|
|
Ne yapmalı ?Serbest Kürsü içerisinde Ne yapmalı ? konusu: Maalesef içinde bulunduğumuz şartlarda ülke hızla bir Lâik/Anti Lâik kamplaşmasına doğru ilerlemektedir. İnsanlar siyasal ihtiras ve menfaatleri uğruna her şeyi yapabilmeyi göze almış durumda adeta "Komut" beklerken, insana hizmet etmesi ...

30-01-2008, 19:48
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
Ne yapmalı ?
Maalesef içinde bulunduğumuz şartlarda ülke hızla bir Lâik/Anti Lâik kamplaşmasına doğru ilerlemektedir. İnsanlar siyasal ihtiras ve menfaatleri uğruna her şeyi yapabilmeyi göze almış durumda adeta "Komut" beklerken, insana hizmet etmesi gereken siyasal düşünceler bizde insana saygıyı, hatta bizatihi insanın kendisini yok etmek de kullanılır oldu.
Farklı anlayışlarda olanların, bir birlerini "Hain/Kâfir/Uşak/Dinsiz" diye itham etmelerinde ki esas sebep, başkalarını da kendi bulundukları konuma çekme gayretleridir."Ya sev, ya da öl veya terket" militarizmi allanıp pullanıp "Cumhuriyet" diye yutturlmaya çalışılıyor . Hızla değişmekte olan dünya da, evrensel düşünceyi ve yeni fikirleri sürekli takip ederek kendini geliştirme çabası yerine, bilakayduşart bir "Lidere tapınma" mekanizması çalıştırılıyor. Halbuki Demokrasiler, her düşünce sahibinin kendisini bulunduğu noktadan ifade edebilmesi için vardır. Değişik fikirler, kültürel anlayışlar ve farklı yaklaşımlar, zaman zaman toplumları içine düştüğü sıkıntılardan kurtarabilmek için bir alternatif olurken, bizde hala tek tip insan yetiştirme gayretleri inatla sürdürülmekte, farklılılara tahammülü olmayan "Çağdaş/Aydın"(!) insan tipi üretme konusunda azami çaba sarfedilmektedir.
Ben Cumhuriyetin ilk yılarında görülen Jakoben yaklaşımların, sn. Vural SAVAŞ tarafından ifade edilen "Militan Demokrasi" uygulamalarının, Demokrasinin sosyal/kültürel ve hatta ekonomik alt yapısı tamamlanıncaya kadar sistemi korumak adına sürdürüldüğününü düşünürken, hala cismen de yaşıyor olsaydı Mustafa Kemâl'in, daha demokratik açılımlara mürcat edip günümüzde ki siyasal yobazlığa sapmayacağını tahmin etmekteyim.
Doğrudur. Kültür devrimlerinin gerçekleştirilmesi esnasında Cumhuriyeti koruma uğruna çok sert tedbirler alınmış, epey can yakılmıştır. Fakat unutulmamalıdır ki, o dönemde kültür devrimleri ile Demokrasinin sadece hukuki/siyasi alt yapısı hazırlanabilmiştir. Demokrasinin yaşatılabilmesi, halkın kendi kaderini tayin etmesi noktasında sağlam ve sürekli bir eğitimle geniş kitlelere tanıılması/sevdirilmesine bağlıdır. Cumhuriyet, Demokrasinin siyasal boyutudur ve bir Halk yönetimi olması sebebiyle korunması "Zinde güçler"e değil, yine bizzat halka düşmektedir.Halkın anlamadığı/bilmediği ve sahip çıkmadığı hiç bir sistem demokrasi olamaz.
Fakat cumhuriyetin ilk yıllarında okuma yazma oranı % 10 un altındadır. En kısa sürede bu oranı yükseltmeden ve halkın eğitim düzeyini geliştirmeden sadece "seçkinler/Aydınlar" egemenliğine dayalı bir "Cumhuriyet"(!) uzun vadede bir işe yaramayacaktır. Mustafa Kemâl döneminde başlatılan eğitim hamleleri bir süre sonra meyvelerini veriyordu. Topumda okur-yazar oranı hızla artmaya, birikimli insanlar sayıca çoğalmaya başladı. Köyde ki çarıklının, kasabadaki yamalıklı elbise giyenlerin okuyup memleketin idaresi ile alâkakı söz söz söylemeye başlaması, hatta doğrudan yönetime katılma teşebbüsleri, bizde ki "yönetici elit"i rahatsız etti.
"İskoçyalı" diye bir film serisi yapılmıştı, izleyenler hatırlyacaklardır. Dünya atmosferinde görülen bir dengesizlik nedeniyle, atmosfer görevi gören bir sistem kurulmuş, ancak sistemin çalışması için de, bu işten faydalanan tüm insanlardan para alınması yolu seçilmişti. Bu sistemin sahibi şirket gelen tatlı parayı görünce, atmosfer düzeldiği ve eski tehlike kalmadığı halde - sanki tehlike devam ediyormuş gibi- harkesten para toplamaya devam etmiş, durumu gizlemişti.
