Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü > Köşe Yazıları


Toplumsal Cinsiyet Politikaları Üzerinden Küreselleşme

Köşe Yazıları içerisinde Toplumsal Cinsiyet Politikaları Üzerinden Küreselleşme konusu: Toplumsal Cinsiyet Politikaları Üzerinden Küreselleşme Bu yazı, Feministçerçeve 2004'de yer alan "Küreselleşme, Alternatif Küresel Hareket ve Feminist Hareket Üzerine Kadınlar Tartışıyor" dosyasından alınmıştır. Birkaç yıl önce, Gloria Steinem’e, genç kadınların ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 02-07-2008, 05:23
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 275
Exclamation Toplumsal Cinsiyet Politikaları Üzerinden Küreselleşme

Toplumsal Cinsiyet Politikaları Üzerinden Küreselleşme

Bu yazı, Feministçerçeve 2004'de yer alan "Küreselleşme, Alternatif Küresel Hareket ve Feminist Hareket Üzerine Kadınlar Tartışıyor" dosyasından alınmıştır.


Birkaç yıl önce, Gloria Steinem’e, genç kadınların küreselleşme karşıtı harekete, kadın hareketinden daha çok ilgi göstermesinden endişe duyup duymadığını sordum. Cevabı, “Küreselleşme karşıtı hareket, kadın hare¬ketidir.” oldu.

Kadınların küreselleşme karşıtı hareketin liderleri arasında olduğu âşikar. Kanada’da, bu konuda akla ilk gelen isimler; Naomi Klein ve Kanadalılar Konseyi’nin başkanı Maude Barlow. Uluslararası düzeyde ise Vandana Shiva, Susan George ve Starhawk’u bu listeye ekleyebiliriz. Çok az sayıda kadın liderin görünür olduğu bir dünyada bu, küçük bir başarı sayılmaz.

Küreselleşme karşıtı genç eylemciler arasında, iktidara ve ataerkiye yö¬nelen feminist eleştirilerin, örgütlenme yöntemleri üzerinde derin bir et¬kisi olmuştur. Kuzey’de olduğu gibi Güney’de de kadınlar, taban hare¬keti düzeyinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Buna ek olarak, küresel¬leşmenin kadınlar üzerindeki etkisi, feminist yazarlar ve kadın grupları tarafından belgelenmiştir.
Bununla birlikte, erkek şiddeti ve üremeye dair haklar gibi bizzat kadın¬ları ilgilendiren belirli meselelerin küreselleşme karşıtı hareketin gündemi içerisinde kaybolup gitmesi, çok ciddi bir risk oluşturuyor. Ve belki daha da önemlisi, İkinci Dalga Sosyalist Feministleri’nin zorlu yıllar boyunca geliştirdikleri ataerki ve kapitalizm eleştirisi gözden kaçabiliyor.

Klein’a göre, “Toplumsal cinsiyet ve ırk faktörlerinin ulus-ötesi şirketle¬rin hakimiyetindeki küreselleşme içinde oynadığı role dair oldukça ince¬likli ve karmaşık bir anlayış var. Fakat bu çözümlemenin dışında kalan kadın sorunları kaybolup gidiyor. Ataerki, iktidarla ilişkisi ölçüsünde eleştiriliyor.”

Aslında, ulus-ötesi şirketlerin hakimiyetindeki küreselleşme karşıtı hare¬ket, iktidar eleştirisini erken dönem İkinci Dalga Kadın Hareketi’nden almıştır. Öyle ki, hareketlerini eşitleme uğruna örgütlü yapıları terk eden feministler tarafından yapılan hataların bazıları tekrarlanmaktadır. Jo Freeman, 1972 yılında yazdığı “Yapısızlıkçılığın Zulmü” isimli makale¬sinde, topluluklarda veya anarşistler arasında dile getirilmeyen bir iktida¬rın hâlâ mevcut olduğu şeklindeki gözlemini dile getirmiştir:

