Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü


tek yol devrim

Serbest Kürsü içerisinde tek yol devrim konusu: "Devrim" sözcüğü herkesin ağzında. Küresel burjuvazi de bir "devrim" dayatıyor. İnsanlığın 500 yıllık birikimine karşı savaş açmış bir "karşı devrim". Türkiye ön cephelerden biri. Yapısal bir kriz yaşanıyorsa, ya "karşı ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 19:31
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730
Standart tek yol devrim

"Devrim" sözcüğü herkesin ağzında. Küresel burjuvazi de bir "devrim" dayatıyor. İnsanlığın 500 yıllık birikimine karşı savaş açmış bir "karşı devrim". Türkiye ön cephelerden biri. Yapısal bir kriz yaşanıyorsa, ya "karşı devrim" olacaktır ya da "devrim". Eskisi gibi gidemeyecektir artık Türkiye. Ya sömürge olacaktır ya da bağımsız bir emekçi cumhuriyeti. Gün olur devran döner… Bir bakmışsınız, Türkiye, astığı ve katlettiği gençlerin sloganına muhtaç kalmış: Kahrolsun emperyalizm! Tek yol devrim!

Liberal saflarda, 22 Temmuz seçimlerini "devrim" olarak nitelemek oldukça revaçta. Neo-liberaller "halk devrimi" diyorlar, Sol-liberaller de "burjuva demokratik devrim". Türkiye burjuvazisi, sonunda, asker-sivil bürokrasiye (yani I. Cumhuriyet'e) karşı net bir üstünlük kazanmıştır ve II. Cumhuriyet dönemi başlamıştır. Neo-liberaller zafer sarhoşluğu içindeler; Sol-liberaller ise bir olgu olarak kabul ettikleri bu sürecin "sol kanadı"nı oluşturmanın peşindeler.
Bu iddialı tezler gerek tarihsel gerekse güncel gerçeklerle ne kadar örtüşüyor, tartışalım.

BURJUVAZİNİN "DEVRİM"LERİ
"Burjuva demokratik devrim" nedir?
"Burjuva demokratik devrim", en radikal görünümünü 1789 Fransız Devrimi ile bulmuş bir tarihsel pakettir. Birincisi anti-feodaldir; burjuvazi önderliğindeki halk sınıflarının aristokrat sınıfları devirmesiyle oluşmuştur. İkincisi laiktir, Aydınlanmacıdır; kul ideolojisine (dinci gericiliğe) karşı dünyevi ve bilimsel düşünceyi tavizsiz biçimde üstün kılar. Üçüncüsü milliyetçidir ve yurtseverdir (bağımsızlıkçı); ulusun birliğini, ulus-devleti ve sınırların dokunulmazlığını savunur. Dördüncüsü liberaldir, burjuva anlamda özgürlükçüdür; sermayenin (azami kâr ve rekabet) önündeki engelleri temizlerken, emekçiyi de toprağa ve beye bağımlılıktan kurtararak ona emeğini satma özgürlüğü verir. 1640 İngiliz Devrimi de, 1776 Amerikan Devrimi de, 1789 Fransız Devrimi de, 1848 Alman Devrimi de üç aşağı beş yukarı bu paketi uygulamıştır. Türkiye'de de Kemalist Devrim bu kategori içinde (gecikmiş bir burjuva demokratik devrim olarak) değerlendirilebilir ve yukarıdaki paket ülkemizde "Altı Ok" biçiminde formüle edilmiştir.
Şimdi "22 Temmuz Devrimi"ne bu açılardan bakalım: Anti-feodal değil, tarikatçıdır. Kadının kapanmasından yanadır. Halkçı değil, ümmetçidir. Laik değil, dincidir. Aydınlanmacı değil, gericidir. Bilimsel düşünceye karşıdır. Milliyetçi değil, etnikçidir. Ulusun birliğinden değil, dağılmasından yanadır. Yurtsever ve bağımsızlıkçı değil, işbirlikçidir; küresel sermayeye tam entegrasyondan yanadır. Ulus-devlete karşıdır. Liberal değil, tekelcidir (neo-liberaldir!). Kısacası "Altı Ok"tan yana değildir, tam tersine "Altı Ok"u Anayasa'dan temizleme uğraşı vermektedir.
O halde bu nasıl bir "burjuva demokratik devrim"? Tam tersine, "burjuva demokratik devrim"e karşı yapılmış bir "devrim" değil mi? Yani bir "karşı devrim"?
Fakat olay bu kadar basit değil. Günümüz Türkiye'sini ve dünyasını 18.-19. yüzyıllardan kalma terminolojiyle çözümlemek olanaksız. Sadece yaşadığımız şeyin klasik anlamda bir burjuva demokratik devrim olmadığını vurgulamak için böyle bir başlangıç yaptık.

