Kuran'da içki sorunsalı.
Allah’ın bir ismi de Hakîm’dir. Yani yaptığı her işi, hikmet ve faydalara göre yaratır.
Allah, Hakîm isminin gereği olarak, alkollü içki alışkanlığını toplumdan söküp atmak için, tedriç yani yavaş yavaş men etme metodunu uyguladığı ifade edilir bir çok İslami kaynakta. Diğer taraftan, içki birdenbire haram edilseydi, içkiye müptela olmuş o asrın insanları İslamiyet’i kabulde nazlanabilirlerdi derler, içki ile ilgili ayetlerin sıra ile ve kademeli olarak yasaklama getirmesini açıklamak için İslami kaynaklar. Alışkanlıklarını bırakmak istemeyebilirlerdi. Bu bakımdan Kuran'da içki ile ilgili ayetler, kademeli olarak şu sıraya göre inmişlerdir der İslami kaynaklar:
1- “Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden hem bir içki yapıyor, hem de güzel rızk ediniyorsunuz. Bunda aklı eren kavim için elbette ibret vardır.” (Nahl Sûresi, 67)
2- “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.” (Bakara Sûresi, 219)
3- “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa Sûresi, 43)
4 -“Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki, murada eresiniz.” (Maide Sûresi, 90)
İÇKİ HADDİ (İÇKİ İÇEN KİMSEYE UYGULANACAK CEZA)
İçki, Maide Sûresindeki şu ayetle haram kılınmıştır:
"Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?" *
Bu ayet indiği zaman İslam Peygamberi "Artık içki haram kılındı.” * dedi.
Ebu Saîd’in İslam Peygamber'inden aktardığı hadiste şöyle anlatır:
"Şüphesiz ki Allah içkiyi haram kılmıştır. Kime bu ayet ulaşır ve yanında içki namına bir şey varsa artık o içilmez ve satılmaz. Bunun üzerine insanlar yanlarında ve evlerinde içki olarak ne varsa Medine sokaklarına döktüler.” *
Ayette yer alan "hamr" kelimesinden kasıt, sarhoşluk veren her şeydir. Yoksa yalnızca üzümden yapılan içki değildir. Üzüm ve üzüm dışındaki maddelerden yapılan ve sarhoşluk veren her şey bu kapsama girer.
İbni Ömer dedi ki: "Ömer, İslam Peygamber'inin minberinde yaptığı konuşma da şöyle dedi:
"İçkinin haram olduğunu bildiren bir hüküm inmiştir. İçki beş şeyden yapılmaktadır: Üzümden, hurmadan, buğdaydan, arpadan ve baldan.” *
Ömer, bu konuşması ile, Maide ayetinde yer alan "içki" kelimesinden maksadın, sadece üzümden yapılan içki olmadığına, kendisinden içki yapılabilen her maddeyi kapsadığına dikkat çekmektedir. Enes hadisi de bunu teyid etmektedir. Buhari, rivayet etti. Dedi ki: Bize Müsedded, Müsedded de babasından rivayet etti.
"Enes’ten işittim, şöyle dedi: Ben, bir mecliste bulunan amcalarıma Fadih denilen içkiyi dağıtıyordum -onların en küçüğüydüm-. Bu esnada içkinin haram kılındığı söylendi. Bana, onu dök dendi. Ben de elimdeki içkiyi ters çevirip döktüm. Enes’e dedim ki: O gün onların içkileri neydi? Dedi ki: Taze ve olgun hurma karışımından yapılmış bir içkiydi. Ebu Bekir b. Enes dedi ki: Bu da, o gün onların içkileri idi. Enes de bunu doğruladı." *
Ebu Seleme b. Abdurrahman’ın aktardığı hadis de : Aişe (Peygamberin eşi): Dedi ki:
"Rasulullah (sav)’e bal şarabı hakkında sordular. Bal şarabı Yemen halkının içeceğiydi. Rasulullah (sav) dedi ki: "Sarhoşluk veren her içecek haramdır.”
İçildiği zaman sarhoşluk veren her şeyin haram olduğunu belirten daha birçok hadis vardır. Numan b. Bişr’den, peygamber şöyle buyurdu:
"Buğdaydan içki yapılır. Arpadan içki yapılır. Kuru üzümden içki yapılır. Hurmadan içki yapılır. Baldan içki yapılır.”
İbni Ömer’den. peygamber şöyle buyurdu:
"Sarhoşluk veren her şey içkidir ve sarhoşluk veren her şey haramdır.”