1930 ların "Asr-ı Saadet" dönemini hayal edenler de aynen o şirketin sahipleri gibi davranıyorlar. Ele geçirdekleri konumu muhafaza etmek adına, kendi düşüncelerini kutsamak adına, menfaatlerine "Kemâlizm" diyerek tartışılmasının önüne geçiyor, karşı çıkanları "Hain/satılmış/uşak" nitelemeleri ile aşağılayıp sindiriyorlar. Tabi her yere kendileri ulaşamadıkları için başlarına tasmayı takıp besledikleri sadık bekçilerini "Ergenekon" oluşumlarıyla "Düşman" gördükleri insanların üzerine saldırtıyorlar.
Halbuki Demokrasiden geriye dönüş artık mümkün görülmemektedir. Bundan iki asır evvel, bilim/teknoloji bu kadar gelişmediği için yönetici sınıfların ekonomik/siyasi ve askeri zaaflarını başkaları değerlendirler, bu nedenle de yönetimler sık sık el değiştirir idi. Şimdi bunu Muz cumhuriyetlerinde ki omzu bol yıldızlı generaller yapıyor. İpleri de ABD nin elinde. Bizde de meydana gelen ihtilallerin temelinde ABD etkisi olduğu bilinen bir gerçek. Türkiye de "Şeriat" isteyenlerin oranı % 7-8 civarındadır. Bir de bu oranlar artık o kadar da önem taşımaz. Çağın getirdiği bilgi birikimi ve örgütlenmeye, hatta arka plânındaki çok sağlam bir ekonomik desteğe sahip olmayan hiç bir oluşum, memleketin Demokrasiden başka taraflara yönelmesini sağlayacak bir değişimi gerçekleştiriemez. Demokrasiden geriye dönüş ihtimali sıfıra yakın konumdadır.
Şu halde mesele Mustafa kemâl'in fikir mirasını korumakmıdır, yoksa "Kemâlizm" diye devleti ele geçiren "siyasal elitl/seçkin"lerin menfaatlerini mi ?
Şapkamızı önümüze koyup düşünelim
Yazımın başında anlatmaya çalıştığım gibi, her insan Militarist/faşist baskıdan ve kimi siyasi düşünce sahiplerinin "Atatürk düşmanı/Hain" hakaretlerinden çekinmeden "Ben kemâlist değilim" diyebildiği, İslâmı bir inanaç/yaşama şekli olarak benimsemeyen insanlar da sıkıştığı nokta da, "Ben de müslümanım, benim ammemin de başı örtülü" veya Kemalist olmayanların, "Ben de kemalistim" riyakârlığına tevessül etmeden, kendilerini oldukları gibi ifade edebildikleri bir özgürlük ortamı sağlanmalıdır.
Bu gerçekleşince, hakaret edenler ile fikir savunanlar, boyunlarında siyaset tasması, önlerine konan tabaktan yemlenip efendilerinin "kıs-kıs"ladıklarına saldıranlar birbirinden ayrılacak, her insan daha rahat ve özgürce, üstelik kendisi gibi düşünmeyenleri "Düşman" görme paranoyasından kurtulmuş şekil de tartışabilecek/yaşayabilecektir.
Bütün baskı rejimleri vatandaş değil, bolca ikiyüzlü/yalancı üretir.
Yllardır süregelen Monarşik/Despotik/Oligarşik rejimlerin baskı yöntemleri, bireylerin genlerine işlemiş olarak, bekli de insanların bilinç altında hem birbirilerine, hem de devlete karşı derin bir kuşkuculuğa saplanmalarına temel oluşturmaktadır.
Eğitimle bir çok zorluğun üstesinden gelebiliriz. Birbirimizin özgürlük alanlarına müdahele etmemeyi, kim olursa olsun her insanı aynı çizgiye getirme mecburiyetimizin olmadığını, bizim gibi düşünmeyenleri "Hain/Kafir/Uşak/Dinsiz" diye itham etmenin sadece, -bir bizon'un hastalığı sebebiyle bulunduğu yere düşeceğini umup sabırla bekleyen tilki gibi- birilerini sevindirmekden öte bir işe yaramayacağını öğrenebiliriz.
Tabi eğitimi de kendimize benzetmeden doğal standardı içerinde verebilirsek.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (30-01-2008 Saat 20:45 ) değiştirilmiştir..
|

31-01-2008, 02:27
|
|
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
|
|
|
"Ya sev, ya da öl veya terket" militarizmi allanıp pullanıp "Cumhuriyet" diye yutturlmaya çalışılıyor . Hızla değişmekte olan dünya da, evrensel düşünceyi ve yeni fikirleri sürekli takip ederek kendini geliştirme çabası yerine, bilakayduşart bir "Lidere tapınma" mekanizması çalıştırılıyor.