Küresel burjuvazinin "dünya devrimi"
Aslında günümüzde dünya çapında bir "karşı devrim" yaşanıyor. "Devrim" olarak yutturulan bir karşı devrim. Küresel burjuvazi (dünya oligarşisi de diyebiliriz), insanlığın 500 yıllık birikimine karşı savaş açmış durumda. Yok edilmeye çalışılan bu birikimin içinde Bilimsel Devrim, Aydınlanma, burjuva demokratik devrimler, sanayi devrimleri, emekçi devrimleri (sosyalist devrimler), anti-emperyalist ulusal kurtuluş mücadeleleri ve bütün bu büyük pratiklerin insanlığa kazandırmış olduğu değerler var.
Ulusların ortadan kalkması ve bir dünya toplumunun oluşması, devletin sönümlenmesi, sınırların yok olması vb. komünizmin ütopyalarıydı. Emek-sermaye çelişkisinin emek lehine çözülmesi ile sömürüsüz, sınıfsız bir uyum toplumu oluşacağı öngörülmüştü. Bu büyük insanlık idealleri, günümüzde biraz geri planda kaldı. Bugün farklı bir durumla karşı karşıyayız. Özellikle ezilen dünyadaki uluslar, devletler, sınırlar ve hatta sınıflar çözülme tehdidi altında. Ama emek güçleri tarafından değil, tam tersine sermaye tarafından.
Çok küçük bir azınlık olmasına karşın bütün dünya kaynaklarına ve toplumları yönetme-yönlendirme araçlarına el koymuş küresel burjuvazinin de bir "ütopya"sı var. Neo-liberal (kara) ütopya, sermayenin emekten kurtulma hayalidir. Emek-sermaye çelişkisinin sermaye lehine çözülmesi hayali. Ulus, vatan, sınır, devlet, üretim, bilim, bilinç, kuram, plan, örgüt, kanun, kural, ahlak, vicdan… bütün bu "zincir"lerden kurtulmuş, ipini koparmış bir sermaye. İnsanların örgütsüz kalabalıklara dönüştürülmesi ve bir çoban (küresel sermaye) tarafından güdülmesi… Antonio Negri'nin deyimiyle "İmparatorluk" ve "Çokluk". Sermayenin Tanrılaşması, emeğin kullaşması. Post-modernist (aslında pre-modernist) dünya! Yeni Ortaçağ!
Küresel burjuvazi bir "dünya devrimi" yapıyor. Emeğe, bilime ve örgüte karşı bir devrim. Özellikle ezilen dünyayı tamamen düzlemeye, kendisine direnebilecek güçleri temizlemeye çalışıyor. Tarihin gördüğü en büyük "karşı devrim" girişimi. Bu karşı devrim, bir "devrim" olarak sunuluyor.
Uluslar ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Ufalanarak, etnisitelere bölünerek. Yani halkların kardeşliği ve bütünleşmesi yönünde ileriye dönük olarak değil, burjuva demokratik devrimlerin kazanımlarını bile silerek, geriye dönerek. Ulusal bilinci, insanlık bilinci yönünde değil, kabile bilincine geri dönüş yönünde ortadan kaldırarak.
Ulus-devletler ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Küresel sermaye imparatorluğunun eyaletlerine dönüştürülerek. Kendi coğrafyalarından (vatanlarından) kaynaklanan bütün işlevlerini küresel burjuvaziye devrederek, taşeronlaşarak. Emeğin özgürleşmesi yönünde değil, sömürünün tekelleşmesi yönünde. İmparatorluk lehine devletsizleşme.
Ulusal ordular ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Ulusları ve halkları ile olan bağları tamamen koparılıp, profesyonelleştirilip, küresel burjuvazinin ordusunun alaylarına dönüştürülerek. Köylü ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Burjuva demokratik devrim anlamında toprağa ve beye bağımlılıktan kurtulup, sanayi devrimleri ile proleterleştirilerek değil; işsizleştirilerek, büyük kentlerin kenarlarındaki varoşlara tıkılmış eli ekmek tutmayan dilenci kalabalıklara dönüştürülerek.
Proletarya ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Üretimin kolektif yapısının parçalanmasıyla, mesai kavramının ortadan kaldırılmasıyla. Örgütsüzleştirilerek, bir tür "kent serfleri"ne dönüştürülerek.
Ezilen dünyadaki ulusal burjuvaziler ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Palazlanan kesimleri küresel burjuvazinin taşeronlarına dönüştürülürken, rekabet edemeyen kesimleri sınıf düşerek.
Kısacası, sınıflar ortadan kaldırılacaktır. Küresel burjuvazinin daha da bütünleşmesi ve tekelleşmesi, ama diğer sınıfların kolektif yapılarının çözülerek ufalanması ve "Çokluk"lara, örgütsüz kalabalıklara dönüştürülmesi yoluyla. Küresel burjuvazinin azami hedefi kendisinden başka hiçbir "yapıcı" sınıf bırakmamak, diğer sınıfları ya pasifleştirmek ve iktidarsızlaştırmak ya da yapıcı nitelikleri kalmamış "yıkıcılara" dönüştürmek ve böylece insanlığı temsil ettiği sisteme mahkûm etmektir.
Bilim ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Ufalanarak, bütünsel ve kuramsal bakışını kaybedip din ile uzlaştırılarak. Küresel burjuvazinin çıkarlarını korumaya yönelik araçları oluşturan teknolojiye indirgenerek.
Karl Marx, emek-sermaye çelişkisini, iktisadi anlamda, üretimin (emeğin) giderek kolektifleşmesi ile mülkiyetin giderek tekelleşmesi arasındaki çelişki olarak açıklar ve özel mülkiyetin ortadan kaldırılması (emeğin özgürleşmesi, devrim ve sosyalizm) yoluyla bu çelişkinin çözüleceğini öngörür. Küresel burjuvazi (yüksek teknolojiden de yararlanarak) çelişkiyi tersten çözmeyi hayal ediyor. Mülkiyeti tam tekelleştirip, üretimin (emeğin) kolektif yapısını dağıtarak. Bunun siyasal ifadesi, burjuva demokratik devrimlerin ve sosyalist devrimlerin 500 yıllık kazanımlarının yok edilmesi ve insanlığın farklı bir düzlemde yeni bir Karanlık Çağa girmesidir.
Günümüz burjuvazisinin yapıp yapabileceği "devrim" budur. Aristokrasiye karşı savaşan burjuvazi devrim yapıyordu. Emeğe karşı savaşan burjuvazi ise ancak bir "karşı devrim" yapabilir. Yaşanan aslında ezilen dünyanın demokratik devrimini engelleme girişimidir. Küresel burjuvazinin bu ulus, devlet, ordu, sınıf, örgüt, bilim düşmanlığına nasıl "ilericilik" ve "demokratlık" atfedilebilir?
Bilindiği gibi bu "devrim" eski Sovyetler Birliği topraklarında, Rusya'da, Doğu Avrupa'da, Yugoslavya'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Orta Asya'da son 20 yılda uygulamaya kondu, nispeten başarılı da oldu. "Çokluk"lar, "İmparatorluk" adına "devrim" yaptılar. Çokluk'ların beceremediği durumlarda ise "İmparatorluk" bizzat devreye girmektedir, Afganistan'da ve Irak'ta olduğu (ve belki yakında İran'da olacağı) gibi.

Karşı devrimin Türkiye cephesi
İşte Türkiye'de 22 Temmuz'da yaşadığımız "devrim" böyle bir devrimin (yani karşı devrimin) parçasıdır. Türkiye'nin düzlenmesi, demokratik birikiminin tarumar edilmesi ve sistemin küresel sermayeye entegre edilmesi operasyonudur.
Bu operasyonun Türkiye'ye özgü bir de ambalajı var: Ilımlı İslam. İslamcılık bu süreçte son derece kritik bir rol oynuyor. Kolektif üretimleri sınırlandırılıp veya dağıtılıp örgütsüz kalabalıklara dönüştürülen insanlara "yapıştırıcı" bir ideoloji sunuluyor: İslam. Ve bir "örgüt" sunuluyor: Tarikat. Demokratik toplum ümmete dönüştürülüyor; emekçi ise dilenciye. Neo-liberal ideoloji insanları kurtlaştırırken, İslamcılık da kullaştırıyor. Böylece birbirine karşı "kurt", sisteme karşı "kul" olan bir kitle oluşturuluyor. Kurtlaştırarak kullaştıran, kullaştırarak kurtlaştıran bir sistem. İktidardaki Neo-liberal – Ilımlı İslam ittifakı bu amaçla gerçekleştirilmiştir. İslam, demokratik birikime karşı son derece radikaldir; ılımlılığı küresel sermayeye (emperyalizme) karşı.

NASIL BİR STRATEJİ?
Bu karşı devrimi püskürtmek için nasıl bir strateji izlemek gerekir? Önce başarısız stratejileri ele alalım.

1. hüsran: "Küresel burjuvaziyi ikna" stratejisi
Bir strateji denendi: I. Cumhuriyetin bugünkü temsilcilerinin "küresel burjuvaziyi ikna" stratejisi. Bu strateji İslamcılığı tek başına hedef tahtasına oturtarak, yerli ve yabancı küresel burjuvazinin İslamcılarla değil kendileriyle ittifak yapmasını hedefledi. Muhalefeti, soyut ve yukardan bir laiklik mücadelesiyle sınırladı.
Ciddi bir güçle uygulamaya sokulan bu strateji, 22 Temmuz'da da görüldüğü gibi hüsranla sonuçlandı. Neden?
Birincisi, Türkiye'yi düzlemeye çalışan esas odak olan küresel burjuvazinin "halkçı ve demokrat görünümlü" bir ambalaja ihtiyacı var. I. Cumhuriyetin günümüz temsilcilerinin bu niteliklerini kaybedeli yıllar oldu. 50 yıldır halka karşı çok büyük suçlar işlediler ve son derece elit ve yukardan bir görüntüleri var. Bu nedenle yaptıkları girişimler bile geri tepiyor. Dolayısıyla "güzellik yarışması"nı (ambalaj olma yarışmasını) kaybettiler; küresel jüri "İslamcı güzeli" seçti. Hatta I. Cumhuriyetçiler bu yarışta "yedek" bile değiller; diyebiliriz ki, günümüz konjonktüründe Kürt milliyetçilerinin ve Sol-liberallerin onlara göre daha fazla şansı var.
İkincisi, I. Cumhuriyet, küresel burjuvazinin ve yerli işbirlikçilerinin bizzat hedef tahtasındadır. Yukarıda da özetledik; ulusal bütünlük, ulus-devlet, ulusal ordu gibi oluşumlar, emperyalizmin ezilen dünyaya yönelik karşı devrim harekâtının "düzlenmesi gereken engelleri" arasındadır. Dolayısıyla bu strateji düşmanıyla ittifak yapmayı hedefliyor ve baştan teslim bayrağını çekiyor.
Bu "kırmızı şapkalı kız" stratejisinin hiçbir başarı şansı yoktur.

