Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü > Köşe Yazıları


Ulusalcı şehir efsanelerimiz

Köşe Yazıları içerisinde Ulusalcı şehir efsanelerimiz konusu: -Ulusalcı şehir efsanelerimiz.(Baskın Oran) Bir ara, “Sinema koltuklarına AİDS’li iğne sokuyorlar, oturana battı mı AİDS oluyor” meşhurdu. Sinemaya gitmekten vazgeçen oldu, dalga geçen çok oldu. Şimdi dolaşan haberler farklı. Çünkü ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 19-06-2008, 14:43
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 275
Talking Ulusalcı şehir efsanelerimiz

-Ulusalcı şehir efsanelerimiz.(Baskın Oran)
Bir ara, “Sinema koltuklarına AİDS’li iğne sokuyorlar, oturana battı mı AİDS oluyor” meşhurdu. Sinemaya gitmekten vazgeçen oldu, dalga geçen çok oldu. Şimdi dolaşan haberler farklı. Çünkü bunlar ülkemizin bölünmez bütünlüğüyle ilgili. İki tanesini aşağıda vereyim de tüyleriniz diken diken olsun. Mülkiyeli sınıf arkadaşım büyük harflerle “ÇOK ÖNEMLİ LÜTFEN OKUYUN VE DAĞITIN” demiş:
“Diyarbakır’da bir resmî bina inşaatı. Önündeki tabelada şunlar yazıyor:
Diyarbakır İstinaf Mahkemesi Binası İnşaatı. Construction of Appeal Building Diyarbakır.
Hibe Sözleşme bedeli: 7 milyon 284 bin Euro.
Financed by (Parayı veren): European Union (Avrupa Birliği)
Faydalanıcı: T.C. Adalet Bakanlığı (Republic of Turkey, Ministry of Justice)
Şu anda ülkemizde istinaf mahkemeleri yoktur. AKP hükümeti bu mahkemeleri kurmak için yasa tasarısı hazırlamaktadır. Tesadüf bu ya; bu mahkemelerin kurulmasını AB de ısrarlı bir şekilde istemektedir. AB’nin projesi ülkemizin bölünmesi sonrası, bu mahkemelerin eyalet mahkemeleri olarak kullanılmasıdır. AB bunu açık açık dile getirmektedir. AB sonuçtan o kadar emindir ki, 7 milyon euroyu bir çırpıda bağışlamış, mahkeme binasının inşaatına bile başlamıştır. Üstelik nerede? Tesadüf bu ya; yine Diyarbakır’da. Özgür ülkemin, özgür meclisinin, özgür insanları. Özgür ülkemde özgür meclisimin kararı bile olmadan, yasası bile olmadan, özgür ülkem daha bölünmeden, AB bu mahkeme inşaatını nasıl yaptırabilmektedir? Lütfen, gönderebileceğiniz herkese gönderin, lütfen.
Artık son şanslarımız…”
Bu canhıraş çığlığa bir diğer sınıf arkadaşım başka bir uyarıyla katılıyor: “Uzağa gitmeyin arkadaşlar. Aynı inşaat ve tabela Ankara-Söğütözü’nde.”
Bu habere Hürriyet'ten de ulaşabilirsiniz. Sanırım ilk defa, Yeniçağ gazetesinden naklen Emin Çölaşan yazmıştı (01.04.07).
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 19-06-2008, 14:44
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 275
Exclamation İşte tam “şehir efsanesi” denen şey. Gerçek durumsa şöyle:

