Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü


tek yol devrim

Serbest Kürsü içerisinde tek yol devrim konusu: Alıntı: maria ´isimli arızadan alıntı Böyle iki adı birden yazınca havalı durdu açıkçası değil mi sevgili Berk, sitemimdir çoklu alıntıyı öğreniniz yazılarınızı okumak ve çözümlemek çok güç oluyor da. Evet ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 29-10-2007, 18:45
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Böyle iki adı birden yazınca havalı durdu açıkçası değil mi sevgili Berk, sitemimdir çoklu alıntıyı öğreniniz yazılarınızı okumak ve çözümlemek çok güç oluyor da.
Evet gerçekten çok havalı sevgili maria . Daha evvelden denemediğim şeyleri deneyerek yapmaya çalışacağım artık birşeyler.

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Neyse yukarıda Ender Helvacıoğlu "bağımsız emekçilerden" bahsederken siz nasıl oluyor da yalnızca "yüksek sınıf memur elitleri" anlıyorsunuz...?
Ne yazık ki maria, ne yazık ki gücü elinde bulunduran o güç ile yozlaşıyor. Bakunin'in şu sözü yakıcıdır : "En samimi demokratı kral koltuğuna oturtun eğer hemen orayı terkedip yanımıza dönmezse artık bizden olmayacaktır." Bu durumu George Orwell'in "hayvan çiftliği" kitabında da izleriz. Hepsinden daha kapsamlı olarak ise Milovan Djilas "Yeni sınıf" adlı kitabında güçlü devletçi yönetimlerde devleti idare edenlerin nasıl burjuva sınıfının yerine sömüren ve ezenler olduklarını anlatır. Kendisi Yugoslavya 'nın eski Başbakan Yardımcısı ve Mareşal Tito 'nun yakın dostu ve silâh arkadaşıdır. Gerçi izlenimlerini ifade etmesi ona uzun yıllar süren sürgün ve hapislikleri getirmişti .

Benim yola çıktığım kaynaklar bunlardır. "bağımsız emekçi cumhuriyeti" denince benim aklıma içe dönük, totaliter, devlet kapitalizmini uygulayan ve milliyetçiliğin dogmalaştığı bir görüntü geliyor. Bu durumu idare edecekler ise taktir edersiniz ki bahsedilen "emekçi kesimler" değil onları temsil ettiği iddiasındaki yöneticiler olacaktır . Bu yöneticilere de ben "yüksek sınıf memur elitleri" dedim .

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Zamanın kralcılığı yıkan burjuva devrimcileri , şimdi burjuvaya karşı karşı-devrimci !
Sanıyorum burada da eskinin devrimcilerinin şimdinin Ilımlı islam modelindeki burjuvaları olduğundan dem vurmuşsunuz.
Hayır kastettiğim bu değildi. "zamanın kralcılığı yıkan burjuva devrimcileri" derken kastettiğim Cumhuriyetin kurucularıydı.
Alıntı:
ender helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
1640 İngiliz Devrimi de, 1776 Amerikan Devrimi de, 1789 Fransız Devrimi de, 1848 Alman Devrimi de üç aşağı beş yukarı bu paketi uygulamıştır. Türkiye'de de Kemalist Devrim bu kategori içinde (gecikmiş bir burjuva demokratik devrim olarak) değerlendirilebilir
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Ulusçuluk tanımınızı sizden alsam diyorum, içi boşaltılmış kadavralaşmış "milliyetçilik" kavramıyla ulusçuluğu bir tutmanızı yeni moda bir başka iç boşaltmaca denemesi olarak görsem darılmazsınız umarım...?. (velakin bazı sosyolojik "tanımlar"ın mutlak karşılıkları yoksa da, bu denli öznel karşılıklar uyduruklandırıvermek de bana son derece sakıncalı geliyor...)
İlahi maria "abla" ! Perihan Mağden vari çıkışların çok keyifli yahu .

Bana bilakis "ulusalcı" denilen kesimlerin kullandığı "ulusçuluk" tanımı içi boşaltılmış geliyor. Evvela "arkaik bilinç altı" kavramının psikolojinin en önemli isimlerinden Carl Jung'a ait olduğunu belirteyim. Çok ilginç bir teoridir. Eğer kısaltarak yazmaya kalkışırsam yanlış birşe söyleyebilirim.

Bu hususta okuduğum güzel bir yazı var. Uzunca ama bir o kadar doluca . Paylaşmak isterim . Şu adresten de okuyabilirsiniz Makale | .: Mavi Kalemler :. .: Kültür ~ Sanat ~ Güncel ~ Bilgi Platformu :. ;
altta aktardığım gibidir .


Irkçılık Türk milliyetçiliğinin özünü mü oluşturur, yoksa onu besleyen damarlardan biri midir? Irkçılık dönemsel bir sapma mıydı, yoksa günümüze kadar varlığını sürdüren ontolojik bir durum mu? Mustafa Kemal'in bu konudaki tutumu neydi? Gibi sorulara, bir gazete yazısında cevap vermek kolay değil, ama bir ufuk turu yapmak pekala mümkün.Türkiye'de ırkçılığı besleyen damarlardan biri, Osmanlı döneminden miras kalan "Adriyatik'ten Orta-Asya'ya uzanan Büyük Türk (Turan) Devleti kurmayı hedefleyen" Panturanizm ideolojisi. Ancak Batının medeniyet seviyesini yakalamayı takıntı haline getirmiş Kemalist elitlerin, Batı'da egemen olan bilimsel ve ideolojik görüşleri aynen transfer etmeye çok hevesli olmalarını da göz ardı etmemek lazım. Nitekim, faşizmin dünya çapında yükselişe geçtiği 1930'larda Türk milliyetçiliğinin de şiarı "tek devlet, tek ulus, tek kültür, tek lider, tek doktrin, tek parti" idi. Bu tekçi anlayışa destek vermek tarih, arkeoloji, filoloji, etnografya, etnoloji, öjenik ("ırk ıslahı bilimi") ve antropoloji gibi "bilimsel" disiplinlerin yardımıyla "tek ırk" icadına girişildi. ("Öjenik terimi 1883'te sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan Francis Galton tarafından Yunanca "iyi" anlamına gelen eus ve "doğan" anlamına gelen genes kelimelerinden türetilmişti. "Öjenik bilimi" en verimli şekilde (!) Nazi Almanya'sında ve faşist İtalya'da kullanıldı.)