“Kadın kurtuluş hareketinin şekillendiği yıllar boyunca -yegâne olmasa da- temel örgütsel model olarak, lidersiz, yapısız gruplara büyük vurgu yapılmıştır. Bu düşüncenin kaynağı, birçoğumuzun kendisini içinde bul¬duğu aşırı yapılandırılmış topluma; bunun diğerlerine verdiği hayatları¬mız üzerindeki kaçınılmaz kontrol yetkisine, Sol’un ve aralarında sözüm ona bu aşırı yapılandırılmışlığa karşı mücadele edenlerin de olduğu ben¬zer grupların süre giden elitizmine karşı doğal bir tepkiydi. Ancak bu ‘yapısızlıkçılık’ fikri, sağlıklı bir yorumlamadan çıkıp kendi başına hareket etme eğilimine kaydı. ‘Bırakınız yapsınlar’
[2] grubu neredeyse ‘bırakınız yap¬sınlar’ toplumu kadar gerçekçidir; söz konusu fikir, güçlü ya da şanslı insanların diğerleri üzerinde sorgulanmayan bir hakimiyet kurması için bahane olmaktadır...”
Otuz yıl sonra ise genç anarşistler, halkın huzurunda konuşma, medyayla görüşme ve yazı yazma gibi geleneksel liderlik davranışlarını eleştirmeye kalkıyor. Klein, bazı çevrelerde şunu gözlemlemiş: “Bu konulara değer verdiğinizi itiraf etmenize izin verilmiyor, dolayısıyla bu konuda bir eği¬tim de yok. Yine de, birilerinin bunları yapması lazım ve doğal olarak işi bu konuda becerisi olanlar yapıyor ve genelde de bu kişiler erkekler olu¬yor.”

Sonuç olarak, hareketin içindeki bazı kadınlar kendi katılımları hakkında derinlemesine düşünüyor. Eylemci Krystalline Kraus, yakınlarda ‘rabble.ca’da yayımlanan bir yazıda; gösterilerde maskelerle ve tamamen siyahlar içinde yürüyen militan anarşist grup Black Block (Kara Blok)’la yaşadığı tecrübeyi anlatır.

Kraus, “Kara Blok’u oluşturmada ‘kenetlenmek,’ büyük bir eşitlenme sağlıyor. Herkes aynı görünüyor -hepimizin saçı saklanmış, yüzlerimiz maskelerle gizlenmiş bir halde; ben, bütünle beraber hareket eden bir varlıktan ne daha fazla, ne de daha azım...”diye yazar.
“Maske çıkınca sorunlar da başlıyor. Şiddet kullanma/kullanmama mev¬zuu etrafında gelişen tartışmalarda genellikle iki erkek birbirine bağırır¬ken kadınların konuşma fırsatı yakalayamaması, bir sürpriz değil. Elbette, kadınlar harekette popüler bir yer ediniyorlar ama bazı konular bizim için hâlâ tabu. Ve hâlâ sokaklara hükmeden maşizm yüzünden -özellikle bir ayaklanma sırasında- kadınların söylemesi gereken sözler, göz yaşar¬tıcı gazın sisi içinde kayboluyor.”

Kraus bir röportajda, siyasi toplantılarda kadınlar komitesi ihtiyacı baş gösterdiğinde, kadınların genellikle hareketi bölmekle suçlandığını söy¬ledi. “Hepimizin eşit olduğu var sayılıyor; eğer hâlâ eşit olmadığımızı ileri sürerseniz, bölücü olmakla suçlanıyorsunuz.” diye açıklıyor. Bu durum, sol hareket içinde feminizmin meselelerini tartışmaya açmak için yıllarca mücadele veren kişilere maalesef çok tanıdık geliyor.

