Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Serbest Kürsü > Köşe Yazıları


Atilla Yayla - Röportaj

Köşe Yazıları içerisinde Atilla Yayla - Röportaj konusu: Başkalarının cümleleriyle konuşmayı bırakırsanız elbette ben de sizin cümlelerinize yanıt veririm. Haydi buyrun bakalım cümlelerini yürüttüğünüz kalemşörlerin fikirlerini de savununuz. Kemalizm niçin gericidir? Ordan burdan makaleler aşırarak tartışacaksanız, okumayacağım ama ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 07-12-2007, 08:24
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Başkalarının cümleleriyle konuşmayı bırakırsanız elbette ben de sizin cümlelerinize yanıt veririm. Haydi buyrun bakalım cümlelerini yürüttüğünüz kalemşörlerin fikirlerini de savununuz.

Kemalizm niçin gericidir?

Ordan burdan makaleler aşırarak tartışacaksanız, okumayacağım ama sizi bu forumda baştan söyleyeyim.

Size güveniyorum...
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 07-12-2007, 21:01
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
Sayın Maria , benim başkalarının cümleleriyle konuşmaya ihtiyacım yok . Farkettiniz mi bilmiyorum ama konunun açıldığı başlık Ciddi Mevzular 'ın Köşe Yazıları bölümünde . Sizin 650'ye yakın mesajınızın içinde hiç " Köşe yazıları bölümü kaldırılsın. Bu bölüm kopyala-yapıştırı teşfik ediyor. Bu adiliktir, bayağılıktır." mahiyetinde bir yazınız var mı ?

Alıntı yapmak hakkındaki fikirlerinizi nedense sadece benim sizinle politik olarak ters düştüğünüz yazılarıma karşı bir küçümseme , bir sataşma olarak ifade ediyorsunuz. Bu benim size olan güvenimi sarsıyor. Böyle olmasını istemem şahsen .

Sayın Fenasi Bey'in de karşı çıktığı bir alıntıydı . Ama görüyorsunuz ki o emek verip pek çok başka alıntı ile konuya olan düşüncelerini belirtti ve olayı hiç kişiselleştirmedi . Saygıdeğer bir davranış . Ben de şuan konuyu bırakıp bunları yazdıkça ideal olandan uzaklaşıyorum.

Bence bir konu başlığı altında alıntılama , sizin deyişlerinizle ise kopyala-yapıştır ve aşırma(!) lar hakkında ki düşüncelerinizi dile getiriniz. Belki son derece haklısınızdır ve siteye bir kural olarak "alıntı yapmak yasaktır" kuralı getirilebilir. Benim bu konudaki görüşüm alıntı yapmanın bir referans gösterme olup bilimsel makalelerde de sıkça kullanılan bir yöntem olduğu yönündedir. Eğer ki bir kişinin kendi cümleleri yaptığı alıntılamaların altında kalıyorsa, bence o vakit ortada bir sorun vardır. Mesele oran meselesidir bana göre. Ben bu şekilde kendi yazılarıma baktığımda, alıntı üzerinden tartıştığım konu sayısının 5'i geçmediğini görüyorum. Mesaj sayımın bu sayıya oranı taktir edersiniz ki sitedeki pek çok insandan daha az bir orandır.

Farklı konuları farklı insanlarla konuşmak bana haz veriyor. Ama eğer ki her size muhalif yazımda beni makul sınırlar çerçevesinde aşağılamaya çalışacaksanız , tadım kaçar . İstediğiniz bu ise , size başarılı olduğunuzu hiç geciktirmeden söylerim .

Sorunuza gelince : "Kemalizm niçin gericidir ? "

Bir kere benim için hiç bir ideoloji ileri ya da geri değildir . Bu geri-ileri terminolojisi Aydınlanma Felsefesinden gelen bir düşüncedir. Modernisttir . Benim görüşüm ise taktir edersiniz ki postmodernizme denk düşen bir görüş . Benim için sadece çeşitli seçenekler mevzu bahis . Seçenekleri incelerim ve düşüncemi hangisi bana hitap ediyorsa ondan seçerim . Hiç bir seçenek uymuyorsa kendi yeni seçeneğimi , tonumu belirlerim. Sorunuza cevabım kısaca bu .