Cumhuriyet döneminde Darülfünun'da (1933'ten sonra İstanbul Üniversitesi oldu) kurulan ilk bölüm antropoloji bölümüydü. 1932'de Afet İnan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Samih Rıfat, Sadri Maksudi Arsal, Reşit Galip, Yusuf Akçura ve Şemseddin Günaltay gibi "bilim adamları" tarafından geliştirilen Türk Tarih Tezi'nin ana teması, Afet İnan tarafından şöyle formüle edilmişti: "Beşeriyetin en yüksek ve ilk medeni kavmi, vatanı Altaylar ve Orta Asya olan Türklerdir. Çin medeniyetinin esasını kuran Türklerdir. Mezopotamya'da İran'da milattan en aşağı 7000 sene evvel beşeriyetin ilk medeniyetini kuran ve beşeriyete ilk tarih devrini açan; Sümer, Akat ve Alâm isimleri verilmekte olan Türklerdir. Mısır'da deltanın otokton sakinleri ve Mısır medeniyetinin kurucusu olan Türklerdir. Mezopotamya'da, milattan evvel 2300 tarihinde şöhret bulan Sami Hamurabi, tarihte mevki alan Asurlular, tarih içinde tarihtirler. Grek namını alan Doryanlar Anadolu'nun otoktan ahalisi, ilk ve hakiki sahipleri, ataları, Etileri başlarında bulunan Türklerdir!" (Bu tezin benzerini 1922'de Mustafa Kemal, Adana'da dile getirmişti.) Türk ırkını, ikinci sınıf bir ırk olarak gören Batılı önyargıların tahrik ettiği savunmacı bir psikolojinin ürünü olan tez, hem Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile kırılan gururumuzu onarmayı, hem de "tarihi haklar" iddia ederek Anadolu'yu sahiplenmeye çalışacak Ermeniler, Rumlar, Kürtler gibi "gayr-i Türk" unsurların önünü kesmeyi amaçlıyordu. Nitekim, daha 1930'da Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt "u memleketin efendisi Türk'tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır" diye buyurmuştu bile.

1934 yılında çıkarılan İskân Kanunu, halkı, Türk ırkından olanlar ve olmayanlar diye ayırırken, vatandaşların sadece Türkçe soyadları almalarını zorunlu kılan Soyadı Kanunu din, mezhep ve alt kimlik ayrımlarını gizleyerek tek bir kimlik oluşturması sürecinde önemli rol oynadı. 1936'da dünya yüzündeki tüm kültür dillerinin kök dil olarak Türkçe'den türemiş olduğunu iddia eden Güneş-Dil Teorisi ile üst metinde "Türk ırkı dünyadaki bütün medeniyetlerin kurucusudur, dolayısıyla en üstün ırktır" denirken, alt metinde "Anadolu'daki tüm halklar aslında Türk'tür, fakat dil ve din gibi sapmalar yüzünden Türk olduklarını unutmuşlardır" denmek isteniyordu. Ultra ırkçı ideolojinin düşman kardeşleri Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan'ın yıldızları da bu yıllarda parladı.

Brakisefal Alpin ırkı

Arthur de Gobineau ve Eugene Pittard gibi ırkçı düşünürlerin eserlerini büyük bir dikkatle incelediği bilinen Mustafa Kemal'in sarf ettiği "Ne mutlu Türküm diyene" "Türk öğün, çalış güven", "Bir Türk dünyaya bedeldir", "Türk gençliği... muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur", "Türk ırkı dünyadaki en güzel ırktır" gibi ifadelere bakılırsa Mustafa Kemal'in söyleminde ırk, hem fiziki özelliklere, hem de ulusal karakter fikrine denk düşüyordu. Mustafa Kemal'in direktifleri doğrultusunda kurulan Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi'nin ilk işleri arasında "Karacaahmet Mezarlığı'ndan toplanan kafataslarının ölçümü" ile "Türk, Ermeni, Rum ve Musevi gibi farklı ırki kökenlere sahip çocuklar üzerine" karşılaştırmalı araştırmalar yapmak vardı. 1925-1939 arasındaki yayın hayatında Maarif Vekillerinin "fahri reisliğini" yaptığı Türk Antropoloji Mecmuası, o dönemde, "bilimsel bir araç olarak" antropolojiyi kullanılarak, Türk ırkının üstünlüğünü kanıtlamak için ne kadar kafa patlatıldığına dair örneklerle doludur. 1935-1945 arasında düzenlenen CHP Konferans Serisi'nde sunulan bildirilerden bazılarının başlıkları ise şöyledir: "Anadolu'nun Irk Tarihi Üzerinde Antropolojik Bir Tetkik", "Öjenik Tatbikatı", "Türk Beyinleri Üzerine İlk Antropolojik Araştırma", "Irk Hıfzısıhhasında Irsiyetin Rolü ve Nesli Tereddiden Koruma Çareleri"...

Türk Tarih Tezi'nin mucitlerinden Afet İnan, "Türklerin brakisefal Alpin ırkının mükemmel temsilcileri olduğunu göstermek üzere" yaptığı doktora çalışmasının önsözünde şöyle der: "Mustafa Kemal Atatürk büyük devlet işleri arasında tarih etütleriyle bizzat meşgul olurdu. Kurtardığı milletin tarihini ilmi yollardan araştırmak için tarihçilere vazifeler vermişti....1936 yılında bütün memlekette büyük ölçüde antropometrik bir anket yaptırmak arzumu Atatürk'e anlattım. Uygun gördüler ve beni teşvik ettiler. Bunu hükümetten rica etmemi emir buyurdular." Nitekim tam 64 bin kişiyi kapsayan bu dev "ırkçı" çalışma, Başbakanlık, Milli Güvenlik Bakanlığı, Sıhhat Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı'nın her türlü desteği ile yürütüldü, ölçümler sivil ve askeri doktorlar, sıhhiye memurları, beden eğitimi öğretmenlerince yapıldı, askerler gönüllü denek olarak Afet İnan'ın emrine sunuldu.

Bilimin tiranlığı

Bu "bilimsel" çalışmada kullanılan bazı yöntemler şunlardı: Yaşayan insanların başının ölçümü (sefalometri), kurukafanın ölçülmesi (kraniyometri), insanın bedensel özelliklerinin ölçülmesi (antropometri), kafatasından karakter teşhisi (freneloji), saç tiplerinin, boy ve bacak uzunluğunun, kafa şeklinin ve beyin ağırlığının ölçülmesi, yüz, göz, çene ve burun indekslerinin hesaplanması. Ama aslında görünüşte bile bilimsel kriterlere uyulmuyordu. Çalışmalar henüz vücut gelişimini tamamlamamış gençler üzerinde yapılıyor, ölçümlerde standart aletler kullanılmıyor, malzeme seçiminin hangi kriterlere göre yapıldığı açıklanmıyor, bazen malzeme sayısı hipotezi doğrulayıncaya kadar arttırılıyor, bazen tek bir örnekle makaleler yazılıyor, bazen bir "araştırma" bile yapılmadan sonuca varılıyordu. Bütün bu manipülasyonlara rağmen "bilimsel" bulgular hala ideolojik hipotezle çelişiyorsa, "sosyal koşullar", "adet ve anâneler", "köyde büyümek", "denize yakın yaşamak", "muhtelif sebepler" gibi özürler sıralanıyordu. Kısacası bilimin, istenildiği zaman nasıl da "sözde" bilim haline getirilebileceğinin mümtaz örnekleri sunuluyordu.

