--Sadece rahatlamak için yazdım, size rahatsızlık verirse kusurlarımı affediniz

--
İnsanlarla konuşamıyorum bazen. konuşmak istiyor muyum onu da bilmiyorum. Aslında deniyorum da bi’ şeyler söylemeyi. Ama bi’ his bırakmıyor yakamı. Hep uzak kalıyorum. Hissediyorlar belki bunu onlarda. Belki de onun için onlarda denemiyorlar. Çünkü bi şey kaybetmediklerinin farkındalar. Anlamadıkları dilden, tahmin bile edemedikleri şeyler söyleyen ya da sadece böyle yapıyormuş gibi davranan bi insanla anlaşmak kolay değil ne de olsa. Anlaşamamakta kayıp değil. O zaman uzaklaşıyorum onlardan. Çünkü onların da benim için kayıp olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben de onları anlayamıyorum. Ya da anlam veremiyorum, vermiyorum onlara. Yani suç biraz da bende aslında. Soyutluklarda dolaşıp somutluklarla uğraşmak istemek ne kadar mantıklıdır ki sonuçta. Ya da somutlukların senin soyutluklarını avutmasını istemek. İşte tam da bunu fark edince, kendime dönüyorum. Doğduğum andan beri yanımda olsa da baya bi süre sonra fark ettiğim kendime. Konuşuyorum onunla, anlatıyorum, sinirleniyorum, kavga ediyorum. Cevap vermiyor bazen. Çünkü biliyor cevap verirse daha da kavga edeceğiz, çünkü biliyor cevap verse ikimizde daha da sinirleneceğiz, çünkü biliyor ki eğer böyle giderse ikimizde tek varlığımızı kaybedeceğiz..
Ama bazen, ben sakince anlatırken ona, ya da heyecanla, cevap veriyor beklemediğim şekilde. Fısıldıyor… Duyuyorum bazen ne dediğini, ama bazen duyamıyorum. O zaman sırf bana yardımcı olabilmek için benim yerime geçiyor o. Bana sormadan gerçekten benim ihtiyacım olan şeyleri yapıyor bazen de. Onun için kopamıyorum belki de ondan. Her şeyden kopmak isteyip de korkmam değil kopamamamın nedeni. Niye korkuyorum onu da anlamıyorum. Sonuçta inancım bana yardım etmek için varsa, neden korkayım ki ondan. Eğer ben devam etmek istemiyorsam, inancımın engeline mi takılacağım? Eğer takılacaksam da o zaman nasıl yardım edecek bana bu inanç? Eğer yardım edemeyecekse neden inanıyorum? Belki devam etmem gerektiği için yardım etmiyor bana bu konuda inancım, tamam kabul ediyorum bunu. Ama her zaman niye kendisinin doğru olduğunu düşünüyor? Doğrular niye hep evrensel oluyor? Kişisel olanlarsa niye uçukluk oluyor? Niye çok güzel bir dudakta çıkıp da güzelliği mahveden, istenmeyen uçuk muamelesi görüyor?
Ama bazen gerçektende saçmaladığımı düşünüyorum, devam etmemek konusunda ve her şeyde. Belki daha hiçbir şey görmeden denizi yüzülemeyecek bir yer sanıyorum. Ama tutunamıyorum da bazen, ağlayamıyorum da. Atamıyorum hiçbir şeyi. Biriktiriyorum her şeyde yaptığım gibi. Kendimle birlikte büyütüyorum. Sonra önceden benimle büyüttüklerime bakıyorum. Boşuna üzülmemişim aslında diyorum öncekiler için. Daha o zaman boşuna üzülmediysem şimdi niye boşuna üzülüyor olayım ki? Biriktirdiklerimle birlikte büyümekte zor geliyor. Daha da sinirleniyorum. Ama kendime bişey diyemiyorum, korkuyorum. Korkuyorum bana rest çeker diye. Yeter artık der diye. Daha bi sıkışıyorum. Daha da zorlaşıyor ya da daha da zorlaştırıyorum. Sınırlarını büyütüyorum belki de böylece kendimin. Belki de daha fazla küçültüyorum. Ne yaptığımı bende bilmiyorum. Kimsesiz sarhoşlar gibi kimselerimi reddederek savruluyorum. Belki de diyorum yine belki de büyümek bu. Sonra sakinleşir gibi oluyorum biraz. Ve istemesem de aklımdan geçiş yapıyor söylediklerim. Elimde olmadan düşünüyorum. Hep belki dediğimi fark ediyorum. Yanında da ‘de’ olanını daha bi kullanıyormuşum diyorum. Yani bir değil birden fazla belkileyip, ihtimalliyorum. Demek diyorum o her şeyi biliyorum havaları da rolümmüş. Aslında hiçbir şey bilmiyormuşum. Bilmiyormuşum ki böyle sürekli ‘’de’li’’ belkilere takılıyormuşum. Bilmiyormuşum ki, hemen yıkılıyormuşum. Bilmiyormuşum ki, hayatımı çok şeyden tek şeye bağlıyormuşum. Çok şeyleri sevmiyormuşum ya da. Onun için de O’na bağlanıp kalmışım. O da öğrenmiş, fark etmiş o’na bağlandığımı. O yüzden üzmemek için beni, benimle konuşuyormuş. Ama bilmiyormuş ki üzmemek için konuşması beni ona daha fazla bağlıyormuş. Neden konuştuğunu öğrenince de daha yok ediyormuş beni. Yani ben onun için mi yok oluyormuşum? Yo yo o kadar basit olamaz! O’nun için yok olamam, ne kadar sevsem de O’nu. Hem tutkular insanı yaşatmaz mı? Niye öldürüyor benim tutkularım ya da tutku sandıklarım beni? Beynime o kadar takılmış, o kadar iz bırakmış ki demek yok olmak, o kadar korkuyormuşum ki yani yok olmaktan tutkularımın bile öldürdüğüne inanıyorum. Olması gerekenler belki de bunlardır. Belki de böyle olmalı ki içimde birikenleri içimden atabileyim. Sadece iz bırakıp, gitmelerine izin vereyim.belki de…
Ama son olarak deyip, alakalı olsun olmasın her şeyin sonunda son olarak deyip, herkesin duyacağı ya da sadece benim veya sadece kendimin duyacağı seste, son olarak O’nu her şeye rağmen seviyorum diyorum. Ve ‘’sanırım’’ her şeye rağmen yaşamalıyım, istemesem de devam etmek!