Ordu Irak'a!
Bazılarının başlığa bakınca, “Ben oldum bittim Iraklıları sevmem. Şu ordu, hep bizi mahvedecek değil ya; bir de Irak’a girsin; orayı da tarumar ederek elli yıl geriye götürsün. Bu durumda, Irak bir daha kendini zor toparlar.” diye düşünebileceğini tahmin ediyorum. Kökü dışarıda o hainlere bakarsanız, kendi sınırları içinde güvenliği sağlamaktan aciz olan ordunun başka bir ülkeye bu maksatla girmesi tam bir kara mizahmış. Neymiş efendim, hemen arkasında ve iki yanında bombalar patlayan bir askerin, kör ve sağır modunda etrafında olan bitenlere kayıtsız kalarak Kuzey Irak sınırından içeriye girmesinin karikatürü bile yapılabilirmiş. Asmayıp da beslerseniz, böyle düşünürler netekim.
Yıllardır süregelen terör gerçeğine rağmen, terörle mücadelede başarılı olduklarını iddia eden komutanlardan bugüne kadar “başarısızım” deyip istifa edene rastlanmamış; bu da kara mizahmış, diyenleri kıtır kıtır kesmek gerekir. Hayatlarında arazide yürümeyen, eline yıllardır silah almayan, çok kısa mesafeleri bile helikopterlerle kat eden generaller, emekli olunca kahramanlık kitapları yazıyorlarmış da falan filan… Generallik hayalleri suya düşen albaylar da kaleme asılıp, edebi nitelikten yoksun, beş para etmez karalamalarıyla erişemedikleri ciğere murdar diyorlarmış, mış, mış da mış mış.
Şemdinli’de şu olmuş da bu olmalıymış da, mış mış mış. Bu vatan hainlerinin işleri güçleri lak lakla geçiyor. Neymiş? Sanık astsubaylar hakkında koruyucu demeç veren generalin suç işlediğini iddia eden savcıyı neden emekli etmişlermiş. Ne yani, bir general ne yapacağını, ne diyeceğini hakimlerle savcılara mı danışacaktı? Bu ülkede, askere yan bakanın gözlerini oymalı gözlerini… Şimdi, “Ben o generali tanırım; iyi adamdır,” diyeceğim, ama ya gelecekte bir gün hukukun işlemeye başladığı günler gelir de, o general de yargılanırsa, birilerinin bana, “Oooop! Bir zamanlar suçu ve suçluyu neden övdün? Gel bakalım buraya hıyarağası!” diyebileceği korkusundan ağzımı açmayacağım. Hukuk zaten yokmuş da, cumhurbaşkanlığı seçiminde bile yeni bir kural icat edilerek 367 gibi rakamlar öne sürülmüş de, mişlerle muşlarla zaman kaybetmeyelim beyler, bayanlar…
Yok efendim, iki yıllık Harp Okulu mezunu cahil cühela generaller, memleket işlerinden anlamazmış. Subaylarla astsubaylar siyaset yapınca greko-romenmiş de, generallere her şey serbestmiş. Yabancı ülkelerin generalleri zımba gibiyken, bizimkiler yağ tulumuna dönmüş, çiko gibilermiş; siyasetle uğraşacaklarına asıl görevlerini layığıyla yapsalarmış, filan… Şu iftiralara bakın hele! Vay teresler! Yalan olur da, bu kadar da olur mu?
Dünyada ticaretle uğraşan bir başka ordu varmıymış da mış, mış, mış… Türkiye’nin en büyük üçüncü holdingi konumundaki Oyak’ın “oymak” filinden türediğini iddia eden birisi vatan haini değil de nedir? Ne yani, asker para kazanmayıp da aç mı kalsın? Oyak şirketlerinin yönetim kurulları emekli generallerle doluymuş da, illa asker emeklilerinden oluşacaksa, neden subaylarla astsubaylar yokmuş? Oysa olay basittir; Ereğli Demir Çelik’in, Hektaş’ın, Tukaş’ın, Adana ve Ünye Çimento v.s.nin çalışanlarına sabah içtimalarında emir komuta edip, yat-kalk komutunu generaller daha iyi verebilirler netekim. O hergeleler, orduevleri ve askeri tesislerde generallere ayrılan bölümlerin, subay ve astsubaylarla kıyaslanınca TSK’deki oranlamaların çok üstünde olduğunu da iddia ederler. Hainlerden her şey beklenir. Subay ve astsubayların maaşları doktorlardan, avukatlardan, mühendisler ve de öğretim görevlilerinden fazla olmamalıymış da falan filan, Milan, Juventus, Torino…
Kanı bozuk hainlerin, askerler siyasetle uğraşacaklarına, kendi işlerine baksalar, daha iyi olur; çözmeleri gereken bir sürü mesele var, ama biz yine de bazılarını hatırlatalım, diyerek dile getirdikleri öyle şeyler var ki, inanmakta güçlük çekiyorum.
