Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Pano > Kara Delik

Kara Delik Nereye yazsam dediğiniz konular için böyle buyrun.

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Eğitim (mi) ?

Kara Delik içerisinde Eğitim (mi) ? konusu: 2003 yılında Tarih öğretmenliğinden emekli olup eskilerin tabiri ile " Unumuzu eleyip, eleğimizi duvara astıktan" sonra bir süre kendimi kitaplardan, eğitim faaliyetlerinden uzak tutup dinlenmeyi düşündüğüm günlerdi. Yaşadığım şehir de ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 24-01-2008, 20:57
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
Standart Eğitim (mi) ?

2003 yılında Tarih öğretmenliğinden emekli olup eskilerin tabiri ile "Unumuzu eleyip, eleğimizi duvara astıktan" sonra bir süre kendimi kitaplardan, eğitim faaliyetlerinden uzak tutup dinlenmeyi düşündüğüm günlerdi. Yaşadığım şehir de yakın bir dostum bizi akşam evine davet etmişti. İlköğretim 8. sınıfa giden çok çalışkan ve okul birincisi bir kızı vardı. "Hoş geldiniz amca." diyerek gelip elimi öptü. Okullar sömestr tatiline yeni girmiş, I. Dönem karneleri verilmişti. Babası kızının tüm ders notlarının 5 olduğunu ve okul da birinci geldiğinii ftiharla anlatıyordu. Ne yalan söyleyeyim, benim çocuklarım da böyle bir başarı gösterse ben de sevinirdim.

Bir ara kapı çaldı. Eve yeni misafirler geliyordu. Ev sahibi, "Gelenler yabancı değil, iş yerinden arkadaşım ve hanımı." dedi. Gayet şık giyimli bir beyefendi ile bir hanımefendi yanlarında kızları olduğu halde odaya girdiler. Kısa bir "Hoşgeldiniz" ve tanışma faslından sonra yeni gelen misafirin kızı da elinde karnesi ile ev sahibinin yanına gelip elini öptü. Bu kız öğrenci de başka bir okul da dereceye girmiş ve tüm notları da beş.

Ev sahibi beni işaret ederek, "Çocuklar bakın bu arkadaşım da öğretmen. Eğer emekli olmasaydı muhtemelen onun da öğrencisi olacaktınız." dedi. Çocuklar hemen ne öğretmeni olduğumu sordular. Branşımın Tarih olduğunu öğrenince bana olan ilgieri birden kayboldu. Herhlde matematik öğretmeni olmamı beklemişlerdi.

Pek başvurduğum bir adet olmamakla beraber onlara sosyal bilgiler ders notlarını sordum İkisi birden "Beş" dediler. Daha sonra Vatandaşlık ders notlarını sordum. Yüzüme bakma gereği bile duymadan yine "Beş" dediler. Anlıyordum ki, sözünü ettiğim her iki ders te bu öğrenciler tarafından ya sevilmiyor, ya da tabiri caizse "Vızıltı" geliyordu. Gerçekten sosyal bilimler hep matematik ve fen bilimlerinin gölgesinde kalmış ihmal edilmiştir. Hatta bu alanda ki dersler hala günümüzde "Ezber" dersi olarak anılır/bilinir.

İki okul birincisi kız da kendi aralarında konuşmaya dalmışken sorduğum basit bir soru onları bir anda donmuş gibi bir hale soktu. "Kimlere vatandaş denir ?" diye sormuştum. Kısa süreli "Afallama" dönemini atlattıktan sonra bizim arkadaşın kızı bir şeyler söylemeye çalıştı ama söylediklerinde sorduğum sorunun cevabı yoktu.Sadece "Cevap vermiş olmak" için gayret ediyordu. Diğer öğrenci hiç cevap veremedi.Onlara hitaben dedim ki, "Vatandaşlık ve insan hakları eğitimi ders notlarınız beş ama, ikiniz de dersin adını bilmiyorsunuz. Bu garip değil mi ?"

Çocukların babaları kısmen bu diyalogdan rahatsız oldular. Aslında ben de böyle her şeye "Maydanoz" olma huyumdan memnun değilim ama, ne var ki bazen kendimi kaptırıyorum. Arkadaşım, "Kızım öğretmeniniz size vatandaşın ne anlama geldiğini izah etmedim mi ?" derken diğer kız, "Ben hatrladım." diye yerinden fırladı. Tabi babası da ağzındaki dişlerin tekmili birden görünecek şekilde gülümsedi. Bir an da "Zor" bir soruya kendi çocuğu cevap verecekti.