Mustafa Kemal'in "Dilâçar" soyadını verdiği Osmanlı Ermenisi, Bulgaristan vatandaşı dilbilimci Agop Marta(r)yan'ın 1939'da Hatay'ın Türkiye'ye katılması vesilesi ile İskenderun Halkevi'nde söyledikleri, Halaçoğlu'nun tezlerinin ikizi gibidir. Dilâçar şöyle diyordu: "...Birçok beşer toplulukları, tarihlerinin bazı noktalarında dil ve mezhep değiştirmişlerdir (.) Bugün Arapça konuşan Hatay Türklerinin Sâmiîlikle hiçbir alakaları yoktur. Onların kafatası endisi, vasati olarak 85 olduğunda, bunlar eski brakisefal Alpinlerin öz ahfadıdırlar (.) Bugün Hatay'da Arapça konuşan halk aslen Türk olup (.) Kemalizm Türkçülüğü bugün onlara kendi öz benliklerini, öz menşelerini bildirmiş ve Türk etnisitesinden olduklarını göstermiştir..." Dilaçar'ın ayrıca "Türklerin ve Ermenilerin ortak kökenleri" üzerine kitap yazmayı planladığını da ekleyelim.

Mustafa Kemal'in emri ile 1935'te Ankara'ya, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ne taşınan Antropoloji bölümünde İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devlet desteği ile (en verimli şekilde (!) Nazi Almanya'sında ve faşist İtalya'da kullanılan) "öjenik bilimi" çalışmaları yürütüldü. Aynen bugün Halaçoğlu'nun yaptığı gibi, "hipotezler", "gözlemler", "ölçümler", "deneyler", "testler" gibi büyülü kavramlardan oluşan kapalı devre bir metodoloji ile ideolojik doğrular bilimsel doğrulara dönüştürülmeye çalışıldı. Bu sözde "bilimsel" çalışmalara dayanarak, pek çok kitap ve makale yazıldı, konferanslar düzenlendi, buralarda dile getirilen tezler okul kitaplarına konuldu. İşler iyice çığrından çıkıyordu ki, Almanya'nın yenilmesi kesinleştiğinde, yönetici elitler ırkçılıkla aralarına mesafe koymak zorunda kaldılar. 1944'de, erken dönem ırkçılığın en önemli figürleri olan Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan ile 45 arkadaşı hakkında, Almanya ile Sovyetler Birliği arasında izlenen denge oyunu uyarınca açılmak zorunda kalınan "Turancılar Davası" nda, hakkındaki suçlamaları duyan Reha Oğuz Türkan büyük bir şaşkınlıkla "Bunlar, yıllarca, Atatürk tarafından bizzat tayin ve tavzif edilen Mahmut Esat Bozkurt tarafından devletin üniversitelerinde, İnkılap Tarihi kürsüsünden söylenmiştir. On binlerce genç ve içlerinde de ben, bu sözleri duyduk. Bu telkinler altında kaldık. Atatürkçülüğün, Kemalizmin bu olduğuna inandık. İmtihanlarda ancak bu surette cevap vererek sınıf geçebildik. Bu dersler, bilahare devlet tarafından yayınlanmıştır. Aynı sözler, aynı profesör tarafından, Siyasal Bilgiler Okulunda; Teşkilat-ı Esasiye kürsüsünden de söylenmiştir. Anayasamızın manası bize böyle anlatılmıştı" demişti. Sanıklar önce çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar ancak davanın temyizi üzerine başlayan ikinci yargılama sonunda "sanıkların tek yaptığının komünizm gibi gayri-milli bir ideolojiye yönelik milli bir tavır olduğu" söylenerek 1947'de beraat ettirildiler. Aynı yıl Afet İnan'ın yukarıda sözü edilen doktora tezini Türkçe olarak yayınlaması ırkçıların son çırpınışı oldu. Ancak Türk milliyetçiliğinden ırkçı damar sökülüp atıl(a)madı. 1960'lardan itibaren ırkçılık, "Türk-İslam sentezi" adıyla yeni bir evreye girdi ve Alparslan Türkeş'in Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) temsil ettiği bu pragmatik ultra-milliyetçilik, güçlü bir damar olarak günümüze kadar geldi.

Irkçılığın bu ikinci evresi ayrıca incelenmelidir, ancak bu kısa tarihçeden de görüleceği gibi, Yusuf Halaçoğlu'nun ırkçılık kokan iddiaları ne kişisel densizlik ürünü ne de ideolojik bir anomalidir. Aksine gelenekle büyük bir uyum içindedir. Büyük resmi görünce küçük aktörlerin zırvalarını yorumlamak daha kolay oluyor...

Özet kaynakça:

Nazan Maksudyan, Türklüğü Ölçmek, Metis, 2005; Suavi Aydın "Cumhuriyet'in İdeolojik Şekillenmesinde Antropolojinin Rolü: Irkçı Paradigmanın Yükselişi ve Düşüşü", Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce, Kemalizm, C.2, İletişim 2002; Orhangazi Ertekin, "Cumhuriyet Döneminde Irkçılığın Çatallanan Yolları", a.g.e, C. 4. Milliyetçilik, 2003, s. 345-385.


Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
(Bknz: yazıda "örgütsüz kalabalıklar" tamlaması kullanılmış; sizin "halk" dediğiniz hayli örgütlü ve türdeş kalabalıklardır tanım olarak, eleştirilen de halklıktan çıkmış çokluklardır...)
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
"menfaatlerinin peşinden koşan" örgütlü kalabalıklardan bahsetmek yerine sindirilmiş çokluklardan bahsetmek yerinde bir tesbit olacaktır, uzun dönemde neyin çıkarlarına uygun olduğunu kestiremeyen terliği yemiş sivri sinekler gibilerdir.
Yazdıklarınızdan anladığım şu : bilinçsiz-örgütsüz çokluklar ve bilinçli-örgütlü halk ayrımı var. Peki örgütsüzlükten örgütlülüğe geçiş nasıl birşey ? Örgütsüz kişi bilinçsiz olduğuna göre ve bu yüzden ülke adına doğru bir eylemde bulunmasını beklemek hata olurken , nasıl doğru örgütü , fikri , eylem şeklini seçecektir ? Bilinçsizce seçtiği örgütlenme ve davamı onu bilinçli kılacak ve bu adını çokluktan halk olma "mertebe"sine yükseltecektir ?