Silahlı kuvvetler mensubu (bu grubun dışındakiler silahsız kuvvetler üyeleri olup, suç işlemek için çıkar amaçlı örgüt oluşturmuşlardır,) subay ve astsubayların iradesi dışında katılmak zorunda oldukları, 1 Mart 1961 tarihinde 205 sayılı kanun gereğince kurulan OYAK, gerçekten iddia edildiği gibi bir sosyal güvenlik kuruluşu idiyse, üyelik isteğe bağlı olmalıdır, ki bu durumda üyelerin en az % 95’inin üye olmak istemeyeceği açıktır, der bazı dallamalar. Daimi üyelerin maaşından kesilen % 10, geçici üyelerin maaşından kesilen % 5 üye aidatı bu kanun gereğince toplanmaktaymış. Üyelerine verdiği borç miktarı, o da faizle olmak üzere, aidat ödedikleri rakamın 1,8 katıymış. Ev kredisi ise üyelik süresi 20 yıl ve daha fazla olanlara, gene faizle veriliyormuş. Üyelerinin parasını gene üyelerine faizle veren Oyak, yıllar yılı % 5 olan teknik faizi % 9’luk ek yardımla çok az artırabilmişmiş. Bir paranın herhangi bir bankada bloke edilip 10 yıl sonra ödeyeceği rakamla, Oyak’ın ödediği, sözüm ona ödemediği arasında çok büyük fark ortaya çıkıyormuş. Halka açık olan veya olmayan (ne demekse,) onlarca Oyak şirketinin yönetim kurulunda çoğunlukla emekli generaller ile çok az da olsa siviller yer alıyor; subaylarla astsubaylar arka planda kalıyorlarmış. Ticari şirketlerin yönetim kurullarında generallerin yerine işin ehli sivil kişiler görev yapsalar daha iyi olurmuş. Bu şirketler, generaller başta olmak üzere birilerinin kendilerine, yakın akraba ve çevrelerine iş bulma kurumu haline gelmişmiş. En iyisi, Oyak’a üyeliği insanların isteğine bırakmakmış. O zaman ak koyun kara koyun ortaya çıkar ve kelimenin “oymak” fiilinden türeyip türemediğini herkes öğrenirmiş. Hainlerin dediklerine bakın hele! Vay ben sizin gelmişinizi geçmişinizi…
Servislerle makam araçları, ülke genelinde olduğu gibi orduda da ihtiyaçtan fazlaymış. Herkesin yetersiz dediği lojmanlar ise bilakis gereksizmiş. Zaten kısıtlı bütçeye sahip bir ülke, bu kadar savurgan olmamalıymış. Kaldırılmayacaksa bile kullanılan servis araçları için herkesin maaşından ücreti kesilmeliymiş. Bak sen şu dürzüye!
Ordu, siyasetin içinde aktif olarak rol alıyor; siyasete çok sık müdahale ediyormuş. Askerin sıradan bir devlet memuru olduğu bilinerek; Genelkurmay Başkanı emir ve direktiflerini Milli Savunma Bakanından almalı, bir devlet memuru statüsünün dışına taşmamalıymış. Subay, astsubay ve diğer memurlara siyaset yapmak nasıl yasaksa, generallerin de farklı bir uygulamaya bağlı olması düşünülemezmiş. Asker, polis ayrımı yapmadan, bütün memurlar kesinlikle siyasi otoritenin emrinde olmalı, siyasetle ilgilenmemeliymiş. Rejimi korumak ve kollamak adına sadece Türkiye’de darbeler yapıldığına göre, Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve Japonlar gibi uygar dünya ülkeleri mevcut rejimlerini korumak yerine yıkmak istiyorlarmış. Şu ordu düşmanlığına bakın hele! Bu memlekette böyle düşünenleri asmalı efendim, asmalı; asmayıp da beslerseniz olacağı budur netekim. Bakın, bu hayvanlar daha neler diyorlar?