2. hüsran: "I. Cumhuriyetçileri ikna" stratejisi
İkinci bir strateji de bazı "solcular" tarafından denendi: "I. Cumhuriyetçileri devrimci (veya gerçek Atatürkçü) olmaya ikna" stratejisi. Bu strateji de son 15 yıldır defalarca hüsranla sonuçlandı. Neden?
Birincisi, bu strateji halkı ikna edemedi; halkta bir hayal bile yaratamadı, sadece kendisi hayal içinde gezindi. "Halk-devlet el ele", "Halk-ordu el ele", "ulus-devlet ve ulusal ordu direnir" sloganlarını öne çıkardı; ama Türkiye'de -yönetimleri itibarıyla- böyle bir devlet ve ordunun kalıp kalmadığını hiçbir zaman gerçekçi biçimde analiz etmedi. Yukarıda da söylediğimiz gibi, ikna etmeye çalıştığı kesimler başkalarını ikna etmeye çalışıyorlardı.
İkincisi, pratiğini özgücünü artırmaya ve emekçi halkı örgütlemeye değil de sürekli devlet ve ordunun üst kademelerini etkilemeye yönlendirdiği için, herhangi bir etkileme olanağını da elde edemedi. Çünkü ancak gücü olan ittifak yapabilir ve politik olanakları değerlendirebilir. Gücün yoksa seninle ne diye ittifak yapsınlar ki?
Üçüncüsü, bu bir "nostalji stratejisi"ydi. Vurguyu sürekli, artık koşulları hiç kalmamış devrimciliklere yaptı ve dolayısıyla yeni olası devrimcilikleri ıskaladı. Emekçi halka ve Türkiye'nin aydınlık yüzüne geleceğe uzanabilen bir proje sunamadı.
Bu "hayalci strateji"nin de hiçbir başarı şansı yoktur.

I. Cumhuriyetin tükeniş öyküsü
Bu iki stratejinin de iflası aslında çıplak bir gerçeği gözler önüne seriyor: Türkiye'de I. Cumhuriyet bitmiştir. Zaten yaşanan yapısal krizin nedeni de bu. Bunu net olarak tespit etmeden bir gelecek iddiasında bulunamayız, havanda su dövmekten öte bir şey yapamayız. Beş ay önceki cumhuriyet mitinglerine katılan geniş kitlelerin değil ama onları yönlendirenlerin esas zaafları da buydu.
Kemalist Cumhuriyet, özellikle gençlik döneminde Türkiye'ye (hatta dünyaya) büyük katkılar yaptı, esin kaynakları oluşturdu ve miras bıraktı. Ama 1940'lardan sonra devrimci barutunu tüketti, dinamizmini yitirdi, halktan koptu, hatta giderek halk düşmanı bir karaktere büründü ve özellikle son 30 yıldır içi boşalmış bir kabuğa dönüştü. Bu kabuğun içini, son on yıllarda, 12 Martçılık, 12 Eylülcülük, Türk-İslam sentezleri, ırkçı milliyetçilikler, kontrgerillalar, gladyolar doldurdu.
Kemalist Cumhuriyet'in 85 yıllık öyküsü, Türkiye'nin "ulusal burjuvazisi"nin de öyküsüdür. Türkiye büyük burjuvazisinin ne kadar ulusallığı kalmışsa, işte ancak o kadar Atatürkçülüğü, devrimciliği, yurtseverliği, laikliği, Aydınlanmacılığı kalmıştır. Türkiye'nin büyük burjuvazisi bugün küresel burjuvazinin bir parçasıdır; yani karşı devrimin öznesi içinde yer almaktadır.
Kısacası, Türkiye'nin artık korunacak bir cumhuriyeti yok; ama oluşturulabilecek bir cumhuriyeti var. Sorun şu: Kim oluşturacak? Emperyalistler ve işbirlikçileri mi, yoksa emekçi halk mı? Nasıl bir cumhuriyet oluşacak? Küresel sermayeye entegre olmuş liberal-İslamcı bir TC mi, yoksa bir emekçi cumhuriyeti mi? Esas meydan savaşı bu noktada verilecek.

Doğru yerden doğru yere yapılacak vuruşlar
Küresel saldırıyı püskürtebilecek devrimci bir stratejinin ana hatları neler olmalıdır?
Neo-liberal – Ilımlı İslam ittifakına dayalı bir iktidar ile karşı karşıyayız. Bu ittifak oldukça güçlü bir ideolojik hegemonya kurmuş bulunuyor. Fakat zayıf noktaları da var. Yumuşak karnı en güçlü gibi gözüktüğü yerde, yani bir ittifak olmasında. Bu ittifak doğru yerden doğru yere yapılacak vuruşlarla parçalanabilir.
"Doğru yerden" ibaresinin altını çiziyoruz; çünkü donmuş I. Cumhuriyetçi saflardan, yani asker-sivil elit kesimden gönderilen vuruşlar, bu ittifakı parçalamak bir yana birleştirdi. Karşı taraf bu atışlara "demokrasi" ve "mağduriyet" temalarıyla yanıt verdi ve başarılı oldu. Oysa devrimci ve emekçi bir odağın yapacağı atışlar, bu temalar kullanılamayacağı için etkili ve ikna edici olabilir.
"Doğru yere", yani ittifakın tam da göbeğine. "Ezilenden yana olmak", "mağduriyet", "fakirlik", "ahlak", "namus" gibi temaları kullanarak toplumun ezilen kesimlerini etkileyen İslamcı güçler, toplumun en sömürücü, en zengin, en yoz ve emekçilere en uzak kesimleriyle ittifak yapmış durumda. Halkçı ve devrimci bir odağın bu noktaya yapacağı vuruşlar etkili olabilir.
Kısacası, ittifakı parçalama hedefiyle yapılacak bir ideolojik mücadele ve politik teşhir temel stratejilerden biri olmalı.

İki alanı yeniden kazanmak
Devrimci bir odak, iki alanda yoğun bir ideolojik mücadele vererek başarılı olmalı. Birincisi, Sol saflardaki neo-liberal etki kırılmalı ve liberalizmi solculuk sanarak onun yörüngesine girmiş aydın ve genç insanlar geri kazanılmalı. Özellikle Sol saflarda, liberalizme, anarşizme, postmodernizme, vatansızlığa, köksüzlüğe, bilim ve Aydınlanma düşmanlığına, emekçiden kopukluğa karşı ideolojik mücadele verilmeli. Bu mücadelede milliyetçiliğe taviz verilerek başarılı olunamaz. Çünkü liberalizm ve milliyetçilik birbirlerini gerekçe göstererek güç kazanıyorlar. Demokratik birikime ve Aydınlanma mirasına sahip çıkan, özellikle anti-emperyalizm ve halkçılık vurgusu yapan bir sosyalizm anlayışının ideolojik hegemonyası Sol saflarda yeniden tesis edilmelidir.
İkincisi, toplumun ezilen ve emekçi kesimleri üzerindeki İslamcı etki kırılmalı. Bilimsel düşüncenin ve demokratik kültürün emekçi kitleler içinde yeniden hâkim kılınmasının yolları aranmalı. Bu noktada verilecek bir ideolojik-kültürel mücadele "dışardan" ve "yukardan" yapılamaz. Halkı küçümseyen elitist tutumların başarı şansı olamaz. Dinsel düşünceye hiçbir taviz verilemez, ama bu soyut bir din düşmanlığı yapmak anlamına da gelmez. Mücadele "içerden" ve "yanından" yapılmalı. Devrimci aydınlar, emekçi halkla yeniden nikâh tazelemenin yollarını bulmak ve kanallarını yaratmak zorundalar.
Kısacası, halkçı, devrimci, anti-emperyalizmi bayrak edinen, insanlığın demokratik birikimine sahip çıkan, emekçi Aydınlanması vurgusuna özel önem veren bir sosyalist odağın, Solu ve emekçileri yeniden kazanma hedefiyle yoğun bir ideolojik-kültürel mücadele vermesi gerekiyor.

Verimli kesimlere yönelmek
İlk başta kısa sürede verim alınabilecek kesimlere yönelmek gerekiyor ki, daha ileri hedeflere uzanmak için bir manivela elde edilebilsin. Sosyo-ekonomik konumları dolayısıyla küresel saldırıdan en az yara almış kesimlere yönelinmeli. Bunlar ayağı Türkiye toprağına basan, eli ekmek tutan, kolektif üretimden kopmamış, nispeten örgütlü olan, henüz "Çokluk"a dahil olmamış emekçi kesimleridir. Sistemin tüm bireycileştirme ve örgütsüzleştirme uygulamalarına karşın, yine de oldukça geniş bir kesimden söz ediyoruz: Sanayi proletaryası, kırdaki yoksul köylüler ve tarım işçileri, daha küçük işletmelerde (atölyelerde ve hizmet sektöründe) çalışan emekçiler, hizmet sektöründe ve kamu kurumlarında çalışan ve giderek emekçileşen geleneksel meslek sahipleri (memurlar, öğretmenler, mühendisler, doktorlar, teknik elemanlar, genç akademisyenler vb.)… Bunlar aynı zamanda Türkiye'nin aydınlık yüzüdür de. Bir adım sonra küçük esnaf, üniversite öğrencileri ve ev kadınları gelecektir.
Bu kesimlerin bir eli küçük burjuvazinin üst tabakalarına bir eli de varoşların işsiz kitlelerine uzanır. Halkın birbirine uzak olan kesimleri arasında bir köprü rolü de oynayabilirler. Burada elde edilebilecek bir güç, giderek oralara girmenin de yolunu açacaktır.

