Şöyle hitap edebilirsiniz:Kültigin kağıdı verebilir misin.
Şöyle de hitap edebilirsiniz: Sayın Yurttaş kağıdı verebilir misiniz.
Şöyle de hitap edebilirsiniz(yukarıdaki ile aynı bağlamda):Kültigin Bey kağıdı verebilir misiniz.
Peki ya şu nasıl bir hitap şeklidir?:Kültigin, kağıdı verebilir misiniz?Yada kağıdı verebilir misiniz Yurttaş?
Hitap şekli siz-sız şeklinde olacaksa başına ya Bay-Bey/Bayan gelir, yada Sayın gelir genel dil kuralları kapsamında.Yoksa bana bey denmiş-denmemiş, sayılmışım-sayılmamışım zerre kadar umurumda değil.Dalga geçmek babında siz-sız, arkasından da Tenere deniyorsa o da benim için mevzubahis zerrenin kapsamı kadar önemli değil.Bir de üzerine hitabet şekilleri konusunda ders verme çabaları, ayrıca konuyu anlamadan konuya zıplama, konuyu başlatan kişi linç edilmek üzereymiş de kurtarılması gerekiyormuş refleksi ile konunun sahibinden önce ilgili sorulara yerli-yersiz, ilgili-ilgisiz, gülünç(bkz. Köy Enstitüleri) cevaplar vermek, daha da ileri gidip konuyu bilmemekle, anlamamakla(okuduğunu anlamayacak kadar salak olmakla) itham etmek,bunu anlamayacak ne var cicim sen de hahahihi bak Erdoğan'ın gösterdiği armuttur bariz, kendisi elma diyor olabilir ama o armuttur, sen de çok anlayış özürlüsün
şeklinde tavır sergileyip üzerine bir de ısrarla hitap şekli konusunda uyaran birileri benim soluduğum havayı soluyorlarsa, her şeyin birbirine bağlı olduğu Evren'de bana herşey kadar yakınsa ve bunu değiştirmek elimde olan bir durum değil ise...o da umrumda değil.Bukowski'nin bazı insanların ekosistemimizde bol miktarda bulunması ve o bazı insanları koruyan diğer bazı insanların da yaşam alanımız içerisinde daimi olarak bulunmasının önlenemezliğini; ayrıca aslında bazı ve diğer bazı grubundaki insanların hepsinin ortak bir bazı insanlar grubunda ele alınabileceğini ifade eden ve hal bu, ancak şu da var ki; bu ekosistemde yaşamak zorunda olduğum gerçeği de bir kenarda öylece durmakta anlamındaki sözü geldi aklıma nedendir bilinmez(!).
Konu Tenere tarafından (01-02-2008 Saat 02:44 ) değiştirilmiştir..
|

01-02-2008, 03:36
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
|
|
Uzun yanıtınız için teşekkürler Erdoğan. Tarih öğretmenliğinizin de verdiği bir geçmiş birikimle, resmî tarih öğreticiliğinden hayli farklı yorumlarınızı okumak keyif verdi.
İçerideki her mevzuyu «dış mihraklara» bağlama huyumuz baki.... 
Büyükanıt bildirdiler yenice: "TSK suç örgütü değildir. TSK'da hata yapan yargı önünde cezasını çeker. Onun için bu tür şeyleri TSK ile ilgilendirmek beyhude çabadır". Tsk ile Abd'nin arasının açıldığını, emperyalist politikaların sivil sermayeye kaydığını Tüsiad'ın açılımlarından sıklıkla sezebiliyoruz. Türkiyedeki sermayenin gücü "türban" konusunda da geçerli olacak mı, zaman içerisinde göreceğiz. (Ki olsun istemem.)