Saygılarımla ...
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 07-12-2007, 21:24
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 40
Mesajlar: 4,009
Blog Başlıkları: 1
Değerli sn. üyeler; Sanırım bir kavram karmaşası var. Bu karmaşa konusunda sizlere bilgi vermek isterim. Sn. Berk Taçyıldız demiş ki;

Alıntı:
Farkettiniz mi bilmiyorum ama konunun açıldığı başlık Ciddi Mevzular 'ın Köşe Yazıları bölümünde .
alıntıdan da anlaşılacağı üzere konu doğru yerde ve doğru şekilde açılmıştır. Köşe yazıları; kopyala yapıştır yada bütünsel bir alıntı değildir. Konuyu ekleyen açısından ise konunun orjinaline uygun olması ile sınırlıdır. Lütfen bu bölüme köşe yazısı ekleyenlerin tamamını töhmet altında bırakabilecek ithamlardan sakınalım.
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 09-12-2007, 00:24
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Berk, bir hususu anlamıyorsunuz/anlatamıyorum, konuyu nereye açtığınız, konunun ciddiyeti, sizin yanlış yapıp yapmadığınız değil vurgulamak istediğim. Konu: saygı...Ben buraya emek verip özgün iletiler girmeye gayret ediyorsam, kimilerinden de aynını bekliyorum; herkesten değil...! Ben burada Atilla Yayla ile tartışmak istemiyorum, ben burada bilmem ne profösör, bilmem ne filozof bilmem ne teokratın da birebir metnini okumak istemiyorum, öncelikle istediğim kişilerin kendi kelimeleriyle orjinal fikirleri, bilimsel metinlerdeki ideal alıntı dozajını aşmaksızın girilen iletileri okumak istiyorum. (Ya da internette hiçbir diger kaynaktan bulamayacağım iletileri). Bunu herkesten beklemiyorum, insanların kabiliyetleri, analiz yetenekleri ve birikimleri oranında ne paylaşırlarsa paylaşsınlar kabulümdür, ama bırakınız da üç-beş kişiye de "güveneyim". Anladığınız gibi sizin fikirlerinize değer veriyorum; bazı nedenlerden ötürü vakit ayıramayabilirsiniz, üşenebilirsiniz de ya da bir dolu sebep olabilir, ama sizin de açtığınız forumlarda sürekli (Feyerabend'da da mesela) alıntı metinlerle konu açma mantığınızı tasvip etmiyorum ve ironik bir dille sızlanmamın (sizin tabirinizle sataşmanın) yegane nedeni bu...Bu konuda anlaşalım; hiçbir küçümseme söz konusu değil aksine kıymet verme söz konusu. Yok ben sizin dileklerinizi tatmin edemem de derseniz, seçici geçirgen yapım devreye girer, bir daha benden hiçbir sızlanma duymazsınız...
Dönelim forumun asıl konusuna...

Madem siz ilerici-gerici demiyor ve muğlak bir duruşta kalıyorsunuz, o zaman siteye eklediğiniz metnin (ve profösörünün) dediklerine yanıt vereyim ben de alımlayabildiğim ölçüde kendi penceremden...

Kemalizm «Gerici» Bir İdeoloji'msitrak' mıdır?

"İdeolojiler, toplumsal gereksinmeleri karşılayan, o gereksinmeleri duyan kesimlerce benimsenmiş, kendi içlerinde tutarlı sistemlerdir." (Kışlalı*)
Gereksinimleri karşılamadığı, benimsenmediği ve tutarsız olduğunu söyleyebilir miyiz Kemalizmin özünün...? Nazizm ya da Frankoculuk gibi faşist uygulamalar soykırımlar ve/veya diktatöryal ırkçı hükümranlıklar, tarihin kara deliklerine gömülürken, neden kimi çevrelerce etnisite ve kafatasçılıkla itham edilen Kemalizm hâlâ Türkiye'deki ulus-devletin çimentosu görevi görmektedir altı bu kadar oyulmaya çalışılmasına rağmen...?

Fransız araştırmacı François Georgeon şunları söylüyor; "Kemalizm, Avrupa dışında da güçlü yankılar uyandırdı. Bugün Üçüncü Dünya adını verdiğimiz, Latin Amerika'dan Uzakdoğu'ya kadar uzanan alanda, Türkiye'nin 1919'dan sonraki atılımı ve uygulanan reformlar çoğunlukla tutku dolu bir dikkatle izlendi. Bağımsızlığı kazanmak, ekonomik-sosyal kalkınmayı sağlamak için uygulanacak reçetelerle ilgili olarak Kemalizmden alınacak dersler araştırıldı."*

Onca reform «gerici miydi»?
Kadının seçme ve seçilme hakkı ne zaman verilmiştir...? Batı ile kıyaslayınız...
Türk Dil Kurumu kurulup, özerkleştirelerek -ve Atatürkün mirasıyla bütçelendirilerek- bağımsız bir kurum olması hasabiyle kültürel/medenîleşmeye katkı sunmamış mıdır?...Yalnızca kimi saraylıların ve saray çevresinin anladığı Farsça-Arapça bilim ve kültür dilini, halka yayarak seçkinciliğin önüne geçen anlayış da dil devrimi ve harf inklabından gelmemekte midir? Seksen sonrası uygulamalar, Kemalizmin mi suçudur, Kemalizmin yanlış ve kasıtlı yorum yanlışlığının mı?
Ya Kemalizmin ışığında kurulan Köy Enstitüleri, halk evleri?
Aklıma gelmişken sorayım:
Atatürk'ün kaç üniformalı fotoğrafı kalmıştır günümüze mesela...? Kemalizm orduyla, siyaseti ayırarak, reformist bir tavır almamış mıdır?
Ya da laikliğe ne demeli?