Gelecek ve devrim vurgusu
Küresel burjuvazi, "gelecek" ve "devrim" kavramlarını hegemonyası altına aldı. Bu hegemonyayı kırmak, bu kavramlara sahip çıkmak ve küresel burjuvazinin tarihin gördüğü en gerici ve karşı devrimci sınıf olduğunu göstermek zorundayız. "Korumacı-savunmacı" veya "inadına direnişçi" bir müzmin muhalif stratejiyle bunu beceremeyiz. Kendine güvenen, ayağını sağlam basarak geleceğe uzanan ve devrimci atılımın yolunu arayan bir strateji geliştirmeliyiz. Türkiye'de geleceğe uzanmayan, sürekli geçmişe vurgu yapan korumacı bir stratejinin ezilen emekçi kitleleri kazanmasına olanak yok. Çünkü ezilenler on yıllardır eziliyorlar ve bu konumdan kurtulmak istiyorlar. "Korumacılık", onlar için, bu "ezilmişlik statükosu"nun devamı anlamına geliyor ve tepki duyuyorlar. "Değişim" istiyorlar. Küresel burjuvazi, onları bu noktadan yakaladı; çünkü değiştiriyor, daha da beter bir konuma sokuyor ama değiştiriyor. Küresel burjuvazinin "geriye dönüş" anlamındaki değişimine karşı, "geleceğe uzanış" anlamında bir devrimci değişim stratejisi geliştirilmelidir.
Yapısal bir kriz yaşanıyorsa, ya "karşı devrim" olacaktır ya da "devrim". Ya karşı devrimin istikrarı (yapısı) oluşacaktır ya da devrimin. Karşı devrim yapanlar, tek bir yol bırakıyorlar: Devrim. Eskisi gibi gidemeyecektir artık Türkiye. Ya sömürge olacaktır ya da bağımsız bir emekçi cumhuriyeti.
"Tek yol devrim" eski bir slogan. Ama bugün ete kemiğe büründü, somutlaştı, acilleşti. Sadece bir avuç gencin değil, Türkiye'yi kurtarmak isteyen herkesin sloganıdır artık.
Gün olur devran döner… Bir bakmışsınız, Türkiye, astığı ve katlettiği gençlerin sloganına muhtaç kalmış: Kahrolsun emperyalizm! Tek yol devrim!

Son söz
Bütün bu yazdıklarımız, eğer devrimci bir parti yoksa, laftan öteye geçmez. Devrimci bir stratejiyi, ancak devrimci bir parti uygulayabilir. Gerisi boş!


ender helvacıoğlu
bilim ve gelecek dergisi
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 19:42
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_b/s/en s/b/enim
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 19
Mesajlar: 986
tek yol evrim... insanların kafası değişmeden hiç bi bok olmaz.. bi bok olsa bile, bu bile hiç bişeyi değiştirmez..

asmara cafedeyim.. yazın çok uzundu okuyamadım kusuruma bakma.. yine de görüşümü belirtiyim istedim...


DeKadaN EtKi_!!

/gölge'li_
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 20:34
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Bilim ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Ufalanarak, bütünsel ve kuramsal bakışını kaybedip din ile uzlaştırılarak. Küresel burjuvazinin çıkarlarını korumaya yönelik araçları oluşturan teknolojiye indirgenerek.
Akıllı tasarım, silahlanma, postmodern felsefeler...!

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Doğru yere", yani ittifakın tam da göbeğine. "Ezilenden yana olmak", "mağduriyet", "fakirlik", "ahlak", "namus" gibi temaları kullanarak toplumun ezilen kesimlerini etkileyen İslamcı güçler, toplumun en sömürücü, en zengin, en yoz ve emekçilere en uzak kesimleriyle ittifak yapmış durumda. Halkçı ve devrimci bir odağın bu noktaya yapacağı vuruşlar etkili olabilir.
Mantıklı.
Amerikadan böylesine nefret eden bir halkın, Amerikan güdümündeki bir hükümete bu kadar çok oy akıtmasının altında da bu şiar yatıyor. Mağdur ve zenginle ortaklaşa bir politika güden erk sahiplerinin oyununa iyi bir vuruş şart sanıyorum.

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Neo-liberal – Ilımlı İslam ittifakına dayalı bir iktidar ile karşı karşıyayız. Bu ittifak oldukça güçlü bir ideolojik hegemonya kurmuş bulunuyor. Fakat zayıf noktaları da var. Yumuşak karnı en güçlü gibi gözüktüğü yerde, yani bir ittifak olmasında. Bu ittifak doğru yerden doğru yere yapılacak vuruşlarla parçalanabilir.
"Doğru yerden" ibaresinin altını çiziyoruz; çünkü donmuş I. Cumhuriyetçi saflardan, yani asker-sivil elit kesimden gönderilen vuruşlar, bu ittifakı parçalamak bir yana birleştirdi
Ne yazık ki...(

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Kemalist Cumhuriyet, özellikle gençlik döneminde Türkiye'ye (hatta dünyaya) büyük katkılar yaptı, esin kaynakları oluşturdu ve miras bıraktı. Ama 1940'lardan sonra devrimci barutunu tüketti, dinamizmini yitirdi, halktan koptu, hatta giderek halk düşmanı bir karaktere büründü ve özellikle son 30 yıldır içi boşalmış bir kabuğa dönüştü.
...
Kısacası, Türkiye'nin artık korunacak bir cumhuriyeti yok; ama oluşturulabilecek bir cumhuriyeti var. Sorun şu: Kim oluşturacak? Emperyalistler ve işbirlikçileri mi, yoksa emekçi halk mı? Nasıl bir cumhuriyet oluşacak? Küresel sermayeye entegre olmuş liberal-İslamcı bir TC mi, yoksa bir emekçi cumhuriyeti mi? Esas meydan savaşı bu noktada verilecek.
...
Özellikle Sol saflarda, liberalizme, anarşizme, postmodernizme, vatansızlığa, köksüzlüğe, bilim ve Aydınlanma düşmanlığına, emekçiden kopukluğa karşı ideolojik mücadele verilmeli.
Bir nevi yukarıda bahsedilen "kullaştırıcılık" yerine "köleleştirici" reçete sunulmuyor mu, anarşizmi ve postmdernizmi "başıbozukluk" olarak yansıtıp, Yeni Cumhuriyetçilerin nizam ve kaidelerine köleliği onanarak...?(Bu kısımda az biraz takıldım açıkçası)

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Bu noktada verilecek bir ideolojik-kültürel mücadele "dışardan" ve "yukardan" yapılamaz. Halkı küçümseyen elitist tutumların başarı şansı olamaz. Dinsel düşünceye hiçbir taviz verilemez, ama bu soyut bir din düşmanlığı yapmak anlamına da gelmez.
Kemalist devrimin yaptığı gibi yani.

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Türkiye'de geleceğe uzanmayan, sürekli geçmişe vurgu yapan korumacı bir stratejinin ezilen emekçi kitleleri kazanmasına olanak yok
Yazının tamamına sinmiş yeni bir devrim önerisini şu açıdan havada bir söylem olarak görüyorum; henüz Atatürk'ün devrimi içselleştirilememiş, uygulanamamış iken onu aşan bir yeni oluşumdan bahsetmek nicesi mantıklı oluyor ki? Aydınlığa giden yolda yapı taşlarının öncesi uygulanamamışken, sonrasını daha sağlam tesis etmek mümkün müdür?

