İslam Faşizm'inden Küreselci Ilımlı İslam Proje'sine
Türkiye'de şeriatçılık hiçbir zaman Uluslarası devasa şirketlerin hizmetinde olan ABD ve İngiltere devletleri gibi devletlerden büyük bir destek bulmamıştı. Ancak belirli durumlarda kullanılacak bir çizgi idi: Msp-Rp... çizgisi. Ama soğuk savaş sonrası Neo-liberal (Eski Kapitalistin yeni maskesi) politikalar kendilerine yeni bir kamuoyu yaratmak, bunun için yeni bir düşman yaratmak, tarihten gelen bir çelişki değil, uydurulmuş bir çelişki olan küresel terörü yaratmak ve Küresel terörü de hür bir şekilde girişmelerine engel olacak, karşılarında duracak her oluşumu yıkmanın bahanesi olarak kullanma stratejisini geliştirdiler. Tıpkı totaliter rejimlerin özgürlüğü (yani onların özgürlüğünü) kısıtllayıcı hatta hiçe sayıcı uygulamalarını kendi çıkarları için kullanmaları gibi. Yeni ideoloji belli idi: Bu Tarih'in sonu idi, Küresel emperyalist bir kapitalizm kazanmış ve tüm karşıtları da baskıcı, modası geçmiş kuramlar arasında yaşayan işe yaramaz insanlardı. Amaç, felsefe yapmak değildi elbet. Amaç Kapitalist'in biricik felsefesi olan pragmatizme, onun bütün dünyayı hammadde, insanı ise işgücü gibi gören mutlak doğru düzeninin ideolojisine karşı duran her kurumu, her oluşumu yıkmaktı. Ulus-devletler de baskıcıdırlar öyleyse! Onlar da totaliter rejimdirler: demokrat değildirler, özgürlükçü değildirler: yani piyasalarına çomak sokabilirler... Zaten totaliter rejimler küresel terörü üretir, destekler gibi bir fikir kendine saf, cahil kamuoyunun desteğini de alabilecek belirli bir ussallık taşıyan bir fikirdi.
Türk Devleti'ndeki askeri-bürokratik Kemalist oluşum bu anlayışın karşısındaki totaliter bir oluşumdu. Bunu yıkmak için bulacakları destek, İslamcı ama eski Erbakan çizgisindeki İslamcı kültürle başarılamazdı; yapılacak olan bu İslamcı kültürün anti-Kemalist yanına oynamak ve onların arasından çıkaracakları bir kitle ile küresel dünyayla uyum sağlamış bir İslamcı kültürün yayılmasına, güçlenmesine yardım etmekti -Türkiye'de bunun için en uygun kitle yine İslamcılar arasından oluşturulacaktı. Türk Ulus-devleti tam olarak onlar sayesinde ele geçirebilirdi. Bu yüzden soğuk savaşın bitimiyle onları terbiye ettiler, yeni makyajlarıyla artık küreselci, AB'ci, demokrat, özgürlükçü müminlerdi...
Türban şeklindeki başbağlama sıklığını düşündüğümüzde çok değil, zamanda biraz geriye gidip 1984-1985 gibi yılları hatırlarsak bu toplumun nasıl dönüştürüldüğünü görebiliriz. İslami sermayenin güçlenişi, ABD'de ikamet eden Fethullah hocaların eğitimde yarattığı olağanüstü titizce örgütlenmiş kadroları düşündüğünüzde Türk toplumunun nasıl dönüştürüldüğünü yaşamınız boyunca izlemiş, görmüşsünüzdür. Ben 85'lerde erken gençlik yıllarını yaşayan biriydim. Rakamı şunun için seçtim: O günleri yaşayanların gözlerinde, o günlerin Türk toplumunu bir kez daha canlandırmak istedim. Belki o günlerden önce 75'lerde yaşayanlarda 1980 darbesine kadar giden süreçte solun, üstelik radikal solun toplumda nasıl yaygınlaştığından haklı olarak dem vuracaklardır. O halde Türk halkı, geride bıraktığımız seçimde sadece kendi özgür iradeleriyle mi Akp'yi seçim tarihimizin rekorları arasına giren bir oy çokluğuyla ikitidara getirdiler? Tek neden halkımızın 'hür-demokratik' seçimi miydi? Yoksa yıllar süren bir süreçte dönüştürülmüş -yeni kuşakları yaratılmış!- arkasında dünyanın en büyük emperyalist devletleri, neredeyse Türk medyasının tamamı olan bir güçten etkilenen halkımızın 'hür, demokratik' seçimi miydi?
Küresel kapitalizm yanlısı bir ılımlı islam ülkesi bize biçilen roldür. Biz Kemalist Devrim kazanımlarını geliştirecek, ileriye taşıyacak bir ülke olmalıydık. Atatürk'ün yeni kuşaklardan isteği, haklı isteği de buydu. Ama süreç geriye işliyor, yavaş yavaş Kemalist devrimlerin kazanımlarını da kaybetme yolunda ilerliyoruz. Tehlike büyüktü; şimdi eskisinden daha da büyük...
Konu possible_outside tarafından (23-09-2007 Saat 23:19 ) değiştirilmiştir..
|