Tarihsel olay ve olgular dönemin koşullarıyla değerlendirilebilir, Kemalizm'e «gerici» diyebilmek için, konuya muhatap kılınan aynı ülkedeki bir evvelki ideolojinin «ilerici» yönsemesine ket vuran bir uygulama olarak ortaya kanıtlarla konması şarttır. Osmanlının o dönemki mevcut durumunu Şevket Süreyya'nın kaleminden okursak; "Toplum hayatı, bir ilkçağ ilkelliği içindeydi. Türk milleti perişanlığın, fakirliğin, çaresizliğin en ilkel düzeylerinde yaşıyordu. Halk cahildi, bakımsızdı, sefildi. Memleket yolsuz, işsiz, asayişsiz bir düzensizlik içinde bunalıyordu. Sonu gelmez savaşlar, İstiklal Savaşı'nda olduğu gibi millet için, millet yararına da yapılmamıştı. Yüzyıllarca Anadolu ve Rumeli halkı, bizden olmayan, bizim olmayan yabancı ve uzak ülkelerde boş yere eritilmiş, gitmişti. Tarım en ilkel bir sürünüş gibiydi. Sanayi yoktu. Derebeylik, ayan, eşraf, mütegallibe nizamı alabildiğine köklüydü. Şeyhlik, müritlik, hacılık, hocalık, efsunculuk yaygındı. Tekkeler, zaviyeler çöküntü halinde, fakat ayaktaydı. Dağları eşkıya sarmıştı. Bu bel vermiş yapının ve ilkel hayatın yeni bir düzene yönelişi için, Gazi Mustafa Kemalin şahsiyetinden başka bir ümit yoktu."

Kimi savlara göre modernleşme sürecine giren Osmanlının (denizcilik çalışmaları) önündeki engel İttihat ve Terakki ve sonrasında da Kemalizmin ket vurmalarıdır. İttihat ve Terakki ile Kemalist Milliyetçiliği ayıramayan usların kullandığı hatalı yöntemdir bu tez. Osmanlının son dönemlerinde mevcut devleti kurtarmaya yönelik faaliyetler adına girişilen reformlarla, Kemalizmin halka dayalı yeni bir devlet kurma anlayışı arasında yatan farkı anlamamak ancak tarihi yok saymakla savlanabilir.

Kemalizm için kimi hak ve ödevler adına katalizör bir tesirden bahsedebiliriz, kaldı ki buna rağmen «gerici» sıfatıyla itham edilirken bir de doğal sürece bırakılsaydı bu «dönüşüm» sanıyorum ki, Osmanlı Ümmetinden çıkmış halkın -kadınları da- şu zamanki konuma gelmek için yüzyıllarca bekleyecekti hukuki ve sosyal hakları adına ve belki de diğer Müslüman ülkelerdekinden de beter olacaktık.

Maurice Duverger; Kemalizmin; "demokrasi geleneği bulunmayan gelişmekte olan ülkeler için, demokrasiye hazırlanma ve geçiş yolunda en uygun ideoloji" olduğunu savunmaktadır.
Az gelişmiş ülkelerin devrimlerinde bir «tepeden inmelik» söz konusudur, doğru. Kemalizm'in gereklerinden halkçılık ve devrimcilik Ekim Devrimi sonrası, laiklik, milliyetçilik, cumhuriyet ilkeleriyse Batı devrimi (Fransız) sonrası yine modellenerek alınmıştır. Daha gelişmiş ideolojiler modellenerek, kendi öz kimliklerini de yitirmemek için üst-yapılar kopyalanabilir: bu konjonktürün gereğidir; oryantalizm ve oksidentalizm çatışığı da yaşanmıştır...Bu «tepeden inmeliğin» sakıncası devrimin sürekliliğini sağlayamamada görülmüştür, hakları kendine sunulanlar haklarının muhafazası adına da çok gecikerek mücadele verecek bilince erişebilecektir. Ama bu ideolojinin suçu değil onu ileriye taşıyamayanların suçudur.

"Kemalizmin ideolojisi vardır ama dogmatik bir doktrini yoktur". Bu da devriminin sürekli olmasını öngörür.