Cumhuriyet diye bahsettiğin şeyin yutturulmaya çalışıldığından emin misin?Kim yapıyor bunu peki?Ayrıca demek istiyorsun ki akpnin getirdiği özgürlük, demokrasi,yenilikler,gelişmeler,kazanımlar vesaireyi takip etmek yerine Atatürk'e tapınma mekanizması çalıştırılıyor.bilakayduşart diye bir kelimeyi de ilk defa senden duyuyorum; bilakayduşart değil, bilakaydüşart diye bir kelime vardır ki o da tasviye anlamına gelir, alakasız olmuş biraz.
Merak ettim kimmiş bu Atatürk'e(adını ağzına almamaya özen gösterdiğin) tapınma mekanizmasını çalıştıranlar, butona basanlar.Ülkenin bütün kritik noktalarını ele geçirdi senin demokrasi manyağı kazanımcıların.Atatürk'ün adından, sanından ne kadar rahatsız olduğunuzu gerekçeleriyle sizden daha iyi bilirim ben.Anıtkabiri yıkmadan, milli bayramları kaldırmadan, Atatürk ismini yasaklamadan,laik sistemi bozmadan rahat yok size.Şevki yılmaz geldi aklıma komik insan evladı...''laiklik,kemalizm ve bütün şeytani düzenleri yıkmadan, binlerce kere hacca gitseniz de haclarınız kabul olmayacaktır...tekbiiir'' diye bir taraflarını yırtıyordu bir zamanlar çölün ortasında.
her düşünce sahibinin kendisini bulunduğu noktadan ifade edebilmesi için vardır. Değişik fikirler, kültürel anlayışlar ve farklı yaklaşımlar, zaman zaman toplumları içine düştüğü sıkıntılardan kurtarabilmek için bir alternatif olurken, bizde hala tek tip insan yetiştirme gayretleri inatla sürdürülmekte, farklılılara tahammülü olmayan "Çağdaş/Aydın"(!) insan tipi üretme konusunda azami çaba sarfedilmektedir.
Laiklik bir kez yıkılırsa asla ve asla o dediğin değişik fikirlerin dile getirilemeyeceğini göremeyecek kadar salak mı sence insanlar?Kimse cevap vermez mi sandın bu yazdığın absürd şeylere?Laikliğin uygulanmadığı ülkelerde, yani dinin etkilerinin yönetimde biraz fazlaca söz sahibi olduğu ülkelerde kaç tip insana, kaç değişik fikire, kaç farklı kültürel değere tahammül var onu söyler misin sen bi...sonra kaldığın yerden masallarını anlatırsın?Farklılıklara tahammül etmek gerek, alternatif fikirlere açık olmak gerek diyorsan, önce laikliğe sahip çıkacaksın.
Ben Cumhuriyetin ilk yılarında görülen Jakoben yaklaşımların, sn. Vural SAVAŞ tarafından ifade edilen "Militan Demokrasi" uygulamalarının, Demokrasinin sosyal/kültürel ve hatta ekonomik alt yapısı tamamlanıncaya kadar sistemi korumak adına sürdürüldüğününü düşünürken, hala cismen de yaşıyor olsaydı Mustafa Kemâl'in, daha demokratik açılımlara mürcat edip günümüzde ki siyasal yobazlığa sapmayacağını tahmin etmekteyim.
Cismen yaşamak ne demektir?Bu ne biçim bir dil kullanımıdır?Atatürk cisim değildir ''günümüzde ki'' değil, günümüzdeki(ki birleşik) yazmalısın Türkçe yazıyorsan.Yukarıda ve aşağıda da sürekli de, da bağlaçlarını saçmasapan, yerli-yersiz ve hatalı kullanmışsın.Neyse o kadarı beni ilgilendirmez, konuya döneyim ben.
Halkın anlamadığı/bilmediği ve sahip çıkmadığı hiç bir sistem demokrasi olamaz.
Halkın neyi bilip-bilmediğinden, neyi anlayıp-anlamadığından çok eminsin.Ben senin kadar emin değilim ama.Eğer bu halkın çoğunluğu benim de geçtiğim ilkokullardan geçtiyse, Cumhuriyet'in de ne olduğunu bilirler, Şeriat şirretinin de.Hala bilmeyenlerin de acilen öğrenmesinde fayda vardır kanaatimce.
Köyde ki çarıklının, kasabadaki yamalıklı elbise giyenlerin okuyup memleketin idaresi ile alâkakı söz söz söylemeye başlaması, hatta doğrudan yönetime katılma teşebbüsleri, bizde ki "yönetici elit"i rahatsız etti.