İsimler üzerinden redçi bir amaç güdmekse bana aynı isim üzerinden nemalanmak isteyenlerden farklı bir niyet gibi görünmüyor açıkçası. Size aslında M. Kemal Atatürk'ün "kültür devrimindeki" islamiyeti "dışlayıcı" etkisini sormamıştım ama sorarken dahi net olarak kafamdaki imgeyi geçiremediğimi bildiğim için tekrarlarım notunu düşmüştüm. Kemalistlerin Atatürk soyadını kullanmalarıyla, anti-kemalistlerin kullanmamaları arasında mantıkta herhangi bir farklılık göremiyorum. Her iki niyet de kendi simgelerini fetişleştirmenin ötesinde görünmüyor gözüme. Çünkü nihayetinden sembollerden oluşan bir ismi reddiyediçilik de, kabulleniş de bir nazarımda.
Gelelim Atatürk'ün kültür devrimiyle İslamiyeti "aşağıladığını" düşünmenize.
Bilim deneme yanılma yöntemiyle daima yanlışlanabilir bir süreçte hakikati arama adına genellemelerdir. Tek bir veri sapması, en hakikatli teoriyi çöpe gönderir. Oysa din her iki ucu kapalı, dogmatik normlar bütünüdür, sorguya ve eleştiriye kapalı kurallardır. Russel'in dediği gibi "İnsanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin henüz bulamadığı hiçbir şey yoktur". Bilim dışındaki bilgi kaynaklarının hepsi bilgiden uzaktır. Uzun uzadıya bilim ve din karşılaştırması yapmayacağım çünkü alanları farklıdır. Gelmek istediğim nokta ise şu; Atatürk "En hakiki mürşit ilimdir, fendir" derken; gelişmenin, çağdaşlaşmanın yolunu ve yönetmini de tarif etmiştir. Bu koşullar altında kurumsal tüm alt yapılardan, üst yapılara değgin dinin Ulus Devletin tüm kılcallarından uzaklaştırılması gerekliliği bir zaruriyettir, ne bir aşağılama ne de bir asimilasyondur, din Tanrısı ve insan arasında bırakılmıştır. Bir başka forumda da yazmıştım, dindar bir bilim adamı olabilir mi? Bunun cevabını siz veriniz...
Kişisel fikrim, dindar bir yöneticinin dahi olmaması gerekliliğidir.
Dinin tekrar zerkiyse iktidar ordaklarının elindeki yönetimsel taktik ve araçlardan başka hiçbir şey değildir. Eğer söz konusu bir karşı devrim mevcutsa bu erk savaşımlarında mevcuttur.
Örneğin «özgürlükler» makyajıyla 'türban'ın bilim ve araştırma yuvalarına sokulmasındaki tezatı nasıl açıklayacaksınız? Benim görüşüm şu yönde, Arap çöllerinde seks ve şehvet aracı olan kadının kapanması dönemin zaruriyetlerinden görülmüştür. Kabaca bu saikle kapatılan kadının günümüz koşullarında bir metrekarelik bir bezle "korunabileceğini" düşünebilir miyiz, hayır, kadın ancak sosyo-ekonomik alanlarda söz sahibi olmakla korunaklı hale gelir. Oysa İslamiyetin de kültür devrimi geçirmesi gerekirken, din bunun tastamam dışında katılıktadır. (Yanlış anlaşılmasın insanların nasıl giyindikleri umurumda dahi değil, üstelik haddim de değil bunu tayin etmek.)
Gelelim Ata'ya (  ) ümmetten ulus devlet aşamasına sıçrayışta, İslamiyetin pasifize edici, bireyi arka plana atıp, kullaştırıcı etkisinin (ki bu insan adına hakkaniyetsizcedir) Kemalist devrimle ideal ölçülere getirilmesi, dinin kişinin inacı olduğu, devletin ise dinden katiyen ayrılması gerekliliğinin doğurduğu laiklik anlayışı, bahsettiğiniz demokrasiyle tamamlayıcı özelliklere sahiptir. Tabii sizin demokrasi anlayışınız çoğunlukçu demokrasi değil, çoğulcu demokrasi ise.
