bize dair...
20.11.2004 Radikal Gazetesi Met Üst
Tribünde, yolda kahvede, işte, otobüste, vapurda dolmuş durağında ben de dahil herkes, bir bilen gibi konuşuyoruz bu futbol hususunda. Ben de dahil herkes, konuşurken mangalda kül bırakmıyor, sanki artık biricik mesleği olan o futbolculardan, antrenörlerden, hakemlerden, yöneticilerden daha iyi biliyormuşuz gibi ayak üstü vecizeler yumurtluyoruz. Ben de dahil herkes, futbol konusunda konuşurken sanki dışardan bakan üçüncü gözler için muhteşem bir gizli işsizlik ordusuyuz. İşte ben hemen o ana röpottaj yapmak istiyorum bu ben de dahil herkes ile. Onlara şu soruyu sormak istiyorum mesela en başta : “Tamam o antrenöre, o futbolsuya, o hakeme, o takıma çok kızıyorsunuz, belki haklısınız ama, siz ne kadar iyisiniz ki acaba hayatınızdaki pozisyonunuzda? Çocuğunuzun okul numarasını, eşinizin doğum günün, babanızın iç hastalıklarını, annenizin ukdelerini-keşkelerini, işinizin inceliklerini, iş arkadaşlarınızın dertlerini memleketinizin toprak çeşitlerini ne kadar biliyorsunuz ki? Şidi olduğunuz bu kendinizden memnun musunuz? Olabileceğinizin en iyisi bu mu yani? Bulunduğunuz boşluğu yeterince doldurduğunuza inanıyor musunuz?o şirin ve masum çocuk kendinizden, çıkara çıkara bu şimdiki kendinizi mi çıkardınız? Siz ne kadarsanız, karşınızdaki de o kadar . Hatta karşınızdaki ne kadarsa, siz de p kadarsınız. Çünkü kızdığınız, müptelası olduğunuz o insanlar ve hazlar belirliyor aslında, hayata bakış açınızı, ütopyanızı, vizyonunuzu.
Bir de tersini düşünün; ya kızdığınız o arzu ve çoşku nesneleri sizin hakkınızda ahkam kesseler, atıp tutsalar ve mesela sorsalar:
- Siz niye ha bire işten kaytarıyorsunuz!
- Siz niye rüşvet alıyorsunuz!
- Siz niye çocuğunuzu hep dövüyorsunuz!
- Siz niye hep yanlış partilere oy veriyorsunuz!
- Siz niye ayaklarınızı yıkamıyorsunuz!
- Siz niye yatakta erken boşalıyorsunuz!
- Siz niye kitap okumuyorsunuz!
- Siz niye hep böyle şahsi yaşıyorsunuz!
- Siz niye hayatınızdaki son hareketi yapamıyorsunuz!
- Siz niye, niye, niye, niye, niye !!!
Çoğalttıkça çoğaltılabilir. Oysa bir bilet alıyorsunuz ve bir maçı seyrediyorsunuz. Bir takım tutuyorsunuz ve onunla 90 dakika coşuyorsunuz. Hepsi bu. Onların hayatlarını satın almıyorsunuz ki. Hem onlar sizin onları tuttuğunuzu bilmiyorlar ki. Onlar sizi, siz onları tanıdığınız gibi tek tek tanımıyorlar ki. Onlar işlerini iyi yaptıkları için alkışlıyorsunuz. İyi de, her işini iyi yapanı da alkışlamıyorsunuz ki. Mesela, size iyi et veren bir kasabı alkışlıyor musunuz? Size çürük olmayan bir kilo elma tattı diye, o manava tezahürat yapıyor musunuz? Karınız sevdiğiniz bir yemeği yaptı diye Taksim’de tur atıyor musunuz?
Tuttuğunuz takım yenildi diye isyan bayrağını açıyorsunuz da, oy verdiğiniz adamlar memleketi satıyor, niye ses çıkarmıyorsunuz? Hangisi daha önemli veya öncelikli. Memleketiniz mi, tuttuğunuz takım mı, yoksa Semra Hanım mı? Neden bu kadar kolay parti değiştiriyorsunuz? Aynı soğukkanlılıkla tuttuğunuz yakımı da değiştirebilir misiniz? Tuttuğunuz takım bir din mi? Değiştirince çarpılır mısınız yani?
Bilmem hangi futbolcunun vücudunun hangi bölgelerinden sakatlandığını adınız gibi ezbere bilirken, kırk yıllık sevgilinizin erojen bölgelerini bilmemeniz büyük bir insanlık ayıbı değil mi?bu Kopenhag Krakerleri’ne ve delikanlılığa sığar mı ulenn? Yakıcam bu gezegeni!
Tuttuğunuz takımın matematiksel olarak şampiyonluk şansı devam ediyor, bunu biliyorsunuz. E peki, çoğunuzun en son matematik sınavında kaç aldığını biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Oturunuz yerinize.! Bir!
Peki askerliğinizi kaçıp kaçıp en sonunda bedelli mi yaptınız? Güzel. Yaptınızsa peki o futbolcunun memleketini sizden daha az sevdiğini nerden çıkarıyorsunuz? Geçenlerde ünlü düşünür Erman Toroğlu, ne de güzel özetledi: “Meyvelerimiz, sebzelerimiz, tavuklarımız hormonlu olduğu için hiçbir Avrupa ülkesi almıyor bunları” diye. E peki, o hormonlu, meyveleri, sebzeleri, tavukları da bu futbol camiası mı üretiyor yani? UEFA şampiyonu ve dünya üçüncüsü olmuş bir futbolumuz var ama, Avrupa Birliği’ne giremeyen bir devletimiz ve eğitim, sağlık, kültür, milli gelir açısından dünya sırlamasının sonlarında yer alan bir memleketimiz var. Hayat bir bütün ve ben de dahil kerkes, domino taşları gibi sırt sırta yaşıyoruz. Birimiz devrilince ister istemez hepimiz sendeliyoruz. Kendimizin olmadığı ve yapmadığı şeyleri başkalarından niye bekliyoruz ki?
Bu konuda Ukraynaca çok güzel bir laf var ama Ukraynaca bilmediğim için buraya alıntılıyamıyorum. Oysa ben dahil herkez, evvela kendinden başlasa bu sövüp sayma işine, göreceksiniz her şey çok daha güzel olacak. Dünyayı güzellik kurtaracak ve sevmekle başlayacak her şey! Beni felsefe ve tarihle yargıla iki gözüm. Sosyolojiyle içeri tık. Mantıkla şartlı salıver. Amin!
|