Bakınız «ideoloji» kelimesinin kökü idee'dır, idee; düşünce/fikir demektir kabaca. Kemalizm'in bir «düşünceden/fikirden» çıkmadığını söylemeye yönelik bu kavramsal hiçleme mantığının altında ortak terminolojiyle devrimi hiçleme mantalitesi yatar.

Bu reformist dönemi daha çok demokrasinin gelişmesi için zemin hazırlama saiki dışında bir nedenle karalama çabasının altında yatan zihniyetin çıkarlarını sezebiliyorum.

Tüm asıl sistem, dişlilerinin de gıcırtısı ve eziciliğiyle, ulus devletlerin çıkarları adına diğer ulusları tarihin tekerlekleri arasında öğütmeye çalışırken, global ve ekolojik bütüncüksel yaklaşımların «afyon» niteliğinde kendini "özgür" ( haydi liberal demiyorum:=)) tasnif eden yığınlara yedirildiğini düşünüyorum. Bu da ancak bireylerin kafasında ulus-devletiyle bütün olma duygusunun hiçlenerek, özgür platolar vaadiyle uyuşturabilir bir hülyalı afyon...!
Bu afyonun tesirini artırmak için «futbol, etnik milliyetçilik, din ve pornografi»nin de ponpalandığını söyleyebiliriz.
Hiçbir tarih olmamıştır ki; yönetenlerle yönetilenlerin sınıfsal ayrımları ortadan kalkmış olsun; Ütopik vaadler asırlar boyu gerçekleştirilememişken; üstelik de kişisel düşünceme göre de gerçekleştirilme imkanı yokken, bu vaadkâr insanların ne veya kime hizmet verdiğini de sezmek mümkün.

Bazı toplum/topluluk modellerinde «tüm grubun iyiliği için birleşme ve koordinasyon» esas alınıyor, bense böyle model insanların yaratıklandırılmasına çok yalın, çok basit, çok sıradan bir karşı-tezle karşıyım; beşerin yapısı buna uygun bir mükemmeliyetçiliği bünyesinde barındıramaz.

Siyasî ve sosyolojik bir mevzudan, insan psikolojisine sıkı bir dalış yapmamız gerekebilir konunun tam da burasında. «Soyut» ulus kavramını da bi kenarıya bırakalım haydi...! Bir arada yaşayan kabilesel değilse de, komünsel belli bir işleyişi, düzeni, hukuku, dayanışması olan bir dünya komünleri toplamı -ki insandışı varlıkların da bütünleştiği- bir küçük topluluk birimlerinin, insan davranış kalıplarına; bencilliklerine, egosal yapısına uygunluğuna hakikaten inanıyor musunuz? Bunu başarabilecek denli kudretli görüyor musunuz bireyi? Güneş Ülkeleri ya da Ütopyalar kurulabilir mi?
Kendini «liberal» diye tasnif eden yeni neo-liberallerin "düşsel" afyonlarının da bu fikirden geçtiğine inanıyorum...!
İnsanım; ve insanın ne denli aciz olduğunu biliyorum; iyilikten çok kötülüğe inanıyorum, iş bölümünden çok çıkarlara inanıyorum, yani Ütopyaların irrasyonelliğinden çok mevcut Distopyalar içerisindeki rasyonel tavırlara ve duruşlara inanıyorum.
Ki postmodern bakışa sahip sizin de bunu anlayabileceğinizden kuşkum yok.
Üstelik hemşehrilik, mahallecilik ve/veya grubun en küçük birimi «ailenin» bile tutkal görevi gördüğü küçük birimlerin üzerinde hukukî, siyasal ve sosyal haklarımı muhafaza edebilecek "ideal" ulus olgusu olmaksızın özgür irademle, vicdanımla yaşayabileceğim koşulların var olabileceğine de inancım yok. Tarih beni onaylıyor, insan davranışları beni onaylıyor.

Yalnızca şu anlamda bile Kemalizm'i ilerici buluyorum; günümüz yüzyılı ulus-devletin, din ve millileşmiş duygularla sıkı sıkıya sağlamlaştırıldığı bir yüzyıldır; konjonktürde görülüyor ki devletler uluslarına ve dinlerine daha çok sahip çıkmakta (elbette ki bu sahip çıkmanın olumlanacak bir yanı yok) ve çıkarları uğruna emperyalizmin nalına mıhına vurabilmektedir; Kemalizm bunu yüz yıl evvelinden öngörüp; ki asıl ilericiliği de budur; hukukî, sosyal bir yurttaş kavramına zemin hazırlayarak bireyi önemsemek adına temeller atmıştır...