Bunları hangi olaya, döneme istinaden yazdığını açık bir şekilde yazar mısın.Ondan sonra cevap vereceğim bu yazdıklarına da.Üstü kapalı konuşmanın, yazmanın ne sana, ne de okuyanlara faydası var, öğrenemedin gitti bunu da.
1930 ların "Asr-ı Saadet" dönemini hayal edenler de aynen o şirketin sahipleri gibi davranıyorlar. Ele geçirdekleri konumu muhafaza etmek adına, kendi düşüncelerini kutsamak adına, menfaatlerine "Kemâlizm" diyerek tartışılmasının önüne geçiyor, karşı çıkanları "Hain/satılmış/uşak" nitelemeleri ile aşağılayıp sindiriyorlar. Tabi her yere kendileri ulaşamadıkları için başlarına tasmayı takıp besledikleri sadık bekçilerini "Ergenekon" oluşumlarıyla "Düşman" gördükleri insanların üzerine saldırtıyorlar.
Diyorsun ki; Atatürkçü görünen yönetici kitle(derin devlet gibi bişey kastediyorsun herhalde) ile milliyetçiler(köpek benzetmesi yaptıkların onlar oluyor sanırım) milletin canına okuyor, halkın kurtarıcısı akpye de zorluk çıkarıyor.Rahatsızım bu durumdan diyorsun yani, demek istediğin bunun gibi bir şey sanırım.
Halbuki Demokrasiden geriye dönüş artık mümkün görülmemektedir. Bundan iki asır evvel, bilim/teknoloji bu kadar gelişmediği için yönetici sınıfların ekonomik/siyasi ve askeri zaaflarını başkaları değerlendirler, bu nedenle de yönetimler sık sık el değiştirir idi. Şimdi bunu Muz cumhuriyetlerinde ki omzu bol yıldızlı generaller yapıyor. İpleri de ABD nin elinde. Bizde de meydana gelen ihtilallerin temelinde ABD etkisi olduğu bilinen bir gerçek. Türkiye de "Şeriat" isteyenlerin oranı % 7-8 civarındadır. Bir de bu oranlar artık o kadar da önem taşımaz. Çağın getirdiği bilgi birikimi ve örgütlenmeye, hatta arka plânındaki çok sağlam bir ekonomik desteğe sahip olmayan hiç bir oluşum, memleketin Demokrasiden başka taraflara yönelmesini sağlayacak bir değişimi gerçekleştiriemez. Demokrasiden geriye dönüş ihtimali sıfıra yakın konumdadır.
Demek komutanların ipleri ABD'nin elinde.Ayrıca artık demokrasiden dönüş de mümkün görülmüyor değil mi...hatta sıfıra yakın bu ihtimal sana göre.Anladım ben, senin gazın var, o yüzden MUZ Cumhuriyeti'ne falan kaydı aklın.
Bu kadar laubalilik yeter konumuza dönelim.Komutanların iplerinin ABD'nin elinde olduğunu iddia ediyorsun da bahsettiklerin artık Türkiye Cumhuriyeti Ordusu'nda yer almıyor bildiğim kadarıyla.12 Eylül'ü bu günlerde farkedenlerdensin sanırım sen de.Geçti ama merak etme, 28 sene geçti üzerinden bilmiyorum farkında mısın.ABD ve ipleri konusuna tekrar dönersek zırt-pırt Beyaz Saray'a, Bush'un toplarını yalamaya gidenlerden de bahsetmezsek ayıp etmiş oluruz bence.Ama yok, sen canlı, güncel suckerlar yerine tarihten bahsetmek istiyorsun, değiştirebileceksin çünkü tarihi.
Yazımın başında anlatmaya çalıştığım gibi, her insan Militarist/faşist baskıdan ve kimi siyasi düşünce sahiplerinin "Atatürk düşmanı/Hain" hakaretlerinden çekinmeden "Ben kemâlist değilim" diyebildiği, İslâmı bir inanaç/yaşama şekli olarak benimsemeyen insanlar da sıkıştığı nokta da, "Ben de müslümanım, benim ammemin de başı örtülü" veya Kemalist olmayanların, "Ben de kemalistim" riyakârlığına tevessül etmeden, kendilerini oldukları gibi ifade edebildikleri bir özgürlük ortamı sağlanmalıdır.
Şu paragrafın içinden çıkamadım ben, sen çıkabilecek misin acaba merak ediyorum.Ne demek istedin burda?Bu salatayı bi toparlayıp tekrar yazar mısın zahmet olmazsa.