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Kemalist devlet'i kapitalizmle ("küresel sisteme tam entegre") emperyalizmle de eş tuttunuz ya daha ne diyeyim artık size...! Anti-emparyalist, tam bağımsız, devletçi ve halkçı kemalist ideolojinin; kapitalizmle bağını bir zahmet siz açıklayınız (bu kez bir ay sürmesin ama lütfen).
Aynı alıntıyı tekrar yapıyorum :

Alıntı:
ender helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
1640 İngiliz Devrimi de, 1776 Amerikan Devrimi de, 1789 Fransız Devrimi de, 1848 Alman Devrimi de üç aşağı beş yukarı bu paketi uygulamıştır. Türkiye'de de Kemalist Devrim bu kategori içinde (gecikmiş bir burjuva demokratik devrim olarak) değerlendirilebilir
İngiltere , Amerika, Fransa , Almanya ... Bu isimler size de bir yerden tanıdık geliyorlar mı ? Hepsi bizden daha önce "burjuva demokratik devrim"i yapmışlar ve bunun doğal sonucu olarak bizden daha evvel emperyalist olmuşlar. Hepsi de bir zamanlar "milliyetçi ve yurtseverdi" . Şu hikayeyi bilirsiniz : Bilge öğrencisine sorar : " Bir kölenin en çok istediği nedir ?" Öğrenci cevap verir : " Özgür olmak ?" Bilge uyarır : "Emin misin ?" Öğrenci şaşırır : "Özgür olmak değil mi ?" Bilge gülümser ve yanıtlar : "Hayır. Kölenin en çok istediği köle sahibi olmaktır !" Ben bu görüşü benimsiyorum. Siz benimsemeyebilirsiniz, bundan doğalı yok . Köle bence kölelikten kurtulana kadar özgür olmak ister. İsteği gerçekleşipte özgür olduktan sonra bu sefer efendiliği arzular. Bunu farklı bir yerden de hissedebiliriz. Dinlerin ilk ortaya çıkışlarında telkin ettiği : "Dinde zorlama olmaz", "herkesin dini kendine", barışçılık, diyalog vs.dir. Güç kazanıldıktan sonra ise "inanmayanları asın kesin" e döner iş. Yahudiler örneği... asıldılar ve kesildiler, şimdi asıyorlar ve kesiyorlar... Bu gücün kanunu gibi . Bağlayacak olursak savaştan yeni çıkmış , yorgun bir ülkede "yurtta sulh cihanda sulh" denilip , sonrasında da "Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım" demek bir ipucu niteliğindedir.

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
sermaye-yoğun teknolojilerin bu ülkeye girmesi mi sizce en sağlıklısı, zaten giriyor efendim giriyor
Vallahi ben de bir zamanlar olması gereken ile olan arasındaki ayrımı gözetmeden duygulanırdım ama yine maalesef diyorum acıdır ki olan farklı olması iyi olan. Ben de isterim işsizlik sıfır olsun hatta insanlar günde 2-3 saat emek ile lüks bir hayatı ve özellikle kültürel hayatı yaşasın. Ama olan bu değil. Olacak olabilen de bu değil. Eğer olacak olan acı ve sancı ise ben kendimi buna hazırlamaya çalışırım. Yadsıyıp pembe düşlerime dalıp dağılmayı değil.

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Ahlak,vicdan deyince aklınıza yalnızca din gelmesi pek vahim. Dinsiz ama öyle ahlaklı vicdanlı kişiler tanıyorum ki...!
Bu konu başka bir konu başlığı altında konuşuldu. Orada şöyle yazmıştım :
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Ahlaklı olmak için din bile yetmiyor . Zaten ahlak yoktur, ahlaklı görünüm vardır en fazla .
Zaten insanın özüne dair iyimser düşüncelerim olsaydı kapitalizmi hatta anarko-kapitalizmi desteklemem biraz güç olurdu . Ne diyeyim , yine keşke diyorum ! Ama keşkeler "olsa iyi olurdu" kümesine ait.

Eh sonunda bitti .
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 30-10-2007, 03:41
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,075
Yani siz yazınızda Atatürk'ün kafatasçı, ırkçı olduğunu söylüyorsunuz Berk Taçyıldız Ayşe Hür'ün ağzından kısaca; uzatmaya pek de gerek yok değil mi böyle özetledim iletinizi...?

Bir Antropolog, Sosyolog ya da Tarihçi değilim, Ayşe Hür de değil; son dönem şu meşhur "araştırmacı(!) gazeteci"lerden ablamız, Radikal 2'den bilirim kendisini, kimi çevreler tarihçi der ama değildir.
Freudçu bilinçaltı okumalarla, tarihi gerçekleri koşullu açıklama yoluna giden misak-ı milliyi ironik bir dille alaya alan, Ermeni tehricini soykırım olarak kabul eden, Rte'ye, Büyükanıt'ı görevden almasını salık veren açık mektupta imzası olan da (sanıyorum ünvansız bir öğretim görevlisi) aynı Ayşe Hür değil mi...?

Kimi bu foruma konu olan makaledeki marksistler gibi "kemalizmi" yorumlarken içselleştiremedikleri noktalar olsa da Kemalizmi benimsiyorlar, kimi liberaller de A.Hür gibi (her ne kadar sosyalist dergiler de yazsalar da, Murat Belge'nin soykırım anıtına çiçek bıraktığını da biliyoruz Ermenistana gidip) "kemalizm"i iteliyorlar.

İttihatçılarla, Atatürk'ü bir tutan Hür, Kemalizmi de bir nevi İttihatçılık minvalinde "kafatasçılğa" kadar vardırmış. (Hoş İttihatçılarla M.Kemal arasındaki ayrılıklardan sonradan bahsediyor ama bu çok eğreti).

Atatürk'ü kafatasçı, ırkçı, diktatör, önüne geçilemeyen hırslılıkta, saltanatçı, hilafetçi (ki saltanatı kaldırma önerisini Atatürk'ün değil, ileride sultanlık/halifelik yetkilerine sahip olmasın diye başka bir delegenin verdiğini), Enver Paşayla zıtlaşmasını kadın mevzusuna bağlayan, Çerkez Ethem'e milli mücadelede liderliği kaptırmama hırsıyla "köprüyü geçene kadar dayı" diyen (Hani şu Atatürk'e Deccal diyen Ethem) ve nedense yazı dizisi "Mustafa Kemal ve Muhalifleri" olmasına rağmen, alt okumalarda muhaliflerin ne denli madur ediliğine dair ibareler olan da aynı Ayşe Hür.

Mesela;

Çerkez Ethem için yazdığı makale şöyle bitiyor; "Cumhuriyet'in 10. yılında kendisinin de arasında olduğu 150'likler için çıkarılan genel aftan kardeşleri yararlandı, ama kendisi dönmedi. Ürdün'ün başkenti Amman'da, tek odalı kerpiç bir evde, hasta, yalnız ve yoksul biri olarak, sürekli ölüm korkusu içinde yaşadı."