''Aklı uyuşturan, gideren her şeyin içki olduğu böylece sabit olmaktadır. Ve sarhoşluk veren her şey de haramdır. Buna göre ister üzümden, ister hurmadan, ister arpadan, kahveden veya başka maddelerden yapılsın, aklı gideren ve sarhoşluk veren her şey haramdır. Habeşliler kahveden içki yapmaktadırlar ki bu Habeş İmparatoru’nun özel içkisidir. Yine ispirto, kolonya ve cin v.b. birer içkidir. Çünkü bunlar sarhoşluk vermektedirler der İslam kaynakları. Peygamber ise; "Sarhoşluk veren her şeyin haram” olduğunu söylemektedir. Buna göre "Hamr" kelimesinin şer’î anlamı lügat anlamının dışında bir anlam ifade etmektedir. Bu şer’î mana Peygamber’in, hadislerinde dile getirdiği anlamdır. Ayetlerde yer alan "hamr" kelimesi, ister üzümden yapılsın, isterse başka maddelerden yapılmış olsun sarhoşluk veren her şeyin haram olduğu anlamına gelmektedir der İslam kaynakları.''
''İçkinin haramlılığı herhangi bir marazdan kaynaklanmaz İslami kaynaklara göre. Tıpkı ölü etinin haram olması gibi "hamr" olduğu için haramdır. Allah şöyle emreder: "Ölü eti size haram kılındı." Bu ayette ölü etinin haram kılınması herhangi bir maraza dayanmamaktadır. Sadece ölü olduğu için haram kılınmaktadır diye ilişkilendirirler İslami kaynaklarda.''
"Şüphesiz ki içki, kumar, putlar ve fal okları pisliktir." İfadesinden; "Artık vazgeçtiniz değil mi?" Sonuna kadar olan kısımdaki yasaklama herhangi bir şekilde lanetlenmemiş, yalnızca sakınılması gerektiği emredilmiştir. Herhangi bir maraza olmaksızın, özellikle "hamr" olduğu için haram kılınmış olması da buna işaret etmektedir diye tanımlanır İslami kaynaklarda.
İbni Abbas Nebi Peygamberin’in şöyle dediğini rivayet eder: "Hamr (içki), aynı ile haram kılınmıştır. İçildiğinde sarhoşluk veren her şey de haramdır.”
Yani "hamr" olduğu için haramdır. Özetle içkinin haramlılığında herhangi bir maraz yoktur ve lanetlenmezde tüm kaynaklarda İslama göre.''
İçki İçene Uygulanacak Cezanın Miktarı
İçki içene uygulanacak ceza, had cezaları kapsamına girmektedir. Dolayısıyla içki içen yani sarhoşluk veren herhangi bir maddeyi içen herkese had vurulması gerekir Şer'i hukuka göre.
Peygamber'in şöyle emrettiği aktarılır:
"Kim içki içerse onu kırbaçlayınız.”
''Az olsun çok olsun sarhoşluk veren her şeyin içki sayıldığı sabittir. İçki içene had uygulanması ve bu haddin (cezanın) da celd (kırbaç vurmak) olduğu hususunda sahabe (Pre-Müslüman) icma etmiştir. İçki içene had uygulanmasının sabit olduğu ve bu haddin 40 değnekten az olmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir diye kayda geçmiştir İslam kaynakları.''
''İçki içene uygulanacak sopa cezası konusunda Peygamber’den aktarılan hadisleri
inceleyen kimse, içki içene kırk sopa vurulması yada Kırk sopadan daha fazla vurulması emrini görür. Peygamberin’in içki içen kimseye kırk sopa vurduğuna işaret eden hadislere gelince; Müslim, Hudayn b. el-Münzir hadisinde, el-Velide sopa vurulması olayında Ali (Peygamberin Amca oğlu-Damadı) şöyle dediğini anlatır: "Peygamber kırk sopa vurdu. Ebu Bekir kırk, Ömer de seksen sopa vurdu. Hepsi de sünnettir."
Tirmizi’nin Ebu Saîd’den yaptığı aktarım ise şöyledir:
"Peygamber zamanında iki ayakkabı ile kırk defa vuruldu. Mis’ar der ki: Zannediyorum bu, içki haddinde idi."
Yine Ebu Saîd’den;
"Peygamber zamanında içki haddinde iki ayakkabı ile kırk defa vuruldu. Ömer zamanında ise her ayakkabı yerine bir kırbaç kullanıldı."