Emperyalizmin maşası haline dönüşmüş Türkiye’nin sabıkası hayli kabarıkmış. Birleşmiş Milletlerde (Adı üstünde birleşen milletler denmek istiyor, ben de haliyle Abanoz sokağında ilk defa milli formayı giydiğim o günü anımsıyorum,) Cezayir’in bağımsızlığı oylanırken Fransa’dan yana tavır alan, Kore’ye emperyalist amaçlı asker gönderen, müslüman Irak’ın işgaline yardımcı olup üslerini ardına kadar Amerika’nın kullanımına açan devlet bizmişiz de falan filan… Ülkemizi yıllardan beri askerlerin yönettiği dikkate alınırsa, olan bitenler daha iyi yorumlanabilir, askerlerin ne yapıp yapmadıkları daha iyi görülebilirmiş. “En iyi emperyalist, ölü emperyalisttir,” diyen bu yamyamları kale almayalım, geçelim.
Güya, artık 12 eylül darbesini tezgahladığı belli olan Amerika, bize her dediğini yaptırıyor, ama işi raconuna uyduruyormuş. Örneğin, Irak’a müdahale edilmesini en fazla onların “Buş”ları istediği halde halde, bizim puştlar, pardon “buşçular” emperyalizmin kuklası durumundaki hükümetin itibarını yükselterek bir kez daha iktidara gelmelerini sağlamak için, Amerika “Irak’a girmemizi istemiyor,” şeklinde haberler yayıyorlarmış. Güya vatandaş da, “bravo şunlara, Amerika’ya kafa tutuyorlar,” diyecekmiş. Bakın şu iftiracı namussuzlara… İşadamları bile hükümeti olabildiğince başarılı göstermek için özellikle seçimlere kadar ellerinden geleni yapmaya kararlılarmış, diyorlar. Desinler… Biz kime inanacağımızı de hangi partiye oy vereceğimizi de biliriz. Ampul partisine daha önceden oy verenlerin ampulleri patladı mı? O halde bir daha netekim…
Müttefikimiz ve büyük dostumuz Amerika’ya laf söyleyenler beni karşılarında bulur; bu böyle biline… Neymiş, ikinci dünya savaşından yenik çıkan Japonya ile Almanya, bugün Amerika ve İngiltere’nin ardından dünyanın üçüncü ve dördüncü büyük ekonomileri durumuna gelmişler de, buna rağmen Birlemiş Milletlerde veto yetkisi olan yedi ülke arasında bile değillermiş. Almanlar, savaşçı millet oldukları için uzun süre savaşmadan yapamazlarmış da, Japonlar, Hiroşima ve Nagasaki’nin intikamını bir gün mutlaka almak için harekete geçerlermiş de, daha bilmem neler... Amerika, asıp kesip dünya jandarmalığını sürdürmeye daha uzun süre devam edemezmiş; işin içine bir de Rusları katınca kıyametin kopması pek yakınmış. Nasıl böyle düşünebiliyorlar; anlamak mümkün değil! Küreselleşme çağındayız, uyanın da balığa gidelim.
Amerika, dünyanın en kaliteli olduğu gibi en ucuz üretilen ve en büyük petrol rezervlerine sahip olan Irak petrolleri nedeniyle Irak’ı işgal etti diyenler, kahraman Conilerin oraya tıpkı Afganistan’da olduğu gibi barış ve dostluk götürüp, demokrasiyi tesis etmek için cansiparane çalıştıklarını görmezden gelseler de, bunlar benden kaçar mı? Kaçın kurasıyım ben? Vay efendim, Amerika ortadoğuda Türkiye, Irak, İran, Suriye gibi ülkeleri birbirine kırdırıp savaş çıkartmayı planlıyormuş. Gıdıklayın da gülelim. Ankaragüçlü Savaş çıkıp yerine acar golcü Osman girecekse, o başka…
Memlekette fesat çıkarmak için bazıları dur durak bilmeden çalışıyorlar. Şu hainler var ya şu hainler! Tümünü sallandırmalı şerefsizim. Anlamadım, ne dediniz? Onu zaten biliyoruz da, başka nesin mi diyorsunuz?

Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir. (Bernard Shaw)
|