Ya da;

"İkinci grup için yazılanlar da şu ifadeler var;
Birinci Grup 'devrimci, ilerici, laik, cumhuriyetçi', İkinci Grup, 'gerici, şeriatçı, saltanat yanlısı' diye değerlendirilir
...
Gruba yönelik bir başka suçlama, Mustafa Kemal'in, Sakarya Meydan Muharebesi (Ağustos-Eylül 1922) öncesinde Başkumandanlık makamına getirilmesine karşı çıktıkları yolundadır. Ancak bu iddia doğru değildir. Grubun itiraz ettiği konu, Başkumandanlık Kanunu ile Başkumandan'a, üçüncü kez, 'Meclis yetkilerini kullanma hakkı' verilmesi idi. ....
Saltanat'ı kaldırma fikrini Meclis'te ilk telaffuz eden sanıldığı gibi Mustafa Kemal değildir."
...
"Mustafa Kemal ise, önergeye imzasını koyan 80. milletvekili idi. 81. imza birçok kaynakta İkinci Grup'un lideri diye anılan, aslında 1. Grup'a yakın duran Rauf Bey'e aitti. Mustafa Kemal tarafından Nutuk'ta 'Saltanatçı' diye itham edilen Rauf Bey, önergeyi imzalamakla yetinmemiş, "Padişahlığın lağvı cümlesi zayıftır Bunu şiddetlendirelim" diyerek tadil de ettirmişti."...
"Mustafa Kemal amacına ulaşmış, hem Rauf ve Kazım Bey gibi Hilafet makamına saygı gösterenlere, hem de İstanbul'un muhalif basınına gözdağı verilmişti."
...
"Yabancı tüccarlar fırsatı kaçırmadılar ve yurtdışından gemiler dolusu fötr, panama kasket vb. şapkayı ülkeye getirdiler.
Bu sefer fiyatlar çığrından çıktı ve şapkaya 'narh' konması gerekti. Böylece Mustafa Kemal'in Kastamonu'da söylediği, "İşte takke, üzerinde fes, onun üstünde de ağbani sarık... Bunların hepsinin ayrı ayrı parası yabancılara gidiyor" sözü boşa çıktı. "

...
"Kara Kemal ve Abdülkadir Bey dışındaki 13 kişi, o gece idam edildi. Kara Kemal yakalanacağını anlayınca intihar etti. İdamlarla gereken gözdağının verildiğini düşünen Mustafa Kemal'in 'özel isteği ile' Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Ali Fuat, Refet ve Mersinli Cemal paşalar ise cellattan kurtuldular ama kiminin siyasi hayatı edebiyen, kimininki Mustafa Kemal'in ölümüne kadar sona erdi, aileleri maddi ve manevi yıkıma uğradı, yıllarca polis denetiminde yaşadı."
...
"Mustafa Kemal ve dönemi hakkında yazanların ezici çoğunluğu, ölçülü, temkinli hatta korkak diye nitelenebilecek bir yaklaşım içinde iken, Rıza Nur, son derece pervasız, saldırgan, hatta hakaret dolu üslubuyla diğerlerinden ayrılır. Ancak Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ekibine yönelttiği eleştirilerin benzerlerini kendisi (hatta eşi ve diğer yakınları) için de kullandığı düşünülürse, bunun psikolojik bir rahatsızlıktan kaynaklandığı anlaşılır. Küfürler dışarıda bırakılırsa, Rıza Nur'un canlı, renkli, ve 'sansürsüz' anlatımları, dönemin resmi tarih tarafından yer verilmeyen yanlarını kavramak açısından önemli bir kaynaktır."
...
"Affa rağmen, 150'liklere eski memuriyetlerinden dolayı emeklilik bağlanmaması ve sekiz yıl süre ile kamu hizmetinden yasaklanmaları öngörüldü. Ayrıca, gerekli görülürse yurttaşlıktan yine çıkarılabileceklerdi. Elbette, geriye dönmeye çok az kişi cesaret etti. "
VS VD VB...

Aslında içselleştirilememiş Atatürkçülük derken tam da bundan bahsediyordum; Atatürk'ün milliyetçiliği hiçbir dine, ırka, etnik gruba dahil olmaksızın "hümanist" bir milliyetçilik anlayışıydı. O kavramın içini çürüttüler şimdi sırada "ulusçuluk" kavramı var içi boşaltılması lazım gelen.
Velakin Atatürk'ün kimi veciz sözleri çarpıtılarak, kimi inklaplarının ilkeleri saptırılarak (ki yukarıdaki makalede Hallaçoğlu eleştirilir kıvamında Atatürk'e dokunduruluyor, Türk Tarih Kurumunun {dil kurumunun da } seksen sonrası Atatürk'ün mirasını çiğneyerek devletleştiğini biliyoruz üstelik) "kafatasçı-ırkçı" bir milliyetçiliğin kaynağına yerleştirilmek istenmesinde de sanıyorum başkaca niyetler aramak mümkün.

Renan'ın "Millet"inde, öznel ve nesnel milliyetçilikten bahseder, kısaca öznel milliyetçiliğin "kan-gen-ırk" türü parametrelere, nesnel milliyetçiliğin de geçmişte yaşanan bir ortak tarih bilinci ve gelecekle ilgili ortak amaç birlikteliği olarak özetler.
Atatürkün milliyetçiliği de bu nesnel millet kavramında aramak yerinde olacaktır; ortak "kültür" birliğinde.
Bir de son dönemlerdeki "milliyetçilik" anlayışına bakalım; Kadavralaşmış "milliyetçilik" kavramından bahsederken de aynı içselleştirilemeyen devrimden bahsediyordum. Atatürk milliyetçiliği ne yazıktır ki, geçmiş yüzyılımızda deformasyona uğradı ve meta-ırkçılık, faşizm ve ölümcüm çetelerle özdeşleştirilmeye başlandı. Atatürkçü Cumhuriyetçiler "ulusalcılık" kavramını revize edip, milliyetçilikten sıyırdılar. Oysa sıradaki hedef yine aynıydı...!
Ümmet şemsiyesi altında birleşmiş farklı din/mezhep ve ırklardan bir İmparatorluk'u 10-15 yıl gibi bir sürede ulus-devlet haline getirmenin de Devrim'i besleyemeyenlerce ileride ödenecek bir bedeli vardı.

Kimi çeteler örgütler Atatürk'ü başbuğ ilan ederek Atsız'la bütünleştiriyorlar.
Kimi çevreler Atatürk'ü Muhammedçi ilan ederek İslamiyete yamamaya çalışıyorlar.
Kimileri de işte yukarıdaki gibi Atatürk'ü kafatasçılıkla, biyolojik ırkçılıkla, turancılıkla itham ederek Atatürk Milliyetçiliğinin içini boşaltmaya çalışıyorlar.
Hepsi siyasî bir paradonin nereye eğersen oraya çekilebilecek elastik oyunları.
Tüm bunlar yapılırken gerçek Kemalist Devrim'in izleri silinmeye, hafifletilmeye, üzeri örtülmeye çalışılıyor.

Gerçek Atatürk; diktatör, mason, ırkçı, kafatasçı, dinci, din düşmanı, komunist, kapanmacı vs midir?
Bunu tarih bilinci güçlü zihinler çözecektir, çözemeyenler yukarıdaki makaledeki gibi safsatalarla bu Devrim'i güçsüzleştirmek için her nevi karalama politikasının piyonu olacaktır; bu politikaların da kime hizmet ettiğini varın sizler düşünün...

