Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Vatanseverlik, özgürlüğe karşı bir tehdit

Serbest Kürsü içerisinde Vatanseverlik, özgürlüğe karşı bir tehdit konusu: Alıntı: maria ´isimli arızadan alıntı Sartre seçimlerimizin bizi özgürleştimesinden bahseder, daha evvel de forumda konuşmuştuk, seçimlerimizi içe kapalı bir sistem gibi algılanması benim çelişkili gördüğüm durumlardandır; seçimler hem içre hem ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 11:44
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 25
Mesajlar: 314
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Sartre seçimlerimizin bizi özgürleştimesinden bahseder, daha evvel de forumda konuşmuştuk, seçimlerimizi içe kapalı bir sistem gibi algılanması benim çelişkili gördüğüm durumlardandır; seçimler hem içre hem dışra bağlantılar kurar, komplekstir. Kısaca doğar doğmaz bir «belirlenimsizlik»ten bahsedemeyeceğimiz gibi diğer evrede de «öz»ün çelik bir koza içinde hiçbir harici tesirle şekillenmeyecek bir yapıda olduğundan da bahsedemeyiz. Hume'un 'boş levhası'na benzer bir varlık-özlük hiyerarşisini burada ben kabul etmiyorum, insan doğduğunda da kalıtsal olarak bir bilgi birikimiyle doğar, içdürtüler bunu açıklamakta -bencesi- sağır kalır. Bilincin şeffaflığından doğan tanıtlayamadığı aksaklıklardan biridir bu kanımca. Sartre bilinci nesnelere karşı aktif bir infilak olarak görür oysa ben öznenin de «şey»lerden etkilendiğini/etkilediğini, ve insanın özünü -salt- kendinin -salt- çevrenin oluşturamayacağını düşünüyorum. Yani ne Sartre gibi bilincin oluşmasında kişinin özgür iradî istencini ne de Sokrat'ın "kişinin özünde iyi olduğu" önermesini tek başına yeterli buluyorum.
Sayın maria'nın yazdıklarında hem fikirim. Ek olarak söylemek istediklerim :

" Boş levha " , latince orjinali ise "tabula rasa" olan aklın hiç bir önsel bilgi zemini ile doğmadığı öğretisi John Locke tarafından ortaya atılmıştır.

David Hume 'da bir duyumcu olarak bu ilkeyi kabul etmişti ama çalışmalarının yönü itibari ile daha çok "nedensellik eleştirisi" , kuşkuculuk ve klasik liberalizme olan katkılarıyla anılır . Favori felsefecilerimden biridir .

Bunun yanı sıra bir insanın kalıtsal olarak bir bilgi birikimiyle doğması fikri ya da olgusu Carl Gustav Jung'da "arketipler" olarak incelenir . Gerçekten çok ilginçtir . Kalıtsal olarak aktarılan örümcek , yılan korkusu, uykuya dalma anında kimi zaman ani sıçramalar , gün ağırırken duyulan duygular ... hep bu arketipal düşünce içinde açıklanır .

Kant'ın da kritisizminde insanın doğuştan gelen bilgileri yer bulmaktadır . Bunlar temel olarak zaman ve uzam bilgisidir ki , Kant aritmetiği zaman ile , geometriyi ise içimizdeki uzam bilgisi ile açıklama yoluna gitmiştir. (sentetik a priori ) Yine tarafımdan bir o kadar heyecan verici bulunmuştur bu saptama ancak modern matematiği açıklamakta hayli yetersiz kalmaktadır maalesef .

Nerden nereye ...


Minimum devlet , maksimum birey ...
Alıntı ile Cevapla
  #22 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 14:35
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
Sayın maria,

Felsefi konular da beni muhatap kabul edip yazmanız, nezâketiniz ve inceliğinizdir. Arz etmiştim. Bu alan da sizinle belli bir seviye de tartışacak/paylaşacak ölçü de, kendimi ehil görmüyorum. Ben sadece bazı kavramların algılanması/anlaşılması noktasında ki farklıklarımıza vurgu maksadıyla, "kem-küm" etme gayreti içerisinde idim. Sonra gördüm ki, siz her kavramın arka planında bir bilimsel/fesefi alt yapı arayıp, bilimin olmazsa olmaz kuşkuculuğu ile yaklaşım sergilerken, ben atadan dede den kalma kültürel mirasın temel öğelerini karşınıza "veri"(!) diye çıkarıyorum. Bu mevzu da yaptığım yanlışı yüzüme vurmak yerine, satır aralarında kibarca anlatıyorsunuz, teşekkür ederim. Yaptığınız paylaşım, "Lafı nasılda oturttum" türünden bir ego tatmininden çok öte, konuları dağıtmadan ve kavram kargaşasına girmeden, net ve anlayabileceğim türde cevaplar içeriyor. Bu, size olan saygımı artırıyor.

