HÜZÜN
Düşlüyorum…
Yağmurlu bir öğleden sonra. Gökyüzünde martıların olmadığı…
Soğuk… Sessiz… Kızgın…
Ardından kış güneşi açsın istiyorum. Martıların kanatlarına bakarken alabildiğine mavi gözümü kamaştırsın.
Güvercinler olsun bir de… Özgür güvercinler.
İstemekle olmuyor.
Açmıyor güneş…Yağmur çiselemeye devam ediyor. Boğuk bir sis İstanbul’un adını bilmediğim beton tepelerinde.
Balıkçı motorları... Köhne bir yalı…
Balıksız bir misina…
Panama bandıralı yük gemisi yarıyor gri suları…
Geldiği limana öfkeli,
Gittiğine özlemli,
Hırçın boğaza kızgın gibi.
Saçları ıslak afili bir delikanlı kur yapıyor sevdiğine. Elinden tutuyor önce, sonra bırakıyor. İsteksizce…
Tekrar tutuyor…Umutsuz…Kızın yüzü gökyüzü gibi...
Saçları denizin dalgalarına özeniyor.
Poyraz…
Üşütüyor…
Yağmur damlacığı tıknaz çocuğun yanağından süzülüyor.
Bir tane… Bir tane daha…
Yağmur hızlanıyor...
Arkadan bir kornanın çığlığı geliyor.
Rüzgarın ve damlaların senfonisi…
Dalgaların kıyıya tokatı grubun bateristi..
Sessizlik…
Kış güneşi hala açmıyor. Martılarsa benim isteklerimden habersiz.
Güvercinler… Yüzlerce, binlerce güvercin…
Ürkek…
Korumasız… Yetim…
Aniden havalanıyorlar bir şeylerden korkar kaçar gibi…
Biri kaçamıyor…
Kurşuni asfalta düşüyor…
Gözün görmediği kulağın kulak kesilip duyabildiği bir yerlerden “duduk” un hüzünlü sesi beni çağırıyor…
Gitmek istiyorum…
İstemekle olmuyor…
23.01.2007
Özgür ÇAKMAKÇI
(ALINTI)
****
Bu yazının bende bir hatırası vardır. Onu da kısaca paylaşmak isterim.
Geçen kış askerdeyken, Posta Gazetesi okuyordum kantinde ve bir sayfanın köşesinde, bir martı resmiyle beraber bu yazı vardı.
Masmavi bir gökyüzünde bembeyaz bir martı ve bu satırlar...
Hemen yavaşça gazeteden kesip asker cüzdanımın içine yerleştirdim. Bir sevgilinin sevgilisinden kendinde kalan bir eşyayı saklayıp zaman zaman çıkararak ona dokunması gibi, sıksık bu yazıyı cüzdanımdan çıkartıp okudum, İstanbul hasretimi böyle gidermeye çalışırdım. Ama küllenmek yerine daha da şiddetlenirdi İst. özlemim ve içim kıyılırdı hüzünden.