Geçtiğimiz yaz Papa, Toronto’ya geldiğinde, küreselleşme karşıtı eylem¬ciler fakirliği ve evsizliği protesto etmek için Pope Squat
[3]’ı desteklediler. “Kiliseye Meydan Oku[4]” adlı bir grup, prezervatif dağıtarak cinsellikle il¬gili bazı sorunları gündeme getirdi ama Vatikan’ın kadın haklarına dair politikalarını sadece bir avuç eylemci protesto etti.
Son on yıl boyunca, Birleşmiş Milletler’in neredeyse her toplantısında Vatikan, kadın haklarındaki ilerlemeyi durdurmak için diğer muhafazakar güçlerle ittifak kurdu. Vatikan, insan haklarının gündemi oluşturduğu 1993’teki Viyana konferansında, kadın haklarının insan hakları olarak ta¬nınmasına karşı bir seferberlik başlatmak için BM’deki gözlemci statü¬sünü kullandı. 90’lar boyunca Vatikan, kadınların üremeye dair hakları¬nın BM belgelerinde gündem olarak yer almasına engel olmak için mu¬hafazakâr güçlerle yapılan koalisyona öncülük etti.

Ne tuhaftır ki, bu uluslararası toplantılarda, ulus-ötesi şirketlerin hakimi¬yetindeki küreselleşmeye ve kadınların eşitliğine karşı çıkanlar genellikle aynı güçlerdir. Benzer şekilde, ticaretin serbestleştirilmesini en çok des¬tekleyen güçler, kadın haklarını desteklediğini en fazla iddia eden güçler¬dir.

Yeni bir Çağ için Kadınlarla Gelişim Alternatifleri (Development Alternatives with Women for a New Era –DAWN)’den Gita Sen, “Toplum¬sal Cinsiyet Adaleti ve Ekonomik Adalet” adlı yazısında; “bazı kadınlar için, bir taraftan, küreselleşmiş dünya ekonomisini destekleyip teşvik edenlerle geleneksel ataerkil düzenin bozulmasını destekleyenlerin aynı olması oldukça ironik bir durum. Diğer taraftan küreselleşmeye karşı çı¬kanların bazıları bunu, kadınlar üzerinde güçlü bir baskı kuran değerler ve denetim sistemleri adına yaparlar. Bu yüzden giderek küreselleşen ve aynı zamanda kadınların kendi kaderini tayin hakkını sistematik bir şe¬kilde hedef alan ahlâki muhafazakârlığın çeşitli biçimlerinin çoğalmasına tanıklık ettiğimiz bir dünyada, kadınların yapması gereken hem ekono¬mik adalete hem de toplumsal cinsiyet adaleti duyduğumuz ihtiyacı bir¬likte savunmaktır.”

Bu çelişkinin en dramatik örneği, ABD güdümlü Afganistan işgaliyle oluştu. O zamanlar davetlisi olarak katıldığım Winnipeg CBC radyosuna telefon eden bir kişi, ABD Başkanı George Bush’un Afganistan’a saldırı¬sını desteklemediğim için beni fena halde azarlamıştı. “Bir feminist ola¬rak”, dedi, “kabul etmelisiniz ki bombalamalar olmasaydı kadınlar orada köle olarak kalacaklardı.”

Afganistan’daki kadınların savaştan sonra daha iyi durumda olup olma¬yacakları, yoruma açık bir meseledir. Ancak Birleşik Devletler’in ezilen kadınların kurtarıcısı olduğunu iddia etmesi ABD’nin yönlendirdiği ve Taliban gibi köktenci rejimlerin güçlenmesini sağlayan koşulları yaratan, ulus-ötesi şirketlerin hakimiyetindeki küreselleşmenin tarihiyle çelişir. Suudi Arabistan’a verilen ve cinsiyet ayrımcılığının en az Taliban reji¬mindeki kadar şiddetli olduğu ABD desteğinden bahsetmiyorum bile. Yine de, dışarıdan bakıldığında, Amerika Afganistanlı kadınların özgür¬leşmesine yardım ediyormuş gibi gözüküyor.

