Şimdiye kadar en fazla keyif aldığım yazısıdır. Paylaşmak ( /kopyalayıp-yapıştırmak ) istedim .
Seri Sosyal
Perihan Mağden
Havaların ıslandığı bugünlerde, nasıl Üstün Köpek Eğitmeni John, bizimkine sosyalleşme yetileri kazandırmaya çabalıyorsa (ve sabra dayalı bu egzersizler tellerimi yoruyorsa) ben de siz canımdan çok taptığım (bing! bing! bing!) okurlarıma, hayatta en önemli saydığım ŞEY'i kazandırmaya karar verdim.
SOSYALLEŞMEME YETİSİ Ki, yukarda (ambardan) bulup da, kullanı kullanıverdiğim bu YETİ kelimesini, açayım. (Kullanmalara doyamamanın yanı sıra.)
Sizi YETİ'leştirmek istiyorum.
Hani YETİ, Nepal'le Tibet arasındaki karlı dağlarda gezen Karadam Yeti. Hepimizin çok sevdiği.
Hani Ten Ten'in bir macerasının da, baş kahramanıdır. 'Ten Ten Tibet'te' mi, ne.
YKY'den çıkıyor. Gidin alın, okuyun.
Evet, çok güzel 1 öneri oldu.
Gidin Ten Ten alın okuyun. Tam kışlık. Palto almasanız da, olur. Zaten Palto, uzun ve rahatsızdır. Hareket imkânını kısıtlar. Ağırdır. Vs.
Gidin Michael Connelly alın, okuyun.
Barbara Vine alın okuyun.
Proust alıp okuyun.
Ne alıp okuyacaksanız okuyun. Yeter ki Karadam Yeti'ye dönüşme yeti'niz gelişsin.
Karadam Yeti insan görünce ne yapar?
Tabanları yağlayıp kaçar.
Öyle haşır neşir olma taraftarı değildir insanlarla.
Ki, bu da güzel bir kelime: Haşırrr neşirrr.
Haşşşır. Neşşşir.
Resmen ses bile çıkarıyor duruma dair.
Sosyalleşmeyle ilgili şu basith gerçeği unutmayın: İnsanın sosyalleştikçe sosyalleşesi gelir; sosyalleşmedikçe de sosyalleşmemesi.
Sosyalleşe sosyalleşe ruh hayatınız falloş olur ve sosyalleşmenin nasıl can sıkıcı bir şey olduğunu, nasıl sizden götürdüğünü, nasıl ciddi bir ruhsal erozyon yarattığını DAHİ kaydedemeyecek hallere düşersiniz.
Amerika'da yakalanan 48 kadının seri katilini düşünün: Çorap söküğü gibi giden bir kadın katilliği hali.
Bunca vahim bir mevzuda bile insan otomatiğe bağlayabiliyor.
Yani Seri Sosyal olmak, özellikle tüm varlığını sosyalleşme üstüne kurmuş bir ülkede, alimallah çok kolaydır.
Zor ve çetin olan Sosyalleşme Krizi'nden arınmak, bünyeyi temizlemek, telefon gibi alabildiğine zararlı alışkanlıklardan mümkün olduğunca kurtulabilmektir.
Bunu başarabilmek için kendi kendinize, giderek artan zamanlar ayırın.
Tek başınıza yemek yiyin.
Tek başınıza sinemaya gidin.
Tek başınıza kahvaltı edin.
Tüm bir günü TEK başınıza geçirin.
Yaptığınız her eylemden ne denli fazla zevk aldığınızı fark edince, afallayacaksınız.
'Kel kuyruk başına buyruk' hareket etmenin, nasıl yüzde yüzlük, yani tam anlamıyla o anı yaşama hali bahşettiğini gördükçe-
Daha azına güç razı olur hale geleceksiniz.
Tek başına olmanın depresif bir yanı yok mudur?
Tabii ki, vardır.
Nasıl insan neşesini, coşkusunu ve konsantrasyonunu, her şeyini yüzde yüz hissediyorsa, katlıyorsa bir başınayken; üzüntü halini de öyle.
Depresifliğiniz kendini ikiyle katlar tek başınayken.
Ancak TEK BAŞINALIĞINIZ ilerleyip de, üstat mertebesine eriştiğinizde görürsünüz ki: Evet, tamam; çok daha fazla üzülüp sıkılıyorsunuz tek başınıza, ama çok daha çabuk DA kurtuluyorsunuz.
Dibe vurduğunuz gibi, başkalarıyla cırcırcır paylaşıp o mood'u yaygınlaştırmayıp kendi kendinize hallettiğiniz için, çok daha çabuk yüzeye çıkıyorsunuz. Çıkabiliyorsunuz.
Kendinizi çok daha başarıyla toparlayıp bunun zevkini hissediyorsunuz.
Böyle böyle şeyler işte.
Derslerimiz kışın gidişatıyla, devam da edecektir. Devam da etmeyecektir.
Yeti'yle kalın.