Bu hadislerin tümü kırk adede işaret etmektedir. Ali'nin söylediği; "Peygamber kırk sopa vurdu" hadisi tek başına bu hususta yeterlidir der Şer'i kaynaklar. Bunu, Müslim’in, Enes yolu ile sağlama yaptığı ve onayladığı şu hadis de teyid etmektedir: "Peygambere’e içki içen bir adam getirildi. Ona yaprakları soyulmuş iki hurma ağacı ile yaklaşık kırk defa vuruldu."
"Peygamber (içki içen kimseye) ayakkabılarla vurdu."
"Peygamber yirmi kişiye emretti ve onların her biri ayakkabı ve hurma dalı ile ikişer defa vurdular."
Bu hadislerin tümünde ise tam anlamıyla kırk sayısını vermemekle birlikte, hadiste geçtiği üzere "yaklaşık kırk defa" ifadesi kullanılmaktadır. Öyleyse kırktan fazla olması caiz olduğu gibi az olması da caizdir der bazı kaynaklarda. Fakat kırkla sınırlandıran hadisler kırktan az olmasını engellemektedir. Çünkü bu hadisler kırk adede işaret etmektedirler. Kırktan daha az sayıda olacağına işaret eden başka hadisler yoktur. Dolayısıyla bu durumda kırktan az olma ihtimali ortadan kalkmakta, kırktan fazla olma ihtimali devam etmektedir. Çünkü
hadislerde yer alan "kırk" sözcüğü ile "yaklaşık kırk defa" sözcüğü bir araya getirildiğinde kırktan az olma durumu ortadan kalkar. Böylece bu hadisler haddin (ceza) "kırk" olacağı yönündeki sözü teyid ettiği gibi kırktan fazla sayıda olmasının caiz olacağı anlamını da vermektedir diye kanaate varır Şer'i kanunlarda.''
''Diğer taraftan içki haddi için belli bir sayı açıklamayan yalnızca Peygamber’in
had (ceza) vurulması emrini verdiğini belirten hadisler de vardır.
Enes’ten: "Peygamber içki haddinde hurma dalları ve ayakkabılarla had vurulmasını emretti. Ebu Bekir ise kırk sopa vurdu."
Ukbe b. el-Haris’ten: "Numan ya da oğlu içki içmiş olarak Peygamberin karşısına getirildi. Ve Peygamber (had vurulmasını) emretti. O gün evde bulunup da vuranlardan birisi de bendim. Ona hurma dalları ve ayakkabılarla vurduk."
Saîd b. Yezid’den: "Biz Peygamber zamanında, Ebu Bekir ve Ömer’in hilafetleri zamanında içki içen bir kimseye had vurmak üzere getirildik. Ellerimizdeki ayakkabılarla, ellerimiz ve elbiselerimiz ile vurduk. Ömer’in hilafetine kadar böyle hareket ettik. Ömer döneminde kırk sopa vuruldu. Ancak Ömer’in hilafetinin sonlarına doğru fısk artınca seksen kırbaç vuruldu."
Zühri’den: "Peygamber içkide belli haddi farz kılmadı. Ancak orada bulunanlara, elleriyle ve ayakkabılarıyla adama -yeter çekin ellerinizi- deyinceye kadar vurmalarını emretti."
Nesei güçlü bir sened ile İbni Abbas’tan şunu aktarır: "Peygamber içki konusunda kesin bir had belirlemedi."
Nesei’nin İbni Abbas’tan aktararak onadığı bir başka hadis ise şöyleder: "Peygamber içki hususunda kesin bir had miktarı takdir etmedi."
Bu hadisler içki içen kimseye uygulanacak had konusunda belli bir had miktarından bahsetmemektedir. Hatta bazı hadisler Peygamber’in içki hususunda belli bir haddi farz kılmadığını aktarırlar. Öyleyse bu hadislerden şu anlaşılmaktadır: Sopa cezasının kırk adet ile belirlenmesi Peygamber zamanında olmamıştır. Dolayısıyla bunlarla kırk adet ile sınırlandıran hadisler arasında bir çelişki vardır. Hatta hadisler, haddi belli bir sayı ile sınırlandırmayı açıkça ortadan kaldırmakta böylece de haddin kırk adet ile sınırlandırılmasıyla çelişmektedir. Öyleyse bu hadisler haddi kırk adet ile sınırlandıran hadislerle çelişir durumdadır dersek eğer, buna cevap şudur: Haddi belli bir sayı ile sınırlandırmayan hadisler mutlaklık açısından değerlendirilir. Yani Peygamberin içki içene sopa vurulmasını emretmiş fakat haddin miktarını belirlememiştir.
Enes hadisi şöyledir: "İçki (cezasında) hurma dalı ve ayakkabı ile vurulmasını emretti." Bu hadis mutlaktır.