Mesajların amacının karşıdakini "Hizaya getirme" misyonunda veya "Allah yok" diyene "Haşa de ulan" düzeyinde olmaması, belli bir seviyede götürülmesi, farklı düşünen insanları aynı çizgiye getirmese de,-ki böyle bir mecburiyet te yoktur- bir birlerini anlamalarına, oldukları gibi kabul etmelerine yol açarken, daha sağlıklı bir diyalog kültürü oluşturmamızı sağlamakta, aynı zaman da yazılanlardan isitfade imkânlarını da artırmaktadır.

"...Berk'e sormuşsunuz Erdoğan, ben kendi adıma yanıt vermek istiyorum; Dostoyevski "tüm insanlık durumları için tüm insanlara karşı sorumluyuz" der; Vatan'a bir borcum olduğunu düşünmüyorum, ama insanlığa borcumu ömrüm yettiğince kendi küçük kişisel tarihimde ödeme gayretkeşliğindeyim..."

Elbette. İnsanlığın bu gün ki bilgi/bilinç düzeyine ulaşmasında katkısı olan her kişiye borcumuz vardır. Mevzu, "Vatanseverlik" olduğu için ben daha dar anlamda düşünmüştüm. Bu noktada getirdiğiniz yaklaşım, -belki de sizin çok eleştirdiğinz kültürel baskılar nedeniyle- zihnim de oluşmayan bazı düşüncelerin filizlenmesine yol açtı. Öğreniyorum sayın maria. Kompleks yapmadan kişiselleştirmeden, başkalarının rencide edici yaklaşım ve hitap tarzlarına aldırış etmeden, "Karizmayı çizdirme" korkusu taşımadan.

Evvelce de arz etmiştim; "Sanalda adamlık" peşinde değilim.Benimle aynı çizgi de olsun ya da olmasın insanlardan bir şeyler öğrenmeye ve şimdiye kadar öğrenebildiklerimi de, paylaşmaya çalışıyorum. Bir arkadaşa cevaben yazdığım gibi düşünebilmenin ağırlığının farkında olanlar, çilesini çekenler, başkalarıyla alay etme hafifliğine tenezzül etmezler. Diğer insanların zaaflarını, kendilerine basamak yapmazlar. İnsanın sırtına basarak, onu çiğneyerek elde edilen yükselme, psiko/sosyal anamda belli ölçü de menfaatler sağlıyor gibi görünse de, insan olabilmenin erdemleri açısından son derece alçaltıcı bir davranıştır. Bunu yapanlar hep baskısını hissettikleri aşağılık duygusunu "Bilimsel görünme"(!) çabasında törpüleme gayretinde, eski deyimle nefsini, günümüzde ki kullanıldığı biçimi ile ego'sunu tatmin için uğraşanlardır.

Artık daha az yazacağım ve konular hususunda seçici olacağım. Siyasi/tarihsel ve kültürel konularda belki bir şeyler yazabilirim. Ama felesefe alanında her ne olursa olsun yazacağımı sanmıyorum. Belki okuyup anlama gayreti içerisinde olabilirim. Ama yazmayacağım.

"Net çözümler" derken de sizi kastetmemiştim. Farklı konularda bazı yazıları okuduktan sonra bu sonuca vardım. Bir insanı kastettiğim de doğrudan kendisine hitap ettiğimi belirtecek şekilde yazarım. Dolambaçlı/imâlı cümleler kurmak adetim olmadığı gibi, pek de ahlâki bulmam.