Bu arada, Orta Doğu, Asya ve Afrika’daki anti-feminist odaklar, neoliberalizm karşısındaki muhalefetlerinden güç almayı sürdürüyor. Orada, feminizm ve ekonomik özgürleşme Batı toplumunun ikiz şey¬tanları olarak görülüyor. Güney’deki feministler her iki ucun da barındır¬dığı tehlikelerin farkındalar -bir tarafta neoliberalizm, diğer tarafta köktendincilik. Kuzey’de, küreselleşme karşıtı hareketin içindeki femi¬nistler ise, köktencilik meselesine çok fazla enerji ayırmıyorlar.

Klein, “Din, hareket için büyük bir kör nokta olmuştur” diyor. “Kök¬tenciliğin kendisi ataerkinin en büyük dışavurumudur. 11 Eylül’den bu yana ekonomik köktencilik ve köktendincilik konusunda küçük adımlar atıldı ama hâlâ gidecek çok yolumuz var.”
Küresel Kadın Hareketi, geçtiğimiz Şubat ayında Brezilya’nın Porto Alegre şehrinde düzenlenen Dünya Sosyal Forumu gibi toplantılarda temsil edilen ‘hareketlerin hareketi’ne kuşkusuz tam katılım göstermek¬tedir. Orada, dünyanın dört bir yanından 60.000 kişi -%40’ından fazlası kadın olmak üzere- neoliberalizmin alternatiflerini tartışmak için bu¬luştu. Dünya çapındaki “Köktenciliğe Karşı Sesini Yükselt[5]” isimli kam¬panyada, sembol olarak iri dudaklar kullanıldı. Yine de yüzlerce semi¬nerde ve atölye çalışmasında, toplumsal cinsiyet analizi veya köktendinciliğin kadınların yaşamı üzerindeki etkisiyle ilgili çok az tar¬tışma oldu. Bunun yerine kadınlar, konferans koridorlarında gösteriler yaparak, tiyatro oyunları sergileyerek ve bireysel tanıklıkların aktarımı aracılığıyla sorunlarını dillendirdiler.

Esas olarak Brezilyalı kadınlardan oluşan Dünya Kadın Yürüyüşü

Dünya Sosyal Forumu’ndan sonra yayımlanan bir bildiride, DAWN, toplumsal cinsiyet meselelerini ele almak için yılda bir defa yapılan bu etkinliğe, meydan okudu. Kadın grupları, “Maalesef hâlâ, küresel dü¬zeyde ve diğer düzeylerde, toplumsal cinsiyet eşitliğine dair duyarlılık ge¬liştirmemiş, sorumlulukları zayıf, inançları ve siyasi pratikleri ataerkillik yüklü çok fazla kişi var” şeklinde konuştular. “Ancak uzun zamandan beri, ilerlemeci gelişime dayanan sivil toplum örgütleri arasındaki eğilim bile, toplumsal cinsiyet eşitliği adına mücadele etmeyi, tek başına kadın örgütlerine bırakmak yönünde.”

Dünya Kadın Yürüyüşü’nün kurucularından Lorraine Guay da aynı fi¬kirde: “Erkeklerin de ataerkiye karşı mücadele etmesi gerekiyor; bu, sa¬dece kadınlara bırakılamaz. Vandana Shiva gibi feminist liderlerin varlı¬ğına rağmen, bence ataerkinin siyasi çözümlemesi, Yeni Sol’un siyasi çö¬zümlemesinde dışarıda bırakılmıştır.”