Karşı devrim eski düzen şerî devlet kurma amacı gütmüyor günümüzde, haklısınız, dinin pasifize edici tesiriyle başka bir formda yönetimsel güç adına dinin araçlandırılmasıdır. Bakınız Bush'un din koçu açıklıyor ki, Bush'un hiç de dindar olmadığını, oysa seçim propagandalarında adeta kim daha dindar yarışı içerisindeler. İktidardakiler din adına bir şey yapmazlar, dini ancak iktidarları adına kullanırlar, bu anlamda da karşı devrim insanların akıllarındaki Tanrı inancını hizmet etmez, dini araç edinenlerin emrindedir.
Yukarıda da bahsettiğim gibi "ne yapmalı" sorusuna yanıtım tarihsel evrime bırakmak olacaktır. Bu tarihsel evrimde Tanrı inancının yerini bilime bıraktığı (ama asla dogmatikleştirerek değil bilimi de) bir yarının bilinçli ve farkındalık düzeyi yüksek insanlık üzerine kurulacağına inanıyorum.
Yoğun ve yorucu bir gün idi, aklımdakileri tastamam geçiremediysem affola.
Saygılar.
|

01-02-2008, 04:35
|
|
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
|
|
|
Bazı insanların ülkeleri algılayış biçimleri bana epeyce yanlış geliyor.Örneğin Türkiye'yi İngiltere'nin şekillendirmesi, ABD'nin idare etmesi gibi bir düşünce sığ ve tam da düşünülmesi istenen bir düşüncedir.Tarihte bahsettiğin bazı gelişmeler olmuştur Erdoğan evet ama tam olarak ifade ettiğin şekilde olmamıştır.Dünya bir oyun alanıdır ve ülkeler de bu oyun alanının oyuncaklarıdır bazı insanlar da.Oynayanlar ise bazı ülkeler değil yine insanlardır(uzaylılar falan da değil, senin-benim gibi insan evlatları) ve bu insanlar çoğu insanın düşündüğü gibi ABD parlamentosunda, Birleşik Krallık parlamentosunda yada Vatikan'da yer almamaktadır.ABD de, Avrupa Birliği de, Vatikan da, Türkiye de, İsrail de oyuncak ve araçtırlar oyuncuların ise kim olduğunu söylemeye gerek var mı hala diye düşünüyordum ki; olduğunu görüyorum.Kapitaller'dirler oyuncular.Dünya'nın önde gelen Petrol-Maden şirketleri, Silah üreticileri, Bilgi Teknolojileri üreticileri, Uzay Teknolojisi şirketleri,Medya holdingleri,Uyuşturucu kartellerine bir göz atın.İlk Kapitallerin ortaya çıkışına göz atın ve günümüzde ilk Kapital ailelerin çocuklarının, torunlarının Dünya üzerindeki etkinliğine bakın.Serbest pazar ekonomisi ve küreselleşmeyle beraber(ki çoğunluğun düşündüğü gibi yakın bir geçmişte başlamış değildir küreselleşme) kaçınılmaz olarak Kapitaller oluşmuş ve ardından kapitalizm dönemi başlamıştır.İlk dönemlerde az sayıda aile, şirket güçlenmiştir.Daha sonra da Kapitalizmin bu özel zümreye sağladığı kolaylıklar neticesinde bu az sayıdaki kapital güçlendikçe güçlenmiş ve kendilerine rakip, kontrolleri dışında Kapitallerin doğmasını bile engellemişlerdir.Hatta bunun için çaba bile sarfetmeleri gerekmez olmuştur bir süre sonra, bunu Kapitalizm kendi kendine yapar, zaten kapitalizm böyle çalışır, bir defa başlarsa kendi kendini yok etmedikçe durdurulması belki de imkansızdır.Ne yapalım diye sorarken Erdoğan bu kapsam da düşünüp sorarsan sorunun derinliği epeyce artar, yoksa Atatürk kültür devrimlerini şöyle yapmasaydı, Asker böyle yaptı, siyasetçiler öyle etti gibi yaklaşımlar devede kulaktır affedersin.