Çocuk, "Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes vatandaştır." dedi. Sonra da oradan bir vatandaşlık kitabı bulup çıkardı ve "Bakın kitapta da aynen böyle yazıyor." Artık ok yaydan fırlamıştı. Ben esas anlatmak istediğim şeyi anlatmadan bu işin peşini bırakmaya niyetli değildim. Hatta evden kovulmak pahasına.

"Peki" dedim cevap veren kıza. "Vatandaş kelimesinin ne anlam taşıdığını bilmeden, vatandaşlık bağını nasıl açıklayacaksın ?"

Önce evde derin bir sessizlik oldu. Diğer misafir kaşlarını çattı ve tam konuyu değiştirmeye niyetlenirken,

"Biz açıklamıyoruz ki.!" dedi kızı ve şöyle devam etti."Öğretmenimiz işlenecek konu için bir küme oluşturuyor. Her öğrenciye kitaptan işartetlediği bölümleri ezberlemelerini söylüyor. Daha sonra derste bu arkadaşlar çıkıp ezberlediklerini anlatıyor. Öğretmenimiz de eksikleri tamamlıyor."

İlginçti...

Dersin adının ne olduğunu bilmeden bütününden tam not alan öğrenci ile, bu öğrencileri eğiten "Öğretmen"(!) bizim gibi geri kalmış fakat politik nezaket kuralları gereği "Gelişmekte olan ülkeler" şeklinde nitelendirilen memleketler de görülebilirdi...

Bizde çok az okul müstesna eğitim falan yok. Görünür de modern olma gayretinde ama, hala Pavlov'un "Zil sesine salya" modunda bir öğrenme faaliyeti uygulamaya çalışıyoruz. "Eğitim" diye sunulan bu "Hilkat garibesi" sistem içerisinde, aklını biraz kullanabilenler kumpası kırıp kendisini kurtarıyor. Çoğu zeki ve yetenekli ööğrenci de bu değirmen de öğütülüp kayboluyor. Öğrenmenin temeli ilgidir. Şu ana kadar görebildiğim; bizler verdiğimiz eğitimle bırakın çocukların ilgisini artırmayı, var olanları da köreltiyoruz.

Bir sayın Prof.un mevzu ile alâkalı düşüncelerini aktararak yazımı bitiriyorum.

"Türkiye de cehalet bir neme lazımcılığın ya da boş vermişliğin sonucu değil, bilinçli bir eğitimin meyvesidir."


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois

Konu Erdoğan tarafından (24-01-2008 Saat 21:43 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 24-01-2008, 22:20
yıvgım
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Yaş: 29
Mesajlar: 157
hocam..merhaba..çok güzel anlatmışsınız yaşadığınız diyaloğu ve sonrasındakileri...
bende bir öğretmenim,,, ve bir çok meslektaşımı bu yüzden kınıyorum...sistemin içinde olupta sistemin yanlışlarını düzeltebiliriz...kimlerle? tabiki yetişdirdiğimiz çocuklarla...biz sadece öğretici değil,,öncelikle eğitimciyiz...farkı fark edenlerden olmalı tüm eğitimciler önce...

teşekkürler yazınız için..
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 10-02-2008, 22:15
...
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 840
herseferinde yaptığımız gibi yine suçlu'yu bulup işin içinden sıyrılıveriyoruz değil mi? "hilkat garibesi" eğitim sistemi... asalım efendim... idam... değerli eğitmenlerimiz (sözüm meclisten dışarı inanın) kendilerine dayatılan sistemden gayrısını seçemiyorlar elbette. yolun henüz başında ki yavrucaklarımızın körelmesini sağlayan sistem ne acıdır ki bunu idealleri olan "kutsal" meslek sahibi öğretmenlerimizle yapıyor. ve ne acıdır ki öğretmenlerimizde köreltirken köreliyorlar. bunun dışına çıkmaya çalışan ve tepki gösteren öğretmenlerimizinde başını eziyorlar efendim biliyorum. ama işin acınılası kısmı da burada her yerde olduğu gibi yine azınlıkta kalıyorlar.
toptan kalite zımbırtısının gizliden okullarımızada sızdığı ve buna yine işin kötü tarafı öğretmenlerimizin büyük bir şevkle kapılıp çocuklarımızın yarışmasının ötesine geçip kendilerinide yarıştırdıkları bir dönemdeyiz maalesef.
aynaya bakıp sorgulamalarımızı eksik bırakmayalım efendim. saygılarımla...


Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 11-02-2008, 00:17
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
"...herseferinde yaptığımız gibi yine suçlu'yu bulup işin içinden sıyrılıveriyoruz değil mi? "hilkat garibesi" eğitim sistemi... asalım efendim... idam..."

Bu yaklaşım üzerine bir alınganlık içerisinde cevap verme ihtiyacı hissederek yazıyor değilim. Sadece bir hususa açıklık getirmeyi düşündüm. "Sistem" derken, Milli eğitim bakanlığına ait eğitim-öğretimle ilgili kanun/tüzük ve yönetmelikler ile, Talim ve terbiye kurulu kararlarını kastedilmemiştir.

Başka bir forumda da bil vesile arzetmiştim. Burada kısaca tekrar etme zarureti hasıl oldu. 25 yıllık öğretmenlik hayatım süresince binlerce veili ile karşılaştım. Veli toplantılarında hemen hepsi öğrencilerin notlarını alıp gitmek istiyordu. Derslerinde başarılı olan öğrencilerin velileri sanki bütün işi bitirmişler gibi usulen bir "Teşekkür" edip giderken, daha ziyade benimle konuşmak isteyen veliler zayıfı olan öğrencilerin anne ve babaları idi. Onlar da zayıfı kurtarabilmenin çareleri üzerinde konuşurdu. İnanırsanız eğer 23 yılım bu minvâl de geçti.

Emekliliğime iki yıl kala yine bir veli toplantısnda ben her zaman olduğu gibi otomatiğe bağlanmış biçimde gelen veliye not çizelgesini teslim ediyordum. Bir veli geldi, elimdeki kâğıdı uzattım. Adam bana aynen şöyle dedi.

"Hocam boş ver sen şimdi notu. Bizim çocuğun ahlâkı nasıl ?"

Hemen yerimden kalktim. Boynuna sarılıdım.Kendisini tebrik ettim. Sonra da orada beklemekte olan diğer velilere hitaben,

"Yıllardır öretmenlik yaparım. Katıldığım veli toplantılarının sayısı belirsiz. Binlerce veli ile tanıştım/konuştum. İlk defa bir öğrenci velisi notu değil çocuğunu ahlâkını sordu. Sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum." dedim.

Özetle sistem denilince,okul/aile ve çevre birlikte mütâlâ edilmelidir. Veli çocuğun ahlakından ziyade derslerindeki başarı ile ilgileniyor. Okul yönetimleri (İdareciler) göstermelik bilgi yarışmalarından alınan sonuçlardan nemalanıp siyasi mülahazaların da etkisi ile makam atlamak, öğretmenler ise "Yılın öğretmeni" olmak için sırya giriyor.

Öğrenci not, idareci makam, öğretmen karizma/ödül peşinde koşar oldu. Özel ders rezaletlerine girmeye gerek görmüyorum. Sekiz ay boyunca öğretemediği bilgiyi paralı özel derste ve bir-iki ayda öğrencisine öğreten "Öğretmen"(!) leri gördükçe içim burkulur. Hatta, çok iyi matematik öğretmeni olmasıyla ün salmış bir arkadaşa bunu sordum. "Sekiz ayda öğretemediğinizi kısa bir sürede nasıl öğretiyorsunuz. Eğer bu mümkün ise, o zaman eğitim yılı boyunca bir çok öğrenci neden öğrenemiyor ?" dedim.

Arkadaşın cevabı şu oldu. "Ben kalan öğrenciler ders vermiyorum. Sınıfı geçen öğrenciyi bir daha ki yıl göreceği konular için önceden hazırlıyorum."

Ne diyelim ? Ben kendimi ahmak görmezdim ama tipimiz öyle gösteriyormuş demek ki. Bu arkadaş bana özetini aktardığım cevabı verirken acaba kensdisi de inandı mı bilinmez ? Ancak o sorudan sonra benimle karşılaşmamak için epey çaba harcadı.