Yalnız benim anlamadığım şu basit çıkarımdaki mantıksal hata.
Diyelim ki Atatürk kafatasçı, ırkçı bir milliyetçiydi; bilimsel araştırmalar sonucu da görüldü ki, Türk kanı azdı, gerçek bir kafatasçı zihniyetin bu azınlık saf-kanı cımbızlayıp, geri kalanına akıl almaz işkenceler yapması ve yok etmesi beklenmez miydi?
Anadolu Türklerden evvel birçok medeniyete (persler, bizanslar, hititler vs) ev sahipliği yapmış bir toprak parçasıydı.
Hele hele de yüzyıllarca farklı etnik köklerden ve inanışlardan gelmiş "ümmet"çi bir imparatorluğun topraklarında hani beş on yıl sonra saf-kan Türk, kafatası ölçümleri yapmak gibi kimi ucubik faaliyetler, Atatürk gibi deha zekadaki (Ayşe Hür'ce "yüksek zekâsı") bir adam için çok akılsızca değil midir?

İmdi benim son tahlilde yorumum, son dönem kimi aydınlar, araştırmacı (!) gazeteci kıvamında üç beş anı-defteri ve/veya mektubu çözümleyip (bknz: Talat Paşa'nın günlükleri) tarih yazma girişimine soyunuyorlar ki, bunu son derece sakıncalı buluyorum; birçoğundan da anlaşılıyor ki ideolojilerine ve yandaş oldukları çevrelere malzeme toplayan cinsten tarihi öznel yorumlama girişimi terminolojisi ve tarihi anektodlarıyla, bilimsel bir havaya büründürülüyor ve gerçekmiş gibi yeni nesle dayatılıyor. Ben bunlara itibar etmem. Hele ki soykırım gibi arkasında her tür niyetçiliğin yattığı iddiaları iki günlük/üç mektupla açıklamaya çalışanlara "tarihçilerden" kurulu son derece tarafsız bir araştırma grubu gerekli yanıtı vermeden (kabul ya da red de olabilir) hiç etmem. Bu tür dayatmaların altında yatan niyeti okurum.

Siz de öyle yapınız Sevgili Berk "kardeş"...

Son söz yine Ernest Renan'dan gelsin,
"İnsanları inandıkları şeylerden vazgeçirmek, bir şeye inandırmaktan daha zordur."
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 30-10-2007, 05:04
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
Kusura bakmayın sayın maria ama yazdığım onca şey içinden tek bir temayı alıp onu da Atatürk'e indirgemeniz , bir de o indirgemeyi "uzatmaya gerek yok. sen Atatürk'e ırkçı kafatasçı mı diyorsun" a vardırmanız o hep gördüğünüz kötü niyetleri bu sefer benim sizde görmeme yol açtı.

Bu kadar şeyi "bilen" bir insanın Atatürk'e "ırkçı" ya da "kafatasçı" diyemeyeceğimi de bilmesini beklerdim !Ben ulusçuluğun Türkçü yönüne atıfta bulundum sayın maria . Ve Türkçülüğü kişiler bazında değil tarihsel süreç ve kurucu felsefe bağlamında ele aldım. O da sizin bahsettiğiniz ulusçuluğunuzun etnik hiç bir içeriği olmadığı "uyduruklandırmaverme"nize cevabendi .

Bize Ayşe Hür'ün yazdığı yazılarının seceresini yapana kadar

Nazan Maksudyan, Türklüğü Ölçmek, Metis, 2005;

Suavi Aydın "Cumhuriyet'in İdeolojik Şekillenmesinde Antropolojinin Rolü: Irkçı Paradigmanın Yükselişi ve Düşüşü",

Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce, Kemalizm, C.2, İletişim 2002;

Orhangazi Ertekin, "Cumhuriyet Döneminde Irkçılığın Çatallanan Yolları", a.g.e, C. 4. Milliyetçilik, 2003, s. 345-385.

kaynaklarında belirtilen :


Cumhuriyet döneminde Darülfünun'da (1933'ten sonra İstanbul Üniversitesi oldu) kurulan ilk bölümün antropoloji bölümü olmasına ;

1932'de Afet İnan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Samih Rıfat, Sadri Maksudi Arsal, Reşit Galip, Yusuf Akçura ve Şemseddin Günaltay tarafından geliştirilen Türk Tarih Tezi'nin ana temasının Afet İnan tarafından nasıl yorumlandığına ;

1930'da Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt'un "memleketin efendisi Türk'tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır" deyişine ;

Mustafa Kemal'in direktifleri doğrultusunda kurulan Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi'nin ilk işleri arasında "Karacaahmet Mezarlığı'ndan toplanan kafataslarının ölçümü ile Türk, Ermeni, Rum ve Musevi gibi farklı ırki kökenlere sahip çocuklar üzerine karşılaştırmalı araştırmalar yapılmasına ;

1925-1939 arasındaki yayınlanmış Türk Antropoloji Mecmuasında bahsedilen "Türk ırkının üstünlüğünü" söylemlerine ;

1935-1945 arasında düzenlenen CHP Konferans Serisi'nde sunulan bildirilerden bazılarının başlıklarının "Anadolu'nun Irk Tarihi Üzerinde Antropolojik Bir Tetkik", "Öjenik Tatbikatı", "Türk Beyinleri Üzerine İlk Antropolojik Araştırma", "Irk Hıfzısıhhasında Irsiyetin Rolü ve Nesli Tereddiden Koruma Çareleri" olması üzerine ;

Ahmet İnan'ın : "1936 yılında bütün memlekette büyük ölçüde antropometrik bir anket yaptırmak arzumu Atatürk'e anlattım. Uygun gördüler ve beni teşvik ettiler. Bunu hükümetten rica etmemi emir buyurdular. " demesine ;

Almanya ile Sovyetler Birliği arasında izlenen denge oyunu uyarınca açılmak zorunda kalınan "Turancılar Davası" nda, hakkındaki suçlamaları duyan Reha Oğuz Türkan büyük bir şaşkınlıkla "Bunlar, yıllarca, Atatürk tarafından bizzat tayin ve tavzif edilen Mahmut Esat Bozkurt tarafından devletin üniversitelerinde, İnkılap Tarihi kürsüsünden söylenmiştir. On binlerce genç ve içlerinde de ben, bu sözleri duyduk. Bu telkinler altında kaldık. Atatürkçülüğün, Kemalizmin bu olduğuna inandık. İmtihanlarda ancak bu surette cevap vererek sınıf geçebildik. Bu dersler, bilahare devlet tarafından yayınlanmıştır. Aynı sözler, aynı profesör tarafından, Siyasal Bilgiler Okulunda; Teşkilat-ı Esasiye kürsüsünden de söylenmiştir. Anayasamızın manası bize böyle anlatılmıştı" demesine ;

görüşlerinizi yazsaydınız !

Ha eğer ki üstteki tarihi iddialar ve kişilerin beyanatları da size göre bir "uyduruklandırıverme" ise onu da belirtiniz lütfen.

Kalın sağlıcakla .