Ukbe hadisi ise şöyledir: "Peygamber evde bulunanlara ona vurmalarını emretti." Bu hadis de mutlaktır.
Her iki hadis, mutlaklık açısından açık ve nettirler. Sayı ve nitelik açısından kayıttan uzak mutlak bir işaretlerin yanında sayı ve nitelik açısından kayıt bulunduran bir işaret daha gelmişse mutlak olan işaret mukayyet işaretle sınırlandırılır ve kayd içeren işaretler tümü için geçerli olur. Burada ise, herhangi bir kayıttan uzak mutlak bir işaretin yanında bir de mukayyed bir işaret vardır. Dolayısıyla mutlak olanların, mukayyet işaretle sınırlandırılacağında şüphe yoktur. Buna göre sayı zikredilmeyen hadisler sayı belirtilen hadislerle sınırlandırılır. Saib hadisi ise, belirli bir sayı ile kayıtlanmaksızın içki içen kimseye vurduklarına delalet etmekte olup mutlaklık açısından değil, haber verme açısından bir rivayettir. Saib hadisi, tıpkı daha sonra gelen Zühri ve İbni Abbas hadisleri gibi içki içen belli bir miktar ceza tespit etmemektedir. Peygamber’in içki için belli bir sınır koymadığına işaret teşkil eden bu
hadisler, ispata değil olumsuzluğa işaret etmektedirler. Dolayısıyla onların bilgilerine göre belli bir ceza belirlendiğini bilmediklerine yorumlanır. Peygamber belli bir miktar ceza koyduğuna dair gelen diğer rivayetler bunun delilidir. Ebu Saîd hadisinde olduğu gibi: "Peygamber içki içene iki ayakkabıyla kırk defa vurdu."
Ebu Davud’un, Abdurrahman b. Ezher’den rivayet ettiği hadis de böyledir: "Peygamber içki içene kırk defa vurulmasını emretti."
Bu aktarımlar dikkate alındığında sayıyı olumsuz eden rivayetler onların bilgileri ile sınırlı kaldığı görülür. Dolayısıyla belli bir adedi ortaya koyan sahih hadislerle çelişmezler. Zira sayı belirtmeyen bu hadisler olumsuz ifade ederlerken kırk sayısını zikreden hadisler ise ispat ifade etmektedirler. Burada ise şu usul kaidesi uygulanır: "Olumsuz ile isbat birbiri ile çatıştıkları zaman ispat olumsuzun önüne geçer." Bu kurala göre belli bir had ispat eden hadisler muayyen bir haddi ifade eden hadislerin önüne geçer. İki delilin imali evladır. Bu nedenle onların bilgilerine göre olumsuz ihmal edilir. Bu ise diğerlerinin bundan başka bir şey bildiklerini anlatmaz. Yani Peygamber tarafından içki için muayyen bir haddin tespit edildiği bilinmektedir.
Tüm bu açıklamalara göre; "kırk" sayısına veya "kırk civarında"ki rakamlara olumsuz teşkil eden hadislerle amel edilerek içki içen kimseye kırk sopa vurulması gerektiği belli olmaktadır. Buna göre içki için muayyen bir had vardır o da kırktır. Ancak kırktan fazla olmasının caiz olduğunun, kırktan az olmasının ise caiz olmadığının delili, haddin kırk civarında olduğunu ifade eden şu hadislerdir.
Enes’ten: "Yaprakları soyulmuş hurma dalları ile yaklaşık kırk defa vuruldu."
"Ayakkabılarla yaklaşık kırk defa vurdu."
Nesei: "Yirmi kadar erkeğe emretti ve onların her biri iki defa vurdular."
Bu hadislerin tümü haddin kırktan az veya çok olduğuna delalet etmektedir. Ancak Peygamber'in "kırk" sözünü söylediği birçok hadisle sabit olduğuna ve olumsuz da kırk sayısını işaret ettiğine göre kırktan az olması nefy edilir ve "kırk kadar" ifadesinin kırktan az şeklinde yorumlanması engellenir. Geriye kırk veya kırktan fazla miktar kalır. Bu ise kırktan fazla olmasının caiz olduğuna işaret etmektedir. Bunu Zühri’nin Peygamber’den aktardığı şu hadis onaylar "Orada bulunanlara elleriyle ve ayakkabılarıyla bırakınız. yeter deyinceye kadar vurmalarını emretti." Bu hadis, "kırka" delalet eden hadislerle bir araya getirildiği zaman kırktan önce onlara ellerinizi çekiniz demediği anlaşılır. Fakat onlara kırktan sonra onlara ellerinizi çekiniz demiş olması caizdir. Bu nedenledir ki kırktan fazla olması doğrudur. Belki de sahabelerin (Pre-Müslüman) hakkında ihtilaf ettikleri husus sayının ne olacağı hususudur. Nitekim Ömer içki içen kimseye vurulacak had hakkında insanlarla toplantı yapmıştır.