Kanun/tüzük ve yönetmelikler, sistem olamazlar. Bunların Öğretmen/öğrenci/okul idaresi/veli ve çevre tarafından algılanıp uygulannması sonucunda bir sistem oluşur. Benim kastetiğim budur. Bu sistem içerisinde en büyük sorumluluk öğretmene aittir.Yukarıda ki yazımla hiç bir zaman yel değirmenlerini hedef göstermedim.

Saygılarımla.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois

Konu Erdoğan tarafından (11-02-2008 Saat 00:27 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 11-02-2008, 01:30
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Haklısınız Erdoğan, sistem deyince de birden çok veri, şekillenmesinde etkili oluyor.
Özellikle mesela sizin uzmanlık alanınız Tarih öğreticiliğinde; ezberden arınmış, analiz ve sorguya açık, araştırma teşvikini önceleyen bir tarih öğreticiliği sistemi kurulmalı. Örneğin yıllar yılı resmî tarih adı altında savaşlar, antlaşmalar ezberletilen çocuklara, devletlerin ekonomik, sanatsal, düşünce ve ideolojik akımları, müzik, insan hakları adına verilen mücadele tarihleri vs gibi çeşitli konular okutabilmesi gerekir.

Biraz eskiye giderek kendi orta ve lise öğrenimimi anımsamaya çalıştım. Ben sanıyorum nisbeten şanslı bir öğrenciydim, gerçekten seçilmiş ve belli bir seviyenin üzerinde çocuklarla beraber okumuştuk. Yine verilen eğitimin çocukların alımlayıcıklarını körelttiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle de İngilizce olarak biyoloji-fizik-kimya-matematik derslerini okumuştuk ki, öğrendiklerimizi Türkçeleştirip de, bir de üniversite sınavına hazırlanmamız için özel derse ne yazık ki biz de ihtiyaç duyduk. Bir de İHL'lerine tanınan katsayı sorunu gibi, bizlerden de "düz" liselere son senesinde geçiş yapanlar çok ciddi bir fark attılar sınavda bize. Sistemin temelinde de, veliler, öğrenciler, öğretmenler ve nihayet bakanlık, müdürlük derecesinde de birçok aksaklık söz konusu. Hâlâ da bu aksaklıklar giderilebilmiş değil. Güzel bir konuya değinmişsiniz, çok daha fazla söylenecekler var ama yoğun bir hafta sonunun ardından gece gece benden bu kadar deyip, forumu takip etmeyi deneyeceğim.

Saygılar...
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 11-02-2008, 01:39
yıvgım
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Yaş: 29
Mesajlar: 157
...bende birşeyler söylemek istiyorum..sistemin içinde olupta sistemin yanlışlarını düzeltebiliriz derken zaten,,beğendiğim bir sistemin içinde olmadığımı belirtmiştim...bizim için en zor şey,sistemi mecburen uygulamak zorunda olduğumuzun dayatılması ve müfettişler,,yönetmelikler,,mevzuatlarla sorgulanıyor olmamızdır..
...ama şunu unutuyorlar...sınıfın kapısı kapandığı zaman öğretmen-öğrenci ilişkisini sadece içeridekiler nasıl isterse öyle kurulur..

sistemin yanlışlarına rağmen biz orada olmak zorundayız,,orada olmamız belki sistemin düzeltilmesi için,bilinçli iç dinamiğin kendisini yapılandırmaya başlamasına sebep olur ..ya da öyle olması gerektiğini düşünüyorum
..
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 11-02-2008, 13:29
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
Öğrencilere sürekli bir şeyler anlatmanın sıkıcılığından, eğitimin amaçları doğrultusunda onların kafasında soru işaretleri oluşturabilme düzeyine gelebildiğimizde bir çok sorunu da halletmiş olacağız.

Kendisine verilen ödevi yapmak zorunda olan öğrencinin içinde bulunduğu sıkıntılı psikolojik durum ile, cevabını merak ettiği bir soruyu düşünürken ortaya koyduğu çözüme ulaşma isteği arasında büyük fark vardır. İlkinde mecburiyet, bıkkınlık, külfet, ödevi yapıp bir daha o konuyla ilgilenmeme durumu söz konusu iken, kendisinin bizzat merak ettiği, ilgi duyduğu hususlar öğrenciyi rahatsız etmez. Hatta bunları sık sık hatırlamaktan ve başkaları ile paylaşmaktan mutlu olur.

Bir ara bakanlık müfetişleri okulumuzu teftiş etmişler, nihayetinde bizimle yaptıkları tolantıda epey vaaz-ü nasihat etmişlerdi. Söylediklerinden ki şey aklımda kaldı.

