Yamalı pantolonlu çocuklar ve abileri
Benim çocukluğumda (1970'lerin sonu) özellikle yaz aylarında hepimiz yamalı pantolonlarla dolaşırdık. Ailelerimizin bütün gün dağda taşta oynayan çocuklarına sürekli yeni elbiseler alacak kadar gelirleri yoktu (...) Ama bu yamalı pantolonları hiçbirimiz dert etmezdik. Çünkü herkesin dururumu aynıydı. Ta ki, büyük şehirlerden gurbetçi çocukları gelene kadar. İşte o zaman bizim yamalar sanki daha bir görünür olur daha bir kocamanlaşırdı. Çocukluk işte.
Çocukluğumda devrimci ağabeylerimizin kurduğu ve gündüz sohbet ettikleri, gecede yazılama hazırlığının yapıldığı köy odaları vardı. Oralarda oturmayı severdik. Çünkü bize büyük gibi davranır sorular sorarlardı. Küçücük yaştan kalma anılarım var benim o günlerden kalma.
İşte birisi: yine oturmuş ağabeylerin sohbetini dinliyoruz. Hepsi Dev-Genç'li (öğün-mek gibi olmasın bizim köyde bir tek onlar vardı). Konuştuklarından anlayabildiğimiz tek şey arada geçen çay kelimesi oluyordu. Ama olsun sohbet iyiydi. Tam sohbetin en keyifli yerinde köyde sağcı bilinen bir gurbetçi ve onun iki çocuğu geldi (Bir küçük not olarak belirteyim ki o zamanlar sağcıların ve Adalet Partililerin çocuklarını çok oyuna almaz ya da rakip olurduk). Ütülü ve yamasız pantolonları ile geldiler tabi.
Ortak bir refleks olarak elerimiz yamaların üzerine gitti. Öylece kaldık. Yanımıza bizim köyümüzden olmayan, devrimci ağabeylerin en çok sevileni ve herkesin dinlediği ağabey geldi. Çekti elimizi diz kapaklarımızdan ve hiç unutmadığım tüm hayatım boyunca rehber edeceğim cümleleri sıraladı peşi sıra: "Hepinizin ailesi onuru ile çalışıyor evini geçindiriyor sizi okula yolluyor. Kendiniz için ve onlar için okuyun. Yoksulluk onların ya da bizim utanacağımız bir şey değil. Siz de utanmayın. Bakın anneniz tertemiz giydirmiş sizi. Bu yama bizim onurumuz, bizi yönetenlerin ise utancıdır. Onurlu tertemiz ama yamalı gezmek, nasıl kazanıldığı belli olmayan paralarla yeni elbiseler almaktan çok daha doğrudur. Sakın yamalarınızdan utanmayın" O nasihati dinleyen çocuklar 8o'li yılların ikinci yarısından sonra İstanbul'da, Bursa'da, Ankara'da, Trabzon'da birer Devrimci Gençlik militanı oldular. "Üniversiteler bizimdir" sloganı ilk kez çınladığında üniversite koridorlarında, onların da sesi vardı.
O abiden yüzlerce insanın bu topraklarda var olduğunu biliyorum. Binlerce çocuk da dinlemiştir o nasihatleri. Belki o yüzden hâlâ çıkaramıyoruz tertemiz ana emeği ile yıkanmış yamalı pantolonlarımızı. O yüzdendir ısrarla ret edişimiz nasıl kazanıldığı belli olmayan ütülü pantolonları (...) Ahmet İnsel ve onun gibiler asla yamalı pantolonlu çocukları anla(ya)mayacak. Devrimciler bu yolculuğa başlarken sadece güçlü kollarına, kocaman yüreklerine ve de bilinçlerine güvendi. Aracın sal, taka, yat ya da kendi gövdesinin olduğuna bakmadan yolculuğuna devam edendir onlar. Sözün kısası ve akılda kalınması gereken şudur ki, devrimciler nereye giderse üstündeki ya da altındaki araçta oraya gidecektir. Bize o nasihati veren ve adını çok sonra öğrendiğim ağabeye gelince. 0,12 Eylül işkence hanelerinde katledildi. Arkasından "Adı Uzun, kendi uzun Ahmet Kardeşim" diye ağıtlar yakıldı. Ve ant içmiş ardından yamalı pantolonlu çocuklar "üretenlerin yöneteceği bir dünya kuracağız."
Yaşar Aydın
İnsanın inanç perdesi ne kadar kalınsa
akıl güneşi o kadar geç doğarmış..
.
.

.
.
|