Saygılarımla.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois

Konu Erdoğan tarafından (09-01-2008 Saat 14:53 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #23 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 16:13
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 25
Mesajlar: 314
Alıntı:
Erdoğan´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Bunu yapanlar hep baskısını hissettikleri aşağılık duygusunu "Bilimsel görünme"(!) çabasında törpüleme gayretinde, eski deyimle nefsini, günümüzde ki kullanıldığı biçimi ile ego'sunu tatmin için uğraşanlardır.
Bu kötü (!) eylemi yapanlar egolarını tatmin etmek için uğraşıyorlar da diğerleri ne yapıyor ? Ego üstünden atlanabilir bir yanımız mı ?

"Aşağılık kompleksi" terimini psikoloji bilimine kazandıran Alfred Adler'e göre "Üstünük kompleksi" taşıyanlar da dahil aşağılık kompleksi perspektifinden açıklanabilirler . "Güç"lü insanlara gücünü kazandırması açısından olsun , bireysel ve toplumsal gelişimi açıklama da olsun aşağılık kompleksi epey kullanışlı bir araç .

1. Dünya Savaşından sonra Almanların aşağılık kompleksinin faşizme kayması , nazizimle üstünlük kompleksine varması ... eşşek gibi çalışıp ve bedel ödemekten kaçmamaları da toplumsal "aşağılık kompleksi" ile açıklanabilir .

Cioran'a görede gelişen ve gelişkin olan ahlaksızın önde gidenidir .

Gelişimi ahlaklı-ahlaksız diye ikiye ayırıyor ve ahlaksız yöntemi aşağılık kompleksine ve ego tatminiyle ilişkilendiriyorsunuz ama bence HER insan egoisttir . Sadece tarzları farklıdır . Son kertede ahlak da yoktur.

Sitede yazan insanlarda bana göre en başta kendilerine hava atan , yazdığı iyi bir yazı , ya da beğenilen bir yazısı karşısında özgüven tazeleyen , dışarda değil sanalda bunu yapması itibari ile de yenik ya da güçsüz düşmüş insanlardır .

Yoksa siz ulvi ve doğruluğundan mutlak suretle emin olduğunuz doğruları insanlığa bu site vasıtasıyla duyurmak gibi bir misyon peşinde olduğunuzdan mı buradasınız ?

Ben de herkesi kendim gibi sanıyorum yahu !

Kendi tikel gerçeğim odur ki ne zaman "gücümü" arttıran gelişmeler olsa siteye giremez oluyorum . Bir o kadar dışa dönük ve aktifim . Ne zaman ki gücüm azalmaya başlar, yorgunluk emareleri kendini göstermeye başlar ; sanala döner , gevezelikle (bla bla ) kendimi eğlendiririm(/dinlendiririm) .

Tabi genellememek lazım . ( "Tüm genellemeler yanlıştır" paradoksu... ) Ben sizin de benden öz itibari ile farksız olmadığınıza İNANIYORUM .

Saygılarımla ...


Minimum devlet , maksimum birey ...
Alıntı ile Cevapla
  #24 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 17:09
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
"...Yoksa siz ulvi ve doğruluğundan mutlak suretle emin olduğunuz doğruları insanlığa bu site vasıtasıyla duyurmak gibi bir misyon peşinde olduğunuzdan mı buradasınız ?"

Böyle bir sonuca sizi hangi mesaj(lar)ımın götürdüğünü lütfen belirtin; hem tüm üyelerden özür dileyeyim, hem de o mesajı hemen sileyim.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Alıntı ile Cevapla
  #25 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 17:34
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 25
Mesajlar: 314
Mesajım kişisel algılanabilirliği yüksek bir şekilde yazılmış . Bu bir hata . Amacım özür dilemeyi gerektirecek bir suçu işaret ya da imada bulunmak değildi .

Kastettiğim şahsınız da değil , genel olarak , forum bünyesinde , - ki bu forumunda özgünlüğünde olmayan - kendimce "insan" dan ayrı düşünemediğim, kutsal birşey yaptığı anda dahi kutsal olmayan pek çok şeyin zemini üzerinde hareket eden hallerin doğallığıydı . Nietzsche için "İnsanca Pek İnsanca..." haller .

Yazılarınızı büyük beğeniyle okuyorum Sayın Erdoğan. İşte kişisel olan bu . Her bir mesajınız son derece özgün, yoğunluklu ve düşündürücü .

Basit bir, yanlış anlamaya müsait yazma hatası !

Hatamız varsa affola ...