Orta yaşlarda bir müfettiş, insanın kendisine anlatılanları dikkatli biçimde dinleme durumunun, en fazla 10 dakika sürdüğünü söylemişti. Demek ki bir öğretemen sınıfa girip defteri imzaladıktan sonra hemen konuya başlıyor ve zil çalana dek sürekli anlatıyorsa, dersin ancak 10 dakikasında dinleniyor demektir. Tüm ders saati 40 dak. olduğuna göre, geriye kalan yarım saat öğrenciler hayalere dalmaları veya gizliden birbirleri ile "geyik muhabbeti" ne girmeleri kuvvetle muhtemeldir. Öğrenciyi derste aktif tutmak için ilgiyi sağlamaya çalışmak, soru sorarken dahi, "Kalk bakayım sen söyle. Filan sorunun cevabı nedir ?" yerine, konuyu kısaca tanıtan bir girizgah dan sonra, öğrencilere bir şeyler sorulacaksa, "Bu konuda düşünceniz nedir ?" demek daha münasiptir. Çünki, soru sorduğunuz da öğrenci kendisinin hesaba çekildiğini düşünürken, "Fikriniz nedir ?" denildiğinde kendisine/düşüncesine değer verildiğini düşünüp memnun olacaktır. Zaten öğrenci dersten memnun oluyorsa mesele % 90 çözülmüş olur. Biz de ki klâsik ders işleme metodlarında öğrenci hep edilgendir. Aktif duruma getirlmesi dahi kimi öğretmenlerce yanlış uygulanmakta, özellikle sosyal bilimler derslerinde çocuklara yığınla konu verilip ezberlettirilmektedir. Ezberleyen bir çocuğun bunları tahta da tekrar etmesi ile bir muhabbet kuşunun kafesinde "En büyük filan" demesi arasında hiç bir fark yoktur. Öğrenciler bilgi hamalı olmamalıdır. Çünki, kullanılmayacak bilgi, öğrenme aşamsında öğrenciye hayatı zehir eder, öğrenme isteğini köreltir.

İkinci aklımda kalan husus ise, elindeki metini okuma dışında irticalen konuşmayı beceremeyen ve hasbel kader müfettiş olmuş yaklaşık 60 yaşında bir "Zât-ı Muhterem"(!)in kurduğu bir cümle oldu. Kendileri Mustafa kemâl'i bizlere anlatıyordu. "Anlatıyordu" derken, önceden hazırlanmış bir metinden okuyordu. Yaklaşık 45 dakika elindeki kağıtları okudu. Okuması bittikten sonra, kendisi bir şeyler söylemek istedi. Ama her kuruduğu cümlenin ne başı, ne sonu belli değildi. Ne söylediğini kendisi belki anlayabilirdi. Sözlerini şu cümle ile tamamladı.

"Atatürk; 57 yaşında ölmesine rağmen, bir dâhidir."

Bakanlık müfettişi olmuş bir kimsenin kurduğu bu cümlede ki, "Zerâfet, belâgat, edebi sanat ve anlam bütünlüğü"nü yaklaşık 20 yıldır ben çözemedim. Çözebilen varsa beri gelsin.

1970 lerden itibaren eğitim sistemimizde siyasiler ve kişisel menfaatler ön plâna çıktı. Görev yaptığım ilçe de Anadolu lisleri giriş sınavında il düzeyinde derceye giren ilk 11 öğrenci, aynı öğretmenin sınıfıdan çıktı. O yıl, Maaşla ödüllendirilip, yılın öğretmeni seçilen şahıs ise, siyasilerle ahbaplık kurma konusunda pek mahir, ekmediği yerden birçen, bir kıçı ile kırk deliğe sıçan, her devrin adamı at cambazı bir kişi idi.

Kültürümüzde "Bir dokun,bin âh işit" diye bir söz vardır. Eğitimin çilesini kendi çilesi yapmış insanların bu husus da pek sözleri bitmez. Bu başlığı açma maksadım, "Suçlu aramak" değildi. Sorunların kaynağı ile alâkalı bizzat yaşayarak müşahede ettiklerimi paylaşmak istedim.