Konu Berk Taçyıldız tarafından (30-10-2007 Saat 05:07 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 30-10-2007, 16:54
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,075
Siz kusura bakmayın ama bana "güzel, uzunca ve doluca" diye sunduğunuz makale Ayşe Hür'e ait ve makalede alt okuma yapmaksızın Atatürk'ün "kafatasçı-ırkçı" hareketlere bizzat önayak olduğu savları var. (Ayşe Hür'ün yazılarını Radikal'den kesmiş ve dosyama iliştirmiştim, altını çizdiğim kimi bölümleri de sizinle paylaştım; "seceresini yapmak" bu olsa gerek)

Tekrar makaleden alıntılar yaparak; "Atatürk'e anlattım. Uygun gördüler ve beni teşvik ettiler. Bunu hükümetten rica etmemi emir buyurdular" cümlesini de yazmışsınız. Başta da belirttiğim gibi bir Tarihçi değilim, siz tarih okuyorsanız (ki bilim {sanırım fizik} okuduğunuzu tahmin ediyorum, yanılabilirim) buyrun bahsettiğiniz kaynakların "doğru ve gerçekliğini" kendiniz açıklayıverin.

Ben Atatürkçülük ve Kemalizm hakkındaki fikirlerimi ziyadesiyle açıkladım; yeni savlar -bu forumda- sunan sizsiniz "tarihçilerin" ağzından, bilimsel etikte varsayımları sunanların belgelerine gerçeklik kazandırma mesuliyeti vardır.

'Güzel, uzun ve dolu' dediğiniz yazı da aleni bir şekilde Atatürk'ün (ah pardon ama Ayşe Hür pek Atatürk demez sıklıkla Mustafa Kemal der -ki 1934'te soyadı kanunuyla Mustafa Kemal yerine Atatürk denmiştir-) "kafatasçı-biyolojik ırkçı" çalışmalara destek verdiği yazılıyor. Bir daha bakalım:

Alıntı:
"Mustafa Kemal'in bu konudaki tutumu neydi?"

Mustafa Kemal'in sarf ettiği "Ne mutlu Türküm diyene" "Türk öğün, çalış güven", "Bir Türk dünyaya bedeldir", "Türk gençliği... muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur", "Türk ırkı dünyadaki en güzel ırktır" gibi ifadelere bakılırsa Mustafa Kemal'in söyleminde ırk, hem fiziki özelliklere, hem de ulusal karakter fikrine denk düşüyordu. Mustafa Kemal'in direktifleri doğrultusunda kurulan Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi'nin ilk işleri arasında "Karacaahmet Mezarlığı'ndan toplanan kafataslarının ölçümü" ile "Türk, Ermeni, Rum ve Musevi gibi farklı ırki kökenlere sahip çocuklar üzerine" karşılaştırmalı araştırmalar yapmak vardı."

...

"'Mustafa Kemal Atatürk büyük devlet işleri arasında tarih etütleriyle bizzat meşgul olurdu. Kurtardığı milletin tarihini ilmi yollardan araştırmak için tarihçilere vazifeler vermişti....1936 yılında bütün memlekette büyük ölçüde antropometrik* bir anket yaptırmak arzumu Atatürk'e anlattım. Uygun gördüler ve beni teşvik ettiler. Bunu hükümetten rica etmemi emir buyurdular." Nitekim tam 64 bin kişiyi kapsayan bu dev "ırkçı" çalışma, Başbakanlık, Milli Güvenlik Bakanlığı, Sıhhat Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı'nın her türlü desteği ile yürütüldü, ölçümler sivil ve askeri doktorlar, sıhhiye memurları, beden eğitimi öğretmenlerince yapıldı, askerler gönüllü denek olarak Afet İnan'ın emrine sunuldu."

...

"Mustafa Kemal'in emri ile 1935'te Ankara'ya, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ne taşınan Antropoloji bölümünde İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devlet desteği ile (en verimli şekilde (!) Nazi Almanya'sında ve faşist İtalya'da kullanılan) "öjenik bilimi" çalışmaları yürütüldü."

...

""Bunlar, yıllarca, Atatürk tarafından bizzat tayin ve tavzif edilen Mahmut Esat Bozkurt tarafından devletin üniversitelerinde, İnkılap Tarihi kürsüsünden söylenmiştir"
Okuduklarınızda üst ve/veya alt okuma yapmayı öğrenmelisiniz Berk Taçyıldız, benim "kötü niyetimi" sorgulayacağınıza kaynak diye kendinize klavuz seçtiğiniz kişilerin "kötü niyetlerini" sorgulamayı da; kimi kime ne söylediğini -niyetini de-; böylelikle kuşku şiarını elden bırakmaksızın kaynakların "doğru" ve "gerçekliklerini" bir okur olarak daha iyi analiz edebilirsiniz.

Siz de kalınız sağlıcakla...

*Antropometri: İnsan vücudunun boyutları ile ilgilenen özel bir bilim dalıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink)  
Alt 31-10-2007, 01:57
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 4,009
Blog Başlıkları: 1
Sn. Berk Taçyıldız, Yazdıklarınızı sabırla günlerdir okuyorum. Yazdığınız yada yapıştırdığınız yazılarda özetle, ırkçı ve şovenist bir söylemle, Türkiye Cumhuriyetini ve kurucusu Atatürk'ü, ırkçı ve şovenist olmakla itham ediyorsunuz/ediyorlar. Garip bir ironi, ama iddialarınızda ki bilimsellik bana, Harun Yahyanın Kitabında ki Evrim Teorisini yıktığını iddia ettiği gerçekliği çağrıştırdı. Tarih süzgecinden cımbızlanan anektodlar, yapıştırılan yazıların ana dayanağını oluştururken her zamanki gibi, filmin geneline bakabileceklerini akıl etmeyen bir kolaycılık vardı okuduğum kadarı ile, Yazıda hedef alınanlar ile bilgisine başvurulanlar ve yazanın üslubu genelde bir fikir vermekle beraber, kitabı tanıtan konuya gidip birde orda okudum yazdıkları şeyleri. Giriş çok uzadı sıkıldım daha fazla dayanamayıp diyeceklerimi söyleyeyim. Keşke kitaplar karıştırıp, size tarihi detaylı bilgilerle cevap verebilseydim ama bekleyemem ve bu konuda o kadar laf çevirmeye gerek yok bence.

Alıntı:
1934 yılında çıkarılan İskân Kanunu, halkı, Türk ırkından olanlar ve olmayanlar diye ayırırken, vatandaşların sadece Türkçe soyadları almalarını zorunlu kılan Soyadı Kanunu din, mezhep ve alt kimlik ayrımlarını gizleyerek tek bir kimlik oluşturması sürecinde önemli rol oynadı.
Sadece Türkçe soyadı almalarını emreden kanun hala yürülükte ilginç, Tanımda ki Din ve Mezhep'lerin yazılması yetmiyor birde alt kimlik yazılmasını istiyor özgürlük çığırtkanı yapıştırılmış yazının yazarı, yani Atatürk'ü Türkiye'li kimliğini ezmekle suçluyor, yani insanları dinsel ardından mezhepsel olarak parçalıyor ve yetmiyor birde alt kültür dediği etnik kimlik ile tanımlansın istiyor. Hayalini gerçekleştirmeyen Atatürk'ü ırkçılık ile suçluyor, bakalım kimlerin ve hangi olayların üstünden suçlamaya devam ediyor.