Birbirimizin özgürlük alanlarına müdahele etmemeyi, kim olursa olsun her insanı aynı çizgiye getirme mecburiyetimizin olmadığını, bizim gibi düşünmeyenleri "Hain/Kafir/Uşak/Dinsiz" diye itham etmenin sadece...
Bu laikliktir.Bunlara önem veriyorsan laikliği öğrenmen,anlaman,özümsemen ve ona sahip çıkman gerekir.özetle söylediğin pek çok şey birbiri ile çelişiyor ve ortaya tatsız bir laf salatası çıkıyor yazdıklarından sadece.
Konu Ebruli tarafından (01-02-2008 Saat 01:21 ) değiştirilmiştir..
Sebep: küfrün erdem olmadığını öğrenseniz iyi olur sn. tenere...
|

31-01-2008, 03:34
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,075
|
|
Alıntı:
Tenere´isimli arızadan alıntı
bilakayduşart değil, bilakaydüşart diye bir kelime vardır ki o da tasviye anlamına gelir, alakasız olmuş biraz.
|
Bilgilerinizi tazeleyiniz Tenere, «bilakayduşart» doğru yazılımdır ve kayıtsız şartsız anlamında kullanılmıştır ve yerli yerindedir. Eski kelimeler hususunda da bir küçük not düşeceğim kendileyim, eski metinlerden kopmamak adına eski kelimeleri unutmayı doğru bulmuyorum ben, arada kullananları de keyifle okuyorum.
Alıntı:
Erdoğan´isimli arızadan alıntı
Köyde ki çarıklının, kasabadaki yamalıklı elbise giyenlerin okuyup memleketin idaresi ile alâkakı söz söz söylemeye başlaması, hatta doğrudan yönetime katılma teşebbüsleri, bizde ki "yönetici elit"i rahatsız etti.
|
Alıntı:
Tenere´isimli arızadan alıntı
Bunları hangi olaya, döneme istinaden yazdığını açık bir şekilde yazar mısın.Ondan sonra cevap vereceğim bu yazdıklarına da.Üstü kapalı konuşmanın, yazmanın ne sana, ne de okuyanlara faydası var, öğrenemedin gitti bunu da.
|
Köy Enstitülerinin kapatılmasında bahsetmiş Sayın Erdoğan. Bunu anlamayacak ne var ki?
Neyse konumuza dönelim.
Aslında yayın yasağı kondu kısmen mahkeme sürecinde Ergenekon'la ilgili ama, türbanla ilintili haberlerden fecii şekilde sıkılmış olan ben, zor da olsa gazetelerde Örgüt'le ilişkili gelişmeleri takip etmeye gayret ediyorum. Örgütün kökünün çok daha derin bir tarihe dayandığını bu ülkede yaşayan hemen herkes az çok biliyordu zaten.
Benim asıl merak ettiğim, Susurluk soruşturmasında Meclise dahi gelmeye zahmet etmeyen, adeta kanunlar-üstü korunan ve kollanan Veli Küçük ve ekibi ne oldu da bir anda hem de bu ne hız dedirtecek derecede, tutuklanıp, sorgulanıverdiler, merak içerisindeyim. Halkın gazını biraz olsun almak için tıkanan sistemin safra taşı boşaltması mıdır bu?
Ne yapmalı sorunuza yanıtımsa ne yazık ki pek de reçetesel olmayacak.
Yazınızda bahsettiğiniz üzre Kemalizm için kimi hak ve ödevler adına katalizör bir tesirden bahsedebiliriz, «eğitim hamleleri» devamlılık açısından dönemine münhasır sıçrayışların ötesine geçemeyince ne yazık ki arkası da gelmiyor. İçselleştirilmiş bilinç yalnızca da eğitimle olmuyor ne yazık ki -ki siz bir eğitimci olarak bunu benden daha iyi bilirsiniz-, bu mevzu bu forumun konusu olmadığı için es geçiyorum.
Aslına bakarsanız «tarihsel bir evrim»e bırakmaktan çok da fazla seçeneğimiz yok. Elbette bu hiçbir şey yapmayalım anlamında değil, bireysel sorumluluklarımız layıkıyla yerine getirmek düşüyor her birimize. Güzel bir konuya değinmişsiniz Erdoğan, sitedeki diğer arkadaşların fikirlerini almak adına şimdilik kısa kesiyorum.
Not: Tenere, size "ikinci çoğul" hitap ediyorum ve bu mesafemizi korumamızı ve diğer okuyacakların da göz sağlığı için çoklu alıntıyı öğrenebilmenizi diliyorum.
