Okul bahçesi-ölüme götürülmek-kutsallık sorunsalı
Ölüme götürülmek ve ölümün kutsallığı
Adnan Menderes'in ağaçlı bir yoldan darağacına giderken yanında bir hoca ve savcıyla birlikte çekilmiş o "meşhur" fotoğrafını bilirsiniz...
Menderes ölüme götürülmektedir. Birkaç dakika sonra son nefesini verecektir ipin ucunda.
Ölüme gitmektedir ve yanında bir hoca (din görevlisi) vardır.
Benim aklımı kurcalayan durum, burdan itibaren başlıyor...
Kurban keserken de bazen bir hoca o an orda dua eder.
O iş kutsaldır. Yani, kurbanın kutsal olduğuna inanılır.
Menderes de ölüme giderken kendisine bir hoca eşlik eder.
Ama burda durum farklıdır: Menderes bir kurban değildir, yasalara göre bir suçludur.
"Bir insanın canını alma" işine kutsallık yüklenmesi bana garip geliyor.
İnsan canı kutsal (ölüm de kutsal), ama bu canın başkası tarafından alınırken buna kutsiyet yüklenmesi bana tuhaf geliyor. Suç işlemiş ve ceza almış, öldürülecek, ama öldürülürken yanında din adamı var. Oysa ki insan hayatı kutsal değil mi?
Onun hayatının elinden alınması meşrulaştırılıyor mu bu yolla?
Bu bir ayin olarak mı görülüyor da acaba, ona bir kutsiyet yükleniyor?
Birisi ölüme mahkum ediliyor, kutsal olan "yaşama hakkı" elinden alınıyor (o veya bu sebeple), yani bu da ölüm ama normal bir ölüm değil, insanın canı alınıyor; ama buna da kutsiyet addediliyor.
Yani kutsal olan bir şey ile (yaşam hakkı ile), kutsallığa ters olan bir şey (can almak) yanyana getiriliyor.
Can-yaşam kutsal, can almak kutsal değil ama bu ikincisine kutsallık yükleniyor bu örnekte.
Bununla beraber,
Bir okul bahçesi (veya resmi bir kurumun bahçesi),
bir cami bahçesi de bana ölümü ve ölüme götürülmeyi anımsatır.
Bunda Menderes'in idamının etkisi de vardır kuşkusuz.
|