Aslında birçok "aydın" görünümlü insan da bizzat büyük sermaye sahiplerinin kırıntılarıyla yetinmek durumunda kaldıkları için, kapitalizme karşı duruş içindedirler. Burjuvalardan nefret eden ama burjuva gibi yaşayan, onlar engel oldukları için onlara karşı kurtlaşan yine nihayi hedefin onlar gibi olmak olduğu bir kesimden söz etmek olası. Asıl bu kesimi ehilleştirilmeden bu kurtluk-kulluk-kölelik kıskacında başarı mümkün görünmüyor.

Makaleyi eklediğiniz için teşekkürler Asmara; hemen herkesin okumasını salık veriyorum, Ender Helvacıoğlu genel hatlarıyla devrim'i ve karşı devrim'i özetlemiş ve hayli yerinde analizler sunmuş.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 20:55
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730
sayın maria,
kemalist devrim tepeden inmedir (kısmen) doğru... ama başka yol var mıydı?
yazıyı eklememin amacı kemalist devrimi eleştirmek için değildi. bu sebeple sessiz kalmak istemedim.
çünkü bana kalırsa şu anda yapılan karşı devrim de tepeden inmedir.
birileri doğru olana karar vermiş uyguluyor. tek fark kadayıfın altı yavaş yavaş kızartılıyor.

ancak diğer tespitlerinize katılmaktayım.
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 22:14
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Alıntı:
asmara´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
sayın maria,
kemalist devrim tepeden inmedir (kısmen) doğru... ama başka yol var mıydı?
yazıyı eklememin amacı kemalist devrimi eleştirmek için değildi. bu sebeple sessiz kalmak istemedim.
çünkü bana kalırsa şu anda yapılan karşı devrim de tepeden inmedir.
birileri doğru olana karar vermiş uyguluyor. tek fark kadayıfın altı yavaş yavaş kızartılıyor.
Asmara ifadeyi yanlış anlamışsınız, Kemalist devrim tepeden inme değildir, ne kısmen ne de bütününde. Yukarıda da klavuzluk etmek için karşı devrime, devrimi şart koşuyor ve bunun nicesi olacağı hakkında fikir sunuyor; ben de kemalist devrimin de aynı bu şekilde olduğunu yazdım; "Dinsel düşünceye hiçbir taviz verilemez, ama bu soyut bir din düşmanlığı yapmak anlamına da gelmez"...
Hatta bu sitede okuduğum Atatürk'ün ne büyük dindar ve Muhammed savunucusu olduğuna dair saftasa bir metinle de iliştirdim E.Helvacıoğlu'nun tesbitindeki güzelliği.
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 22:33
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730
hııı tamam pardon o zaman... yanlış anlamışım.
tepeden inme meselesine gelince... evet haklısınız kısmen bile tepeden inme değildi... (atatürkün doğduğu yıl 1881 yılında bile hilafete karşı yapılan çalışmalardan bahsediliyor.yani kemalist devrimlerin öncülleri var.) tepeden inme durumunun ben de olmadığını düşünmekteyim. ama BAZI KESİMLER bu tabiri kullanıyor... ben de o zaman onlara soruyorum...
öyle olsa bile,
başka yol var mıydı ki?
ancak tepeden inme olmadığının en büyük kanıtı bence 70 li yıllardır. (bu konuyu daha fazla açmayacağım. yoruldum çünkü. ama anlayan anlamıştır sanırım.)

Konu asmara tarafından (15-12-2007 Saat 20:55 ) değiştirilmiştir.. Sebep: yazım hatası
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 22:38
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 730
ayrıca ben de yazıyı çok beğendim. okunmaya değer bir yazı.
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 29-10-2007, 00:26
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 4,009
Blog Başlıkları: 1
Bu sloganı ilk duyduğumda sanırım 9 yaşındaydım, köhne bir kasaba sinemasının salonunda tanıştım ben devrimle, orda duydum ilk devrimci sloganları...


Alıntı:
50 yıldır halka karşı çok büyük suçlar işlediler ve son derece elit ve yukardan bir görüntüleri var.
Alıntı:
Türkiye'de I. Cumhuriyet bitmiştir. Zaten yaşanan yapısal krizin nedeni de bu.
Alıntı:
Kemalist Cumhuriyet, özellikle gençlik döneminde Türkiye'ye (hatta dünyaya) büyük katkılar yaptı, esin kaynakları oluşturdu ve miras bıraktı. Ama 1940'lardan sonra devrimci barutunu tüketti, dinamizmini yitirdi, halktan koptu, hatta giderek halk düşmanı bir karaktere büründü ve özellikle son 30 yıldır içi boşalmış bir kabuğa dönüştü. Bu kabuğun içini, son on yıllarda, 12 Martçılık, 12 Eylülcülük, Türk-İslam sentezleri, ırkçı milliyetçilikler, kontrgerillalar, gladyolar doldurdu.
Yazıda sn. ender helvacıoğlu'na katılmadığım tezleri aldım birincil olarak, 1940'larda devrimci barutunu değil ama gücünü kaybetti, bu yüzden Cumhuriyet kutuplaşan yeni dünya'da taraf olmalıydı ve olduda. Cumhuriyet kurucularının siyasi görüşü yön değiştirdi ve liberal ekonomiye meyletti. Eğer numaraları varsa, 1. Cumhuriyet Demokrat parti ile başlayan süreçte bitmiştir, devamında Türkiye'nin Emperyalist sisteme entegrasyonu, yavaş ve emin yöntemlerle olmuştur. 1946 seçimlerinden bu güne kadar, bu ülkede sol bir kaç defa oda koalisyonla (Ecevitin kısa ikdidarını sağlayan % 47'lik seçim hariç) ikdidarı paylaşmış fakat, Türk solu karekter ve zihniyet itibarı ile sağcı bir sosyal demokrat yapıda olduğu için, bilinen anlamdaki sol ile karıştırılmamalıdır. Yani 1946 seçimlerinden bu güne kadar bu ülkede, sağcı ikdidarlar ve onların politikaları hüküm sürmüştür. Liberal ekonomiye entegrasyon dönemlerinde ki geçiş sancıları, zaman zaman iç dinamiklerin zorlaması ile rotasyona uğramış ama hız kesmemiştir. Günümüze gelene kadar uygulanan tüm politik, ekonomik ve diğer ülkeyi ilgilendiren olaylarda ki buna darbelerde dahildir hep sağcı zihniyet vardır. Yani günümüzdeki zihniyetin öncülleridirler onlar. Siyasetçiler, arkalarına aldıkları Emperyalizmin yerli uşşakları ve sermayedarları ile, Atatürk Cumhuriyetini 60 yıllık bir geçiş döneminden sonra yıkmak üzere İrticacı Faşist bir siyasete teslim etmiştir. Bu daha önce niye yapılmadı diye soranlara ise soğuk savaş dönemini hatırlatmakta yarar vardır, Yukardaki tez eksik ve yalnışları içinde barındırmaktadır o yüzden. Yaşanan yapısal kriz ise, gerçekleşen karşı devrimin siyasi yapısının doğurduğu sancılardır sadece.


Alıntı:
Yazının tamamına sinmiş yeni bir devrim önerisini şu açıdan havada bir söylem olarak görüyorum; henüz Atatürk'ün devrimi içselleştirilememiş, uygulanamamış iken onu aşan bir yeni oluşumdan bahsetmek nicesi mantıklı oluyor ki? Aydınlığa giden yolda yapı taşlarının öncesi uygulanamamışken, sonrasını daha sağlam tesis etmek mümkün müdür?
Bana bir makaleden çok bildiri gibi geldi ama katılmak lazım ki, yeni bir devrim önerisi tamamına sinmiş bu yazının muhakkak, bana kalırsa bir örgüt içi argüman havasında tanımlanmış çözümler yüzünden olsa gerek ama havada kaldığı kesin. Atatürk'ün devriminin içselleştirilememiş, uygulanamamış olmasının nedenini yukarda anlattım zaten. Sanırım herkesin devrim beklentisi farklılaşıyor okuma bitince.

Karşı devrim, anayasasını onadığı zaman bu işe son noktayı koymuş olacak ve tıpkı Atatürkçü cumhuriyet gibi, kendi devrimlerini sağlamlaştırma yoluna giderken eski sistemide tasviye edecektir. Sn. ender helvacıoğlu'nun yaptığı analiz ve önerdiği yöntemlerde ise, son aşamasına gelmiş olan karşı devrim'in kendi devrimlerini yerleştirirken uygulayacağı politikalar göz ardı edilerek, mevcut sistem devam edecekmiş gibi kesin hükme girmesi inandırıcılığını ve uygulanabilirliğini kaybetmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 29-10-2007, 01:01
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
"Eskisi gibi gidemeyecektir artık Türkiye. Ya sömürge olacaktır ya da bağımsız bir emekçi cumhuriyeti."