Konu maria tarafından (31-01-2008 Saat 03:38 ) değiştirilmiştir..
|

31-01-2008, 03:59
|
|
harvester
|
|
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
|
|
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı
Not: Tenere, size "ikinci çoğul" hitap ediyorum ve bu mesafemizi korumamızı ve diğer okuyacakların da göz sağlığı için çoklu alıntıyı öğrenebilmenizi diliyorum.
|
Bu notun düşülme sebebini anlayamadım ve pek de hoşuma gittiğini söyleyemem,sanki ben mesafeyi daraltmaya çalışıyormuşum gibi bir anlam ima ediyor...bence gerek yoktu.Mesafeyi korumak bir yana açalım o mesafeyi epeyce mümkünse, bunalmaya başladım çünkü.
Ayrıca ben erdoğan'ın bahsettiği ilgili kısımda köy enstitülerinden değil son dönemlerde yönetimde söz sahibi olan kesimin engellenmeye çalışıldığını anladım.Bunu anlamayacak ne var denmiş ama o yazının neresinden köy enstitüleri çıkarılmış onu anlamadım ben de...ki zaten o yüzden, anlaşılmamayı değil anlaşılmayı hedeflemek adına daha açık yazılması gerektiğini öğütlemişim ki tam da üzerine örnekleme oldu bu da.
Konu Tenere tarafından (31-01-2008 Saat 05:08 ) değiştirilmiştir..
|

31-01-2008, 09:34
|
|
.........
|
|
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 4,009
|
|
|
Devrimler ilk önce kendi çocuklarını yer der tarih, daha sonra erki ele geçiren grup hemen kendisine rakip olarak direnenlerden başlar tasviyeye, ardından rakip olabilecekler ve işbirlikçiler tasviye edilir. En sonunda ise yönetim grubundakiler hesaplaşır kendi aralarında.
Bu hep böyle olagelmiştir, bakınız; Sovyet Rusya, Türkiye, İran, Kuba vb. bir çok ülkede yukarda saydığım sırada olmasada tam bu tasviye süreci yaşanmıştır. Mevcut sistem ele geçirilip mevziler kuvvetlendirilirkende yapılan, toplumun bir şekilde kendi özeline ve coğrafyasına göre uyutulması ve kazanılan bu toplumun devrim ve ideallerine uygun çalışmasını sağlamak olmuştur. Bunun içinde gereğinde Faşist yasalar yada devlet dışı örgütler kullanıması, bazende devletin bizzat yapması pratikte uygulanan ve bildiğimiz bir kaç yöntemden bazılarıdır. Atatürk devrimleri ve kurduğu devlet bilindiği üzere 1940 ların ortasında Köy Enstütülerinin tasviyesi ile başlamış (genel bilinenin aksine bunu bizzat İsmet İnönü başlatmıştır) ve sonraki yükselen liberal ekonomi dalgası ve keynesçilik ile birlikte ülkemize ithal edilmek istenmiş, tıpkı günümüzde olduğu gibi toplumsal bir pay kapma histerisi ile çabalar yoğunlaştırılmış ama karşı devrimi tamamlamak günümüzde Özal ve Demirele nasip olmuştur.
Konudaki bahsi geçen bu yüzden köy enstütüleri değil bizzat AKP ve yandaşlarının duygu sömürüsü yaptıkları ilkel bir komünist bakış açısı ile oluşturulmuş meşhur aydınlanmayı temsil eden okumuş kesime saldırının güzel bir kinaye yapılmış örneğidir.
Şuanda sürmekte olan karşı devrimde tıpkı ondan önceki bir çok devrim gibi erki tamamen ele geçirip, ülkeye tam anlamıyla hakim olduğunda ilk olarak kendi çocuklarını yiyerek başlayacaktır icraatlarına, kendi devrim devletine karşı olanlarıda asacak, kesecek ve kaçırtacaktır, tıpkı Türkiye Cumhuriyet'inin ilk yıllarında yada İran'da olduğu gibi. Bu kaçınılmaz bir gerçektir ve o yüzden bir grup insanlar bu demokrasi adı altında söylenen yalanlara inanmamakta ve karşı durmaktadır. AKP karşı devrimi tamamlayıp şeriat devletini ilan ettiğinde hesaplaşma başlayacaktır. Sn. erdoğan'ın sözcülüğünü yaptığı siyasi sistem geldiğinde benim gibi muhaliflere ne olacağını merak edenler Şerri hukuka bakarak anlayabilirler, biz gibilerin cezası kafalarımızın gövdemizden ayrılmasıdır Şerri hukukta.
|

31-01-2008, 12:02
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
|
sn. fenasi,
Düşünsel anlam da getireceğiniz ve kişikliklere vurulmamış her eleştiriye eyvallah derim. Daha önce de arz ettim. Ben bu güne kadar ne öğrendi isem bana dikte edilenleriden değil, karşıt düşünceleri analiz etmekten sorgulama ve öğrenmekten elde ettim.