Saygılarımla.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois

Konu Erdoğan tarafından (13-02-2008 Saat 14:51 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 11-02-2008, 22:07
...
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 840
Müfredatda yapılan değişiklikle 2005 yılından bu yana ezberci sistem yerine yoruma dayalı sistem uygulanmaktadır. Ne kadar üzücüdür ki bu sistem asla hiçbir eylemini tasvip etmediğimiz ve mutlaka bir bityeniği vardır dediğimiz iktidar döneminde gerçekleşti. Muhalif eğitimciler şokta. Bunu bu adamlar nasıl yapar diyorlar en kaba haliyle. Zehir gibi çocuklar yetişecek diyenler var. Birkaç yıl içerisinde idealist bir öğretmen olacağını düşündüğüm öğrenci bir arkadaşla konuşuyorum. Sen ne diyorsun. Onun ağzından aktarıyorum... "haklısın ama altyapı buna müsait değil ki"...
Pekala bir taraftan öğrenciye yoruma dayalı sistemi getirenler aynı zamanda öğretmenlere de "Toplam Kalite Yönetimi"ni getiriyor. Çocuklarımız ezberden kurtularak birbiriyle yarışırken aynı zamanda öğretmenlerimizde birbirleriyle yarıştırılıyor... Ağlar yavaş yavaş örülüyor. Burada ilköğretimde sınıf seçme, sınıf hazırlama, veli ayartma vb. durumlar yaşanıyor gizli gizli. Ve karma sınıflar yerine elit sınıflar hazırlanıyor. Önce öğretmenin isteği doğrultusunda başlayan durum okul yönetiminin çanak tutuşu ile devam edip velilerin uyumluluğu ile noktalanıyor.
Bakın ne oldu. Yoruma dayalı sistem geliyor ve öğretmen idare ve veli büyük bir uyum içerisinde eylemlerini gerçekleştiriyor. Herhangi bir uyumsuzluk sözkonusu değil. O öğrenci arkadaşımın söylediği altyapı sorunu sanıyorum bu değildi. Ama bizim altyapımız maalesef buna uygun değil. Memleket elbette ki kent okullarından oluşmuyor. Ve elbette ki sizler gibi değerli öğretmenlerimizde var.
Saç ayaklarımız sağlam değil ya da çürütülüyor.
Sn Erdoğan Hocam paylaşımlarınızdan dolayı çok memnun olduğumu belirtip bende birşey paylaşmak isterim.
İdealleri olan bir öğretmenin varlığından haberdar olup hazırlanan elit sınıf yerine öğretmenimizi tercih edip okulumuza başladık. Yalnız yukarıda bahsettiğim kumpaslardan dolayı öğretmenimizin hoşnutsuzluğu başlıyor ve ardından tayin isteği ile karşılaşıyoruz. İlk üç yıl öğretmenin çok önemli olduğunu düşündüğümüz için durumu zorluyoruz ve birşeyler yapmak istiyoruz. Peki etik olarak bu sınıfı bırakmak ne kadar doğrudur. Ve yaramaz birkaç çocuk birde elit bir diğer sınıf yüzünden. Sonra ben kendi önyargılarımla yüzleşip neden bu kez haksız çıkmadığımı sorguluyorum...
Hatırlarsınız 95 yılında çıkan bir yasayla meslek yüksek okulu öğrencileri belli bir not belli bir bedel ve kısa bir pedagojik formasyon ile öğretmen oluyordu. Kabul edememiştim. Öğretmen olmak bu kadar kolay olmamalıydı. Kaldı ki öğretmenlerini (birkaçı hariç) sevmeyen bir öğrenci olarak öğretmen olmayı reddetmiştim. Yıllar geçtikçe daha elit bir yerde olması gereken öğretmenlerimizin bir kısmının dışında bunu çokda haketmediğini görüyorum.
Çok uzattım belki ama son olarak şunları söyleyerek virgüllemek istiyorum. İyi bir öğretmen öğrencisinide, velisinide, belki zorlanır ama yönetiminide dönüştürür. Çünkü veli öğretmeninin ağzının içine bakar. Dönüşebilmek üzere efendim... Saygılarımla....


Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 12-02-2008, 00:00
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
Sn. ucuzfilm,

Bir defa, herhangi bir eğitim fakültesinden diploma almakla öğretmen olunmuyor. Bu kısım, kişinin bir etiket sahibi olabilmesi ve hukuken öğretmenliğe "Ehil" olduğunu belgelemesi bakımından önemlidir. Öğretmenlik kafa da deği,l gönülde başlar. Eğer kafaya girer ise, o kafalarda çok tilkiler dolaştığından, sizin o ısrarla üzerinde durduğunuz "Elit" kişilik oluşmaz. Ayrıca elit derken bu kavramın içini ne ile doldurudğunuzu bilmemekle beraber ben, dürüst nitelemesini daha yerinde görürüm.

Öğretmen olan şahıs eğer işini bir meslek olarak görürse, sıkıştığı nokta da, sizin şikayet ettiğiniz vatandaş gibi "Bana müsaade" deyiverir. Eğitimci, ancak ve ancak varlığı ile birikimi ile, hatta tüm iyi niyeti ile bulunduğu nokta da faydalı olbilme imkanlarına sahip değilse, elindeki tüm imkânları kullanmış ve bu durumu değiştirememişse, o zaman belki "Tebdil-i mekân da ferahlık vardır." deyip gidebilir.

Günümüzde bir çok şahıs, çocukların eğitimi üzerinden karizma yapmaya uğraşıyor. Buna öğrenciyi eğitmek değil, kullanmak denir.Eğitim de en önemli husus, öğretmenin fedâkarlığı/birikimi ve amaçlarıdır. Bunlar doğru ve yerinde olursa, görev yaptığı yer okadar önemli değildir. Çünki nereye giderse gitsin karşısına talebe çıkacaktır.

Öğrenci kamera gibidir. En ince ayrıntısına kadar öğretmen davranışlarınıı bir kenara not eder. Bu nedenle, öğretmenin tutarlı davranışlar sergilemesi, alanında Türkiyenin en bilgili insanı olmasından daha önemlidir. Kendi elleri cebinde ve ceketin düğmeleri açık iken, öğrenciye "Elini cebinden çıkar lan" diye bağırıyorsa inandırıcılığı kalmayacaktır. Yıllar önce rehberlik desinde sigaranın sağlığa zararları diye bir konu işlenecekti. İdareci arkadaşlar, elimize bir kâğıt tutuşturdular ve gidip sınıflarda okumamızı istediler. Sınıfa girip defteri imazaladıktan sonra ne yapabileceğimi düşündüm. Günde bir paket sigarayı bitiren ben çocuklara sigaranın sağlığa ne kadar zararlı olduğunu anlatacaktım. Gerçi Nasreddin Hocanın "Damdan düşen adam" hikayesi bana uyuyordu ama, öğrencilerin karşısında inandırcılığım olmayacaktı.Sınıfa bir göz gezdirdim.Sigara içmediğinden emin olduğum bir kız öğrenciyi çağırıp kağıttaki bilgileri okuttum.

Öğrencinin birisi inceden bir ironi ile, "Hocam siz neden okumadınız ?" dedi.

"Ben okusam gülerdiniz" diye cevap verdim.

Öğretmen öğrencisinden bir şeyi yapmamasını istiyor ise, önce kendisi yapmayacak. Eğer doğru davranışlar sergilemelerini istiyor ise, kendisi bizzat davranışları ile örnek olacak. Öğrenci öğretmenin samimi/dürüst olduğunu farkettiğinde, kendisi de belki bilerek, belki de farkında olmadan benzer davranışlar sergiliyor.

Eğitim dünyanın en önemli ve zor işidir. Çünki malzemeniz, insandır.


Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois

Konu Erdoğan tarafından (13-02-2008 Saat 14:53 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 12-02-2008, 00:15
...
 
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 840
Sn. Erdoğan Hocam sanıyorum niyetimi anlamışsınızdır. Sizin söylediğiniz gibi dürüst diyelim. Ve haklısınız durum paylaşımı yaparken şikayet eder gibi oldum. Bu da ayrıca çirkin bir davranıştı. Tekrar paylaştıklarınız için teşekkür eder şimdilik iyi geceler dilerim. Yazmak istediklerim var ancak zaman şu an benim için bitti...


Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
egitim


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Eğitim Nedir? titania Kara Delik 11 25-04-2008 23:50
anadilde eğitim......... botan Güncel Mevzular 52 17-04-2008 17:44
Eğitim Seviyesi ve Müzik patis Müzikal Enfeksiyon 9 02-09-2007 18:58
Avea İle Yurtdışı Eğitim Fuarları patis Kara Delik 0 02-04-2007 15:30


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:46 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org