Alıntı:
High Hopes´isimli arızadan alıntı
İşte mahalle baskısı!
Dünyaca ünlü sosyolog ve siyaset bilimci Prof. Dr. Şerif Mardin siyaset literatürüne yeni bir kavram kazandırdı: Mahalle baskısı...
Yahya Tetik isimli (takma isim olabilir) şahıstan dünkü yazımla ilgili aldığım elektronik posta iletisinin geniş bir özetini virgülüne dokunmadan, yazım hatalarını bile düzeltmeden, sadece küfürlü kısımları noktalayarak yayınlıyorum.
Rektörler başta olmak üzere yazıda adı ya da unvanı geçen herkesten özür diliyorum... Ama demokrasiye, laikliğe, cumhuriyete sahip çıkmak arzusundaki herkesin, ülkemizdeki “mahalle baskısı” nın ne kadar arttığını anlaması için bu mektubu sansürsüz olarak okuması gerekiyor:
***
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]“Acı var mı Mustafa? Biliyom 22 Temmuz seni bayağı üzmüş ama ne yapalım, böyle pe..venklikler dönemi bitiyor. evet türban girecek üniversiteye... Hemde bal gibi. sende burda saçmalamaya devam edecen. Rektörlerinin tümü şer..siz. iyi valla bırakalım rektörler ülkeyi yönetsin sende dahil olursun. Başbakan az bile dedi, artık darbe ürünü YÖK gidecek yerine demokrat bişi gelecek. trübanda girecek zorunamı giyor. Alışacan canım benim, alışacan ya se se, ya sii.. sii.. başka yolu yok. Bak Çankayaya nasıl alıştınız, buna da alışacan yavru kuş. Biz sabırlıyız üç beş gün böyle ötersiniz, sonra sesiniz kesilir. Başbakanın Allahına kurban, daha sertini bekliyoruz. Dün ben de rektörleri izleyince oruç oruç ana bacı küfrettim Allah affetsin. P.çler bide anayasa uzmanları. Hepsi piç o..... ç... (...) Başbakan bence daha sert olmalı hiç taviz vermemeli yoksa i...ler azıyor. AHİM’e nereye isterlerse gitsinler. Şe..fsiz insanlar. Bu ülke çok çekti onlardan yeter ya. (...) Artık seçkinci i..eleri hükümet yok etmeli. (...) Hadlerini bilecekler.Sende haddini bilecen gelecek seçim yüzde 60 oalacak[/font]
Saygılar kolay gelsin
Yahya TETIK [yahyatetik@hotmail.com]”
***
Sözüm ona saygı, yanında hakaret!
Bolca dindarlık ve demokratlık iması, yanında kendisi gibi düşünmeyenlere en ağır küfürler...
Ve “Sen de haddini bilecen” tehdidi!
Bu mektubu bütün tatlısu aydınlarına ve takkeli liboşlara ithaf ediyorum...
Çünkü mektubun geldiği mahalle, sizin mahalleniz beyler; yukarıdaki görüşler sizin görüşleriniz...
Eserinizle ne kadar övünseniz azdır!
MUSTAFA MUTLU (VATAN)
|
Yazarın bunu kendine yapmış olacağını sanmıyorum. Neden sanmıyorum, açıklayayım. İlkin -belki de biraz safım ama- Mustafa Mutlu, arada takip ettiğim bir yazar. Onun yazılarından çıkarsadığım kadarıyla böyle iğrenç bir şekilde okuru aldatacak kadar kendine olan öz-saygısını bence hayatı boyunca yitirmesine neden olacak bir işe kalkışmayı düşünmez -benim kanım bu.