- "bağımsız bir emekçi cumhuriyeti" denilen şeyden olunca sömürü ortadan kalkacak mı ? Kalkmayacaksa "ya sömürge olacak"tan farkı ne olacaktır ? Türk'ün Türk'ü sömürmesi mi ? Ya da belki burjuvanın değil yüksek sınıf memur elitlerinin sömürmesidir ? Tabi tercihlere saygılıyım. İnsanların sömürücülerini seçme özgürlüğü de olmalı !
__________________________________________________ _______________
"günümüzde dünya çapında bir "karşı devrim" yaşanıyor. "Devrim" olarak yutturulan bir karşı devrim. Küresel burjuvazi (dünya oligarşisi de diyebiliriz), insanlığın 500 yıllık birikimine karşı savaş açmış durumda."

- Bu söyleme bakılırsa 1. cumhuriyetçilerde yazıda geçen "burjuva demokratik devrim"in sloganlarıyla daha eski bir birikime monarşiye karşı savaş açmış durumdaydı. Krallığa karşı burjuvacı oldular . Ama sistem kurudu, kartlaştı. Yeniliğinden gelen tüm elastikiyeti yozlaştı . Aristokratlara göre de aristokrasi en ileri aşama , burjuva siyaseti ise tarihte yozlaşmaydı. Ama aristokratların yozlaşma dediğine Cumhuriyetçiler sahip çıktı . Şimdi de iktidarın yozlaştırıcı etkisi altında yeni ilke ve görüşlere "gerici" diyorlar. Tarihin ironisi işte. Zamanın kralcılığı yıkan burjuva devrimcileri , şimdi burjuvaya karşı karşı-devrimci !
__________________________________________________ _______________
"Emek-sermaye çelişkisinin emek lehine çözülmesi ile sömürüsüz, sınıfsız bir uyum toplumu oluşacağı öngörülmüştü. Bu büyük insanlık idealleri, günümüzde biraz geri planda kaldı."
- Bİraz(!) geri kalmaktan daha beter oldu sanırım .
__________________________________________________ _______________
"Neo-liberal (kara) ütopya, sermayenin emekten kurtulma hayalidir. Emek-sermaye çelişkisinin sermaye lehine çözülmesi hayali. Ulus, vatan, sınır, devlet, üretim, bilim, bilinç, kuram, plan, örgüt, kanun, kural, ahlak, vicdan… bütün bu "zincir"lerden kurtulmuş, ipini koparmış bir sermaye"

- "kural,ahlak,vicdan" bunlara en çok dindarlar sahip çıkıyor. "Ulus,vatan,sınır,devlet" bunlar eksi burjuva devriminden kalma . "Bilinç, bilim" bunlarda yine eski burjuva felsefesinde ,birer aydınlanma çağı değerleri olarak merkezi bir değerdeydi... Eh zaman geçiyor tabi . Artık farklı tanımlanıyorlar. Deri değiştirmeyen yılan ölür . Birileri ise burjuvanın eski derilerinden kendine gocuk yapıyor.
__________________________________________________ _______________
"İnsanların örgütsüz kalabalıklara dönüştürülmesi ve bir çoban (küresel sermaye) tarafından güdülmesi…"
Örgütü kimler kimler güdecek acep ?
__________________________________________________ _______________
"Uluslar ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Ufalanarak, etnisitelere bölünerek. Yani halkların kardeşliği ve bütünleşmesi yönünde ileriye dönük olarak değil"

- Uluslar burjuva devrimlerinden önce yoktular . Yeni burjuva devrimi ise özünde etnikçi değil melezcidir. Dünya vatandaşlarının hür bir şekilde etkileşiminden (evlilik, diyalog, paylaşım vs...) yanadır. Etnikçilik ulusçuluğun arkaik bilinç altıdır. Küreselleşmenin değil.
__________________________________________________ _______________
" 'Çokluk'lar, 'İmparatorluk' adına 'devrim' yaptılar."
- O çokluklara halk deniyor sanırım . Ve halk çıkarını nerede görüyorsa oraya gider. Ama tabi "halkın çıkarını halktan iyi bilenler", yan gelip yatmış ve halkı yeterince "bilinçlendirme"miş olacaklar ki halklar pardon "çoğunluklar" böyle esmiş kafasına "imparator" adına devrim yapmış. Vallahi bunu yazıda bahsi geçen " Rusya'da, Doğu Avrupa'da, Yugoslavya'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Orta Asya'da " yaşayan halka söyle bakalım ne oluyor !
__________________________________________________ _______________
"Ulus-devletler ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? " (...) "Emeğin özgürleşmesi yönünde değil"
- Kemalist devlet kapitalizmi mi emeği özgürleştirecek , uluşçuluk mu ?
__________________________________________________ _______________
"Köylü ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Burjuva demokratik devrim anlamında toprağa ve beye bağımlılıktan kurtulup, sanayi devrimleri ile proleterleştirilerek değil; işsizleştirilerek, büyük kentlerin kenarlarındaki varoşlara tıkılmış eli ekmek tutmayan dilenci kalabalıklara dönüştürülerek. "
- Kara sabana "ilerleyerek" köylü istihdamında bir patlama yapma önerisi var sanırım. Sorabilsek söyleyecek de söyleyemiyor .
__________________________________________________ _______________
"Ezilen dünyadaki ulusal burjuvaziler ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Palazlanan kesimleri küresel burjuvazinin taşeronlarına dönüştürülürken, rekabet edemeyen kesimleri sınıf düşerek. "
- Ulusal burjuvaziyi yani "benim patronum"u ezdirmemeli tabi. Rekabet edemiyorsa da yokolmayı haketmiyor o. Biz duygusal milletiz; en azından öyle olduğumuz söyleniyor. Kıyamayız biz. Bağış toplarız , vakıf kurarız, gerekirse herbirimiz Erol Manisalı olur yine de rekabet edemeyen burjuvamızı kalkındırırız. Metin olsunlar , rahat uyusunlar .
__________________________________________________ _________________
"Küresel burjuvazinin bu ulus, devlet, ordu, sınıf, örgüt, bilim düşmanlığına nasıl 'ilericilik' ve 'demokratlık' atfedilebilir? "
- Atfedilemez ve atfettirmez de . Çünkü bizzat "ilerleme"nin de sorguya çekilmesidir yeni devrimci felsefe .
__________________________________________________ _________________
"1. hüsran: (...) Muhalefeti, soyut ve yukardan bir laiklik mücadelesiyle sınırladı."
- Bu tespit doğrudu .
__________________________________________________ _________________
"Türkiye'yi düzlemeye çalışan esas odak olan küresel burjuvazinin "halkçı ve demokrat görünümlü" bir ambalaja ihtiyacı var. I. Cumhuriyetin günümüz temsilcilerinin bu niteliklerini kaybedeli yıllar oldu. 50 yıldır halka karşı çok büyük suçlar işlediler ve son derece elit ve yukardan bir görüntüleri var. Bu nedenle yaptıkları girişimler bile geri tepiyor"

- Burada her ne kadar suç temsilcilere yönlendirilmişse de suç değişimin doğasına direnmeye çalışmaktır . Yeni olana göre eski , kuru , kart kaçmak yerine, yeniliğe yenilik katan, ona yön veren olabilmekti mesele .
__________________________________________________ _________________
"Kemalist Cumhuriyet, özellikle gençlik döneminde Türkiye'ye (hatta dünyaya) büyük katkılar yaptı, esin kaynakları oluşturdu ve miras bıraktı. Ama 1940'lardan sonra devrimci barutunu tüketti, dinamizmini yitirdi, halktan koptu, hatta giderek halk düşmanı bir karaktere büründü ve özellikle son 30 yıldır içi boşalmış bir kabuğa dönüştü. Bu kabuğun içini, son on yıllarda, 12 Martçılık, 12 Eylülcülük, Türk-İslam sentezleri, ırkçı milliyetçilikler, kontrgerillalar, gladyolar doldurdu."