Lütfen bu yazıyı okuyan her insan şu cümleme dikkat etsin. Hiç bir düşüncenin, grubun, tarikatin, cemaatin veya partinin adamı değilim. Eğer böyle anlaşılırsa bu sayılanlardan herhangi birisi terafından kullanılmış olurum. Halbuki düşünceler insanı kullanmaz. Mahiyetlerine göre kişiyi ileri götürür veya karanlıkta bırakır. Düşünceleri üreten plânlayan ve kullananan insandır.
Benim beğenmediğiniz düşüncelerimi eleştiriniz. Hatta yerden yere vurunuz. Ama lütfen "Falan veya filan düşüncenin adamı" olarak nitelemeyiniz.
İnanınız ben burada sadece kendimi temsil etmekteyim. Yeri geldiğinde kendi fikriyatımda olnaları da en ağır biçimde eleştirmekteyim. Fakat foruma girdiğim günen bu yana belli bir düzeyde tartışma ortamı tutturamadık. Bunu kimseyi suçlama adına yazmıyorum. Belki de hatanın çoğu şahsıma aittir.
Saygılar.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (31-01-2008 Saat 13:10 ) değiştirilmiştir..
|

31-01-2008, 12:47
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
|
Sn Tenere,
Yazdıklarımı sürekli hata/yanlış aramak niyetiyle okuyorsunuz. Gerçi istediğiniz gibi davranabilirsiniz. Ne yapacağınızı size ben söyleyecek değilim."Atatürk" adını kullanmadığımı farketmişsiniz.
Dikkatli bir insan olduğunuzu itiraf etmeliyim. Ben kültür devrimlerinin İslamı dışlayan bir asimilasyona hizmet ettiğini düşünmekteyim. Yani son tahlil de, memleketteki batılılışma ve çağdaşlaşma hamleleri nihayetinde İslâma yer yoktur. Bir Müslüman/Türk olarak kendi kültürümle ilgili böyle bir yaklaşımı kabul edemiyeceğim gibi, bunu plânlayanı da "Ata", olarak nitelendiremem.
"Atatürk" soyadı 1934 soyadı kanunu ile kendisine verilmiştir. Kültürel olmaktan çok siyasi bir mahiyet taşır. "Lidere tapınma" sözüm üzerinde düşünmenizi salık veririm. Bir insanın fikirlerini kabul etmek, düşüncelerinden dolayı ona saygı duymak ayrı, "Atam, sen kalk ben yatam" türü kişiyi mabudlaştırma ritüelleri başkadır. Arada ki, farkı benden iyi bilmeniz gerekir ama nedese ha bire sorup duruyorsunuz.
Cumhuriyet Demokrasi değildir. Demokrasinin siyasal boyutudur. Temeli halkın kendi kaderine sahip çıkma anlayışına dayanır. Cumhuriyetin kurulduğu dönem de halkın eğitim durumunun ne olduğu herkesçe mâlumdur. Bu sebeple memleket idaresi dah çok okumuş/yazmış bir "yönetici/elit"'in kontolünde gitmiştir. Mustafa Kemâl'in sağlığında bunlar pek rahat davaranamazlardı. O nun vefatından sonra bir hareket sertbestisi kazanan bürokrasi, halkın içinde bulunduğu eğitimsizlik ve fakirliği de kullanarak kendisine bir avantaj sağladı. Ancak kısa bir süre içinde küçük görüp/burun kıvırdıkları halkın kimi fertlerinin okuyup yanlarına gelmeye başlaması bunları rahatsız etti. Gayet açık yazmıştım. Anlaşılamayacak bir durum yoktu.
Mustafa Kemâl'in sağlığında haysiyetli, gerçekten bağımsız bir dış politika izlenirken, İNÖNÜ, önceleri Hitler Almanyasına yakın durdu. II dünya savaşı sonrası SSCB etkisiyle kendisinde bir "Ortanın solu" kavramı gelişti. Konuyu dağıtmak istemem ama CHP nin kuruluşunda ve bu gününde gerçek manâda sol hiç olmadı. CHP öyle görünerek ikltidar için Memlekette sol kesimin oylarını kotarma peşine düştü.
Köy enstitülerinden bahsedilmiş. Aynı dış siyasi izler burada da görülür. Bu kurumlar ilk kurulduğunda koyu milliyetçi fikirler taşıyan insanlar yetiştirirken, Stalin ve sonrası dönemde birden sol fikirlerin etkili olduğu kurumlar haline geliverdi. Siyasal etki ve olguları bir kenara bırakacak olursak, bu enstitülerin memlekete hizmet konusunda herkesten daha faydalı olduklarını düşünüyorum. Siyasilerin iktidar hesaplarına kurban giderek kapatılmışlardır.
