Oradan oraya taşınan bir yalnızlıkla,üzgündü adam.
Çekmişti kafayı,onca acıyı meze yaparak.
Ama, Kıskanmıştı bu sigara-alkol ortaklığının ayrılmazlığını.
Derin bir nefes çekerken sigaradan,aslında çok şey veriyordu hayatından.
Şaşkındı,
Çöl ortasında açmış bir kardelen gibi hem de.
Kalbinden daha yakın bir hüzün sızısı duyuyordu bir yerlerinde,
En sevdiği renk sarı iken görememişti en güzelini.
Çoook uzak diye bildiği,
Aslında cebindeyken,cebinin en sıcak yerindeyken,yada yüreğinin,
Gitmişti O.
Gelmesinin en az olduğu an iken gitmişti üstelik.
Şimdi seni seviyorum diyebilmenin en cesur olduğu andı.
Ve adam bembeyaz bir gecenin ucunda,
Pulsuz bir mektup yazıyordu sevgilisine.
Kaleminin ucundan kağıda,binlerce sessiz çığlık dökülürken,
Dudaklarında,
Geçmiş bir anıyı,şimdiki ana ortak ederek,
Yüzyılları dolanan,
Kayıp bir melodiyi duyuyordu kulakları.
Biliyordu,söndürmeliydi sevdasının ateşini,
Dönüştürmeliydi acısını hüzne,
Yoksa yanacaktı bu ateşte.
Yüreğinde sevdaya aç binlerce gülün filizi varken
Gözünden akan yaşları içti kana kana.
Belki de gitmeliydi bu şehirden. Uzaktaki düşler ülkesine doğru.
Ama yüreğini götüremezdi,söküp atamazdı da.
Gidemezdi o halde,tutsaktı burada,bu sevdaya bağlıydı.
Tek yapabildiği uzanmaktı metal soğukluğa,
Ve uzandı da,
Yüreğe sessizce girse de,
Uzakta bir yerden,
Sisler arasındaki bembeyaz gecede duyuldu,
Boğuk sesiyle bir mermi…
Şimdi gülümser di artık adam,özgürdü…
gitmişti oda…