-Haklı ancak eğer o barut tükenmeseydi , dinamik devrimler devam etseydi biz şimdi çoktan küresel sisteme tam entegre olup ona yön veren, yeniliğe yenilik katan güçlerden biriydik. Günün sıkıntısı değişime direnmenin yanlış şekilleri değil değişimin gerisinde kalmanın , bir gecikmişliğin sıkıntısıdır.
__________________________________________________ _________________
" Özellikle Sol saflarda, liberalizme, anarşizme, postmodernizme, vatansızlığa, köksüzlüğe, bilim ve Aydınlanma düşmanlığına, emekçiden kopukluğa karşı ideolojik mücadele verilmeli . "

- Verin bakalım . Bilinçlendirin bizi ! İhtiyacımız var sizin bilincinize.
__________________________________________________ _________________
"Sistemin tüm bireycileştirme ve örgütsüzleştirme uygulamalarına karşın, yine de oldukça geniş bir kesimden söz ediyoruz: Sanayi proletaryası, kırdaki yoksul köylüler ve tarım işçileri, daha küçük işletmelerde (atölyelerde ve hizmet sektöründe) çalışan emekçiler, hizmet sektöründe ve kamu kurumlarında çalışan ve giderek emekçileşen geleneksel meslek sahipleri (memurlar, öğretmenler, mühendisler, doktorlar, teknik elemanlar, genç akademisyenler vb.)… Bunlar aynı zamanda Türkiye'nin aydınlık yüzüdür de."

- Türkiye'nin aydınlık yüzüymüş aydınlatılacak olan .
__________________________________________________ _________________
"Bu kesimlerin bir eli küçük burjuvazinin üst tabakalarına bir eli de varoşların işsiz kitlelerine uzanır."

- Mesela küçük burjuvanın üst tabakalarında biri dizüstü bilgisayarından ve diğer küreselleşmenin nimetlerinden internetten bu yazıyı okur ve birden aydınlık yüzünde daha da bir aydınlanma olur . "Hadi devrim yapalım"

Konu Berk Taçyıldız tarafından (29-10-2007 Saat 01:14 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 29-10-2007, 07:51
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Standart Cumhuriyet Bayramı sabahında kendimce bir yazı denemesi ve /veya Vuralım Nihilizmin n

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Eskisi gibi gidemeyecektir artık Türkiye. Ya sömürge olacaktır ya da bağımsız bir emekçi cumhuriyeti.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
"bağımsız bir emekçi cumhuriyeti" denilen şeyden olunca sömürü ortadan kalkacak mı ? Kalkmayacaksa "ya sömürge olacak"tan farkı ne olacaktır ? Türk'ün Türk'ü sömürmesi mi ? Ya da belki burjuvanın değil yüksek sınıf memur elitlerinin sömürmesidir ? Tabi tercihlere saygılıyım. İnsanların sömürücülerini seçme özgürlüğü de olmalı !
Böyle iki adı birden yazınca havalı durdu açıkçası değil mi sevgili Berk, sitemimdir çoklu alıntıyı öğreniniz yazılarınızı okumak ve çözümlemek çok güç oluyor da.

Neyse yukarıda Ender Helvacıoğlu "bağımsız emekçilerden" bahsederken siz nasıl oluyor da yalnızca "yüksek sınıf memur elitleri" anlıyorsunuz...? Sanıyorum ki burjuva emek sahiplerinin ürettiklerine el koyan sınıftır dersek en kaba tahlille eskinin burjuva devrimiyle şimdinin burjuvasını Marksist bakışla değerlendirmek gerekecek, emekçileri de yazıda açıkladığı üzre; "Sanayi proletaryası, kırdaki yoksul köylüler ve tarım işçileri, daha küçük işletmelerde (atölyelerde ve hizmet sektöründe) çalışan emekçiler, hizmet sektöründe ve kamu kurumlarında çalışan ve giderek emekçileşen geleneksel meslek sahipleri (memurlar, öğretmenler, mühendisler, doktorlar, teknik elemanlar, genç akademisyenler vb.)… Bunlar aynı zamanda Türkiye'nin aydınlık yüzüdür de. Bir adım sonra küçük esnaf, üniversite öğrencileri ve ev kadınları gelecektir. Bu kesimlerin bir eli küçük burjuvazinin üst tabakalarına bir eli de varoşların işsiz kitlelerine uzanır..." tahlilinden , yalnızca "yüksek sınıf memur elitler"in sömürünün dümenini devralacaklarını çıkarsadınız ya bu biraz niyetlice bir algılama olmuş. Hani kentli memurların sömürüden pay alabilmeleri değil, kırıntılarla yetinmeleri gerekecektir; meraklanmayınız büyük sermaye sahipleri dururken sömürünün memurlaca yapılması -hayal etseler de kimi kesimler- mümkün gözükmemektedir, yazıda bahsi geçen "hizmet sektöründe ve kamu kurumlarında çalışan ve giderek emekçileşen geleneksel meslek sahipleri"nden bu kötü niyetli azınlıkları cımbızlayarak çıkarmanız ve genellemeye vurmanız elim...)
Bir hususta size katılıyorum, devrimci eski düzeni yıkıp yerine kendi yeni düzenini getirip bunun da muhafızı olandır; bu anlamda da "emekçi bağımsız cumhuriyetçiler" tamlaması yeni nesile inandırıcı gelmiyor olabilir, diğer cumhuriyetçiler muhafızı olamadılar ki...(
Velakin hâlâ kemalist devrimcilerin de idealist olanlarının varlığına inancımı yitirmek istemiyorum ve "karşı devrime" karşı yapılabileceğin kemalist devrimin gereklerini yerine getirdikten sonra -belki- geliştirici anlamda yeni bir devrim anlayışının gerekliliğine inancımı. Kendi yeni düzeninin de sizin baktığınız karamsarlıkla bakmayıp, halkı emekçiyi gözeten bir devrim olabilme ihtimalindeki umudumu da. Olaganüstü bir değişim/geçiş döneminde olduğumuzu varsayarsak başka bir dünyanın var olabileceğine inancımı yitirmeksizin...( Benim de inançlarım/umutlarım var gördüğünüz gibi, sizinkinden birazcık farklı da olsa...))

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Zamanın kralcılığı yıkan burjuva devrimcileri , şimdi burjuvaya karşı karşı-devrimci !
Sanıyorum burada da eskinin devrimcilerinin şimdinin Ilımlı islam modelindeki burjuvaları olduğundan dem vurmuşsunuz. Eskinin devrimcilerinden mücadeleyi bırakmamış on isim sayabilir miyiz artık, bu hususta haklısınız. Bu da sanıyorum içselleştirilememiş kemalizmin dönemindeki u dönüşçülerini açıklıyor, onlar her dönemde dönmeye müsait zihinlerdir. Velakin yeni sinik, pasifize edilmiş, an'ı yaşayıp düzene uyum sağlayan, gözlerinde avro işareti yanıp sönen, eğitim görmeyi daha çok para kazanma hırsına alet eden gençliği daha onurlu da buluyor sayılmam.

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Etnikçilik ulusçuluğun arkaik bilinç altıdır
Etnisiteyi ulusçulukla ziyadesiyle karıştırmanıza eleştirim olacaktır "kafa göz" yarmaksızın...)
Yurt duyguları bir olanlarla din(mezhep), dil, ırk ayrımı yapmaksızın bir arada yaşamak en kaba tanımıyla "uluşçuluksa" nasıl "etnikçiliğin" ardılı olarak gördüğünüzü anlayamadım. Ulusçuluk tanımınızı sizden alsam diyorum, içi boşaltılmış kadavralaşmış "milliyetçilik" kavramıyla ulusçuluğu bir tutmanızı yeni moda bir başka iç boşaltmaca denemesi olarak görsem darılmazsınız umarım...?. (velakin bazı sosyolojik "tanımlar"ın mutlak karşılıkları yoksa da, bu denli öznel karşılıklar uyduruklandırıvermek de bana son derece sakıncalı geliyor...)