Şimdi Erdoğan konuya bu bağlamda bir giriş yapayım izninle.Öncelikle Mustafa Kemal Atatürk'den başlamak istiyorum.
Atatürk'ü sevenden çok sevmeyen vardır.Dünya genelinde böyledir bu.Ayrıca sevdirmeye çalışanın milyon misli kişi de ondan nefret ettirmeye çalışır.Bazı insanların ise Atatürk'ü sevdirme yada sevdirmeme gibi bir kaygısı yoktur, onlar kişileri idolleştirmenin saçmalığının farkındadırlar, asıl olan düşünceler, icraatlardır.Bahsettiğin gibi Atatürk'ün idolleştirilmesinin, sembolleştirilmesinin, yalnızca törenlerde önünde saygı duruşu yapılan bir ikona dönüştürülmesinin kimseye bir faydası olacağı düşüncesinde değilim.Hatta düşüncelerini arka plana atmaktan, okul çağındaki çocuklara sırf sıkıcı törenler ve külfetler yüzünden Atatürk'e içten içe nefret besletmekten başka pek fazla sonuç doğurmadığını da düşünüyorum.Ben de pireye kızıp, yorgan yakanlardandım zamanında, ama sonunda anladım ki dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.
Önce Atatürk'ün sevilmemesi için nedenlere bir göz atalım.Kapitaller tarafından sevilmez.Çünkü fiilen işgal ettikleri bir ülkenin, ekonomik kaynaklarının, Dünya'nın en stratejik noktalarından biri olan bir kara parçasının ellerinden uçup gitmesini sağlayanların başında gelen kişidir kendisi.Sadece 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'ndaki başarılarından dolayı ona kişisel olarak garezi, kompleksi, ezikliği olan Dünya Tarihi'ne geçmiş bir sürü komutan, lider vardır.Ama Kapitaller böyle konularla ilgilenmezler.Onlar kişisel hırslara kapılacak varlıklar değillerdir.Onlar sadece ve sadece menfaatlerine ve nihai amaçlarına bakarlar.Onlar için şeref, onur gibi kavramlar da haliyle pek bir şey ifade etmez kanaatimce.Peki Atatürk, Kapitaller'in tekerine çomak mı sokmuştur?Çomak değil de nasıl derler...direk sokmuştur.
Şimdi Atatürk'ün İstiklal Savaşı'ndaki önemi tartışılmaz demişsin Erdoğan ama ondan sonra yaptıklarını yapmamalıydı demişsin.Tabi ki savaşta gösterdiği başarılar tartışılacak şeyler değildir ancak asıl başarısı ondan sonra olmuştur.Kültür devrimleri yada inkılaplar senin için ne kadar yanlış, günah dolu, sapkın şeyler gibi görünse de tarihte bunu yapan(bu derece anlamlı,görkemli) başka bir lider varsa ben bilmiyorum.Atatürk herşeyden önce bir askerdir ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cuntacısıdır doğal olarak.Daha öte her ne kadar Cumhuriyet içerisinde seçilmiş olsa da koşulları hazırlayış bağlamında bir diktatördür.Neden?Çünkü kendi insiyatifini kullanarak sistemi değiştirmiş, yerine başka bir sistem getirmiş bir liderdir.Gerekli gördüğü noktalarda askeri kararlılığını hiç çekinmeden ortaya koyması da bunun başka bir yansımasıdır.