Kemalizm yüzyıllar sonra kalmayabilir, hatta internetin/globalizmin/iletişimin de varlığıyla ulus devletler belki bizim göremeyeceğimiz bir zaman sonra yerle bir olacaktır, hiçbir ideoloji de sonsuz değildir, dünya sürekli değişen bir yapıda; şimdi ulus devletler güçlüyken ileride komünler kurulacaktır belki de; ama bazılarının temel olarak hataya düştüğü yan, -kanımca-, mevcudu algılama sorunudur ya da güdümlü tavırlarla mevcut düzeni hiç edip, yenisini kurma saiki; ki bu yeknesak "yeni"nin de hangi tadda/kıvamda olacağı ayak seslerinden besbelli ortadayken...

Beşerin kişilik yapısı ve öz-bencilliği ve acziyetlerinden ötürü, -şimdi böylesi hür kılıktaki sistemin bileşenlerini dağıtma ve sonra da yok etme saikiyle yapılmaya çalışılan "liberalizm" vurgusuna, kusura bakmayınız ama -benim karnım ziyadesiyle toktur. Kemalizm hiçlenerek kurulmaya çalışılan öğretiler bir diğer sömürüye -hem de en kanlı ve vahşilerinden- şerî düzene hizmet edecekse bunu liberal görünümde ılık suda uyuyan kurbağaların refklekslerine bırakmak zorunda kalmak asla tutuculuk değildir.

Şimdinin idealar üstü olarak dayatılan Kemalizm anlayışıyla benim metnimde bahsi geçen Kemalizm anlayışının dolaylı olarak bile alakası yoktur. Bırakın gerici olmasını ve geride bırakmamızı, henüz Kemalizmin hedeflediği noktaya gelemedik bile...Kemalist ideolojinin reformist sıçrayışına, ne yazık ki kökleri ümmetten gelen islamî bir topluluk ayak uyduramamıştır; aynı döneme dönmek isteyenlerin önlerindeki tek engel Kemalizmin ilerici reformlarıdır, ayaklarını takıldığı için şimdi ona da pek moda olan tarih yazıcılığı ve yorumculuğuna soyunanlar el atmışlardır...
Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink)  
Alt 11-12-2007, 00:33
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
Önce şu alıntıyı veriyorsunuz :

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

"İdeolojiler, toplumsal gereksinmeleri karşılayan, o gereksinmeleri duyan kesimlerce benimsenmiş, kendi içlerinde tutarlı sistemlerdir." (Kışlalı*)
Sonra da

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Az gelişmiş ülkelerin devrimlerinde bir «tepeden inmelik» söz konusudur, doğru.
(...)
Bu «tepeden inmeliğin» sakıncası devrimin sürekliliğini sağlayamamada görülmüştür.
Ben burada açık bir çekişki görüyorum . Toplumsal bir gereksinim varsa şayet, değişim tepeden değil tabandan gelir . Eğer tabanda gerçekten böyle bir değişim talebi yoksa tepeden inme politikalar sürdürülemez. Günümüzde görüldüğü gibi ! Çünkü kimse kimsenin kafasına vurarak ve kafasını vurarak onun ihtiyaç duymadıklarını ona "iyilik" olarak dayatamaz . Dayatabileceğini söylüyorsanız, "konjonktürün gereğidir" diyorsanız , Amerika'nın halklara tepeden inme demokrasiler bahşetmesine itiraz edemezsiniz . Aynı zihniyetin biri içe tezahürü , biri dışa tezahürüdür .

İkinci olarak Maurice Duverger'den bir alıntı yapıyorsunuz :

Maurice Duverger :

"demokrasi geleneği bulunmayan gelişmekte olan ülkeler için, demokrasiye hazırlanma ve geçiş yolunda en uygun ideoloji"

Aklıma şu soru geliyor : Neden ve nasıl demokrasiye geçiş için en uygun ideolojinin resmi ideoloji olduğu ülkemiz, demokrasi sıralamasında bu kadar geride olabilir ?

Cevabını veriyorsunuz :

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

" Ama bu ideolojinin suçu değil onu ileriye taşıyamayanların suçudur. "
Aslında belki Yahudi soykırımı da Nazizm ideolojisinin suçu değil !? Suç onu doğru uygulayamayanlarda ! Ya da Sovyetlerin uyguladığı sosyal-emperyalizm , proleterya diktatörlüğünün ve proleter enternasyonallizmi düşüncesinin suçu değildir . Hepsi yöneticilerin suçu ! Hatta belki Satanizm'de düşüncede çok iyidir ama satanistler onun iyiliğini anlamamakta ve onu yozlaştırmaktadır !

Bu düşünce yapısı ile her türlü şey aklanabilir . Kimi zaman "halk suçlu"dur ! (son seçimler ) ; kimi zaman "yöneticiler" ; kimi zaman "medya" ; kimi zaman "dış güçler" ...