Enes’ten: "Peygambere’e içki içen bir adam getirildi. Ona yaprakları soyulmuş iki hurma dalı ile yaklaşık kırk defa vurdu''. Dedi ki: Ebu Bekir de böyle yaptı. Abdurrahman, haddin en hafifinin seksen olduğunu söyledi ve Ömer bunu emretti."
Ebu Şeybe, Ebu Abdurrahman es-Selmi’den, o da Ali’den: Dedi ki: "Şam halkından bir grup ayet-i kerimeyi tevil ederek içki içtiler. Bu konu hakkında (Ömer) istişare etti. Dedim ki: Onları tevbe etmeye çağırman gerekir. Eğer tevbe ederlerse onlara seksen kırbaç vur. Aksi halde boyunlarını vur. Çünkü onlar haramı helal yaptılar. Tevbeye çağrıldılar ve onlar tevbe ettiler. Sonra da seksener sopa vuruldu."
Bu iki hadis, Ömer'in, içki cezasının miktarı hakkında insanlarla toplantı yaptığına işaret etmektedir. Ömer’in, sahabelerle Şam halkından içki içen kimselere uygulanacak içki haddi hakkında toplantı yapmadığı, onların içki içmeleri ve ayet-i kerimeyi tevil etmeleri hususunda istişare yaptığını söylemeleri mümkündür. İçki hakkında yapılan istişare içki içene uygulanacak içki haddinden ziyade ayetin tevili esası üzerine yapılmıştır. Bu nedenledir ki Ali ona, onları tevbe etmeye çağırmasını söylemiştir. Çünkü, onlar haramı helal yapmışlardır. Dolayısıyla tevbe etmedikleri takdirde öldürülmeleri, tevbe ettikleri takdirde ise seksen kırbaç ile cezalandırılmaları gerekmektedir. Yine bu olay, Şam halkından bir grubun yaptığı iş hakkında Ömer’in yaptığı bir toplantıdan ibarettir, denilebilir. Oysa Enes hadisinin, içki haddinin miktarı konusunda yapıldığını söylemek de mümkündür. Abdurrahman’ın "hadlerin en hafifi seksen (celd)dir" sözü de buna işaret etmektedir. İşte bu, yapılan toplantının içki haddinin miktarı hususunda yapıldığının nassıdır. Durum böyle iken nasıl olur da Ömer, haddin miktarı hakkında istişare yapabilir. Hadisler içki içen kimseye 40 ya da kırk civarında değnek vurulacağına işaret etmekte ve Ömer’in de bunu bildiği sabittir. Öyleyse haddin ne olacağı hususunda yapılan istişarede; kırk adede işaret eden hadislerle kırk civarında olacağına işaret eden hadisler bir araya getirildiğini, Ömer’in kırktan fazla miktar hakkında istişare yaptığı ortaya çıkar. Yani Ömer, içki içen kimseye uygulanacak haddin kırktan fazlası hakkında istişarede bulunmuş ve Abdurrahman b. Avf da hadlerin en hafifinin seksen kırbaç olduğunu söylemiştir. Bu durumda iki husus ortaya çıkmaktadır:
1- Sahabeler haddin kırktan fazla olmasının caiz olduğunu anladılar.
2- Sahabelerin içki haddindeki ihtilafları, kırk kırbaç konusundan ziyade kırkın üstündeki rakam üzerinde olmuştur.
Ali b. Ebu Talib’in şöyle dediği aktarılmıştır: "Eğer bir kimseye had vuracak olsaydım ve bu nedenle de ölseydi içimde bir sıkıntı hissetmezdim. Ancak içki içen kimse had vurulmasından dolayı ölürse onun diyetini öderdim. Çünkü Peygamber bunu sünnet kılmamıştır."
Ebu Davud ve İbni Mace’de ise şu ifadeler yer almaktadır:
"Peygamberin’in sünnet haline getirdiği şeyi biz mutlaka söylemişizdir."
Hadiste yer alan ifadesi miktarını ve vaktini lafzıyla ve konusuyla belirlemedi anlamına gelmektedir. Bu hadiste Ali ; Peygamber’in içki haddi için belirli bir miktar takdir etmediğini söylemektedir. Aynı zamanda Ali şöyle demektedir: "Peygamber kırk defa, Ebu Bekir kırk ve Ömer de seksen defa vurdular. Bunların hepsi de sünnettir."