Öte yandan Atatürk öyle bir diktatördür ki gücü eline geçirdikten sonra kişisel hırsının esiri olmak yada Kapitaller'in oyuncağı olmak yerine eşi benzeri olmayan tavır ve davranışlar içine girmiştir.Birçok insan şunu gözden kaçırmaktadır, Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce, 1. Dünya Savaşı'ndan önce Osmanlı Devleti kesinlikle bağımsız bir ülke değildi.Atatürk sadece savaş sırasında fiili işgal altında olan bir ülkeyi kurtarmakla yetinmeyip, bir ulusun, bir insan topluluğunun, ülkenin her ne şekilde olursa olsun sömürülmesini kabul etmeyip engellemeye çalışmıştır.Eğer Atatürk inkılaplara girişmeseydi Atatürk olmazdı.Atatürk her türlü yetkisi ve gücü olduğu halde halkı ezmek, sömürmek, sömürülmesine alet olup bundan pay sağlamak yerine halka özgürlük ve bilgiye ulaşma şansı vermiştir.Bunu yapan başka bir tane daha diktatör var mıdır tarihte?Atatürk eleştirilmez bir insan da değildir.Benim kutsallarım olmadığı gibi Atatürk'e de tapınmam yada onu peygamber gibi birşey yerine koymam.Sen de Atatürk'ü elbette eleştirebilirsin Erdoğan ama dersen ki inkılapları yapmasaymış olurmuş, zaten ülke demokrasiye de hazır değilmiş, halk da demokrasinin anlamını bilmiyormuş o zamanlarda, savaşı kazanmış,görevini yapmış, keşke kenara çekilip savaş öncesi Osmanlı düzenini devam ettirseymiş dersen Atatürk'ü de, Dünya Düzenini de temelden anlamadığını kabul ederim.Örneğin ilke ve inkılaplarının hangisini yapmasaymış sence?Laiklik mi yanlış?Halifeliğin kaldırılması mı yanlış?Halkın kendi yöneticilerini tayin etmesini istemesi mi yanlış?Alfabeyi değiştirmesi mi yanlış?Değiştirmeseymiş de bu ülkenin halkı bilimsel düşünceden, gelişmelerden daha da uzak, dünyadan bihaber mi yaşasaymış?Kılık kıyafet kanunu mu yanlış sana göre?Ben kendimce Atatürk'ün yanlışını söyleyeyim sana mesela.Zağnos Paşa Camii'nde attığı nutuk yanlıştır bana göre ve onun gibi dini ön plana çıkaran bazı tutum ve sözleri yanlıştır bana göre.Halkı halk yapan Atatürk, bu halka(Atatürk'ü, Atatürk yapan halka) dinler yalandır diye nutuk atabilmeliydi.
Erdoğan bir de belirttiğin bir nokta var.Diyorsun ki; beni sınıflandırmayın, kategorize etmeyin, ben bağımsız bir bireyim, herhangi bir cemate yada tarikata üye değilim.Ben sana herhangi bir gruba üyesin demedim zaten.Ama eğer örneğin nur cemaatine, nakşibendi tarikatına yada akp gibi bir oluşuma üye değilsen, yandaş değilsen ya çok safsın yada tamamen tesadüf eseri benimsediğin değerler, sunduğun argümanlar ve değerlendirmeler akp gibi grubun politikalarıyla biraz fazla benzeşiyor yada örtüşüyor.Dolayısıyla akpliler yada nurcular yada şeriatçılar yada Kapitallerin kölelerinin zihniyeti ile aynı zihniyete sahip olduktan sonra onlardan ayrı bir kefeye konmanın bir gereği olduğunu düşünmüyorum.Ayrıca madem bu kadar çok ortak değeri paylaşıyorsunuz; pekala onların yandaşı yada üyesi olabilirsin.