Ulus-ötesi şirketlerin hakimiyetindeki küreselleşme daha da militarize ol¬dukça, ataerki ve kapitalizmin ortak bir eleştirisinin yapılması daha çok önem kazanıyor. Kuzey Amerika ve Avrupa’da küreselleşme karşıtı ha¬reketin belkemiğini oluşturan kadınlar, henüz bu konuları Güney’deki kadın grupları kadar ağırlıklı olarak gündemlerine almadılar. Bunun bir sebebi, Kuzey Amerika’daki bağımsız kadın hareketinin son on yılda gü¬cünü kaybetmesi olabilir.

Son yıllarda kadın hareketinin muazzam kazanımlar elde ettiği Amerika kıtasında, neoliberalizmin yükselişine, feminizm karşıtı vahşi bir tepki eşlik etti. Feministler daima daha güçlü toplumsal programlar talep et¬tikleri için, feminizmi marjinalize etmek ve zayıflatmak; vergilendirmeyi azaltıp kârı arttırmak amacıyla toplumsal programlarda kesintiye gitme yolları arayan neoliberalizme yardımcı, önemli bir ideolojik araçtır.

Ancak buna hareket içinde de bir tepki oluşmuştur. Birçok defa, solcu erkeklerin kimlik politikalarının solu mahvettiğini söylediğini duydum. Kimlik politikalarının bizi birleştirenlerden ziyade bölenler üzerinde ni¬çin yoğunlaştığı konusunda çok az soru soruluyor. Bununla beraber, ka¬musal politikalarımızın ve yasalarımızın kadınları ve erkekleri; renkli in¬sanları ve beyaz ırka mensup olanları; zenginleri ve fakirleri; eşcinselleri ve heteroseksüelleri farklı şekillerde etkilediği gerçeği bâkidir ve bizim politikamız bu farklılıkları yansıtmalıdır.

Küreselleşme karşıtı hareket, birçok açıdan feminizm kültürünü kucak¬ladı ama feminist politikaları tam olarak bünyesine dahil etmedi. Kadın¬ların bireysel olarak ataerkiyle veya hareket içindeki erkek egemenliğiyle ilgili meseleleri gündeme getirmesi yeterli değildir. Bu sorunları dile geti¬ren kadınların güçlü toplumsal cinsiyet çözümlemeleri yapması da yeterli değildir. Küreselleşme karşıtı hareket içinde güçlü bir kadın hareketi ol¬madığı sürece, kadın eşitliğine dair meseleler politik gündemden düşecek ve ataerki varlığını sonsuza dek sürdürecektir.
[6]’nü görmek ilham verici olsa da, ulus-ötesi şirketlerin hakimiyetindeki küre¬selleşmeye dair toplumsal cinsiyete dayalı bir çözümlemenin foruma ka¬tılan birçok hareketin gündemine girmemiş olması moral bozucuydu.
________________________________________
* “Lip service: The Anti-Globalization Movement on Gender Politics.” Herizons. Sonbahar 2002.
[1] Judy Rebick, www.rabble.ca’nın yayımcısı ve Kanada’daki Kadınların Statüsü Konusunda Ulusal Eylem Komitesi’nin (The National Action Committee on the Status of Women in Canada) önceki başkanıdır. (ç.n.)
[2] Laissez-faire
[3] Ontario’da evsizlerin barındığı bir binanın adı.”Pope” “Papa” anlamına gelir. Polisin bi¬nayı boşaltmasını protesto etmek için yapılan eylemler de aynı adla anılmaktadır. (ç.n.)
[4] Challenge the Church
[5] Speak Out Against Fundamentalism
[6] World March of Women
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
cinsiyet, kuresellesme, politikalari, toplumsal, uzerinden


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Enternasyonal ve Küreselleşme Kavramları marxist Biri Bana Anlatsın 3 06-09-2008 01:23
Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddeleşmesi kurtulush Köşe Yazıları 0 01-07-2008 16:25
Küreselleşme Nedir ? kurtulush Serbest Kürsü 0 19-06-2008 18:31
IMF Politikaları Mental Serbest Kürsü 5 23-03-2007 11:50


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:01 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org