Bir de şöyledir katil genellikle sadece psiko-kriminoloğunu kaale alır, onun dışında «sanat»ını takdir edecek yetide görmez diğer «gerzekler»i. Bir nevî kendini önemsemenin fevkâlade tehlikeli patolojik boyutu sanıyorum. Onu şaşırtmak, büyülemek ve yaratısının ince ve estetik yanlarını kendisinin keşfetmesini sağlamak için de irili ufaklı ip uçları bırakır, sanki onların arasındaki «ortak dil»dir bu. Hatta bazen bu psiko-kriminolog abimiz yahut ablamız da (bknz: Angelina Jolie olunca mesela pek bir tadundan yinmez) sıklıkla kötülüğe keskin eğilimi olanlardır ki, kendi içlerindeki karanlığı çözümlerken hakikî katilin de kuytularında dolanırlar. Bir de böyle diğerlerine göre hayli gizemli ve zeki bir havaları vardır, klasik polisler aval aval bakarken olaya, onda bir Nostradamus kahinliği vardır ki, izleyeni de etkiler.
Ben çok bir çok severim böylesi filmleri. İçimden psiko-kriminilog neyim olmak geçer ama ola ola tıfıl bir masa başı memurusu olabilerem, çünkü genelde bizdeki emniyet teşkilatı hiç de böylesi 'renkli' vakıalarla uğraşmaz, hepi topu üçüncü sayfa cinayetleriyle ilgilidirler ki, heç bir coşkusu da yoktur.
|