Peki şimdi bana şunun cevabını vermeni rica ediyorum mümkünse Erdoğan:Yukarıda biraz Kapitalizm'den, Dünya'nın nasıl işlediğinden, bazı süreçlerden bahsettim.Sen de konuyu açarken ilk mesajında hep daha önceki yönetimlerin nasıl Kapitaller ile işbirliği içinde olduklarını, sözde aydınların nasıl emperyalist oyuncakları olduklarını falan yazdın.Peki akp bu sistemin dışında bir oluşum mudur?Kapitalizmin, emperyalizmin karşısında bir duruş mu sergilemiştir bu güne kadar?Yoksa en az geçmiştekiler kadar oyuncak mı olmuştur Kapitaller'in ellerinde?Biraz da bunlardan bahseder misin Erdoğan?Dedim ya daha önce 12 Eylül'ün üzerinden neredeyse 30 sene geçti ama hala onlardan, İsmet İnönü, Atatürk dönemindeki yanlışlardan bahsediyorsun.Tabi ki et, etme demiyorum ama bugün yaşananları da gör, geçmişi değiştiremeyiz belki ama geleceğin de gelişini seyretmek zorunda değiliz.Kapitaller'in sömürüsünü kolaylaştırmak adına kaderinize razı olun, karşı çıkmayın, kutuplaşmayın, kabullenin şeklinde sözlerle sükunete davet etmek yerine, biraz da akp politikalarından bahseder misin.Ben senin bunlardan bahsedebileceğini sanmıyorum.Çünkü şu ana kadar doğru düzgün bir duruş sergileyip bahsedebildiğini görmedim güncel durumdan.Bu önyargı değil midir dersen eğer; değildir Erdoğan.
Konu Ebruli tarafından (01-02-2008 Saat 16:57 ) değiştirilmiştir..
|

01-02-2008, 04:42
|
|
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
|
|
|
Alıntı:maria´isimli arızadan alıntı
Sitede Tenere ve sizin ısrarla bir «şey»in sözcüsü ilan ettiğiniz üyeye her forumda bir tür önyargıyla yanıt yazmanız konunun bütününü kaçırmanızda fevkâlade tesirli olmaktadır.
Not 2: Gece kapatmadan evvel bana yanıtınız bu şekilde değildi Tenere, iki saat sonra gelip değiştirme ihtiyacı duymuşsunuz, ben de yanıt verme ihtiyacı duyuyorum. Müsade ediniz ki muhatabımın bana nasıl hitap etmesi hususunda kendi sınırlarımı tayin etme hakkım olsun. Tanımadığımız insanlarla senli-benli konuşmayız reel hayatımızda da, sanal da reelin form değiştirmiş bir hali iletişim hususunda, mevcut mesafemizi koruyalım derken bundan bahsediyordum, ne bir hürmet ne de bir büyük içtenlik diliyorum buralarda, ama insanlara "siz" diye hitap ediyorsam, aynı hassasiyeti ortak iletişimin sürdürülebilirliği açısından karşı taraftan da bekliyorum. Kolaylıklar.
Bölüm-bölüm cevap yazmışım, sadece önyargıyla yazı yazdığım söylenmiş.Konunun bütününü kaçırmamda da fevkalade tesirliymiş...Neresini kaçırmışım konunun müdürüm afedersin?Neymiş benim kaçırdığım konunun bütünü?Ne sanıyorsunuz siz beni?chp yada bilmem ne partisi şakşakçılığı mı yapıyorum ben burda, yok yere körlemesine akp düşmanı mı sandınız beni?Hiç mi haberim yok sanıyorsunuz cumhuriyetten,demokrasiden,şeriattan,dinden,Türkiy e Cumhuriyeti'nin kuruluşundan,İsmet İnönü'nün, etrafındakilerin,gizli(!) cemiyetlerin üyelerinin,menderes'in,yöneticilerin alayının,kısmen askerlerin,kapitallerin köleleştirdikleri emperyalist oyuncaklarının neler yaptığından haberim yok mu sanıyorsunuz?Erdoğan'ın söylediklerinden bu kısma kadar olanla genel hatlarıyla(özel hatlarıyla çok değişir) bir sorunum yok zaten.Ülkenin geçmişi belli, gittiği yol da apaçık ortada.Dünya'nın da geçmişi ve gidişatı aynı istikamette.Benim itirazımın hangi noktalara olduğunu görebilmek, anlayabilmek bu kadar mı zor; çok mu ışıltı,okuma-süzme-anlama becerisi gerektiren bir husus?