Mazeret bitmez . Haticeye değil neticeye bakalım ! Netice tabandan gelen " II. Cumhuriyet "

Dikkatimi özellikle çeken cümlelerinizden biri :

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

bireylerin kafasında ulus-devletiyle bütün olma duygusunun hiçlenerek, özgür platolar vaadiyle uyuşturabilir bir hülyalı afyon...!
Siz özgürlüğü ulus-devletle bütünleşmekte görebilir ve bunu seçebilirsiniz . Ama ben her türlü devlet modelini potansiyel bir suç aygıtı olarak görüyorum . 20 yy. ın kitlesel katliamları hep birilerinin devletle bütünleşip, diğer devletle bütünleşmiş kitlelerine karşı açtığı kütlevi savaşlarla geçti . 21 yüzyılda siz yine ve her şeye rağmen hem "birey" kelimesini zikredip hem de ironik bir şekilde devletçi , milliyetçi , toplumcu , " tepeden inme " inkılapçı , bir yapılanmayı savunuyorsanız, ne diyebilirim ? "Afyon"um gereği "bildiğiniz yönde devam" derim herhalde !

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Bu afyonun tesirini artırmak için «futbol, etnik milliyetçilik, din ve pornografi»nin de ponpalandığını söyleyebiliriz.
Bunu biraz açmanız gerekiyor .

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Ütopik vaadler asırlar boyu gerçekleştirilememişken; üstelik de kişisel düşünceme göre de gerçekleştirilme imkanı yokken, bu vaadkâr insanların ne veya kime hizmet verdiğini de sezmek mümkün.
Ütopyalardan arınmış tek siyasal sistem liberalizmdir . Liberalizmin disütopyaları vardır ve sadece olumsuz senaryolara karşı hassastır . İnsanlığa mutluluk bahşetmek gibi söylemleri yoktur . Ne eşit olmayanları eşitlemeye çalışır , ne tek bir din altında birleştirmeye çalışır . Herhangi bir ırkın üstünlüğünü de savunmaz . Herkesin yetenekleri ölçüsünde üretme , yaratma hakkının korunmasından yanadır . Adaleti sağlayan devlet değil piyasanın kendi iç dinamikleridir .

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster

Bırakın gerici olmasını ve geride bırakmamızı, henüz Kemalizmin hedeflediği noktaya gelemedik bile...
Bu cümlenizi de yuvarlak kelimeler kullanmadan izah etmenizi isteyeceğim . Nedir bu hedeflenen nokta ?
Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink)  
Alt 11-12-2007, 02:54
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Sizinle birkaç forumda yazışmalarımız üzerine, fark ettim ki çok uzun yazıyoruz ve diğer arkadaşlar da konuya müdahil olamıyorlar; bu kez tek tek ele alalım ve kısa olsun diyorum, deneyelim.

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Önce şu alıntıyı veriyorsunuz :


Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı

"İdeolojiler, toplumsal gereksinmeleri karşılayan, o gereksinmeleri duyan kesimlerce benimsenmiş, kendi içlerinde tutarlı sistemlerdir." (Kışlalı*)


Sonra da


Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı

Az gelişmiş ülkelerin devrimlerinde bir «tepeden inmelik» söz konusudur, doğru.
(...)
Bu «tepeden inmeliğin» sakıncası devrimin sürekliliğini sağlayamamada görülmüştür.


Ben burada açık bir çekişki görüyorum . Toplumsal bir gereksinim varsa şayet, değişim tepeden değil tabandan gelir . Eğer tabanda gerçekten böyle bir değişim talebi yoksa tepeden inme politikalar sürdürülemez. Günümüzde görüldüğü gibi ! Çünkü kimse kimsenin kafasına vurarak ve kafasını vurarak onun ihtiyaç duymadıklarını ona "iyilik" olarak dayatamaz . Dayatabileceğini söylüyorsanız, "konjonktürün gereğidir" diyorsanız , Amerika'nın halklara tepeden inme demokrasiler bahşetmesine itiraz edemezsiniz . Aynı zihniyetin biri içe tezahürü , biri dışa tezahürüdür .
İlkiyle başlayayım.
Tek Yol Devrim topiğinde de bunu konuşmuştuk sanırım.
Öncelikle "tepeden inme" diye tırnak içine aldığım ifadenin kendi benimsediğim bir ifade olmadığını ısrarla belirtmeliyim. Ancak "üst-yapıların" modellenmesi adına diye de özellikle açıklamış ve ilkelerin referanslarını söylemiştim, kaçırmışsınız.