Minimum devlet , maksimum birey ...
Alıntı ile Cevapla
  #26 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 17:56
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
Sİzlerden öğreneceğim ve başkalarıyla da paylaşabileceğim bir bilgi, her türlü "yanlış analama" nın, ya da karşılaşabileceğim muhtemel olumsuzlukların çok ötesinde bir öneme sahiptir.

Endişem; şahsımın rencide edilmesinden ziyade, diyalog imkanlarımızın kısıtlanmasına veya kesilmesine sebep olabilecek hitaplardır.

Şimdiye kadar hiç bir forumda karşılaşmadığım düzeyde birikimli insanlar ile karşılaştım. Hatta, çoğu zaman sizlerle aynı seviyeyi tutturabilecek bir durumda olmadığımı düşünüyor, -açık söyleyeyim- Foruma ilk üye olduğum zamanlarda ki kadar, yazma cesareti bulamıyorum.

Sayın maria'ya hitaben de yazdığım gibi sadece kendimde bir şeyler karalayabilme gücü görebildiğim hususlar da yazacağım. Burada yazmak aletsiz/edevatsız mayın tarlasında gezmekten daha zor.

Saygılar.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Alıntı ile Cevapla
  #27 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 18:19
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 4,009
Blog Başlıkları: 1
Alıntı:
1. Dünya Savaşından sonra Almanların aşağılık kompleksinin faşizme kayması , nazizimle üstünlük kompleksine varması ...
Bu cümle tarihsel olarak doğru değildir sn. berk taçyıldız... ayrıca faşizme kaymalarında bir çok eksik bilgi içermektedir...

saygılar
dönücem ama şimdilik acil çıkmam lazım...
Alıntı ile Cevapla
  #28 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 23:54
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 26
Mesajlar: 1,803
Blog Başlıkları: 1
Standart Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...(Nazım)

tenere hocam,
Ne Sokrates ne de ben o kadar tutarsız değiliz. Bilgili olmak doğuştan gelir ya da deneyimlerle elde edilemez demedim. Bilgi erdemdir, erdemli olmayı sağlayan dürüstlük, iyilik ve ölçülülük gibi değerler doğuştan gelir dedim. Bkz: Her insan özünde iyidir. Hiç kimse bilerek ya da isteyerek kötülük yapmaz. Bütün kötülükler bilgisizlikten kaynaklanır. Bilgi ise erdemdir; çünkü ahlaklı davranmayı sağlar. Dürüstlük, iyilik ve ölçülülük bilgili olmanın, dolayısıyla erdemli olmanın koşullarıdır. Erdemli olmayı sağlayan bu değerler, deneyimlerle elde edilemez. Onlar bireyde doğuştan vardır. Önemli olan bu değerleri açığa çıkarmaktır. Kimse bilgisi olmadan eylemde bulunamaz. Kimse bile bile kötülük yapamaz.

Maria hocam,
Engizisyoncunun afyonları ve söylediklerinize ek olarak;
Bir mağara düşünün. Güneş ışığının içeri sızmasını engelleyecek uzunlukta bir geçitle dış dünyaya bağlanan büyük bir mağara olsun. Sadece kollarından ve bacaklarından değil, başlarını çevirip birbirlerini, hatta kendilerini bile göremeyecek biçimde boyunlarından da bağlanmış bir dizi mahkum, arkaları mağaranın girişine dönük olarak karşıdaki duvara bakıyor olsunlar. Bütün görebildikleri karşılarındaki duvardır; ve bütün yaşamları boyunca bu durumda olsunlar, hiçbir şey bilmesinler.

Mağarada, arkalarında parlak bir ateş yanıyor olsun. Ateşle kendileri arasında bir adam boyu duvar bulunsun ve bunu da bilmesinler. Bu duvarın öteki yanında başlarının üzerinde bir şeyler taşıyarak durmadan öteye beriye giden insanlar olsun. Bu nesnelerin gölgeleri ateş sayesinde mahkumların baktıkları duvarlara düşer ve onları taşıyan insanların sesleri bu duvardan yansıyarak mahkumların kulaklarına gelir. Şimdi diyor Platon mahkumların bütün algılayabildiği varlıklar, bu gölgeler ve yankılardır. Hal böyleyken, var olan bütün gerçekliğin bu gölgelerden ve yankılardan oluştuğunu varsayacaklardır. Bütün konuşmaları, bu “gerçeklik” ve onunla ilgili deneyimleri üzerine olacaktır.

