Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü > Köşe Yazıları

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddeleşmesi

Köşe Yazıları içerisinde Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddeleşmesi konusu: Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddeleşmesi Zeynep Direk’in derlemesini yaptığı metinde Judith Butler’ ın ‘’Maddeleşen/Dert Olan Bedenler ( Bodies That Matter )’’, ‘’Toplumsal Cinsiyet Belası ( Gender Trouble )’’ adlı kitap ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 01-07-2008, 16:25
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 274
Exclamation Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddeleşmesi

Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddeleşmesi

Zeynep Direk’in derlemesini yaptığı metinde Judith Butler’ ın ‘’Maddeleşen/Dert Olan Bedenler ( Bodies That Matter )’’, ‘’Toplumsal Cinsiyet Belası ( Gender Trouble )’’ adlı kitap ve ‘’Olumsal Temellereminizm ve Postmodernizm Sorusu’’, ‘’ Toplumsal Cinsiyet Yanıyor: Sahiplenme ve Yıkma Sorunları’’ adlı makaleleri üzerinden toplumsal cinsiyet ve bedenin maddeleşmesi sorgularına değiniliyor. Judith Butler, cinsel kimliğin -toplumsal cinsiyetin(gender)- kuruluşunda belirli normların -mesela kadınların çocuk doğurmaları gerekliliğiyle ilgili norm- söylem ve kurumların etkinliğini savunan -ve bu açıdan gayet Foucault’ cu olan- beden algısında da bazı özsel unsurların değil, bu normların belirleyici olduğunu söyleyen feminist kuramcı olarak tanınıyor.
Konuya girmeden evvel toplumsal cinsiyet kavramını biraz irdelemeyi, içeriğe ışık tutması açısından yararlı buluyorum. Toplumsal cinsiyet kavramı genel geçer bir tabirle, cinsiyetin tanımıyla başlayarak ikisi arasındaki karşılaştırmadan türeyen, kadının ve erkeğin toplumsal ve kültürel olarak belirlenen toplumsal rol ve sorumluluklarını ifade eden, biyolojik farklılıklardan dolayı değil, kadın ve erkek olarak toplumun bizi nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davranmamızı beklediği ile ilgili bir tanımdır. Kavrama göre, eril ve dişi insan varlıkları arasında bir ayırım yapıldığı zaman ayırımın biyolojik olarak açıklanması gerektiği düşünülür, fakat toplumsal cinsiyetten söz edildiğinde, kadın ve erkek kavramlarının sosyo-kültürel belirlenimleri dikkate alınır. Başka bir deyişle, cinsiyetin biyolojik olarak verilmiş olduğunu, buna karşın toplumsal cinsiyetin sosyal olarak inşa edildiğini ima eden kavram, erkeklik ve dişiliği belirlemede, doğuştan getirilen bedensel farklılıklara bağlanamayan tüm etmenlerin, fakat özellikle de sosyal ve kültürel etmenlerin önemini vurgular. Feminist düşüncenin bir katkısı olan toplumsal cinsiyet kavramı, cinsler arasındaki toplumsal ayrımcılığa karşı, sadece kültürel değişim yoluyla mücadele edilebileceğine dikkat çekmesi bakımından önem taşır.
Zeynep Direk derlemesinde toplumsal cinsiyeti Judith Butler üzerinden okumamıza olanak tanıyor. Yazarın ‘’ Maddeleşen Bedenler’’ adlı eserinden söz ederken, eserin en önemli yanının, cinsiyetin inşa edilmiş olmasını, onun varlığımıza işlemiş,yaşanan,harekete geçirici bir kurgu olduğunu hesaba katarak,ırksal farklılıkla kesişimi içinde göz önüne alarak düşünmeyi hedeflemesi olduğunu vurguluyor. Butler’ a göre ırkı kısmen ırkçılık, cinsiyeti cinsiyetçilik, eşcinselliği de homofobi inşa etmiştir. Bu noktada ‘abjection’ (dışa atma) deyimi yerini buluyor. Norm olan bedenler inşa edilirken, birtakım bedenler de dışa atılır. Reddin itme, gülümsemenin alay, yabancının selamı hak etmediği bir muameledir bu ve bu durumun felsefi çözümlenmesi gereğinin kabul edilmesinde Judith Butler’ın düşüncesi önemli bir dönüm noktası olarak vurgulanıyor. Butler’ a göre, anlaşılırlığın sınırında inşa edilmiş bedenler, aynı zamanda bir yeniden anlamlandırma imkanının açıldığı, kendilerini kuran yasaya itiraz edebilme imkanının mekanı olan bedenlerdir. Bunu ‘’Maddeşen/Dert Olan Bedenler’’de ‘queer’ terimiyle ilişkili biçimde kullanıyor. Queer terimi türkçeye çevrilmeye çalışıldığında, garip, tuhaf, acaip gibi sözcüklerle karşılık buluyor. Yazar kitabında yeniden anlamlandırmayla ‘queer’ terimini ilişkilendirirken, queer kavramının da tıpkı ırk kavramı gibi abject olanın bir yeniden anlamlandırmanın alanı haline gelişi açısından ilgi çekici olduğu göze çarpıyor ve böylelikle bütünselleştirici ve dışlayıcı kimliklere karşı çıkan bir düşüncenin ana kavramlarından birisi haline geliyor.