Hiçbir çelişki söz konusu değil, Tek Yol Devrim forumunda da konuşmuştuk bunu ve yanlış anımsamıyorsam Helvacıoğu "çokluklar"dan bahsetmişti, yani; örgütsüz, bilinçsiz kalabalıklardan, yukarıdaki son iletimde de özellikle Şevket Süreyya'nın mevcut "çoklukları"n durumlarını ortaya koyan paragrafını alıntıladım.
Sapla samanı karıştırmakta üstünüze yok azizim, Nazizm ve Kemalizm'i neredeyse "bir" tutacaksınız, diyelim ki "yöntem" olarak aynılardı, bıçak ekmek kesmeye de, adam öldürmeye de yarar, unutmayınız, Amerika örneği pek bir nüktedan kaçmış...

Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Eğer tabanda gerçekten böyle bir değişim talebi yoksa tepeden inme politikalar sürdürülemez
Böyle bir "taban"ın var olmadığında hem fikir miyiz, yoksa son derece bilinçli, örgütlü, modernist, reformist (artık aklınıza her gelebilecek istist) bir bilinçli "taban"ın mı varlığı söz konusudur Kemalist Devrim öncesi...?

Sizden de "yuvarlamadan" yanıt bekliyorum...

Konu maria tarafından (11-12-2007 Saat 03:59 ) değiştirilmiştir.. Sebep: İmla Hatası
Alıntı ile Cevapla
  #17 (permalink)  
Alt 11-12-2007, 11:58
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
Ben de her mesajın parçalanmadan tartışılmasından yanayım . Sizin seçtiğiniz kısa bir sorunuza cevabım mesajın kendisinden uzun olabilir . Bunun yanı sıra tartışmaya müdahil olmak isteyen her halukarda olur ki , konunun başından beri "Radikal gazetesi", kişisel "sızlanmalarınız" , "alıntılama ve orjinallik" tartışmaları konuyu çoktan boğdu zannediyorum . Ben şuan sadece sizinle sohpet ettiğimi ve merak edip okuyan birkaç sağlam üyenin de yazının uzunluğuna değil biçim ve içeriği üzerinde durduğunu düşünüyorum . Bu nedenle siz bence mesajımdaki diğer kısımlar için yazmak istediğinizi de yazın ; öyle gitsin (şayet türbünsüzlük sıkmıyorsa ? )
Alıntı ile Cevapla
  #18 (permalink)  
Alt 11-12-2007, 17:55
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 20-06-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 27
Mesajlar: 898
Telefonda Atilla Yayla


SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye Atilla Yayla isimli bir profesörün İzmir’de AKP toplantısında Atatürk için söylediği anlamsız-aşağılayıcı sözlerle çalkalanıyor.

Bu konuya dünkü yazımda ben de değinmiş ve "Atilla Yayla kafası Ankara’da, Gazi Üniversitesi’nde öğrenci yetiştiriyor. AKP toplantılarına bu gibiler boşuna çağrılmıyor" demiştim.

Dün öğlene doğru Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç bir açıklama yaptı ve bu şahıstan ders verme yetkisinin alındığını bildirdi. Çok doğru bir karardır.

Dün saat 13.00 dolaylarında asistanımız Leyla dahili telefondan arıyor. "Emin Abi Atilla Yayla telefonda. Fakat benimle çok sert ve kırıcı konuştu, biraz da tartıştık. Sizinle görüşmek istiyormuş." Bağlamasını söyledim.

Karşımda avazı çıktığı kadar bağıran bir ses... Aramızda geçen konuşmayı özetleyerek yazıyorum:

- Ben size fikir açısından meydan okuyorum. Sizinle nerede isterseniz Kemalizm’i tartışmak istiyorum. İster televizyonda, ister başka yerde. Karşıma isterseniz 8-10 kişi çıkın. Benim yaptığım şövalyeliktir. Geçin karşıma. Geçin ve kolaysa beni perişan edin.

- Beyefendi bu kadar bağırmanıza gerek yok, biraz sakin olun. Siz Atatürk için o sözleri söylediniz mi, söylemediniz mi?

- Söyledim.

- Daha ne? Ben de yazımda sizi eleştirdim.

- Ben sözünün arkasında duran adamım. Aynen söylediğimi bugünkü
(dünkü) Zaman gazetesine de açıkladım. Ben fikir adamıyım. Yazılarımı 15 günde bir Zaman’da yazarım. Ben mücadelemi sürdüreceğim. Bu memlekette ifade özgürlüğü olmayacak mı?

- Bu söylediğiniz Atatürk’e hakaret etmeyi de kapsıyor mu?

- Atatürk tartışılabilir... İfade özgürlüğü bunu gerektirir.

- Gazi Üniversitesi Rektörlüğü, ders verme yetkinizin alındığını açıkladı.

- Bana tebligat henüz gelmedi. Fakat ben mücadelemi sürdüreceğim. Bundan sonra derslerimi gerekirse meydanlarda, spor salonlarında, düğün salonlarında vereceğim. Siz benim çağrıma cevap verin, televizyona çıkalım. Ya da Hürriyet’teki köşenizde bir gün siz yazın, bir gün ben yazayım ve size cevap vereyim!