Eğer mahkumlardan biri zincirlerinden kurtulabilirse, yarı karanlık bu tuzakta geçirdikleri ömür yüzünden her yanı öylesine tutulmuş olacaktır ki acemi hareketlerle kafasını çevirirken bile acı duyacak, ateş gözlerini kamaştıracaktır. Kafası allak bullak olacak ve yine gölgelerin bulunduğu duvara, anladığı tek gerçekliğe dönecektir. Sürünerek mağaradan tamamen ayrılıp aydınlık gün ışığına çıkarsa, sersemleyecek ve kör olacaktır; bir şeyler görebilmesi ya da anlayabilmesi uzun zaman alacaktır. Ama sonra, yukarıdaki dünyada yaşamaya bir kere alıştığında, mağaraya dönecek olursa, yine, bu kez karanlık yüzünden geçici olarak kör olacaktır. Yaşadıklarıyla ilgili diğer mahkumlara anlattığı her şey, dillerinde yalnızca gölgeler ve yankılar bulunan insanlara anlaşılmaz gelecektir, hoş karşılanmayacaktır. Çünkü esaret ve karanlık rahattır, oysa gerçekleri görmek ve ışığa bakmak cesaret ister.. (1)

Son olarak "Sapere Aude!" der ve çekilirim.

Saygılar,
Tayyare olmaya çalışan eşki

1- (Mağara Söylencesi)http://www.anarsist.org/felsefe/13-magara-soylencesi/ (Mağara Söylencesi)


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla
  #29 (permalink)  
Alt 10-01-2008, 00:26
harvester
 
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
Alıntı:
Erdoğan´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Evvelce de arz etmiştim; "Sanalda adamlık" peşinde değilim.Benimle aynı çizgi de olsun ya da olmasın insanlardan bir şeyler öğrenmeye ve şimdiye kadar öğrenebildiklerimi de, paylaşmaya çalışıyorum. Bir arkadaşa cevaben yazdığım gibi düşünebilmenin ağırlığının farkında olanlar, çilesini çekenler, başkalarıyla alay etme hafifliğine tenezzül etmezler. Diğer insanların zaaflarını, kendilerine basamak yapmazlar. İnsanın sırtına basarak, onu çiğneyerek elde edilen yükselme, psiko/sosyal anamda belli ölçü de menfaatler sağlıyor gibi görünse de, insan olabilmenin erdemleri açısından son derece alçaltıcı bir davranıştır. Bunu yapanlar hep baskısını hissettikleri aşağılık duygusunu "Bilimsel görünme"(!) çabasında törpüleme gayretinde, eski deyimle nefsini, günümüzde ki kullanıldığı biçimi ile ego'sunu tatmin için uğraşanlardır.
.
Erdoğan eğer bana söylemek istediklerin varsa; ya bana özel mesaj yazarak yada konular içerisinde beni hedef alarak yazdığın mesajlarında açıkça şahsıma yazdığını ifade etmeni beklerdim.Hani nefs=ego noktasına kadar dedim ki: yok ya Erdoğan beni kastetmiyor bilimsel görünme çabasında, insan olmanın erdemleri açısından alçaltıcı bir davranış içerisinde, psikososyal menfaatler sağlayan falan derken.
Benim hakkımda istediğin gibi düşünebilirsin ve istediğini söyleyebilirsin.Bunu direk de ifade edebilirsin dolaylı, kaypak, eskilerin deyimiyle namertçe de yapabilirsin, kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla tavrıyla da.
Ama şunun sen de farkındasındır eminim ki; ne kendini anlatman, nasıl biri olduğunu yada nasıl biri olmadığını anlatmaya çalışman bir anlam ifade eder okuyan insanlara satırlarca, paragraflarca, ne de şu şöyle biridir, bu da böyle biridir demen herhangi biri hakkında.Sana iki şey söyleyeceğim.Birincisi insanları hedef göstermek, etiketlemek, sprey boyayla kapısını işaretler gibi işaretlemek, ''aha bu gominist'' yada ''aha bu anarşit'' demek ve benzeri davranışlar benim bildiğim(senin daha iyi bildiğini sandığım) hiçbir toplumun, ideolojinin ahlak(senin sahip olmakla övündüğün, benim mutlakiyetine inanmadığım) değerlerinde hoş karşılanan davranışlar değildir.Kısacası kendini yalanlarken yazdıkların ne ifade eder?do as I say, not as I do diyorsun.
İkincisi bırak seni insanlar övsün yada yersin, kendini acındırmaya yada sevimli göstermeye çalışmakla ne aklı başında kimse sana acır ne de duygu sahibi kimse seni sever .Kendini direk olarak anlatmaya, açıklamaya, ifade etmeye çalışmaktan vazgeç(ben aslında, ben ile başlayan kaç cümlen olduğunu sayar mısın bir ara egodan bahsetmeden önce).Düşünsel, zihinsel faaliyetlerinde her hangi bir arızan yoksa eğer, düşüncelerini anlat sadece bir şeyler anlatmak istiyorsan.İki demiştim de 3 oldu(yazmayı kesmesem 666'ya kadar yolu var aslında).Üçüncüsü de somut çözüm, somut çözümden bahsediyorsun.Hangi sorun için çözüm önerisi istiyorsun.
Alıntı ile Cevapla
  #30 (permalink)  
Alt 10-01-2008, 01:09
harvester
 