Köy enstitüleri ile İmam hatip okullarını aynı kefeye koyuyor değilim. Fakat, siyasilerin okullar üzerinden nemalanma gayretleri İmam hatiplerde de görülür. Kimileri burayı bir oy çiftliği gibi düşünürken, kimileri de siyasi rakiplerine avantaj sağlayan kurumlar olarak düşünmektedir. Halk arasında kaba bir söz vardır. "At tepişir, Katır tepişir. Arada eşek ölür " derler. Teşbihte ahata olmaz, siyasilerin "Tepişmesi" nihayetinde olan okullara ve okuyanlara olmakta.
Daha yazacak bir sürü şey var ama maalesef yazdıklarımı ya anlamıyor, yada anlamak istemiyorsunuz. Bu nedenle aramızda geçecek her tartışmada kendinizi "Sorgu hakimi" gibi görüp, "Eleştiri" makyajında satır aralarına sıkıştırlmış her türlü "hakaret/aşağılama"yı yapıyor, beni daha dikkatli kinayelerimi de "Ne diyorsun açık konuş" babında sulandırmaya çalışıyorsunuz.
Düşüncelerimi anlatma konusunda pek sıkıntı yaşamam. Ama dilbilgisi/Gramer hususunda zayıf olduğum doğrudur. kelimeleri anlam olarak doğru yerlerde kullanırım. Ama bu "Zarf, edat, bağlaç" gibi teknik konuları pek öğrenebildiğimi söyleyemem. Doğrusu okurken bu tür hatalar bir anlam kaymasına sebep olmadığı müddetçe, muhatabımın bazı ufak tefek kusurlarını da dert etmem.
Saygılar.
Not: Bilâkayduşart, "Kayıtsız şartsız" demektir. Hatta Mustafa kemâl'in Meclis duvarına "Egemenlik, kayıtsız/şartsız milletindir" şeklinde asılmış sözünün aslı, "Hâkimiyet, bilâkayduşart milletindir." şeklindedir.
Yazarken belden aşağı vurmam. Bunu fikiri saha da yetersizliğini gizleme ihtiyacı hissedenler yapar. "Muz-Gaz" ilişkisinden bahsetmişsin. Muz'u sadece bir besin olarak bilirdim şimdiye kadar. Ama gazla olan ilişkisini ilk defa senden duymaktayım. Demek ki tecrübeyle sabit.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (31-01-2008 Saat 13:47 ) değiştirilmiştir..
|

31-01-2008, 13:13
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 07-11-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 234
|
|
|
Arkadaşlar, Erdoğan bey özellikle imla olayında haklı,bu rezil eğitim sistemimde herkes mükemmel gramer bilemez,o zaman herkes çıksın,edebiyat profesörleri gelsin yazsın burda.
Erdoğan bey burda Don kişot'luk yapıyor olabilir,ama biz özgür düşünürler ,müslüman forumlarında eleştiriye tahammülü olmayan hemen bamlayan yabaniler değilizki ,bunu hoşgörümüzle, efendiliğimizle ispatlayalım derim.
|

31-01-2008, 13:43
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
|
"...Erdoğan bey burda Don kişot'luk yapıyor olabilir..."
Sn Yavuzant,
Kesinlikle böyle bir niyetim yok. Sadece düşüncelerimi yazmaktayım. İsterim ki fikirlerimi beğenmeyenler, "Yanlış/hatalı" gördükleri hususları net bir şekilde yazıp eleştirsinler ve ben da faydalanayım. Ama bazen "Cımbızlama" yöntemiyle, bazen de yazının bütününü benim anlatmak istediğim gibi değil de, nasıl anlamak istiyorsa öyle anlayıp bunun üzerinden eleştiri getirerek "Cevap vermiş olmak" mantalitesinde bir tepki kimsenin işine yaramaz.
Fikri eleştirilere kapalı değilim. Ama "Susturun şu yobazı da gitsin" kıvamında bir yaklaşım sergileniyorsa, o zaman benim tartışıyor olmamın bir anlamı kalmaz.
Alternatifforum da gerçekten "Okkalı" diyebileceğim bir devrimci arkadaş tanımıştım. Forum bir süre kapanınca bazı sosyalist sitelere üye olmuş. Bir süre sonra arkadaşı banlamışlar. Kendisi yazmıştı. Bir solcu başka bir devrimciye tahammül edemiyorsa "Müretci" ye tolerans gösterilmesini beklemek saflık olur.
Ben her şeye rağmen fikirler üzerinden yazmaya gayret edeceğim.
Saygılar.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (31-01-2008 Saat 13:45 ) değiştirilmiştir..
|

31-01-2008, 13:55
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 07-11-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 234
|
|
Mücadelenize devam edin lütfen Erdoğan bey.Güçlüklerin, aksiliklerin sizi yıldırmadığını ispat ettiniz zaten bu forumda.Size, arenamızda başarılar 
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:40 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|