Bir başka düşünür Foucault’ ysa cinsellik, akılsallık ve özneliğin inşasını tartışmasıyla ‘queer’ kuramının yolunu açan düşünürdür. Görüşü, normalliğin iktidar tarafından inşa edildiği, ontolojik veya doğal bir zorunluluk taşımadığı, aksine olumsal olduğu, çeşitli tarihsel dünyalarda farklı görünümler içinde belirdiği yönündedir.
Feminist söylemler, toplumsal cinsiyet kavramını açıklarken, biyolojik cinsiyet ile tarihsel, toplumsal ve kültürel olan toplumsal cinsiyet arasında zorunlu bir bağ olduğunu yadsımışlardır. Bu görüş sonrasında, biyolojik cinsiyetin dişi ve eril olarak ikiyle sınırlanmasının doğal olarak verili olduğu, ancak toplumsal cinsiyetin iki ile sınırlandırılamayacağı yönüne dönecektir. O halde cinsiyet iki ile sınırlı olduğu halde, toplumsal cinsiyet sonlu bir sayıyla sınırlandırılabilir değildir. Bu noktadan itibaren Foucault ve Butler’ ın tartışmaya büyük katkılarının ve yeniliklerinin olduğunu söyleyebiliriz.
Butler’ ın Foucault’ ya katıldığı nokta, Foucault’ ya göre bedenin ona doğal ve özsel bir cinsiyet fikri yükleyen bir söylem tarafından belirlenmesinden önce cinsiyetli bir varlık olmadığıdır ve bedenin, söylem içinde ve iktidar ilişkileri bağlamında cinsiyetli bir varlık olma anlamını kazandığıdır. ‘’Toplumsal Cinsiyet Belası’’ nda Butler Foucault’ yu, marjinal cinsellik biçimlerini kültürel olarak kavranılamaz duruma düşüren kuramları eleştirmek için kullanır. Foucault, cinselliğin bir boydan diğerine katedilen bir alan olduğunu göstererek yasadan önce veya sonra cinselliği açıklama iddiasında olan kuramlara eleştirel biçimde bakmamızı sağlar.
Butler’ ın Foucault’yla ayrıştığı nokta, onun kendi söyleminin de yer yer özgür bir cinsellik ya da özgürleşebilecek bir cinsellik hayaline kapılıyor olmasıdır ki iktidar ilişkilerinden bağımsız bir cinsellik olamayacağından kendisiyle çelişir. Foucault’ nun, ‘’Cinselliğin Tarihi’’ nde verdiği Herculin Barbin örneğinde bunu açıkça görebiliriz. Herculin Barbin doğduğunda kız olarak vaftiz ediliyor. Fakat yirmili yaşlarına geldiğinde din adamları ve doktorlara ettiği itiraflar sonucunda yasa tarafından cinsiyetini kadından erkeğe değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Sonuç olarak Herculin’ in cinselliğini bu iktidar ilişkileri inşa etmekte ve mahkum etmektedir. Buna karşılık, Butler da Foucault’ nun karşı penceresinden Herculin’ in güncelerini okumaya girişir ve cinsiyet kategorisinin ve dişi ve eril olarak heteroseksüel biçimde ikiye bölünmüş cinsiyetin, toplumsal cinsiyetlendirme mekanizmalarının ve süreçlerinin zemini ya da temel varsayımı olduğunu savunur. Böylelikle bir anlamda cinsiyet kategorisi ile cinsiyet-toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımı çökertir ki bunlardan ilki biyolojik ikincisinin kültürel olduğu tezdir. Böylece inşa edilmemiş bir doğal alan olarak biyolojik olanı yitiririz.
Judith Butler ‘’Maddeleşen/Dert Olan Bedenler’’ de dert veya mesele olan bedenleri yani heteroseksüel normativitenin dışlayarak kurduğu bedeni öne çıkarır ve bu queer örneğin ‘örneksel’ olmayışını düşünmek suretiyle bedenin yasayla ilişkisinde nasıl maddeleştiğini açıklamayı vaat eder. Eser hem anlaşılırlığın sınırlarındaki bedenleri düşünmeyi deneyecek hem de söylemin ötesinde bir şey var mı sorusuna bir yanıt vermeye çalışacaktır. ‘Toplumsal Cinsiyet Yanıyor’ bölümüne yoğunlaşıldığında bedenin yasayla ilişkisinde maddeleştiği tezi göze çarpar. Althusser’ in ‘’interpellation’’ yani çağırma, sorgulama kavramı uyarınca, özneyi toplumsal olarak inşa eden hitap polisinkidir. Polis ‘’hey sen!’’ dediğinde, hitap ettiğine yasayı temsil ederek seslenmekle kalmaz, yasayı seslendiğiyle bağlar, onu yasaya sokar aynı zamanda. Polisin azarlayan hitabı özneyi baskı altına alıp denetlemekle kalmaz, öznenin toplumsal ve hukuki olarak oluşturulması işinin çok önemli bir parçasıdır şeklinde yorumlanıyor. Zira yasayla, yalnızca denetlenip, onu ihlal ettiğimizde cezalandırılmakla kalmayız, bu ilişki bizi kendi öznesi olarak oluşturur, biçimlendirir, kurar.