Durum böyle olduğu halde nasıl olur da, "Çünkü Peygamber bunu sünnet kılmamıştır," diyebiliyor? Halbuki az önceki hadiste "Rasulullah (sav) kırk defa vurdu" diyordu. Öyleyse Ali , sözü ile, Peygamber’in kırk üzerinde bir miktarı belirlemediğini kastetmektedir. Adeta hadisin konusu kırktan fazlasına işaret etmektedir. Çünkü kırk meselesi, hakkında açık olarak gelen nasslardan (hadislerden) dolayı kesin olan bir husustur.''
''Buraya kadar anlatılanların tamamı, sahabelerin (Pre-Müslüman) kırktan fazlası üzerinde ittifak ettiklerini göstermektedir. Ali’den rivayet edilen hadise göre Peygamber’in içki hakkında belli bir had belirlemediği şeklindeki ifade ve yine "Peygamber içki hakkında haddi farz kılmadı" şeklindeki hadislerin tamamı ancak kırktan fazlası hakkında söylenmiştir. Bunun delili Ali’nin, Peygamber’in kırk defa vurduğu şeklindeki sözü ve kırk sayısına delalet eden diğer hadislerdir. İçki içen kimseye uygulanacak olan haddin kırk sopa olduğunu belirten hadislerle, Peygamber’in içki için belli bir had tespit etmediğini anlatan hadisler ve "kırk kadar" had vurduğunu belirten hadisler yan yana getirildiği zaman, kırktan fazla vurmasının caiz olduğuna delil olur. Ancak bu farklılık Peygamber tarafından tespit edilmemiştir, seksen sopa, daha az veya daha çok olduğu sabit olmamıştır. Ancak kırktan fazla olduğu mutlak olarak sabit olmuştur diyen Şer'i nukuktur.''
''Ancak her ne kadar sahabenin (Pre-Müslüman) içtihatları şer'î delil sayılmasa da görüşleri, sahih bir içtihatla ulaşmış oldukları şer'î bir hükümdür. Üstelik müçtehit tarafından şer'î bir hüküm olarak görüldüğü için de alınması doğrudur. Onların sözleri dikkate alınır ve görüşleri de kabul edilebilir. Bu nedenle kırktan fazlasına işaret etmek üzere muayyen bir had olarak seksen kırbaç ceza tayin edilebileceği gibi kırk tane de olabilir. Dolayısıyla halifenin seksen kırbaç vurmayı emretmesi caizdir. Sahabeler (Pre-Müslüman) kırk sopa vurdukları gibi seksen sopa da vurmuşlardır der. Dolayısıyla haddin sayısı kırk tane de seksen tane de olabilmektedir. Sahabelerin hem kırk hem seksen adet had vurduklarına delalet eden hadisler çoktur.
Ahmed ve Müslim Enes’ten şunu rivayet etmektedirler: "Peygambere’e içki içmiş bir adam getirildi de adama iki ayakkabı ile kırk kadar vuruldu. Dedi ki Ebu Bekir de böyle yaptı. Ömer halife olduğunda ise arkadaşları ile istişare yaptı. Abdurrahman dedi ki: Haddin en hafifi seksendir. Ömer de bu şekilde emretti."
İbni Ebu Şeybe Ebu Abdurrahman es-Selmi’den, o da Ali’den, dedi ki: "Şam halkından bir grup içki içtiler ve içki ayetini tevil ettiler. Bu konu hakkında Ömer sahabelerle istişare etti. Ben (Ali) dedim ki: onları tevbe etmeye çağırmanı uygun görüyorum. Tevbe ederlerse onlara seksen sopa vurursun. Tevbe etmezlerse boyunlarını vurursun. Çünkü onlar haramı helal yaptılar. Onlar tevbe etmeye çağırılırlar ve tevbe ederlerse her birine seksen kırbaç vurulur."