Bu nefretin evrensel olduğunu düşünecek kadar ileri gidebilir miyiz? Bu insanların politik düşüncelerden değil, düşüncelerden değil, kafalarında yarattıkları aydın, entellektüel, elit kesim tasarımından, imajından nefreti olabilir mi? Sorularım soru değil bir bağlamda, yargılar içeriyor. Peki bunu neye dayandırıyorum, okurun nefret nesnesine:
"Rektörlerinin tümü şer..siz. iyi valla bırakalım rektörler ülkeyi yönetsin sende dahil olursun" Rektör bir imajdır burada, neden şer..siz olduğunun açıklaması hakkında bir şeyler söyleyebilirdi okur. Kendisinin bilgi birikimi, zekası her ne düzeyde olursa olsun, hakaretinin neden kendince bir hakaret değil de bir gerçeklik tespiti olduğunu anlatabilirdi. Yapmadı, yazının hiçbir bölümünde yapmadı bunu.
"Dün ben de rektörleri izleyince oruç oruç ana bacı küfrettim Allah affetsin. P.çler bide anayasa uzmanları." Neden "bir de anayasa uzmanları"nı şöyle almayalım: "Siz okudunuz, şanslıydınız siz, kültür sahibi oldunuz; ama yaptığınıza bakın: Tanımıyorsunuz siz: Yaşam tarzımı, kendimle-çevremle bütünleştirdiğim, çok değerli bulduğum şeylere karşı yaptığınıza bakın." Bu yüzden mi
:" Hepsi piç o..... ç... " "Demokratik bi şi" üzerinde belirli bir bilinci olan okur da "demokratça" bir şeyler bulamaz mı, bu tanımamazlık da; şu çağrışımlarla, diyemez miydi:
"Çok yanlış, çok iğrenç, çok aşağılık bir şey buluyorum türbanı tanımamanızı...Şundan dolayı ki, açıklıyorum ki..." Hayır, ne gerek var buna, karşısındaki kişiler belirli bir toplumsal kültürün, belirli bir ideolonin yansıması olan görüşleri, yorumları olan biri olarak görülmüyor çünkü; rektörler, anayasa uzmanları "seçkin" ve kendi konumunu koruyan kötü ahlaklı; sahtekar, dolandırıcı, iğrenç varlıklar çünkü... ve Mustafa Mutlu da onların bir parçası. Ve tüm bu seçkin/elit kesim gayet güzel, hazlarla dolu, rahat yaşamları... olan ve milletle uğraşan insanlar; milletin değerleriyle, inançlarıyla, yaşam tarzıyla bir alay, bir hakaret gibi alınabilecek yazılar yazıp, Üniversitelere türbanla girilmemesini dayatan, "bir de anayasa profesörü" (en üst düzeyden hukukçu) olmasına karşın... bunlar sadece dolandırıcı, sadece riyakar ve aslında ne de güzel yaşıyorlar (bunlar seçkinler) Peki şimdi? Şimdi söz onlarda! Onlar kim peki, radikal dinciler, evet. Ama onlar kırsalın, varoşların yitip giden delikanlıları. Ve bilirsiniz belki, delikanlılık böyle yazıları da içerir... Yine erdemli öfkesinin yolu şaşırmış, yine erdemli öfkesinin yolu şaşırtılmış bir genç ruhun öfkesini çağrıştırdı bu yazı bana. Savunduğu Akp'lilerin niceleri iğrenç küçük burjuva hayatlarına erittiler, uydurdular bu öfkeyi. Sözkonusu nicelerin az bir kısmı da İslami Sermaye oldular -artık danışmanları vardır, öfkelerinin söyleme dönüşmesi için gerekir de hani... Ey, şu berbat hayatın, "berbatlıklarla dolu" hayatımın ulaşılması en zor "kesim"inin genç ruhu; Ey, evet, en çokların çocuğu, hep istedim ki -halen istiyorum- öfken kendi içini görsün, yerini de bulsun... Bende böyle imajlara dahil edildim, yalanın çirkin hayaletlerinden biri yapıldım sizin ufacık yüreklerinizde... ama sizde sevilebilecek çok çok şey buldum; ve hala seviyorum bulduklarımı.