- Elbette, neden olmasın! Hatta her gün siz yazın... Beyefendi, şu ses tonunuz, şu söyledikleriniz bir üniversite hocasına yakışıyor mu?

***

AKP
tarafından düzenlenen panelde Atatürk’ten "Bu adam" diye söz etmeye cüret eden Atilla Yayla belli ki çok kızmış ve ezilmişti! Kendisine iki günden beri çok sayıda küfür mesajı geldiğinden yakınıyordu. Sordum:

- Hep küfür mü geliyor?

- Hayır, öğrencilerimden de övgüler geliyor.

Kendisine bir soru daha sordum:

- Siz Liberal Düşünce Topluluğu isimli bir kuruluşun başındasınız. AB sizin topluluğunuza paralar veriyor. Bugüne kadar AB’den toplam kaç para aldınız?

- Bu sorunun sorulması bile çirkindir. Biz yasal bir kuruluşuz. Cevabını devlete sorun, öğrenin. Her şeyimiz yasaldır.

- Ben size soruyorum. Gizleyecek bir şey yok ki! AB size para veriyor, siz Türkiye’de AB adına konuşup onların sözcülüğünü yapıyorsunuz.

Epey üsteledikten sonra Atilla Yayla rakamı açıkladı:

- İki adet ifade özgürlüğü projesi için AB’den (400 artı 50) 450 bin Euro aldık. Ne var bunda!

***


Çarkın nasıl işlediğini görüyorsunuz.Türkiye’de "kayıtsız şartsız AB teslimiyetçisi" bir iktidar var.İzmir’de AKP’nin toplantısı yapılıyor.Buraya AB’ci Atilla Yayla konuşmacı olarak özellikle çağrılıyor.Kürsüde ipin ucu kaçınca, toplantıya katılan AKP milletvekilleri bile "Bu sözleri kınıyoruz" demek zorunda kalıyor!

Yayla’nın başında olduğu kuruluş AB’den paralar alıyor. Yayla ve benzerleri ülkemizde bir yandan öğrenci yetiştiriyor, öte yanda ise "ifade özgürlüğü" adı altında (Atatürk’ü aşağılamak dahil) AB’nin her alanda ve konuda sözcülüğünü yapıyor!

Türkiye’de AB fonları, kendi yandaşları olan bu gibilerin kuruluşlarına oluk gibi akıtılıyor. Mekanizma doğrusu iyi kurulmuş!

Emme basma tulumba böyle çalışıyor.


Emin Çölaşan

Konu fenasi tarafından (13-12-2007 Saat 11:07 ) değiştirilmiştir.. Sebep: sn. high hopes, lütfen kaynak gösterin. her zaman ben yazamam sizin yerinize.
Alıntı ile Cevapla
  #19 (permalink)  
Alt 11-12-2007, 18:03
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 24
Mesajlar: 314
"Kopyala-yapıştır" yapmışsınız , sayın maria çok kızacak (aslında kızmayacak çünkü lehine) . Ayrıca alıntının kaynağını da belirtmemişsiniz ! Bu daha da kötü .
Alıntı ile Cevapla
  #20 (permalink)  
Alt 12-12-2007, 03:27
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,074
Anlaşıldı Berk, sizin tek marifetiniz kopyalayıp yapıştırmakmış, şurada iki çift laf edebileceğini sandığım bir insanı fazla büyütmüşüm demek ki, yapıştırdığınız metinlerin arkasında durabilecek birikime sahip değilseniz, sitede şişkinlik yaratmamanızı dilerim.

Konu üzerinden size yanıtlar yazdım, siz ne yaptınız; sorular sordunuz, sorularınızı da teker teker yanıt verme yöntemini seçtim ama siz beni "trübün meraklılığıyla" ve sitede geldiğimden beri karşı olduğum kaynak belirtmeksizin alıntı yapma ilkemin "lehime" olduğunda değişebileceğiyle itham ettiniz.

Yaptığınız yalnızca şudur, öznel ve bana göre pek yılık bakışınızla cümleleri cımbızlayıp sorular türetmek. Gerisi koca bir hiç.
Vaktimi zayi ettiniz, ama bundan sonra edemeyeceksiniz.
Adios muçoz...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
atilla, yayla, roportaj


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sepultura gitaristi Andreas Kisser ile röportaj kirLisiyah Müzikal Enfeksiyon 1 29-11-2007 11:19
Ogün Sanlısoy Röportaj patis Müzikal Enfeksiyon 1 13-06-2007 18:11
Atilla Işık... Ebruli Şiirler 3 23-04-2007 22:14
Öpücük Balığı / Atilla Atalay titania Edebi Mevzular 0 24-02-2007 14:52


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:13 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org