''Hamdullah Suphi Tanrıöver, Samih Rıfat, Sadri Maksudi Arsal, Reşit Galip, Yusuf Akçura ve Şemseddin Günaltay'' samih rıfat haricindekilerin hepsi, Kuruluş yıllarındaki Cumhuriyette bir şekilde görev yapmış kişilerdir. İşin ilginç tarafı bu kişiler aynı zamanda Turancılık yolunda siyasi oluşumun içinde yer alan yada destek olan kişilerdir evet. Ümmetten bir millet yaratmaya çalışan bir devrim kuşağından ve kuşaktaki bazı kişilerden bahsederken dikkatli olmak lazımdır. Kişilerin şahsi görüşlerini Cumhuriyetin şahsi siyasi yaptırımları gibi gösterebilmek için, Cumhuriyetin somut yaptırımlarından ve icraatlarından bahsetmek gerekir, sahi bahsetmiştik onlardan değilmi? ırkçı birinci Cumhuriyet zorla türkçe soyadı almalarını emrederek asimilasyona tabi tuttuydu değilmi? Bu somut icraatlar konusunda bir tek örnek gösterilmemesi ise bilmem kaçıncı cumhuriyetçileri rahatsız etmemiş olabilir ama beni rahatsız etti ve söyle hafızamı yokladı, mesela konyada bir temerküz kampı varmıydı diye yada, gulak takım adalrının bizdeki versiyonu varmı diye bulamadım, yani Türkiye Cumhuriyetinde iddia edilen ırkçı çalışmalrın günlük hayata uygulanmaması garip geldi bana ama günlük hayatta, türk olmayanları kapattıkları bir getto bulamadım malesef örneğin. Birde bu Samih Rıfat'ı anlayamadım ben, sanırım siz bizlere anlatırsınız ama ben size yardımcı olayım biraz hemen ve yaşamını vikipediden yapıştırayım; ''1945'te İstanbul'da doğdu, Saint-Benoît Lisesi'ni ve İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite yıllarından başlayarak çeviriye yöneldi; ilk çevirilerini 80'li yıllarda Yazko Çeviri dergisinde yayımladı. René Char, Jacques Prévert, André Verdet, Jean Follain, Paul Valéry, Kavafis, Le Corbusier gibi ozan/yazar'lardan çeviriler yaptı. Yine üniversite yıllarında fotoğrafçılıkla ilgilendi. 80'li yıllardan başlayarak çeşitli dergilerde, yazdığı yazılara eşlik eden fotoğraflar yayımladı; belgesel filmler çekti. 4 Ağustos 2007 tarihinde hayata veda etti.'' sanırım yapıştırırken konuları kim kimdir gibi araştırmalara girmiyorsunuz, oktay rıfatın oğlu samih rıfat'ın bu konu içimnde ve bu listedeki yerini anlayamadım ben.

Afet İnan var asıl hedefte olan, neden bu 90 küsur yaşındaki 301 den yargılanan Atatürk'ün manevi kızlarından olan asırlık Cumhuriyet kadını hedefte acaba; Türbanı ve din yobazlarını hedef alan kitaplarından dolayı olmasın, yada dinlerin tarihi ile ilgili yazdığı kitaplar olmasın, yani irticanın kuyuruğuna takılıp hayallerini gerçekleştirmek isteyen bilmemkaçıncı cumhuriyetçilerin para kaynağı olan tarikatlara savaş açan bir bilim insanı. Yumuşak karnı ise tabiiki soyadını Türkçe dayatan ırkçı cumhuriyet olacaktır.

1930'da Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt var birde; Devrim karşıtı dinci yobazları ve ittihatçıları mahkemelerde süründüren ve asan Bozkurttur bu sanırım, birde şu meşhur Ademi merkeziyetçi partinin üyelerini yargılayan ve süründüren yanı varki hemen etnik haklarını tanımayan birinci Cumhuriyetin ırkçıları arasında yerini alması gerekiyor sırf o yüzden diyesi geliyor insanın. Bilmeyenler için; ademi merkeziyetçi parti, günümüzün neo-liberallerinin ilk partisidir ve osmanlıda kurulmuştur, kurucusu prens sabahattin denilen bir iktidar heveslisi ve kurtuluş savaşında ingilizlerden maaş alan bir saray eskisidir.

Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan var değilmi ırkçılığa şahitlik eden, bunlar ırkçılıktan yargılanırken sadece yukarda adı geçenlerimi karıştırdılar olaylara sn. Berk Taçyıldız yoksa bir çok isim arasından bunlarmı alındı, ben söyleyeyim sizi yormayayım şimdi, o davada nazım hikmet de dahil dönemin bütün isimleri geçmiştir malesef. Bu ırkçı iki Turan ideolojistide birbirlerine kanlı bıçaklı düşmandırlar. Bu isimlerin yargılanmasının nedenleri arasında birincil konu tabiiki gelen yeni sistemin bir takım kurbanlara ihtiyaç duymasıdır fekat, bu onarın ırkçı ideolojilerini ve davalarını görmemezlikten gelmememizi engellemez. Özellikle Nihal Atsızın Atatürk için söylediği küfürlerle bir kitap yazılır, bir sonraki yazınıza onlarıda ekleyin ikna kabiliyeti artar yapıştırdığınız yazının.

Alıntı:
sonrasında da "Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım" demek bir ipucu niteliğindedir.
diyor ırkçı şovenist bilmem kaçıncı cumhuriyet yazarı ve sizde misak-ı milli sınırlarının belilendiği kongreyi ve misakı milli sınırlarının ne olduğunu araştırmadan yazıyorsunuz. yukarda bahsedilen topraklar zaten misak-ı milli sınırları içerindedir ve unutmayınki bu sınırları çizenler o bahsedilen topraklarda doğmuş ve askerlik yapmış osmanlı zabiti iken kurtuluş mücadelesine başlayan ve daha başlangıçta kurtaracakları vatanın sınırlarını çizen subaylardır. Bunu bir ırkçı saldırganlık havasına sokarken bu sefer cımbız fazla seçici davranamamış sanırım. Yani bu konuyu daha bizlere ilköğretim okullarında öğretiyorlar sn. Berk Taçyıldız.

Bu gecelik bu kadar yeter sanırım, Aklımda kalan bilgilerden yazmaya çalıştım, kusuruma bakmayın artık. İstenirse tarih kitaplarından karşılaştırmalı mülazarada yaparız ama en baştan dediğim gibi bu ırkçı bilmem kaçıncı cumhuriyetçi yazara bu kadar itibar bile çoktur bence. Yaptığı ise sadece ırkçılıkla kalsa iyi, ülkeyi etnik ve mezhep olarak bölmekte istiyor. dahada var ama yeter bile bu kadarı.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
tek, yol, devrim


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
'Yeşil devrim' istedi ! KemalistGNC Güncel Mevzular 4 04-10-2007 22:02
Morales'in Demokratik ve Kültürel Devrim Çabaları osslem Köşe Yazıları 1 12-02-2007 15:41


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:42 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org