Not 2'ye cevaben:Yazıda değişiklik değil ekleme yaptım.Bir sakıncası mı vardı? Bana siz diye hitap edip de Tenere demek de ayrı bir çelişki olsa gerek.Örneğin sayın okuyucular karşınızda bir insan var hitap etmek üzere olduğunuz.İsmi Kültigin, soyadı Yurttaş.Şimdi diyelim ki ondan birşey isteyeceksiniz mesela kağıt.Şöyle hitap edebilirsiniz:Kültigin kağıdı verebilir misin.
Şöyle de hitap edebilirsiniz: Sayın Yurttaş kağıdı verebilir misiniz.
Şöyle de hitap edebilirsiniz(yukarıdaki ile aynı bağlamda):Kültigin Bey kağıdı verebilir misiniz.
Peki ya şu nasıl bir hitap şeklidir?:Kültigin, kağıdı verebilir misiniz?Yada kağıdı verebilir misiniz Yurttaş?
Hitap şekli siz-sız şeklinde olacaksa başına ya Bay-Bey/Bayan gelir, yada Sayın gelir genel dil kuralları kapsamında.Yoksa bana bey denmiş-denmemiş, sayılmışım-sayılmamışım zerre kadar umurumda değil.Dalga geçmek babında siz-sız, arkasından da Tenere deniyorsa o da benim için mevzubahis zerrenin kapsamı kadar önemli değil.Bir de üzerine hitabet şekilleri konusunda ders verme çabaları, ayrıca konuyu anlamadan konuya zıplama, konuyu başlatan kişi linç edilmek üzereymiş de kurtarılması gerekiyormuş refleksi ile konunun sahibinden önce ilgili sorulara yerli-yersiz, ilgili-ilgisiz, gülünç(bkz. Köy Enstitüleri) cevaplar vermek, daha da ileri gidip konuyu bilmemekle, anlamamakla(okuduğunu anlamayacak kadar salak olmakla) itham etmek,bunu anlamayacak ne var cicim sen de hahahihi bak Erdoğan'ın gösterdiği armuttur bariz, kendisi elma diyor olabilir ama o armuttur, sen de çok anlayış özürlüsün
şeklinde tavır sergileyip üzerine bir de ısrarla hitap şekli konusunda uyaran birileri benim soluduğum havayı soluyorlarsa, her şeyin birbirine bağlı olduğu Evren'de bana herşey kadar yakınsa ve bunu değiştirmek elimde olan bir durum değil ise...o da umrumda değil.Bukowski'nin bazı insanların ekosistemimizde bol miktarda bulunması ve o bazı insanları koruyan diğer bazı insanların da yaşam alanımız içerisinde daimi olarak bulunmasının önlenemezliğini; ayrıca aslında bazı ve diğer bazı grubundaki insanların hepsinin ortak bir bazı insanlar grubunda ele alınabileceğini ifade eden ve hal bu, ancak şu da var ki; bu ekosistemde yaşamak zorunda olduğum gerçeği de bir kenarda öylece durmakta anlamındaki sözü geldi aklıma nedendir bilinmez(!).
Konu Tenere tarafından (01-02-2008 Saat 04:50 ) değiştirilmiştir..
|

01-02-2008, 05:13
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
|
|
|
Yöneticiler iletinizi silmişler, yöneticilerin uyumasını mı beklediniz silinen iletilerinizi ısrarla tekrar eklemek için. Forumun devamını site yönetimine bırakıyorum.
|

01-02-2008, 05:17
|
|
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
|
|
|
Yöneticiler iletimi mi silmişler?Gerekçe göstermeksizin mi?Hiç haberim olmadı, özel bir mesaj da almadım, silindiğine dair bir ibare de görmedim.
|

01-02-2008, 05:26
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
|
|
Mizah anlayışınız, hakaretlerinizden daha keyifli...)
Bknz. yukarıya, Duarden son eklediğiniz iletiyi silmişti ama ısrar etmekte ısrarcısınız, şimdi de farkında değilim modu öyle mi, hoş pek hoş  Son eklediğiniz iletiyi herhalde kayıt altına aldınız ki, harfi harfine silindikten sonra tekrar ekleyebildiniz, çalışkansınız da, aferim.