Butler’ a göreyse özne, aynı zamanda ‘’tabi olan’’ demektir. Öznelik verili bir şey değildir, yasayla karşılaşma, iktidarla ilişki kurma şartına dayanır. Özneyi özne yapan yasadır, iktidardır,onun tarafından tanınmış olmaktır ki bu da ona boyun eğmiş olmak anlamına gelir. Öznenin konuşan olabilmesi, söz alabilmesi öncelikle tabi olmasına, egemenliğini yitirmiş olmasına dayanır.
Öte yandan öznelik konumunu işgal edemeyenler her zaman vardır. Yasanın ve iktidarın dışladıkları, konuşma hakkı vermedikleri, söz alamayanlar ve işitilmeyenlerdir bunlar. Birileri özneyse ve iktidarsa mutlaka başka birilerini dışlamak koşuluyla kurulmuştur bu kimlik. Buradan çıkarabiliriz ki özne, yasa koyucu iktidar tarafından üretiliyor. Nitekim Butler da Foucault’ ya dayanarak feminist söyleme verdiği cevapta bunu vurgulamıştır.
Sonuç olarak feminist kuramın öznesi de temsil politikasının ürettiği bir şeydir ve kuruluşunu sağlayacak olan politik sistem tarafından söylemsel bir biçimde kurulur. Bu sistemin kendisi de tüm toplumsal cinsiyetlendirme mekanizmalarıyla beraber heteroseksüel bir iktidar ya da tahakkümdür ki ürettiği öznenin eril olduğunu varsayar. Yani bu sistemin kadınları özgürleştireceği iddiası da ancak bir safsatadan ibaret olabilir diye yorumluyor Zeynep Direk.
‘’Maddeleşen/Dert Olan Bedenler’’ de Judith Butler, tarihi bir abjection tarihi olarak okuyor ve yeniden anlamlandırma imkanlarını sorguluyor. Tarihi abjection tarihi olarak okumak, söylemin bedenleri incittiğini, bazı bedenleri eldeki varlık bilimlerin, anlaşılırlık şemalarının sınırlarına yerleştirdiğini öne sürmektedir. Öyleyse abjection tarihi olarak tarih sorunu, toplumsal cinsiyetlendirme pratiğiyle doğrudan ilişkilidir. Toplumsal cinsiyetlendirme cinsiyetin maddeleşmesini üreten normatif ve zorlayıcı bir pratiktir. Butler, ‘’Cinsiyet, toplumsal cinsiyetin atıl etki alanı değil, toplumsal cinsiyetin ürettiği bir kurgudur’’ derken, cinsiyetin bir kurgu olduğunu söylemek, onun gereksiz bir fantezi, onsuz yapılabilir bir varsayım, bir yalan olduğunu söylemek değildir diye ekliyor ve bu tarz anlaşılmalara karşı çıkıyor. Butler, inşa kavramını, Derrida’ nın yineleme kavramını ödünç alarak yenilemeyi deniyor ve maddeselleşmeyi, toplumsal cinsiyet normlarının yinelemek suretiyle maddeleşmeyi düzenleyen iktidarın bir sonucudur ve düzenleyici iktidar bedeni maddeselleştirir, yani maddeselleşmeyi üretir şeklinde yorumluyor.
Sonuç olarak Butler, bedeni, ruhun ya da maddi olmayan bir istemin aracı olarak düşünmeyi reddeder. Bedenin toplumsal cinsiyetlenme, ırksallaşma, bir sınıfa ait olmadan önce anlam ifade eden bir varoluşu olduğu söylenemez. Beden toplumsal cinsiyetin, ırkın, sınıfın işaretlerini performatif biçimde kazanarak beden olur.
Derleyici Zeynep Direk’ e göreyse bedenin yasayla maddeleştiği tezi verimli bir tezdir. Ancak cinsiyetli bedenin biyolojik bir veri olarak ele alınmasının reddi, bedenin fenomenolojik bir araştırmasının gerekli olduğuna işaret etmektedir.

Kaynak: Erilkent.blogspot'tan alıntılanmıştır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bedenin, cinsiyet, maddelesmesi, toplumsal


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi kurtulush Edebi Mevzular 0 19-06-2008 03:26
Toplumsal Siniflasma IKNATON Sosyoloji & Psikoloji 0 16-10-2007 16:25
Toplumsal Teori Olarak Postmodernizm non serviam Felsefe 1 15-10-2007 02:40


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:55 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org