Hudayn b. el-Münzir’den, dedi ki: "Osman’ın yanında idim. Velid’i getirdiler. Sabah namazını iki rekat kılmış (kıldırmış) sonra da, daha ilave edeyim mi, demiş. Daha sonra iki kişi onun aleyhine şahitlik ettiler. Bunlardan birisi (Humran) onu içki içerken gördüğünü, diğeri de kusarken gördüğünü söyledi. Bunun üzerine Osman, içki içmedikçe kusmaz, dedi. Sonra da Ali’ye seslenerek; Ey Ali kalk ve ona sopa vur, dedi. Ali de Hasan’a kalk ve ona sopa vur dedi. Bunun üzerine Hasan şöyle dedi: Akrabalarından Hilâfet zevkini duymak isteyen birine emret. Bu tavır, sanki zoruna gitmişti. Bunun üzerine Osman şöyle dedi: Ey Cafer’in oğlu Abdullah, onu cezalandır. Abdullah b. Cafer ona vurmaya başladı, Ali de sayıyordu. Kırk tane olunca Ali ona, yeter artık, vurma, dedi. Ardından da şunu ilave etti: Peygamber kırk defa vururdu. Bunların hepsi de sünnettir. Fakat (kırk defa vurmak) benim daha hoşuma gider."
Ali içki içme hakkında şöyle dedi: "O kimse içki içtiği zaman sarhoş olur. Sarhoş olduğu zaman saçmalar. Saçmaladığı zaman ise iftira eder. İftira edene ise seksen kırbaç vurulması gerekir." Bu hadisler ve eserler, sahabelerin içki içen kimseye bazen kırk, bazen de seksen defa vurdukları hakkında açık ifadelerdir. Onların uygulamaları bu içki cezası ile istikrar bulmuşturdiye aktarır İslami kaynaklar.''
''Kırk defa sopa vurulacağı hadisin nassı ile sabittir. Dolayısıyla sahabeler hadisin nassı ile amel ederek kırk defa vurmuşlardır. Onların içtihatlarının delili Ali’nin:
"Nebi (sav) kırk defa vurdu." sözü değildir. Onlar içki içen kimseye seksen kırbaç vurulmasını içtihatlarına dayanarak uyguladılar. Kırktan fazla vurmanın caiz olacağı anlayışlarına dayanarak bunu yaptılar. Onlar, hadlerin en hafifinin seksen olması gerektiğini düşündüler. Çünkü onlara göre, içki içen kimse içtiği zaman saçmalar, saçmaladığı zaman iftira eder, iftira eden kimseye ise müfteri haddi yani kazf haddi uygulanır ki bu da seksendir. İşte sahabelerin (Pre-Müslüman) takip ettikleri yol budur. Peygamber’in kırk defa vurduğu ise sünnetle sabittir. Seksen kırbaç ise sahabenin büyüklerinden kaynaklanan içtihatlarla sabittir. Öyleyse içki içen kimseye uygulanacak had kırk ve seksendir der başka kaynakta.''
İşte bu iki had, içki içen kimseye uygulanacak olan haddir. Bu ikisi dışında bir haddin vurulması kesinlikle caiz değildir. Çünkü Peygamber’den ve sahabelerden kırk ve seksen kırbacın dışında had uyguladıkları sabit olmamıştır. Dolayısıyla elli defa, doksan defa veya başka miktarın uygulanması caiz değildir. Çünkü bu ceza hadd cezasıdır, tazir cezası değildir. Zira bu iki miktar Rasulullah (sav) ve sahabeden (Pre-Müslüman) gelen haberlerle sabit olmuştur. Dolayısıyla yalnızca bu iki had ile yetinilmesi gerekir. Ancak halifenin bu ikisinden birisini ceza miktarı olarak benimsemesi caizdir. Yani bu iki ceza miktarından birisini bağlayıcı bir ceza olarak emretmesi caizdir. Halife seksen sopa vurulmasını emredecek olursa sünnetle sabit olan kırk adet cezayı ve sahabelerin üzerinde ittifak ettikleri kırktan fazla olan seksen sopalık cezayı da içerisinde barındırmış olur. Şayet kırk sopa vurulmasını mecburi hale getirecek olursa, sünnetle sabit olanı emretmiş olur. Kırkın üzerine çıkarmak imam için farz değil caiz olan bir husustur. Dolayısıyla seksen sopa üzerine kırk sopa vurulmasını bağlayıcı hale getirmesi herhangi bir şeyi gerektirmez der diğer kaynak.''
''İçki içen kimse, içtiği şeyin çoğunun sarhoşluk verdiğini bilirse içki haddi uygulanır. Ancak çoğunun sarhoşluk verdiğini bilmiyorsa had vurulmaz, içki haddinin vurulabilmesi için iki şeyden birisi ile içki içtiğinin sabit olması gerekir: İkrar ve Beyyine
İki şahitten birisi, içki içtiğine diğeride kustuğuna şahitlik etmesi had uygulaması için yeterlidir. Zira Hudayn hadisi şöyleydi: "İki adam içki içtiğine şahitlik ettiler. Bunlardan birisi (Humran) içki içtiğine diğeri de onun kustuğuna şahitlik etti."