İnsanlara "densiz" "kaypak" demekte herhangi bir saygısızlık görmüyorsunuz da, yöneticilerden özel mesajla iletinizin silindiğine dair uyarı inceliği mi bekliyorsunuz. İncedir bizim yönetim incedir, üstelik benden hayli sabırlı olduklarını da söyleyebilirim.
Hasbihalimize kalıp devam etmek isterdim velakin iş güç malum.
Kolaylıklar.
|

01-02-2008, 08:00
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 4,009
|
|
|
Ne diyorsunuz siz sn. erdoğan, kendiniz demiyormusunuz ben aydınlanmaya ve bunun için yapılan devrimlere karşıyım diye, siz demiyormusunuz islamı red eden Türkiye Cumhuriyetine karşıyım diye, sonrada İran Cumhuriyeti gibi bir demokrasiyi tasvir edip bizlere, buna inanmamızı bekliyorsunuz ve bütün bunların tek karşılığı olan şeriat sözcüğünü kullanınca bana mazlum pozisyonlarında kem küm diyorsunuz ayıptır yapmayın, takıyyecisiniz anladıkta bu forumda sizin dediklerinizi anlayan çok insan var merak etmeyin ve ona göre cümleler kurun.
Ne yapılmalı sorusunun cevabına gelince, bir önceki mesajımda açıkça söylediğim gibi, bir karşı devrim yapılmaktadır, kaldıki tarih bazen geri gider daha ileri atılabilmek için, şu anda tarih bu topraklar için geri gitmeyi planlıyor, dün açıklama yapan AKP liler ve Üniversite'leri duyduk hepimiz, taraflar saflara ayrılıyor artık ve bu tıpkı İran'daki gibi sonlanacak bir gidişattır şeriat ikdidarı ele geçirdiğinde, gerisi laf-ı güzaftır.
Yeni-Liberal teorileri bilenler yukarda dile getirmeye çalıştığınız açıklamaların tek cevabı olduğunu bilirler, bu teoriye göre yapılmaktadır bu ülkede her şey şu anda, sanmayın ki bir tek bizim ülkemizde din tırmanışta, örneğin Polanya'da geçen sene başlarında İsa'nın Kral ilan edilmesi için önerge verdiler bilmem kaç yüz imza ile kendi meclislerine. Özellikle tırmandırılıyor tutuculuk ve gerilim tüm Dünya'da, ne diyor Buch; bu yeni Haçlı seferidir, şimdi kalkıp bana kem küm konuşmayın derim sizlere. Ben sosyalistim ve birisi bana sosyalist dediğinde gocunmam, sizde şeriat'ı anlatırken size şeriatçı denmesinden gocunmayın sn. erdoğan, o zaman belki karşılıklı tartışma ortamı yaratabiliriz.
Yukarda tek mesajda ve bir defada aydınlanmaya yöneltilen bir güncel siyasi söylemin sn. erdoğan tarafından tekrar edilmesidir dedim ve bu söylemimi tekrarlıyorum, tüm amacı Türbanı legal ve kabullenilebilir hale getirmek olan bu konuyu siz istediğiniz kadar dış mihrak iç mihrak karmaşası içine gömmeye çalışın, burdaki tek gerçek karşı devrim ikdidar olduğunda rakiplerini tasviye eder sözümün doğruluğudur.
Not: Sn. erdoğan, şimdide vay beni İrancı gösteriyorsunuz gibi felan kem kümlere girmeyin lütfen, ben sadece söylemlerinizin böyle bir devleti tasvir ettiğini anlıyorum sizin cümlelerinizden, her eleştiriyi kendinize alınmak yerine fikirlerinize söylendiğini anlayabilirseniz o zaman tartışabiliriz belki.
saygılar.
Konu duarden tarafından (01-02-2008 Saat 18:09 ) değiştirilmiştir..
Sebep: iletinin baştarafının konuyla alakası oldugunu sanmıyorum..
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:44 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|