İşte tam “şehir efsanesi” denen şey. Gerçek durumsa şöyle:
1) Çoktan kuruldu bu mahkemeler. 26.09.2004’te kabul edilen ve Resmî Gazete’nin 07.10.2004 tarih ve 25606 sayılı nüshasında yayınlanan 5234 sayılı yasayla: “Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adli Mahkemeleri Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun”. Bütün Avrupa ve KKTC’de vardı, bizde de oldu. Gerekçesi, Yargıtay’ı boğan iş yoğunluğunu azaltmak. Kimi nispeten önemsiz (örneğin, 1000 YTL’nin altındaki) davalar Yargıtay yerine buraya gidecek. Aynen, artık Danıştay yerine Bölge İdare Mahkemeleri’ne gittiği gibi.
Geçici Md. 2 Adalet Bakanlığı’na bu iş için 2 yıl süre vermişti. Oysa AB’ye verilen projeler hemen sonuçlanmadı, biraz da lâgarlık oldu, binalar vs. yapılamadı, bunun üzerine uygulama 2010’a ertelendi. Olay bu.
2) Eyaletle ilgisi yok. Bütün önemli merkezler gibi Diyarbakır’da da yapılıyor. Ankara-Söğütözü’nde de. İstanbul’da da. Diyarbakır deyince, demek ki Kürtler Ankara’yı da almaya kararlı! Ağzımdan yel alsın yarabbi, şu mübarek Ramazan gününde…
Hatay Suriye’ye, GAP İsrail’e
Ortalıkta fıldır fıldır dolaşan ikinci şehir efsanesi, yabancılara mülk satışı konusunda. Burada da ülkemizin bölünmez bütünlüğü söz konusu olduğu için ulusalcılarımız bizi en çok iki konuda uyarıyor:
1) Ata yadigârı Hatay elden gidiyor. Hatay’da toplam 120 milyon metre kare Suriyelilere satıldı.”
Maalesef burada da ulusalcılarımızda birazcık bilgi eksikliği mevcut: Hatay’ın Türkiye’ye iltihak ettiği 1939’dan beri Suriyelilere tek bir santimetre kare satılmadı. Bu mülkiyet tablosu o tarihte Suriye vatandaşlığını seçenler nedeniyle.
2) GAP elden gidiyor. İsrail GAP’tan sürekli toprak satın alıyor. Bunlar yarın buralarda egemenlik iddiasında bulunurlar. Yahudiler vaktiyle Filistin’de öyle yapmıştı.
Burada da bir tuhaflık var. Tapu-Kadastro Gn. Md. M.Z. Adlı’nın açıklamalarına göre Gn. Kur., MİT ve MSB araştırma sonuçları hiçbir İsraillinin GAP’tan taşınmaz almadığını gösteriyor. Bunlar 82’si İstanbul’da olmak üzere Türkiye’de toplam 133 taşınmaz almışlar (T.Işık, Radikal, 11.12.2004). “Efendim, Yahudiler kurnaz. Türk vatandaşları adına alıyorlar”. Eh, birader, yapıyorlardır köftehorlar. Ne Yahudi’dir onlar. Ne Sabetaycıdır onlar. Her şey beklenir onlardan…
Sonuç: Yine paranoya
Sıcak döviz girişi durduğu an allakbullak olacak bir ekonomiyle yaşıyoruz. Bu yolla son dört yılda giren döviz 7.1 milyar dolar (Y.Törüner, Milliyet, 11.08.07).
Ve bu kalıcı döviz. Gidici değil. Yabancıların spekülatif sermayeyle geldiğini, deve yüküyle faiz götürdüğünü, üstelik de bir kriz anında hemen alıp götürerek ekonomiyi batırdığını söylüyoruz, ki tastamam doğru. Ama öbür yandan da yabancıların, alıp götürmesi en zor olan taşınmaz mülkiyeti edinmesini “ülkeyi satmak” sayıyoruz.
Acaba kimi insanlarımız “mülkiyet” ile “ulusal egemenlik” kavramlarını karıştırıyor olmasın? Böyle bir endişe varsa, onun da çaresi var: Dikkat ederiz ki yabancılar topraklarını bavula koyup götürmesinler. Veya, sayfiye evlerinde Bağımsız Cumhuriyet ilan etmesinler.
Bu şehir efsanelerinin özeti: Kürtler ülkeyi bölmeye gidiyor, AB buna yardımcı oluyor, ülkemiz parça parça satılıyor, bu parçalar üzerinde yeni ülkeler kurulacak.
Ben de Prof. Şerif Mardin gibi ihtiyatlı olayım: Ülkenin elden gitmesinden korkanlar haklı da olabilir. Çünkü 28.07.07 tarihli Radikal’de çıkan bir habere göre topraklarımız üzerinde “İlk İrlanda Kolonisi” kuruldu bile. Kuşadası’nda “eski çöplük mevkiinde” toprak almışlar, tapuları dağıtmışlar. İki havuz, bar, restoran, spor merkezi ve futbol sahası da yapmışlar. Nasılsa denize kıyıları da var; bunlar yakında elektriklerini de kendileri üretir, kuyularını açar, sonra da bağımsız cumhuriyet ilan ederler. Bakın, açık havada sigara içmeyi bile yasaklamışlar. Küstahlığa bak.

Kaynak: ulusalci
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 19-06-2008, 14:45
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 275
Wink Ulusalcılık hastalığının semptomları:

Ulusalcılık hastalığının semptomları:

1-Aşırı bir Atatürk takıntısı. Atatürk’ün normal bir insan olduğunu kabul etmeyi reddetme. Onu neredeyse peygamber düzeyinde ulaştırma ve ona tapınma ihtiyacı.