Yukarda aktardığım yada alıntı yaptığım ayetler ile hadislerin ışığında, içki ve benzerlerini içeren tüm maddelerin, yasaklandığını ve Şer'i kanunlara göre de bir cezası olduğunu emreder İslam.
Benim aklıma ise; neden Her şeyi yaratan ve sonsuzluktan bu zamana idare eden ve yok etme kabiliyeti sonsuz olan Allah, içkiyi direkt olarak yasaklamak yerine (bir çok konuda böyle yapmıştır Kuran'da) kademeli yasaklayarak ve buna da birden yasaklasaydı millet içkici olduğu için tırsar ve müslüman olmazdı gibi bir sonradan oluşturulan ve tıbbi bir rehabilitasyon uyguluyormuş havası veren yorumları dikkate alarakda baksak bile, her şeye muktedir Allah böyle basit bir konuda bu yolu izlemiş olması ve daha karmaşık ve zor konularda ise direkt emretmesi şeklindeki uygulamaları olayın insani boyutunu düşündürür direkt olarak. Tüm bu uygulamalar ilahi değil bizzat insanidir. Peygamber'in ölümünden sonra çıkan içtimai, hukuki ve tatbiki karmaşa'nın İslam açısından yansıması ise yukardaki örneklerde de gördüğümüz gibi belli bir uygulamanın sabitliğinin olmamasındandır. Pre-İslam (Asrı-Saadet) döneminde ki uygulamaların bile Pre-Müslüman (Sahabe) camianın bizzat yaşadığı ve yaşananları aktardığı dönemde bir karmaşa içine düşmesi, üstelik Peygamberin en yakını olan kişilerin arka arkaya yeni kurulan İslam devletinin başına geçip bizzat yönetmelerine rağmen giderilememesi ise ancak, uygulanan ve yayılmaya çalışılan yeni dinin dünyevi emirlerinin, küçük bir topluluk düşünülerek verilmiş olamasıdır. Toplum düzenini sağlamaya yönelik içki içme yasağının karşılığının, bir bedevi kabilesine yaraşır bir ceazi yaptırım olan kaba dayak ile karşılanması ise bunun delilidir. Evrenselliği ve sonsuzluğu iddia edilen bir dinin tek bir konuda bu şeklide daha baştan bir basit uygulama ile başlaması ve diğer toplumları 1400 yıl sonrada bu basit bedevi adedini kabullenmeye zorlaması ise ayrı bir tartışma konusudur.
Özellikle bir çok tarikatın kaynaklarından alıntı yaptım ve hangisinin hangi tarikattan olduğunun önemi yoktur diyerek belirtmedim, önemli olanda zaten içkinin haram olduğu ve bunun da Şer'i kanunlara göre cezai karşılığının olduğudur. İslama göre cezası kaba dayaktır. Medeni kanunun ne dediği değil İslam kanunlarının ne dediği önemlidir bir müslüman için, çünkü Şer'i kanun, Allah'ın emri olandır. Diğeri beşeridir ve sonradan Hıristiyan batıdan alınmıştır. Gerçi Hıristiyan batı'nın temeli olan Roma İmparatorluğu kanunlarını oluştururken doğu medeniyetlerinden çok faydalanmıştır ama bu göz ardı edilebilir bir bilgidir İslam bilginlerine göre.
Keyif veren, sarhoş eden, kafa yapan bir başka madde olan uyuşturucuların ise bahsi geçen konuda yer almamış olması ise dikkatinizi çekmiştir. Bu benim şahsi tasarrufum değil, bizzat yazdığım İslami kaynakların böyle bir konudan bahsetmemesindendir. Bu yüzden tarih boyunca Müslüman toplumlar, içkiden sakınırken, uyuşturuculardan bolca nasiplenmişlerdir. Günümüzde bir çok müslüman ülkede yöresel otlar şeklinde kullanımı ve uygulamsı sürmektedir. Dinen de bir sakıncası olmadığı düşünülmektedir çoğunluk tarafından. Dönemin keyif verici maddesi olan içki doğal olarak yasaklanırken, İslam Peygamber'inin bulunduğu bölgede tüketilmeyen uyuşturucu gözden kaçmıştır ve yasaklar listesine alınmamıştır. Allah uyuşturucuyu yasaklamamıştır. Sonradan getirilen yorumlarda uyuşturucu içki kapsamına alınmışsada, Şeriat'ın elinin zayıf olduğu dönemlerde ve coğrafyalarda tüketim normal bir şekilde yapılmıştır.
|