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
'Çokluk'lar, 'İmparatorluk' adına 'devrim' yaptılar.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
O çokluklara halk deniyor sanırım . Ve halk çıkarını nerede görüyorsa oraya gider. Ama tabi "halkın çıkarını halktan iyi bilenler", yan gelip yatmış ve halkı yeterince "bilinçlendirme"miş olacaklar ki halklar pardon "çoğunluklar" böyle esmiş kafasına "imparator" adına devrim yapmış. Vallahi bunu yazıda bahsi geçen " Rusya'da, Doğu Avrupa'da, Yugoslavya'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Orta Asya'da " yaşayan halka söyle bakalım ne oluyor !
Ne yazık ki "çokluk" kavramını da burada karıştırmışsınız; halklar aynı çeşit bütünlerdir. Buradaki "çokluk" kavramı benzer özelliklere sahip halklardan bahsetmiyor kanımca. Çokluğun tasarısı her tür egemenliği yok etmek: ulusu da...!
(Bknz: yazıda "örgütsüz kalabalıklar" tamlaması kullanılmış; sizin "halk" dediğiniz hayli örgütlü ve türdeş kalabalıklardır tanım olarak, eleştirilen de halklıktan çıkmış çokluklardır...)

Bu ülkede bir çoğulculuk değil de çoğunlukçuluk olduğunu biliyoruz, imparatorluk ( ki amerika odaklı imf, gatt, dünya bankası gibi örgütler ve G-8 gibi yapılanmalar ki Negri de bunu kabul eder, 11 eylul girmiştir araya çünkü) adına yapılan karşı-devrimleri de biliyoruz velakin yığınlar kendi çıkarını öngeremeyecek denli eğitimsizleşip, pasifize edildiyse; bunu onların yüzüne söylemenin de hiçbir şey değiştirmeyeceğinden emin olun, ya da Aziz Nesinin o meşhur sözü için bir zamanlar yaftalanan "vatan haini" benzetmesi yapılacaktır, ama meraklanmayınız o yüzlerine söylemekten korkuttuğunuz çokluklar çok çabuk unutuyor; Orhan Pamuk'a veryansın edenlerin bir on yıl sonra onu baştacı edeceklerinden kuşkum olmadığı gibi belleksiz bir "kalabalığın" yüzüne ne söyleseniz değişmeyecektir. Hafızaları güçlü olmadığı için oralarda yaşayan topluluklarda da benzer elastik bellek işleyecektir; oysa benim bildiğim "halk" başka bir örgütlenmiş bütündür, ulus da ama Sovyetlerin yıkılmasından sonra İmparatorluk çokluklara fazlasıyla bölünmeleri adına yardımcı olmuştur; balkanlarda füze konuşlanma pastasında pay alma yarışındaki erkler karşılarında halk değil "çokluk" görmektedirler, böylece de "menfaatlerinin peşinden koşan" örgütlü kalabalıklardan bahsetmek yerine sindirilmiş çokluklardan bahsetmek yerinde bir tesbit olacaktır, uzun dönemde neyin çıkarlarına uygun olduğunu kestiremeyen terliği yemiş sivri sinekler gibilerdir.

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Ulus-devletler ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? " (...) "Emeğin özgürleşmesi yönünde değil
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Kemalist devlet kapitalizmi mi emeği özgürleştirecek , uluşçuluk mu ?
...

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Kemalist Cumhuriyet, özellikle gençlik döneminde Türkiye'ye (hatta dünyaya) büyük katkılar yaptı, esin kaynakları oluşturdu ve miras bıraktı. Ama 1940'lardan sonra devrimci barutunu tüketti, dinamizmini yitirdi, halktan koptu, hatta giderek halk düşmanı bir karaktere büründü ve özellikle son 30 yıldır içi boşalmış bir kabuğa dönüştü. Bu kabuğun içini, son on yıllarda, 12 Martçılık, 12 Eylülcülük, Türk-İslam sentezleri, ırkçı milliyetçilikler, kontrgerillalar, gladyolar doldurdu.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Haklı ancak eğer o barut tükenmeseydi , dinamik devrimler devam etseydi biz şimdi çoktan küresel sisteme tam entegre olup ona yön veren, yeniliğe yenilik katan güçlerden biriydik. Günün sıkıntısı değişime direnmenin yanlış şekilleri değil değişimin gerisinde kalmanın , bir gecikmişliğin sıkıntısıdır.
Kemalist devlet'i kapitalizmle ("küresel sisteme tam entegre") emperyalizmle de eş tuttunuz ya daha ne diyeyim artık size...! Anti-emparyalist, tam bağımsız, devletçi ve halkçı kemalist ideolojinin; kapitalizmle bağını bir zahmet siz açıklayınız (bu kez bir ay sürmesin ama lütfen). En basit yorumla kapitalizm özel mülkiyeti, kar amaçlı ekonomiyi ve liberal sistemleri onarken, Atatürk'ün devletçiliği (ki "devletçiliği" bir başka forumda ayrıca tartışırız, hele ki Atatürk'ün devletçilik anlayışının bilinen klasik devletçiliklerden farkını) kapitalizmin önünde tıkaçtır ekonomik anlamda cılız uluslar adına, emekçiler adına.(oysa birçok başka ülkede kanlı savaşlardan sonra işçi sınıfı ancak grev, sendika vs türü haklarını elde etmişlerdir)
Ulusçuluk ve kemalizm kavramlarını daha doğru kaynaklardan bir daha okumaya ne dersiniz, örneğin: Nutuk'tan.
Sizin şu kavramsal kargaşa yaratarak postmodern eleştirileriniz beni eğlendiriyor açıkçası; kızmayınız. Pek yazıktır ki cumhuriyeti siyasal erklere değil gençlere emanet etmiş Atamızın kemikleri sızlayacaktır.(Kabul bu sonuncusu fazla duygusal kıvamda oldu, eh o ironik bir dille eleştirdiğiniz Kemalist Cumhuriyetin yad günü ya bugün, ona veriniz...))

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Köylü ortadan kaldırılacaktır. Nasıl? Burjuva demokratik devrim anlamında toprağa ve beye bağımlılıktan kurtulup, sanayi devrimleri ile proleterleştirilerek değil; işsizleştirilerek, büyük kentlerin kenarlarındaki varoşlara tıkılmış eli ekmek tutmayan dilenci kalabalıklara dönüştürülerek.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Kara sabana "ilerleyerek" köylü istihdamında bir patlama yapma önerisi var sanırım. Sorabilsek söyleyecek de söyleyemiyor.
Sanırım siz ülkemizin emek-yoğun kaynaklara sahip olduğunu unutmuş gibisiniz. Onun söyleyemediklerine kehanette bulunma şansımız burada yoksa da, sizin söyleyemediklerinize de tahmin gücümü kullanmak istemiyorum ama; sermaye-yoğun teknolojilerin bu ülkeye girmesi mi sizce en sağlıklısı, zaten giriyor efendim giriyor, o yüzden de (fındık dışında ki o da tekelci zihniyetle fiyatlandırmada üreticinin canını çok defa yakıyor ki bu da devletçiliğin kemalist çizgiden çıkışıyla yanlış ellere geçmesiyle açıklanabilir) henüz dünyada lider olabildiğimiz bir sektör yok, kara sabana özendirilmesin ama iftar çadırlarında dilenen, oyunu kömür ve gıda paketleri karşılığı satan "çokluklar"a dönüşsün ama değil mi.

Alıntı:
Ender Helvacıoğlu´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Ulus, vatan, sınır, devlet, üretim, bilim, bilinç, kuram, plan, örgüt, kanun, kural, ahlak, vicdan… bütün bu "zincir"lerden kurtulmuş, ipini koparmış bir sermaye
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
"kural,ahlak,vicdan" bunlara en çok dindarlar sahip çıkıyor
Ahlak,vicdan deyince aklınıza yalnızca din gelmesi pek vahim. Dinsiz ama öyle ahlaklı vicdanlı kişiler tanıyorum ki...!

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Türkiye'nin aydınlık yüzüymüş aydınlatılacak olan .
Sonuna da izninizle bir de "pehhh!" ekleyebilir miyim...)
Yahu metaforik düşünün biraz da. Ben hala el değmemiş bu aydınlık yüzün var olduğuna da inanıyorum, bakınız yine "inançlarım".

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Mesela küçük burjuvanın üst tabakalarında biri dizüstü bilgisayarından ve diğer küreselleşmenin nimetlerinden internetten bu yazıyı okur ve birden aydınlık yüzünde daha da bir aydınlanma