Bu tapınmaya kendilerini adayanlar neredeyse bir tarikat gibi davranıyor. Bu tarikatın kendine özgü tapınma ritüelleri bile var. Bu tarikata üye insanlardan biriyle konuşurken, Atatürk’ün adı geçince o insanın bakışlarının değiştiğini resmen görebilirsiniz. O bakış, düşünme melekesinin kaybı ve yerine tapınmadan gelen irrasyonel düşünce anlamına geliyor. Bu sendrom aynen aşırı dindar insanların bakışlarına ve davranışına benzer.

2- Bu tarikattaki insanlar, aynen dünyanın sonunun geldiğine kendini inandırarak çıldıran tarikattaki insanlar gibi Türkiye’nin sonunun geldiğine kendilerini inandırarak çıldırmışlardır. Aslında ‘Çılgın Türkler’ bağlantısı da budur.

Dünyanın sonunun yaklaşmakta olduğuna kendini inandırarak çıldıran tarikatın üyeleri gerekirse panikleyerek kendilerini öldürebilirler. Tarihte dünyada kitle ölümlerinin yaşandığı tarikat intiharları vardır. Türkiye’deki ‘ulusalcılık tarikatı’na mensup insanlar her an sonun yaklaştığı inancıyla gündelik yaşamlarını sürdürürler. Her türlü çılgınlığı yapmaya hazırdırlar. Gerekirse suç ve cinayet de işlerler. Çünkü sonun zaten gelmekte olduğuna kendilerini inandırmış oldukları için öldürdükleri insanın ve kendi hayatlarının bir değeri yoktur gözlerinde. Rahatlıkla başkalarını da kendilerini de harcarlar.

3- Ulusalcı tarikat, hayatı aşırı dindarlara özgü bir fantastik tablo içinde algılar. Onlara göre de dünyada iyi ile kötü arasında final mücadele yaşanmaktadır. Onlara göre karşılarındaki güç şeytandır. Bu, final mücadelesidir. Çünkü yapılan mücadele onların kafasında Türkiye’nin sonunun gelip gelmeyeceğini belirleyecek nihai kavgadır. Ölüm kalım meselesi, nihai kavga haline getirdikleri hayat hakkında bu delilik sınırındaki insanlar akla gelmeyecek her türlü çılgınlığı her an yapmaya hazırdırlar. Onlara bu aşamada normali anlatmaya çalışmak imkansızdır.

4- Hastaların bir bölümü geçmişte yaşar. Bugün onların beyninde hayli dumanlı vaziyettedir. Onlar için bugün şeytan ile mücadelenin kaotik halidir. Rahat oldukları, kendilerini sakinleştiren yaşam; geçmişin yani Atatürk’ün yaşadığı günlerdeki ortamdır. Bu nedenle tarikatın aşırı eğilimli üyeleri kendilerini Atatürk gibi görür. Kendilerini Atatürk olamayacak kadar aşağı düzeyde görenler ise eski dönemin kıyafetlerini giyer ve eskinin hatıralarıyla yaşarlar.

Kaynak:

Serdar Turgut / AKŞAM
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 30-09-2008, 04:43
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 05-08-2008
Mesajlar: 125
Ulusalcılık bulaşıcı bir hastalıktır, bir çocukluk hastalığı, büyünce geçer!
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 01-10-2008, 03:15
Charlie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
biz hala Hrant Dink'iz..
 
Üyelik Tarihi: 26-08-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 19
Mesajlar: 188
ya benim mail kutumda buna benzer birçok örnekle tanışıyo hergün.. paranoyak oldular iyice,yok olmak üzere olduklarını kendileride biliyolar bu yüzn psikolojileri bozuk ulusalcı kardeşlerimizin boşverin


Birbirimizin ötekisi olmadan farklılıklarımızla bir olabilsek...

I HAVE A DREAM... (Martin Luther King)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
baskın oran, ulusalcı şehir efsanelerimiz


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Rüya Şehir.. İstanbull.. SberK Kent Rehberi 24 01-09-2008 08:20
Bir Komünist Ulusalcı Olmamalıdır Tesla Serbest Kürsü 35 06-07-2008 17:37
Badem Sensiz Kalacak Bu Şehir... Ebruli Video Klipler 0 12-02-2008 14:01
Bu Şiir Bir Şehir... Ebruli Şiirler 0 25-05-2007 22:31
ESKİŞEHİR Şehir Tiyatrosu SAHNELERİ dorleon Tiyatro Dünyası 0 11-04-2007 23:38


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:18 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org