Üyelik Tarihi: 03-01-2008
Yaş: 27
Mesajlar: 198
Bilgili olmayı sağlayan şey doğuştan gelir bence de.Bunun başka bir ifade şekli de şudur: Eğer bir at olarak Dünya'ya gelseydim, asla bir insan gibi öğrenemeyecektim.Yada bir kedi olarak Dünya'ya gelsem, kedilerin öğrendiği gibi öğrenmeme olanak verecek bir beyine sahip olacaktım.İnsan olarak öğrenmemin ön koşulu da insan olarak doğmaktır şüphesiz.
Ama dürüstlük, iyilik, ölçülülük gibi değerler doğuştan gelir derken anlaşamadığımız nokta şudur ki; kime göre-neye göre iyi, dürüstlük insanın doğasına aittir ama iki yüzlülüğü insana dışardan biri(şeytan gibi) mi enjekte eder?İzafi hatta dürüst olmak gerekirse varlığından söz edemeyeceğim kavramları mutlak kabul etmende anlaşamıyoruz.
Mağara ve mahkumlar örneği ile anlatmak istediğin(yada Eflatun'un) ''gerçekleri görmek çaba ve cesaret ister, esaret ise kolaydır, alışkanlık yapar'' şeklindeyse; bazı durumlar ve bazı kişiler için geçerli bir önermedir, izafi olmakla bazı kişilerde bu şekilde olabilir(ki bilimsel olarak olamaz, doğumundan beri o şekilde bağlı kalan biri ne çözülünce hareket edebilir, ne bildiğimiz insana benzer, ne konuşabilir, ne de öğrenebilir ki öğretmeye çalışsın dışarıda bir iki tur atttıktan sonra) diyebilecek kadar katılabilirim.
Ama anlatmak istediğin(ki Platon'un asıl belirttiği) bize bir miktar anlamamıza olanak verecek şekilde planlanarak düzenlenen bir Evren kurgusu ise bilim bunu yadsır, yadsımakla kalmaz bilim bunun tam da karşı tarafında bulunur.Bilim idealar evrenini de kabul etmez, yansımalar evrenini de.Eğer duyuların, ölçümlerin, gözlemlerin, yani bilimsel yöntemlerle varlığı ispatlanan evren ve maddenin dışında, asli bir evrenin varlığına ve bilimsel Evren'in sahteliğine inanıyorsan; bu şuan tartışıyor olmamızın sebebidir.
Bu arada şahsına saygı duymadığımı düşünme, düşüncelerinin yarattığı teze saygı duymuyorum.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
vatanseverlik, ozgurluge, karsi, bir, tehdit


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
vatanseverlik ve mülkiyetçi ideoloji asi Tartışmak İstiyorum 3 09-08-2008 23:16
Bir kadını tehdit etmek aristo Hayata Dair.. 2 27-11-2007 07:49
özgürlüğe su damlası Şiirler 2 20-11-2007 08:48
Karşı komşum ve arkadaşları TuRKo Komik Çizgiler 1 29-04-2007 20:52
Ölüme Karşı Ölüm akeboshi Edebi Mevzular 0 12-03-2007 22:25


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:48 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org